+ Konu Cevaplama Paneli
Sayfa 3 Toplam 24 Sayfadan BirinciBirinci 1 2 3 4 5 13 ... SonuncuSonuncu
21 den 30´e kadar. Toplam 233 Sayfa bulundu

Konu: Günün Duası

  1. #21
    Super Moderator ceylannur is on a distinguished road ceylannur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Mesajlar
    33.993

    Arrow Kavli dua"dan "Fiili dua"ya

    Kavli dua"dan "Fiili dua"ya
    İnsanlığın giderek Rabbini unuttuğu, O'na duâ ve ibadetten kaçınıp nefsî/fıtrî-ilahî özünden (15/29; 38/72; 32/9) hızla uzaklaştığı bir fesâd çağını yaşıyoruz. Bu çağın küresel/egemen değerlerine kaynaklık eden Batı uygarlığı, "Tanrı'yı hayatımızdan kovduk" diyerek başladığı seküler koşusunu "esfel-i sâfilîn" ve "bel-hüm edal" istikâmetinde hızla sürdürüyor.

    "Biz insanı en güzel biçimde (ahsen-i taqvîm) yarattık. Sonra onu aşağıların aşağısına (esfel-i sâfilîn) çevirdik." (95/4-5)

    'ın yeryüzünde "halifelik" (2/30) görevine lâyık gördüğü insan ifsâd ediliyor; aşağılık, bayağı bir yaratık haline getiriliyor; fıtrî güzelliğini terkedip -bir tv reklamındaki ifade ile- 'içindeki hayvanı açığa çıkarmaya' çağrılıyor. Rabbini unutan insan "hayvanlardan daha aşağı" derekelere düşebiliyor.

    "...Onların kalbleri vardır, fakat onunla gerçeği kavramazlar. Gözleri vardır, fakat onlarla görmezler. Kulakları vardır, fakat onlarla işitmezler. İşte bunlar hayvanlar gibidirler. Hatta daha da aşağıdırlar. Ve işte bunlar gâfillerin ta kendileridir." (7/179)

    Rabb'inden ve kendi nefsinden gâfil hâle gelip müstağnîleşen, sefilleşen ve duâdan yoksun kalan çoğunluğa karşın, zaman zaman duâya/ibadete ihtiyaç duyan dindar ya da dinî duyarlılığını henüz yitirmemiş önemli bir kesim de "duânın hakikati"nden habersiz. Seküler hayatın hızlı koşusu içinde karşılarına çıkan "kandiller", "kutsal" geceler, günler vesilesiyle, unuttukları Rabblerini hatırlama çabaları ise, handiyse sadece dilde kalan, gırtlaklardan öteye geçmeyen duâlar ve âminlerden, yalnızca o âna mahsus dinî ritüellerden ibaret. Duâ, niyaz ve ibadetlerin bir geceye ya da yaklaşan mübarek Ramazan gibi bir aya hasredilip hemen ertesinde, insanların "nerde kalmıştık?!" dercesine lâ-dînî hayata, dinden yalıtılmış yaşam tarzına hızla geri döndüğü, kendi içinde yaman bir çelişki barındıran bir tutumla karşı karşıyayız.

    Âdet yerini bulsun diye yapılan, -maalesef- içi boş, şekilden ibaret, yapanın hayatında herhangi bir olumlu değişime yol açmayan namazlar, oruçlar, duâlar... Böylesi bir dinî yaşam/a biçimi, esfel-i sâfilîn girdabına doğru sürüklenen insanlar için de bir tutamak, bir sığınak, bir kurtuluş kapısı olamıyor... Onların daha büyük bir çaba sarfedip, işin aslını yani tevhîdin, duânın, namazın.. hakikatini öğrenmeleri gerekiyor.

    Bu çerçevede, müslümanlar olarak, bizi tembelliğe, zillete, meskenete mahkum eden mevcut duâ anlayışımızı sorgulamanın zamanı gelip geçmedi mi?

    Ali Şeriati'nin tespit ettiği gibi, Müslümanlar arasında geçerli olan duâ algısı; "kelimenin yaygın anlamıyla; duâ eden bireyin, kendi çabasıyla, zorluk ve çalışmasıyla kazanabileceği şeyleri tembellik ve zayıflıktan ötürü 'tan istemesi"nden ibaret! Maalesef, bugünün Müslüman dünyasında; "düşünce ve pratikteki zorluk ve meşakkatlere katlanma yerine, cihad etmek yerine, bireysel ve toplumsal sorumluluğu kabul etmek yerine, kestirme yoldan duâ ediliyor."!

    Üstelik bu durum, yıllardır, yüzyıllardır böyle: "Kur'ân şairi" Mehmed Akif Ersoy, asırlar boyu Müslümanların elini kolunu bağlayan bu yanlış duâ anlayışı ve batıl 'kaderciliği' şiddetle eleştirir:

    "Kadermiş!" Öyle mi? Hâşâ, bu söz değil doğru:
    Belânı istedin, da verdi... Doğrusu bu.
    "Çalış!" dedikçe şerîat, çalışmadın, durdun,
    Onun hesabına birçok hurafe uydurdun!
    Sonunda bir de "tevekkül" sokuşturup araya,
    Zavallı dini çevirdin onunla maskaraya!
    Bütün o işleri Rabbim görür: Vazifesidir...
    Yükün hafifledi.. Sen şimdi doğru kahveye gir!
    Silahı kullanan , hudûdu bekleyen O;
    Levâzımın bitivermiş, değil mi? Ekleyen O!

    Maalesef, bugünün Müslümanı, hâlâ bir eylem, bir cehd, bir gayret ortaya koymadan, yalnızca ellerini 'a açıp O'na nâz u niyâz ederek "armut piş, ağzıma düş" türünden bir takım arzu ve isteklerini dillendirmekle duâ ettiğini sanıyor. Kendisinden başlayarak hayatını ve çevresini değiştirmek için ciddi herhangi bir çaba göstermeden, kararlı ve ısrarlı bir mücadele vermeden sadece basmakalıp secîli duâ cümlelerini zaman zaman tekrarlayarak Cenâb-ı 'tan 'kötülükleri defetmesini, iyilikleri fethetmesini, düşmanları kahretmesini...' isteyip duruyor... İslâm'ın duâsı bu değil! Kur'ân'ın tanımladığı "duâü'l-hak" (gerçek duâ) hiç değil! Kendi görev ve sorumluluklarını yerine getirmeyen hatta hatırlamayan bir kulun, sıkıntılarını, sorunlarını 'a arzedip her şeyi O'na havale etmesi, en azından 'tan utanmamaktır.

    Peki, yalnızca dilde kalan, sahiplerini pasif-edilgen nesneler haline getiren "kavlî duâ"dan "fiilî duâ"ya yani "hak duâ" anlayışına nasıl geçebiliriz? Bu sorunun cevabını da haftaya arayalım, inşaallah.

    Abdullah Yıldız



    ölümle nişanlıysak neden çeyiz hazırlamıyoruz









  2. #22
    Super Moderator ceylannur is on a distinguished road ceylannur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Mesajlar
    33.993

    Arrow Ümmeti Muhammed'e (sav) DUA

    ALLAH’ım, Ümmet-i Muhammed’e Mağfiret et;

    ALLAH’ın, Ümmet-in Ayıbını ört; Ümmet-i Muhammed’e acı;

    ALLAH’ım, Ümmet-i Muhammed’e yardım et;

    ALLAH’ım, Muhammed Ümmetini Müjdele;

    ALLAH’ım, Muhammed Ümmetinin işini kolaylaştır;

    ALLAH’ım, Muhammed Ümmetinin işini aç;

    ALLAH’ım, Muhammed Ümmetine nazar buyur, müsamaha et;

    ALLAH’ım, Muhammed Ümmetine bağışlayıcı ol;

    ALLAH’ım, Ümmet-i Muhammed’i kuvvetlendir;

    ALLAH’ım Ümmet-i Muhammed’in işini hallet;

    ALLAH’ım, Muhammed Ümmetine hidayet buyur;

    ALLAH’ım, Muhammed Ümmetine öğütler ihsan et;

    ALLAH’ım, Muhammed Ümmetine Merhamet eyle;

    ALLAH’ım Ümmet-i Muhammed’i yücelt;

    ALLAH’ım Muhammed Ümmetini azametli ve şevketli kıl;

    ALLAH’ım Ümmet-i Muhammed’e hidayet nasip et;

    ALLAH’ım, Muhammed Ümmetine tevfik ihsan eyle;

    ALLAH’ım, Ümmet-i Muhammed-i rızıklandır;

    ALLAH’ım, Muhammed Ümmetinin günahlarını bağışla; Muhammed Ümmetinin günahlarını sen ört;

    ALLAH’ım, Muhammed Ümmetinin sıkıntılarını sen kaldır;

    ALLAH’ım, Muhammed Ümmetinin kalplerini nurlandır;

    ALLAH’ım, bütün işlerinde Ümmet-i Muhammed’e kolaylık ihsan et;

    ALLAH’ım, Muhammed Ümmetinin kabirlerini genişlet;

    ALLAH’ım Muhammed Ümmetinin düşmanlarını kahret;

    ALLAH’ım Ümmet-i Muhammed’e son nefeslerinde iman nasip eyle;

    ALLAH’ım beni Ümmet-i Muhammed ile birlikte iman üzere haşreyle;

    Efendimiz Muhammed Mustafa’nın sancağı altında cemeyle ve sana kavuştuğumuz an, bize gazaplanma, bizden razı ve hoşnut ol, ey âlemlerin Rabbi ve ey merhamet edicilerin en merhametlisi

    AMİN

    Konu ceylannur tarafından (04-01-2009 Saat 15:34 ) değiştirilmiştir.



    ölümle nişanlıysak neden çeyiz hazırlamıyoruz









  3. #23
    Super Moderator ceylannur is on a distinguished road ceylannur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Mesajlar
    33.993

    Arrow Adiyat suresi

    ADİYAT SURESİ

    Rahman ve Rahim Olan ın Adıyla


    1. Soluk soluğa koşanlar dile gelsin! (1)

    2. Ateş saçan kıvılcımlar dile gelsin! (2)

    3. Sabahleyin baskın yapanlar dile gelsin! (3)

    4. Tozu dumana katanlar dile gelsin! (4)

    5. Topluluğun ortasına dalanlar dile gelsin!(5)

    6. İnsanoğlu rabbine karşı nankördür,

    7. Kendisi de buna şahittir,

    8. Ele geçirme hırsı gözünü bürümüştür.(6)

    9. Bilmez mi ki mezarlar deşildiği zaman,(7)

    10. Göğüsler açıldığı zaman,( 8 )

    11. İşte o gün, her hallerinden haberdar olduğunu Rableri onlara gösterecektir!(9)




    1 - Yani : Soluk soluğa koşan atlar dile gelsin ! Ordular halinde hazırlanıp bölük bölük yeryüzünü talan etmek, halkları korkutmak, yeryüzünü ele geçirmek için soluk soluğa koşturan o atlar dile gelsin ! Yeryüzünde şu ana kadar bu amaçla kullanılan ne kadar at, deve, katır vs. varsa dile gelsin ! Keza at gibi kullanılan tanklar, uçaklar, füzeler, bariyerler, cipler, zırhlı araçlar dile gelsin ! Eskilerin atı, devesi yerine kullanılan bütün savaş araçları dile gelsin



    2 – Yani: Soluk soluğa koşarken tırnaklarıyla ateş saçanlar, kıvılcımlar çakarak koşuşturanlar dile gelsin! Keza etrafa ateş saçarak ilerleyen tankların makineli tüfekleri dile gelsin! Füzelerden yağan ateşler dile gelsin! Nükleer bombalardan yayılan kıvılcımlar dile gelsin!



    3 – Yani: Sabaha karşı baskın yapanlar dile gelsin! Ülkerleri işgal etmek, yer altı ve yer üstü zenginliklerine el koymak için harekat düzenleyenler, yağma ve talan planları yapanlar dile gelsin!



    4 – Yani: Tozu dumana katanlar, her yeri ateş ve barut kokusuna boğanlar dile gelsin! Hiroşima ve Nagazaki'de göklere yükselen toz bulutları dile gelsin! Savaşta yanan evler, evlerden yükselen dumanlar dile gelsin!



    5 – Yani: Pervasızca halklara saldıranlar, ülkeleri işgal edenler, halkın üzerine ateş açanlar, bomba yağdıranlar, kitlesel katliam ve soykırım yapanlar dile gelsin!



    6 - Yani: Bütün bunlar dile gelsin de söylesin : ' İnsanoğlu Rabbine karşı gerçekten çok nankördür. insanı en güzel şekilde yaratmış, nimetlerle donatmış. Yeryüzünde fesat çıkarmayın, haddinizi bilin, yağma ve talan yapmayın, kaynakları adilce bölüşün, açgözlülük yapmayın, hakkınıza razı olun, başka halklara saygılı olun, çalışın, üretin, yeryüzünü imar yarışına girin, birbirinize saldırmayın' demiş.. Fakat insanoğlu bununla yetinmeyerek bildiği halde mal, mülk, iktidar, egemenlik ve ele geçirme hırsıyla saldırıyor. Gözünü hırs bürümüştür, hiçbir şeyi göremiyor artık. Yeryüzünde kan döküyor, fesat çıkarıyor…İşte biz atlar, arabalar, kılıçlar, kalkanlar, savaş arabaları, füzeler, tanklar, uçaklar, silahlardan çıkan kıvılcımlar, gökyüzüne yükselen dumanlar, barut kokuları hepimiz buna şahidiz.. Evet, İnsanoğlu nankördür! Ve büyük bir suç işlemektedir. Bunu böylece dile gelip ikrar ederiz, buna tanıklık ederiz! Kıyamet günü tanıklığa çağırıldığımız zaman bunu böylece haber vereceğiz..'



    7 – Yani : Bütün bunları yapanlar şunu bilmezler mi: Mezarlarda yatanlar kaldırıldığı zaman.. Bu katliamları, soy kırımları, işgalleri, saldırıları düzenleyenler mezara saklanıp tam da unutulup gittiklerini sandıkları bir anda yeniden yaratılıp diriltildikleri zaman.. Dünyanın bütün zalimleri, despotları, tiranları mezarlarından kaldırılıp hesap için huzura getirildiği zaman..



    8 – Göğüslerde ne var ne yok ortaya döküldüğü zaman.. Kim kimin hakkında ne düşünmüş, kim kime ne hainlik planlamış, kıskançlıklar, çekememezlikler, içerlemeler, düşünülen fakat söylenemeyenler, arkadan vurma planları, kuyusunu kazma hesapları, bütün her şey göğüsler yarılıp, kalpler ortaya dökülüp, beyinlerdeki hafızalar dile getirilip konuşturulduğu zaman.. Sinelerde gizlenen sırlar, hesaplar, ihanetler, istihbarat arşivleri, fişlemeler, suikast planları, işgal hesapları, dünyayı ele geçirme hevesleri, saldırı hazırlıkları vs. bütün hepsi ortaya saçılıp sahiplerini utanç içinde yapayalnız bıraktığı zaman…



    9 – Yani: İşte o gün, Rablerinin bütün her şeyden haberdar olduğunu ayan beyan görecekler. Dünyanın bir sahibinin olduğunu anlayacaklar fakat iş işten çoktan geçmiş olacak. Bu nedenle ey insanlar ! O gün gelmeden kendinize gelin! Halinizi gidişatınızı düzeltin. Her şeyiniz kaydediliyor. Hiçbir şey ama hiçbir şey zayi edilmeyecek. Bu dünyanın bir yüce sahibi var ve sizler onun lütfü ve nimeti sayesinde yaşamaktasınız. Nankörlük etmeyin, kendinize yazık etmeyin, o gün gelmeden, henüz daha vakit varken aklınızı başınıza toplayın… Şimdi, ey insanoğlu! Titre ve Rabbine dön! Mal da O'nun mülk de Onun, gerisi angarya!



    ölümle nişanlıysak neden çeyiz hazırlamıyoruz









  4. #24
    Süper Üyemiz dutkmd is an unknown quantity at this point dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    14.298

    Standart örnek bir duâ

    ÖRNEK BİR DUÂ

    Hü­se­yin bin Sa­id İs­tan­bo­lî haz­ret­le­ri­nin na­maz­lar­dan son­ra yap­tı­ğı duâ:

    Yâ Rab­bi! Kıl­dı­ğı­mız na­maz­la­rı ka­bul ey­le! Ahir ve akı­be­ti­mi­zi hay­rey­le! Son ne­fe­si­miz­de ke­li­me-i tev­hid söy­le­me­mi­zi na­sip ey­le! Öl­müş­le­ri­mi­zi af ve mağ­fi­ret ey­le!

    Yâ Rab­bi! Bi­zi, şey­tan ve düş­man şer­rin­den ve nefs-i em­ma­re­mi­zin şer­rin­den mu­ha­fa­za ey­le! Evi­mi­ze iyi­lik­ler, ha­yır­lı ve be­re­ket­li rı­zık­lar ih­san ey­le! Ehl-i is­lâ­ma se­lâ­met ih­san ey­le! Din düş­man­la­rı­nı kahr ve pe­ri­şan ey­le! Müs­lü­man­la­ra im­dad-ı ilâ­hiy­yen ile im­dat ey­le!

    Yâ Rab­bi! Has­ta­la­rı­mı­za şi­fâ, dert­li­le­ri­mi­ze de­vâ ih­san ey­le! Ri­ya­dan, ni­fak­tan, şi­kak­tan, her tür­lü has­ta­lık­tan, ka­za­dan, be­lâ­dan, tem­bel­lik­ten, âciz­lik­ten, ze­lil ol­mak­tan, zu­lüm gör­mek­ten, az­dı­ran zen­gin­lik ve az­dı­ran fa­kir­lik­ten, şey­tan ve nef­sin şer­rin­den, düş­man ga­le­be­sin­den, kö­tü huy­dan, bi­dat iş­le­mek­ten, da­lâ­le­te düş­mek­ten, ih­las­sız amel­den, her çe­şit gü­nah­tan, küf­re gir­mek­ten, er­ze­l-i ömür­den, ölür­ken ge­le­cek fit­ne­ler­den, di­ni­mi­ze ve dün­ya­mı­za za­rar ve­re­cek şey­ler­den biz­le­ri ko­ru!

    Yâ Rab­bi! Ha­ki­ki iman, gü­zel bir ah­lâk, şük­re­di­ci bir kalb, zik­re­di­ci bir dil, ka­za ve ka­de­re rı­za gös­te­ren ha­yır­lı bir ömür, az ye­mek, az uyu­mak, az ko­nuş­mak, az gül­mek ve di­ni­ne çok hiz­met et­me­yi, ka­bir aza­bın­dan ve ahi­ret deh­şe­tin­den kur­tul­ma­yı, ömür bo­yu rı­za­na uy­gun iş yap­ma­yı, şe­hit ola­rak öl­me­yi ve son ne­fes­te ehl-i sün­net iti­ka­dı­na uy­gun bir iman ve tev­be et­me­yi na­sip ey­le!

    Yâ Rab­bi! Ken­di sev­gi­ni, sev­dik­le­ri­nin sev­gi­si­ni, sev­gi­ne ka­vuş­tu­ra­cak amel­le­rin sev­gi­si­ni na­sip ey­le! il­mi­mi­zi, ih­la­sı­mı­zı, ka­bi­li­ye­ti­mi­zi ar­tır, mu­rat­lar­dan, muh­las­lar­dan ol­ma­mı­zı na­sip ey­le, cö­mert ve isar sa­hi­bi kul­la­rın­dan ey­le!

    Yâ Rab­bi! Ana ba­ba­mı­za ve ev­lât­la­rı­mı­za ve ak­ra­ba ve ah­ba­bı­mı­za ve bü­tün din kar­deş­le­ri­mi­ze ha­yır­lı ömür­ler ve gü­zel huy, akl-ı se­lim ve sıh­hat ve afi­yet, rüş­dü hi­da­yet ve is­ti­ka­met ih­san ey­le!
    Amin!..

    Vel­ham­dü lil­la­hi Rab­bi­la­le­min. Al­la­hüm­me sal­li ala..., Al­la­hüm­me bâ­rik alâ..., Al­la­hüm­me Rab­be­nâ âti­nâ... Vel­ham­dü lil­lâ­hi Rab­bi­lâ­le­mîn. Süb­hâ­ne Rab­bi­ke...


    türkiye takvimi



    Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
    "Oğlum sana üç öğüt vereyim!
    1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
    2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
    3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"



  5. #25
    Super Moderator ceylannur is on a distinguished road ceylannur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Mesajlar
    33.993

    Standart Dua, Acziyetin İtirafıdır

    Dua, Acziyetin İtirafıdır

    Kulun Allahu Tealâ'dan birşey istememesinin O’nu neden gazaplandırdığı ilk bakışta anlaşıla
    mayabilir.Ancak Yaratıcı ile yaratılan arasındaki ilişki ve yaratılanın Yaratıcı karşısındaki
    konumu üzerinde biraz düşündüğümüzde, buradaki inceliği keşfetmemiz zor değildir.
    Her şeyden önce insan, anlatmaya çalıştığımız gibi mutlak manada kendisine yetebilen
    ve kendi varlığı da dahil olmak üzere eşya ve olaylar üzerinde mutlak belirleyici kuvvete
    sahip bir varlık değildir. Kalbinin çalışması, kalbin pompaladığı kanın vücudundaki bütün
    hücrelere dağılması ve temizlenmek için geri toplanması, soluk alıp vermesi gibi bedensel
    faaliyetleri üzerinde bile tasarruf gücü bulunmayan insanoğlu, şeytanın ve şeytanî düşünce
    biçimlerinin aldatmasıyla kendisini bu evren üzerinde herşeyden müstağni ve bağımsız
    görmeye başladığı anda azgınlaşmaya, tuğyana ve dalâlete doğru gidiyor demektir.
    Bu, insanoğlunun, kendisinde “ilâhî” bazı güç ve özellikler vehmetmesi demektir. Tıpkı
    bugünün insanının, uzaya çıkmakla, genlerin şifresini çözmeye başlamakla veya birtakım
    hastalıkların şifasını keşfetmekle kendisinde vehmettiği güç ve yetiler gibi.
    İşte bu durum, azgınlığa, dalâlete ve yeryüzünde ilâhî sınırları tanımama azgınlığına sapma
    durumudur ki, insana, “kainatın tek hakimi” olduğunu fısıldayan şeytanî bir tuzaktır.
    Böyle bir halet-i ruhiye içinde bulunan insan, elbette kendisini Yaratıcı'dan müstağni sayacak,
    O'nun huzurunda aczini itirafı küçüklük görecek ve O'na dua etmeyi, yalvarmayı, tazarruda
    bulunmayı kendi “şanına” yakıştırmayacaktır!Böyle bir isyan, tuğyan ve tekebbür halinin
    Alemlerin Sahibi’ni gazaplandırmasından daha doğal ne olabilir?Kendi biyolojik varlığı üzerinde,
    bir çiçeğin açmasında, toprağa düşen yağmurla bir tomurcuğun patlamasında, güneşin
    doğmasında, yıldızların ışımasında ve evrendeki muhteşem düzen ve dengenin kusursuz
    yürüyüşünde hiçbir zaman en küçük bir tasarrufu ve belirleyiciliği bulunmamış ve buluna
    mayacak olan insanoğlunun, haddini aşarak azgınlaşması ve kendisinde, adı konmamış bir
    ilâhlık vehmetmesi elbette gayret-i ilâhiyyeye dokunacaktır!İşte insanın duayı terketmesi,
    Yaratıcı ile ilişkisini kesmesi ve O'na muhtaç olmadığı vehmine kapılması anlamına geldiği
    için Yüce Allah'ı gazaplandırır.Bu sebeple Yüce Rabbimiz, “kendisine yalvararak, kendisinden
    korkarak ve umarak” dua etmemizi istemekte ve duayı gizlice yapmamızı tavsiye buyurmaktadır.
    (Araf/55-56) Bir diğer ayette ise: “Ve Rabbiniz buyurdu ki: Bana dua edin, duanızı kabul
    edeyim. Şüphesiz kibirlenerek bana kulluktan uzaklaşanlar, aşağılık kimseler olarak cehenneme
    gireceklerdir.” (Mümin /60) buyurulur Kulun duası ile ilâhî rahmet arasında doğrudan ve sıkı
    bir ilişki vardır. Duayı terk eden kimse, kendisini ilâhî rahmetten mahrum etmiş demektir.
    İlâhî rahmetten mahrum olan kimsenin de duadan nasibi olmaz. Peygamber A.S. Efendimiz
    bu ilişkiyi şu şekilde ifade buyurur: “Sizden kime dua kapısı açıldı ise, ona rahmet kapıları
    açılmış demektir.” (Tirmizî)



    ölümle nişanlıysak neden çeyiz hazırlamıyoruz









  6. #26
    Super Moderator ceylannur is on a distinguished road ceylannur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Mesajlar
    33.993

    Standart Dilimi Kalbe İndirdim, Buyur Yâr..

    Dilimi Kalbe İndirdim, Buyur yar
    " Bilmiş olun ki , kalpler ancak 'ın zikriyle huzur bulur " ayet-i kerimesini her okuyuş, " Hani ya aşkını O'na vermiştin ; ispat et gönül, zamanı geldi " diye içimizi peşimize takıyor. Zira bu alemde daimi değildik , bir süre konar sonra göçerdik . O halde , gaflet daha fazla saadete galebe çalmadan , " İnsana şah damarından daha yakınız " buyuran Allahu Teala ' ya yakınlığımızın derecesini ölçmek için vücudun kıblegâhı sayılan kalbe bir davetimiz olmalı . Belki aniydi hesapsızdı seslenişimiz . " Hey gönül nereden su alıp batıyorsun ? " diye soramamıştık bile.. Kimbilir belki de rahmetin tecellisi olarak dünya, nefis ve şeytanın sultası altındaki aksak yürüyüşümüze rağmen fıtrattan gelen bir ihtiyaçtı bu davet . Bilmiyor olsak ta huzur ve sükûnetin o mahalde kalıp kalmadığını " Yar sana daim nazar eder , seni gafil görürse güzâr eyler " diyene kulak verilmeliydi. Zira sevilenden gelen sitem , sevene kederdi. Onun içindir ki , yakayı tümüyle kaptırmadan , dünya ve nefsin meşguliyetleriyle kararan , katılaşan kalbi huzur iklimine sürmeliydi. Aşık Paşa ' nın ; " Gönül masiva kaygısındna temizlenmedikçe tecelligâh olmaz " sözü , sefa ile cefanın bir yerde barınamayacağı gerçeğini yüzümüze vuruyorken , ifsattan selamete çevirmeliydi viraneliğimizi . Eğer namaz , oruç , salâvat , ilim talebi ve Kur'an tilaveti ile gönül derdini artıran iştiyakları bitirip , pusu kuran , aldatan nefsin ve şeytanın sırtını yere verecek kıvama gelemiyorsak , bunların yanında halimizi deşecek daha fazlasına ihtiyacımız var demekti.. Nefsimizin özel bir terbiye ve tedaviye tabi tutacak , sadece biz ve O (c.c.) arasında, meleklerin dahi bilip kalem oynatamayacağı bir hale varmalıydık . Bu arayış ölüm döşeğinde elinden tesbihi bırakmayıp, " Beni Teala ' ya yaklaştıran bu nesneyi terk edemem " buyuran Cüneyd - i Bağdadi ' nin (k.s.) halini getiriyor gözümüzün önüne... Yordam gösteren bu tabiata ram olup , varlığının ve bu alemin sırrına vakıf olan ehl-i hikmetin yoluna yoldaş olmalı , nefsin çirkin sıfatlarına şifa akıtacak gıdayı vermek için kalbe lafz-ı Celal birbiri ardınca akmalıydı . " 'ı çokça zikreden erkekler ve kadınlar varya onlar için bir mağfiret ve büyük bir mükafat hazırlamıştır. " müjdesine nail olabilmek ümidiyle , dünyaya set çeken örtünün altında evvela " estağfirullah " dilenip , tesbihe gitmeliydi el. Silkelemeli tüm tozları ve fark etmeliydi gayeyi ; " İlâhi ente maksûdi ve rıdâke matlûbi " bilinci ile.. Her halükârda O 'nun (c.c.) zikrini yapmaya layık değilizdir tüm hata ve günahlarımıza rağmen . Ama zatına mahsus lütuf kapısına dayayıp ümidimizi, " olmalı , olacak gayret ve himmet ile " deyip her defasında yedeklemeli niyetlerimizi. Bütün dostlarının tecrübe ve tespitlerine göre; kalbin temizlenmesi ve nefsin terbiyesi için en etkili ilaç Teala 'yı zikretmektir. Lakin zikrullahın ardından tespihi kılıfına sokup, özümüze zikre devam ettiremiyorsak sadakatimiz eksik demektir. Değil mi ki , kirli nazarlarda dolaşan gözle , zulümle ortak mesaisi olan el ve dil ile yapılan zikrin, gaflet vadisindeki sayıklamalardan öteye geçmesi muhaldir.. El ayasında birleştirmek değil , kalpte toplamaksa zikir , O 'nu (c.c.) anmayı taksim etmeli her hale.. Sabır şükür ve tefekkür eşliğinde.. Öğrenirken, öğretirken, hizmette, selamda, kelamda, aş ve iş telaşında her daim O'nunla (c.c.) olunabilirse işte bu farzların akabinde fazileti cem edip, kuşanabilmektir. Başka bir ifadeyle Parisa Hazretlerinin ;" El kârda, gönül yârda " şeklinde özetlediği manaya erişebilmektir. İşte vücuda yayılıp bütün duygu ve düşünceyi tesiri altına alan bu çeşit aşktır ki , kül eder kalpteki siyahı , nefsinde öldürüp ruhta diriltir insanı.. Öyleyse, harap kalplerimizi mamur edecek reçeteye sarılıp, evvela dile vurulan zikir, oradan kalbe ve sonra özümüze inip, etrafa saçılmalı ki , " Lebbeyk Yâr " .. diyebilmeli...
    Çiçeklerle hoş geçin,balı incitme gönül. Bir küçük meyve için,dalı incitme gönül.. Başın olsada yüksek,gözün enginde gerek, Kibirle yürüyerek,yolu incitme gönül... Mevla verince azma,geri alınca kızma, Tüten ocağı bozma,külü incitme gönül.. Dokunur gayretine,karışma hikmetine . Sahibi hürmetine,kulu incitme gönül.. Sevmekten geri kalma,yapan ol,yıkan olma . Sevene diken olma,gülü incitme gönül.. Konuşmak bize mahsus,olsada bir güzel söz, Ya hayır de,ya da sus,dili incitme gönül ...!!!
    Konu ceylannur tarafından (26-01-2009 Saat 12:03 ) değiştirilmiştir.



    ölümle nişanlıysak neden çeyiz hazırlamıyoruz









  7. #27
    Super Moderator ceylannur is on a distinguished road ceylannur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Mesajlar
    33.993

    Standart Rabbimizin bize sundugu buyuk nimetlerden biriside "tovbe" dir.

    Rabbimizin bize sundugu buyuk nimetlerden biriside "tovbe" dir.




    Bizler; aciz, hatali kullariz.

    Nefsin heva ve hevesi, seytanin vesveseleri bizlerin gunah deryasina
    dalmamiza vesile oluyor.
    Ama Rabbimiz bizlere cok buyuk firsatlar vermistir bu gunahlarimizdan
    kurtulabilmemiz icin.
    Ve bazi gunleri, geceleri hatta aylari bu gunahlarimizin affi icin vesile
    yapmis nimetlendirmistir bu gün ve aylarda. Rabbimizin ne kadar buyuk
    merhamet sahibi oldugunu, bizleri affetmek icin firsatlar verdigini
    biliyoruz. Yeterki biz bu firsatlari degerlendirmesini bilelim.


    Rabbimizin bize sundugu buyuk nimetlerden biriside "tovbe" dir.

    Gunahlarimizdan dolayi kararmis, kirlenmis kalbimizi tevbe suyu ile
    yikayalim. Rabbimizin bu nimetinden faydalanalim.

    Peygamber Efendimiz(s.a.v) buyuruyor;

    "Allah-u Teala'nin katinda gunahkar muminin tovbe sesinden daha sevimli bir
    ses yoktur.
    O kul "Ya Rabbi" diye nida ettiginde, Allah-u Teala "buyur ey kulum"
    buyurur.

    Tovbe yapmis oldugumuz gunahlara pismanliktir. Allah'a donmektir. Tovbe
    sadece dil ile degil
    kalp ilede yapilmalidir. Tovbede en onemli sart pismanlik ama kalpten
    pismanliktir.

    "Ey iman edenler! Hepiniz toptan Allah'a tovbe ediniz, umulurki kurtulusa
    erersiniz"

    (Nur 31)


    "O kullarinin tovbesini kabul eden, kötu hareketlerini bagislayandir"

    (Sura 25)


    "Ey iman edenler! Tam dogru ve temiz bir kalple sahih bir tovbe ile Allah'a
    tovbe edin.
    Böyle yaptiginiz takdirde olurki Rabbiniz gunahlarinizi orter. Sizi altindan
    irmaklar akan cennetine kor.."

    (Tahrim 8)



    Ebu Musa Esari(r.a)'den rivayet edilen Hadis-i Serifte Peygamber
    Efendimiz(s.a.v) söyle buyuruyor:

    "Allah'u Teala gündüz günah isleyenlere tövbe etmeleri icin gece kudret
    elini uzatir.
    Gece günah isleyenlere tövbe etmeleri icin gündüz kudret elini uzatir. Bu
    durum günes batidan doguncaya kadar devam eder."


    Tovbe kapilari kapanmadan once islemis oldugumuz gunahlarimiza tovbe edelim.
    Bu tövbe suyu ile nasiplenelim. Tövbe ettikten sonra sayet kul hakki varsa
    uzerimizde o kisi
    ile helallesmek, hakkini vermek gerekir. Her müslumanin yapmasi gereken
    farzlarin kazasini eda etmemiz gerekir. Namazin kazalarini kilmak,
    tutmadigimiz orucu tutmak gibi.


    Imam-i Fahreddin Razi hazretleri tovbenin kabulunu su sekilde beyan
    etmistir:

    1-Gunah affolur(Rabbimizin izni ile)

    2-Tovbe uzerine sevap verilir.

    Her yaptigimiz gunah; kalbimizi karartir, kalbimizi katilastirir, kalbimizde
    yaralar acar.
    Bizler aciz kullariz, Peygamberler haric gunahsiz insan yoktur. Önemli olan
    günahlarimizin farkina varabilmek, bu gunahlarimizi en aza indirmek. Kul
    Allah'tan uzaklastikca günaha meyili artar.
    Ne Rabbimizden nede Peygamber efendimizden uzaklasmayalim.
    Onlarin sevgisini her daim icimizde yasatalim. Bu tövbe nimeti ile
    nimetlenelim.


    Bu kararmis kalbimizi

    "Ya Rabbim! Yapmis oldugum gunahlarima pismanim.
    Senden af diliyorum.
    Sen affedicisin, affetmeyi seversin benide affet"

    sözleri ile dökülen göz yaslarimiz ile yikayalim.

    Rabbim cümlemizin günahlarini affetsin....
    tövbelerimizi makbul ve kabul eylesin.
    Rabbim bizleri Kendisine layik bir kul, Peygamber efendimize layik bir ummet
    olmayi
    cumlemize nasip etsin. Yarin mahkeme-i Kubra'da "bu kalp ilemi geldin?"
    sözünün pismanligini bizlere yasatmasin. Büyük muhassebeden once kendimizi
    hergün muhassebe edip, kendimize ceki duzen vermemizi nasip
    etsin....AMIN!!!!


    Ya Rabbim!

    bizler aciz, bizler günahli kullariniz.
    El acip Sana yalvariyor, Senden af diliyoruz.
    Biliyoruz ki senden baska siginacagimiz kapimiz yok.
    Bizleri bu kapindan geri cevirme Allahim!
    Bu günahkar ellerimizi sana acmaya,
    Bu günahkar kalbimizle senin huzuruna gelmeye utaniyoruz.


    Bizleri Affet Allahim !

    Affet Allahim !


    Affet Allahim!
    AMİN AMİN AMİN



    ölümle nişanlıysak neden çeyiz hazırlamıyoruz









  8. #28
    Super Moderator ceylannur is on a distinguished road ceylannur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Mesajlar
    33.993

    Standart Duasızlık duyarsızlıktır...


    ALLAH RESULÜ’NÜN (s.a.v) hayat-ı seniyyelerini inceleyenler, derin bir insanî duyarlılığın tezahürleri ile yüz yüze gelirler. Yaşadığı döneme hayâlen uzanıp, O’nu vazife başında iken seyredebilenlerin gözüne, belki de ilk olarak nezâketi, inceliği, edebi, şefkati, en önemlisi gözyaşları takılacaktır. Allah Resulü (s.a.v), ağlayabilen bir insandır. Osman b. Maz’un’un cenazesinde tıpkı bir çocuk gibi ağladığı rivayet edilir. Oğlu İbrahim’i toprağa verirken de o kutlu gözler yaşlarla dolmuş; “Sen de mi ağlıyorsun Ya Resulullah?” diye soranlara, “Kalp hüzünlenir; göz yaşarır” cevabını vermiştir.


    O (s.a.v), yolda gördüğü çocuklara bile selam veren; hayvanlara merhametinden dolayı, kendisine ağır yük yüklenen bir devenin gözyaşlarını elleriyle silen; şahsına yönelik kabalıkları mâzur görüp, hoyrat insanları mülâyemetiyle yola getiren; bir meclise girdiğinde en başa değil de, boş gördüğü herhangi bir yere oturacak kadar tevazu sahibi bir peygamberdi.

    Alabildiğine vefalıydı. Bir gün kendisini ziyarete gelen yaşlı bir kadına gösterdiği alâka, Hz. Aişe’nin (r.anha) dikkatini çekmiş, kadın ayrılınca sebebini Efendimiz’e soran Hz. Aişe şu cevabı almıştı: “Hatice hayattayken bize gider gelirdi; yâ Aişe ahde vefa imandandır.”



    Ef’ali ve akvaliyle bizlere ders veriyordu.
    Çevresine karşı duyarlı bir ümmet istiyordu. Sadece kendisini ve ailesini düşünen, diğer mü’minlerin dert ve ızdıraplarına bigâne kalan biri, O’nun izinden gitmediğini bilmeliydi. “Komşusu açken tok yatan”, “kendisi için istediğini kardeşi için istemeyen” bir mü’min, O’nun (s.a.v) kutlu beyanlarına negatif anlamda konu oluyordu. Belki insan bugün, aç gezen herkesten sorumlu olamazdı; hatta modern çağın talihsiz fertleri olan bizler, çoğu zaman, zarurî ihtiyaçlarını karşılamakta bile zorlanan komşumuzun durumundan habersiz yaşıyorduk. Ama Nebi (s.a.v) bizi müslümanlığın -en azından- asgarî standardına, yakın çevremize karşı duyarlı olmaya davet ediyordu. Mesela mü’min kalpte hiç olmazsa şunu düşünecek bir hassasiyet yaşatılmalıydı: “Acaba bu gece benim yakınımda, müdahale edebileceğim bir yerlerde, açlığın karşı konulamaz ıstırapları içerisinde yorganını üzerine çekip uyumaya çalışan bir insan var mıdır?”
    “Cebrail bana komşu haklarından o kadar çok söz etti ki, komşuyu komşuya vâris kılacağını zannettim.” diyen peygamberin ümmeti acaba bugün ne durumdadır?
    Dostlar! gitgide duyarsızlaştığımızın farkında mısınız? Kabuğumuza çekildiğimizin, günlük meşgalelerin içinde boğulduğumuzun, içinde ailemiz ve sevdiklerimizden başka kimseyi bulundurmadığımız ‘bencil’ bir hayatı sırtımızda taşıdığımızın, birileri için göz yaşı dökmeyi unuttuğumuzun farkında mısınız? Bir yetimin başını okşamıyorsak...



    Bir kalbi kırığın hüznünü izâle etme gibi bir ‘gündem’imiz yoksa...
    Susuz kalmış bir köpeğin çaresizliği artık içimizi burkmuyorsa... Birileri aç ama biz toksak... Birileri dardayken genişliğin tadını çıkartabiliyorsak... Birileri ağlarken kahkahalarımız gök kubbeyi çınlatıyorsa… Kardeşlerimiz zulmün pençesinde kıvranırken hiçbir şey yokmuş
    gibi davranabiliyorsak…
    Baştan ayağa ‘dünya’ kesilmişsek…
    Kan kaybediyoruz demektir.

    Peygamberî duruşa avdet etmemiz gerekiyor demektir.
    Allah Resulü’nün ahlâkını hayata hayat kılmak için yeni bir seferberliğe ihtiyaç var demektir. Ben, belki doğru belki yanlış ama bir şeylerden rahatsızım. Kendimden, bazılarımızdan, bir çoklarımızdan rahatsızım. Müslümanın zenginliğine söz söyleyemem ama milletin mâişetini teminde dahi zorlandığı bir dünyada mal varlığını teşhir etme duyarsızlığından rahatsız oluyorum. Piyasa şartlarını bahane ederek işçisini mağdur etme duyarsızlığına, müslüman bir iş adamında rastlanmasından rahatsız oluyorum. Hep âhiretten bahsettiği halde her tavrı ile bu dünyanın adamı olduğunu hissetirenlerden rahatsız oluyorum. Lüks bir yaşamla herkesi dünyaya imrendirme duyarsızlığından rahatsız oluyorum. Parayı hayatının hâkim değeri hâline getirenlerimizden rahatsız oluyorum. Herkesin kendi derdine düştüğü, kendini öncelediği, nefsini başka her şeye tercih ettiği bir çağda yaşamaktan, üstelik bu tuzağa ehl-i dinin de sık sık düşüyor olmasından rahatsız oluyorum. Ve çözümün ‘dua’da olduğunu düşünüyorum. Hakkıyla dua edenlerimizin çok az olduğuna inanıyorum. Duanın insanın hayatına yön veren boyutunu hatırlıyor; düzelmesi için dua etmediğimiz hiçbir meselede duyarlılığımızı koruyamayacağımıza inanıyorum. Dua ediyor olmak, duyarlı oluşun en önemli tezahürü ise ve biz bencillik toprağını üstümüzden atmak istiyorsak dua etmeliyiz diyorum.

    Filistin’deki çocuklara, Lübnan’daki analara, bu diyarın gariplerine, acı çeken kardeşlerimize dua edelim.

    Hiçbir şey yapamıyor oluşun verdiği eziklikle dua ederek ‘çok şey’ yapalım. Uzaklardaki din kardeşlerimize de, yanı başımızdaki komşumuza da dua edelim.



    Dua ediyor olabilmek için dua edelim.
    Kendisine “Benim için dua eder misin?” diye soran birine, “Kalbimde dua edecek haşyet hissetmiyorum.” cevabını veren sahabinin ruhî derinliği üzerinde bir müddet kafa yoralım.



    ölümle nişanlıysak neden çeyiz hazırlamıyoruz









  9. #29
    Super Moderator ceylannur is on a distinguished road ceylannur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Mesajlar
    33.993

    Standart




    ölümle nişanlıysak neden çeyiz hazırlamıyoruz









  10. #30
    Super Moderator ceylannur is on a distinguished road ceylannur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Mesajlar
    33.993

    Arrow Kalbimizin duası

    Kalbimizin duası

    Allah'ım
    Bana bir insanın elinden tutmadan önce, kalbinden tutmanın sırlarını öğret, Ya Rabbi!

    Allah’ım!
    Okuma, öğrenme, öğrendiklerimizi uygulama aşkımızı ,salgın ve saygın bir
    hastalığa dönüştür, Ya Rabbi!

    Allah’ım!
    Bizleri dünlerde kaybolmaktan muhafaza eyle, yarına kalabilenlerden eyle,
    Ya Rabbi!

    Allah’ım!
    Dinimizi dünyanın mehri yapmaktan, acıkınca da inançlarımızı yemekten
    cümlemizi muhafaza eyle, Ya Rabbi!

    Allah’ım!
    Beni, beni benim önüme engel olmaktan,
    Beni, benim hayatımın kemirgeni olmaktan,
    Beni, bana yalan söylemekten muhafaza eyle, Ya Rabbi!

    Allah’ım!
    Bakışımızı ibret,
    Sukutumuzu hikmet,
    Konuşmamızı sanat ve marifete dönüştür, Ya Rabbi!

    Allah’ım!
    Boşa bakanlardan,
    Boşa susanlardan,
    Boşa konuşanlardan eyleme, Ya Rabbi!

    Allah’ım!
    Zenginlerimizi hamiyetsiz,
    Fakirlerimizi gayretsiz,
    Alimlerimizi amelsiz,
    İdarecilerimizi adaletsiz bırakma, Ya Rabbi!

    Allah’ım!
    Kandillerimizi hakiki kandil,
    Düğünlerimizi hakiki düğün,
    Bayramlarımızı hakiki bayram eyle Ya rabbi!

    Allah’ım!
    Cehalet, zaruret ve ihtilafa karşı açmış olduğumuz ikinci kurtuluş savaşımızda
    bizleri mansur ve muzaffer eyle, Ya Rabbi!

    Allah’ım!
    Milletimizi,idarecilerimizin önüne engel olmaktan,
    İdarecilerimizi de milletimizin önüne engel olmaktan muhafaza eyle ya Rabbi!
    Bizlere devlet-millet bütünlüğüne ulaşmamızı nasip eyle, Ya Rabbi!

    Allah’ım!
    İdarecilerimizin, feraset, merhamet ve basiretini,
    Halkımızın da hürmet, hizmet ve hamiyetini artır ya Rabbi!
    Allah’ım!
    Her sabah, güneşi üzerimize yeniden ışıklandırıp günümüzü pırıl pırıl aydınlattığın
    gibi,
    Her sabah, içimizdeki güneşi de, yeni ümitler, yeni hedefler ve yeni heyecanlarla
    üzerimize ışıklandır,Ya Rabbi!

    Allah’ım!
    Bizlere ilim açlığı ihsan buyur Ya Rabbi!
    Suya,ekmeğe olan iştahımız gibi, kıyamete kadar kapanmayan bir kitap okuma
    iştahı ihsan buyur, Ya Rabbi!

    Allah’ım!
    Hayatımızın her anında, namazda gibi, ilahi huzurda olduğumuz bilincinden ayırma, Ya Rabbi!

    Allah’ım!
    Semalarımızı bayraksız, bizleri hürriyetsiz, camilerimizi cemaatsız,
    cemaatimizi de ilim ve hikmetsiz bırakma, Ya Rabbi!

    Allah’ım!
    Çalışmalarımızı bir ibadet bilinci ve ibadet huzuru içinde yapmayı nasip eyle,Ya Rabbi!

    Allah’ım!
    Bizlere her daim, hem kavli, hem de fiili dua yapmayı nasip eyle, Ya Rabbi!

    Allah’ım!
    Dahili ve harici düşmanlardan sana sığındığımız gibi; cehaletin,tembelliğin,kapasite israfının şerrinden de sana sığınıyoruz,
    bizleri muhafaza eyle, Ya Rabbi!

    Allah’ım!
    Sistematik çalışmayı; en büyük zevkimiz, en tatlı lezzetimiz, en birinci yaşam
    ilkemiz haline getir Ya Rabbi!

    Allah’ım!
    Önce Hak’tan, sonra haksızlıktan korkmayı nasip eyle, Ya Rabbi!

    AMİNNNNN



    ölümle nişanlıysak neden çeyiz hazırlamıyoruz









+ Konu Cevaplama Paneli

Tags for this Thread

Yetkileriniz

  • You may not post new threads
  • You may not post replies
  • You may not post attachments
  • You may not edit your posts

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147