-
Süper Üyemiz
afyon ve isparta

Yavaş yavaş köy yollarında ilerliyoruz. Bu yol üzerindeki ilk güzel köy kahvesi Karaahmetli köyünün tam yolun derin viraj ile döndüğü kıvrıma yerleşmiş olan ve yolun ovaya doğru devamını izleyen kahvesi. Kahvaltımızı burada yapmakla Kızderbent köyünün devasa çınar altındaki kahvesinde yapmak arasında karasız kalıyoruz.

Karaahmetli köy kahvesinde kahvaltı yapıp, sonra Kızderbent köy kahvesinde ise bir çay molası vermeye karar veriyoruz. Afiyetle yol kenarlarından topladığımız domates ve biberler eşliğinde kahvaltımızı yapıyoruz. Sonra yolumuza devam ediyoruz.

Yalakdere-İznik yolu üzerindeki en güzel, hatta çok iddaalı olabilir ama Türkiye’ deki ( benim gördüklerim arasında) en düzenli ve temiz köylerden biri olduğunu düşündüğüm Kızderbent‘ e ulaşıyoruz. Kızderbent’ in meydanındaki ulu çınar ağacı altındaki köy kahvesinde durup çay içeceğiz ( daha önceki gelişimizde kahvaltımızı burada yapmıştık), çok güzel bir kahve burası. Kızderbent’ in yolları çok düzenli, köy evleri bakımlı, sokaklar tertemiz.

Artık tekrar yola koyulup İznik tarafına ilerleme zamanı geldi, nihayet İznik gölü göründü, tepeden göle doğru baktığımızda zeytin ağaçlarının yoğunluğu, zeytinin o güzel magrur yeşili insanı büyülüyor. Ayrıca zeytinliklerle içiçe geçmiş üzüm bağları da insana zeytin ve üzümün bereketini birlikte hissettiriyor. Yol boyunca bakıyorum bir sıra zeytin, bir sıra meyve ağacı (şeftali) ekilmiş. İznik tarım anlamında zaten çok bereketli bir bölge, tüm yılın % 80′ ine yakın döneminde hasat alınabilen bir verimlilikte. Göl seviyesine indikten sonra hiç ara vermeksizin çevresi meyva ve zeytin ağaçları ile dolu güzel bir yolu izleyerek nihayet İznik’ e varıyoruz.
İznik ilçesinin tarihi çok eskilere İsa’dan önce 316 yıllarına gidiyor, tarihten çok önemli izler taşıyan bir merkez. Tarihteki adı Nikaia. Roma ve Bizanslar döneminde altıgen biçiminde surlarla çevrilmiş, bu surların arasından İznik’ e girişi sağlayan dört ana kapı bulunuyor. Bunların günümüzdeki isimleri İstanbul, Yenişehir, Göl ve Lefke kapıları. Kapıların üstlerinde Roma harfleri ile yazılmış kitabeler ve kabartmalar var. Biz “İstanbul kapısından” girdik İzniğe, önce arabayla bir keşif turu attık, sonra göl kenarında durup arabaları park ettik. İznik sokaklarında gezindik. Küçük bir ilçe aslında İznik.

İznik, İznik gölünün bir ucuna yerleşmiş (doğu yakası), gölün çevrsine çok yayılmamış bir yerleşime sahip.
En önemli eserlerinden Ayasofya Kilisesi 4. yy. da yapılmış, şehrin merkezindeki Kılıçaslan caddesinde. Tarihte hristiyanlığın yayılmasında büyük rol oynaması ve ilk konsül toplantısının İ.S.787 yılında burada yapılmış olması sebebiyle hristiyanlık tarihinde önemli bir yere sahip. Tabanında Bizans dönemine ait mozaikler ve freskler var. Osmanlının İznik’ i alması ile camiye çevrilmiş, şimdilerde ise müze olarak hizmet veren önemli bir eser. Akşamları güzel bir ışıklandırma ile tanıtılıyor, çevresinde yemek yenecek yerler var, tarihi izlemek süper, etkilenmemek mümkün değil. İznik içinde ilk burayı gezip daha sonrasını yarına bırakma kararı aldık.
Artık biraz dinlenelim diyoruz. Güneş batışını izlemek üzere göl kenarındaki çay bahçesine gidiyoruz. Tam oturduk ki hafif hafif yağmur çiselemeye başladı, göl yağmurla daha da muhteşem.

Göl kenarındaki kumsalda yürüyüş yaptık, hava kararana kadar kumsala gerilmiş voleybol filesi sayesinde plaj voleybolu oynadık.

Akşam oldu, otele dönmemiz lazım, yemek yemek lazım, ancak kimsenin canı yağmur sonrası muhteşem gümüş rengine dönüşen gölün dingin güzelliğinden ayrılmak istemiyor. Akşam saat 21:00′ e kadar aynı çay bahçesinde saatlerce oturduk ve o sırada çay bahçesinde olan herkes gibi bizimde sandalyelerimiz göl yönüne çevrilmiş şekilde sakin sakin sohbet ettik.

Eveettt güzel bir kahvaltı sonrası bu sabah gezimize İznik içinde diğer bir önemli eser olan ve 1387 yılında yapılmış Yeşil Cami ile başlıyoruz. Minaresindeki ve içindeki çini işçiliği mükemmel, adını da bu çinilerden almış. Karşısında ise bir diğer önemli tarihi eser İznik Müzesi yani Nilüfer Hatun imareti. İçinde Bizans, Roma, Osmanlı döneminde kalma eserler sergileniyor.
İznikte yine İS 117 yılında yapılmış olan ve kazı çalışmaları süren bir tarihi tiyatro da var. Atatürk caddesinde yer alan bu tiyatroya Roma tiyatrosu ismi verilmiş.
Ayrıca İznik’e 5 km uzaklıktaki Elbeyli kasabası yakınında İS 4. yüzyıldan kalan bir yeraltı mezarı da ( hypoge) var.
Çini sanatı ile ilgili çok fazla söyleyecek bir şey bulamıyorum. Bilindiği üzere çini deyince ilk akla İznik gelir. 13 yy da Selçuklularla başlayan bu sanat, 15 yy da Osmanlı ile en muhteşem dönemini yaşamış ancak daha sonra unutulmaya yüz tutmuş, günümüzde ise bir dönem maalesef önemini yitiren çini sanatı işçiliği tekrar canlandırılmaya çalışılmaktadır.

Evet bir gezimizi daha bitirdik, İznikteki ikinci günümüzü noktalıyoruz. Dönüş yolumuzu ise gölün kuzey kenarından Yalova yönüne doğru belirliyoruz. Bu yol rahat ve trafiğin çok yoğun olmadığı bir yol. Rahatça Yalova’ ya ulaşıp Yalova Pendik feribotu ile İstanbul’ a dönüyoruz.
NETİCE ;
-Eğer İstanbul’ da yaşıyorsanız bu kadar yakınınızdaki yüzyıllar önce kurulmuş bu önemli tarihi merkezi mutlaka görün,
-İstanbul’ da yaşamıyorsanız da bir şekilde İznik yakınlarından geçerseniz yönünüzü kısa bir süre için de olsa İznik tarafına çevirin, pişman olmayacaksınız,
-İznikteki tarihi eserleri gezin, şehir surlarının etrafında dolaşın ve İznik’ e tarihi şehir kapılarından girip çıkın ,
-Güneş batımında mutlaka göl kenarındaki çay bahçelerinden birinde gün batımını ve gölün aldığı rengi izleyin,
-Ama en önemlisi İstanbul çıkışlılar için yol güzergahını mutlaka Karamürsel-Yalakdere-İznik olarak seçin ve özellikle Kızderbent köy kahvesine uğrayıp o muhteşem çınarın altında soluklanıp, çay-kahve için.
-İlk kez gitmek için bahar aylarını seçerseniz, doğanın bu yol üzerinde nasıl coştuğunu daha güzel farkedeceksiniz. Nasılsa bir kez gittikten sonra, siz de benim gibi gezi ve doğa sevenlerdenseniz arada bir bu yolu özleyip yaz, kış, bahar ayırdetmeden İznik turu yaparsınız.
Yorumlar (5)
İSTANBUL / ANTALYA YOLU
Kasım 13, 2007 at 00:09 · Filed under YURTİÇİ
Bu yıl yaz tatilimizin bir bölümünü geçireceğimiz Antalya Çıralı’ ya giderken, yol üzerindeki Afyon ve Isparta’ ya da uğradık.
İstanbul’dan yola çıktığımızda cumartesi sabah saat 06:00 civarıydı. Klasik Pamukova sabah kahvaltısı ardından, her zamanki gibi Afyon şehir merkezindeki Afyon İkbal Lokantasında öğlen yemeğimizi yedik. Ancak yol üzerinde fabrika usulü çalışan İkbal Lokantasında değil, mutlaka vakit ayırıp şehir içindeki küçük ama asıl İkbal Lokantasında yemenizi tavsiye ederim. Afyon çarşısı merkezindeki bu tarihi lokanta 1922 yılından beri hizmet veriyor, o zamanlar adı Zümrüt Lokantasıymış, 1934 yılında Atatürk burada yemek yemiş ve çok beğenmiş, adının gelecek vaat eden, bahtı açık anlamına gelen İkbal Lokantası olmasını istemiş, o zamandan beri İkbal Lokantası ismiyle hizmet veriyormuş. İçinde ayrıca Atatürk tarafından hediye edilmiş bir ayna da bulunan İkbal’ de insan ne yemek yiyeceğine bu kadar seçenek arasında zor karar veriyor. Ne yenirse yensin, üzerine mutlaka bir kaymaklı ekmek kadayıfı yemeden İkbal’ den masadan kalkmamak lazım derim
Ve Sen Yine Denendiğinde..
Ve Kalbin Daraldığında..
Ve Yine Bütün Kapılar Kapandığında.. YARAB! Ne azabına dayanacak halim, Ne de rahmetinden mahrum kalmaya mecalim yoktur... Vefasızlık edip senden uzak kalsamda, halim sensiz edemeyeceğini haykırmaktadır. Vefasızlığım nisbetinde değil, ihtiyacım nisbetinde lütfuna talibim..."
Ve Yine Ne Yapman Gerektiğini Bilmediğinde..
Uzun Uzun Düşün Ve Hatırla Yaradanını!
Allah Kullarına Kafi Değil mi?(Zumer
Tags for this Thread
Yetkileriniz
- You may not post new threads
- You may not post replies
- You may not post attachments
- You may not edit your posts
Forum Rules