MİRAÇLA TAÇLANDIRAN VHİYLE COŞTURANİNSANLIĞIN İMDADINA KOŞTURAN BU AŞK BU SEVDA DEĞİLMİYDİİ ! ALLAH''U EKBERR







Bir aşk ve bir sevda insanı nereden nereye getiriyor. . Bir aşkın, bir sevdanın hedefinde Allah varsa, bir insanın gayesi Allah’ın davasını yüceltmek olursa işte böyle olur ve böyle yücelir.
Ebu Talib’in yetimi diye anılan bir çocuğu, gün gelip Hira Nur mağarasına götüren, o bir kişilik Hira mektebinde eğiten, Lahûtî nurlara gark eden, peygamberlik diplomasını eline veren, sonra da dünyadan alıp göklere çıkaran, Miraçla taçlandıran, vahiyle coşturan, insanlığın imdadına koşturan da bu aşk ve bu sevda değil miydi? “Velayetle gitti, risaletle döndü.” cümlesinin anlamı da bu olsa gerek. Yani Hz. Muhammed(s.a.v) Efendimiz’de Allah’a karşı öyle bir hasret, öyle bir dostluk vardı ki, o dostluk ve o hasret ona füze oldu, Burak oldu, miraç oldu. Onu zaman ve mekânın ötesine, beka alemine, vücûb âlemine taşıdı, Ezelî ve Ebedî Sevgili’ye kavuşturdu, görüştürdü.
Merhum Necip Fazıl’a:
“Sayıdan sonsuzluğa sınıf geçirtecek not,
Bizdedir ve bizdedir Arşa giden Astronot”
dedirtti.
Yunus’a da:
Yedi kat gökleri seyran eyleyen,
Kürsünün üstünde cevlan eyleyen,
Miraç’ta ümmetini Hak’tan dileyen,
Adı güzel, kendi güzel Muhammed”
dedirten de bu aşk ve bu sevda değil miydi?