-
Süper Üyemiz
iman ve islam
İMAN VE İSLAM
“Hayır iman ettik demeyin, (siz gerçekte iman etmiş değilsiniz.) Teslim olduk (müslümanız) deyin. Zira iman henüz kalplerinize yerleşmedi.” (Hucurat Suresi)
Allah Teâla biz insan neslini tek bir şeyi yapmamız için var ettiğini hatırlayalım. Neydi varlık sebebimiz. Bu dünyaya niçin gelmiştik? Kim getirmişti. Kim yaratmıştı. Gördüğümüz her basit şey bir toplu iğnenin bile iyi kötü bir yapanı var. Peki ya mükemmel bir varlık olan kanı, canı, beyni, kalbi, saçı, tırnağına kadar yaratılışı başlı başına mucize olan insanoğlunun bir yaratanı yok mu?
Bir toplu iğne bile bir maksat için yapılmış ise muhteşem bir varlık olan insan maksatsız boşu boşuna yaratılmış olabilir mi? Hayır Hayır elbette hayır. Koskoca evrende, yıldızlar, güneşler, dağlar, taşlar, ırmaklar, ayrıca nice irili ufaklı bitkilerden hatta yaratılış bakımından bizden daha büyük veya küçük olan bir nice hayvandan, farklı yaratılmışız ve eşsiz bir hazine olan akıl nimeti bize verilmiş ve bu akıl sayesinde bütün varlıklar emrimize âmâde kılınmış. Öyle ise her şeyin buyruğumuza verildiği, biz –insanoğlu- gayesiz mi yaratılmışız. Bu büyük nimet sayesinde aya çıkmış, robotlar üretmiş, televizyon, radyo gibi aklın hayalin sınırlarını zorlayarak bir çok icatlar yapan biz –insanoğlu- bu büyük nimetin nereden geldiğini nasıl olur da düşünemeyiz. Nasıl olur da küfranı nimette bulunuruz. Bu nimeti bize veren kimsenin yani kendimizi yaratanın varlığından şüpheye nasıl düşebiliriz. Allah’ın şu an bizimle beraber ve bizi an be an dinlediğinden nasıl şüphede olabiliriz.
Evet insanların çoğu korkunç bir gerçek ama Allah’ın varlığından şüphededir. İnsanoğlu şüphededir. Bu sözlerime şaşırmayınız, sadece şöyle bir bakın dünyanın üstünde yedi kıtada yaşamış ve halen yaşayan insanlara. Kaç ta kaçı müslüman ve bu müslümanlar arasında kaç ta kaçı gerçek müslüman. Müslüman yani teslim kelimesinden gelir ki, kaç ta kaçı gerçekten kendini Allah’a boyun eğerek Allah’a teslim olmuş?
Evet bu korkunç bir gerçek ve kendimizi de temize çıkarmadan rahatlıkla söyleyebilmeliyiz ki biz de dahil olmak üzere “müslümanız ama Allah’ın varlığına olan imanımız zayıftır”. Allah’a gerçekten ve yakinen inanmıyoruz. Çünkü İhsan dediğimiz olay, yani “Allah’ı görüyormuşçasına her anımızı onun varlığını hissederek yaşayamıyoruz. Tam tersine O bizi görmüyormuş gibi, o bulunduğumuz mekanda yokmuş gibi varlığını teneffüs etmeden günümüzü lakırtı, şamata veya dedikodu ile geçiyoruz.
Galiba hemen hemen bütün bir insanlık imanen zayıf olup şöyle düşünüyor: “ya varsa Allah? İyisi mi Cehennemde yanmayayım diye ihtiyatlı davranıyor hepsi o kadar. Çünkü ibadet ve kulluğunu yaparken gereken ihtimam ve önemi göstermiyor insanoğlu. Allah’ı her şeyden çok sevdiğini söyleyen insan aslında kalben gerçek bir sevgi ile onu sevmiyor. Sadece dil ile söylüyor. Ve sevgisini artırmak için de bir gayret ve çaba da sarf etmiyor. Allah’a yaklaşmak ve her anını değerlendirmek kalben istiyor iyi kul olayım Allah’ın razı olduğu kimse olmak istiyor ama bu sevgiyi artıracak olan rabıtayı artırıcı amellerin ne olduğunu biliyor fakat kaçıyor, yaptığı her işte Allah’ın adını daha fazla ve içten ağlayarak anmaktan Hatta Allah’ı çok sevmekten ve O’na bağlanmaktan korkuyor. Zira dünyevi bazı hazları bırakmak istemiyor ve dünyanın geçici güzelliğinde bulduğu tadı terk etmek istemiyor. Gerçek tadı en güzel lezzeti tatmak, Allah’ı hakkıyla sevmek, günaha yaklaştıran her şeyi bırakmayı gerektirir. Her işte nefisle kavgayı gerektirir. Maalesef çok veya az günahtan yakamızı kurtaramayan bizler bu günahları işlemeye devam ederken nasıl Allah’a yaklaşmaya yüzümüz olabilir diye Allah’a olan kulluğumuzu kıyıdan kenardan yapıyoruz. Gerçek bir teslimiyetle Allah’a teslim olmamışız.
Oysa bizi yaratan bizi yalnızca ve yalnızca kendisine kulluk yapsın-kölelik yapsın diye yarattığını açıkça beyan ediyor. “Ben cinleri ve insanları yalnızca bana kulluk yapsınlar için yarattım” İşte yaratılış gayemizin hepsi bu. Bizi yaratana kulluk-kölelik yapmak. İşte bütün imtihan da bu. Sınavın tek sorusu var. Kim için çalışıp-çabalıyorsun? Her fiilimizde kendimize soralım “Ben bunu kim için ve niye yapıyorum?” Mesela şu an burada isek soralım kendimize “Biz niçin buraya geldik? Ve ne yapıyoruz” ve buna vereceğimiz cevap, diğer bütün fiillerimiz işlerimiz için de geçerli olmalı. Yani cevabımız her işimizde: “Beni yaratan ve her şeyin varlık sebebi olan Yüce Allah’ımı memnun etmek onu razı etmek için onu nasıl razı edeceğimi öğrenmek için buradayım ve bu veya şu ameli O’nun için yapıyorum” oldu ise sınavı başarı ile geçtik demektir.
Allah yolunda olmak, Rabbimiz olan Allah’ın bizi sevmesi için bir şeyler yapmak, Rahman’ın dinini yüceltmek, Hakim olan Allah’ın adını yaymak Erhamer-Râhimîn için çalışmak, en yakın akrabalarımızdan başlayarak Bağışlaması bol olan Mağbud’a kulluk yapacak kulların sayısını artırmak için elimizden ne gelebilir, ne yapabilir isek işte hedef bu.... her fiilimizden her anımızdan sorguya çekecek olan Allah Teâla bize her fiilimizdeki niyeti yani “her anımızı kim için ve ne ile uğraştığımızı” soracağını çok iyi biliyoruz.
O halde şimdiden her anımızı sorgulayalım, bakalım biz gerçekten günümüzün büyük çoğunluğunu kime hasrederek harcıyoruz. Evet ev temizlenecek, yemek yapılacak, dünya işi çok. Fakat Allah Teala dünya işlerini terk etmemizi zaten istemiyor ki. Aksine bizi dünya için yarattı. Dünya için bir şeyler yapalım diye yarattı. Ama bir farkla, yaptığımız iş ile en çok kimi razı etmek istiyoruz? Yaptığımız iş ile yalnızca dünyadaki insanları memnun etmek değil gayemiz, hem dünyadaki insanları hem de Allah’ı memnun etmeyi arzulamamız lazım.
Allah Teala insanları üreyen bir varlık kılmış ve yeni gelen nesilleri bizim yetiştirmemizi istemiştir. Yeni nesilleri doğru yetiştirebilmiş miyiz? Allah Teâla etrafımızdaki insanları yani çevremizi ıslah etmemizi istemiştir. Onlara en güzel örnek olmamızı istemiştir. Öyle bir örnek ki, dünyadaki yemek pişirmek, temizlik, çocuk yetiştirmek gibi bütün bu işleri Allah için yapan olmak. Çocuklarımızı, çevremizi Cehennemin dayanılmaz ateşinden uzak tutmak. Ölümün olmadığı aksine binlerce kere kemiklere varıncaya kadar bizi eritecek olan çılgın alevli ateşten kendimizi ve çevremizdeki diğer kulları korumak ve Allah’ın en sevdiği razı olduğu kulların sayısını artırarak Şeytanın galibiyetine meydan vermemek.
Ahh. Maalesef Şeytan hep kazanıyor. Nefis hep kazanıyor. Allah Tealanın bize tanıdığı iki günlük dünyaya tapıp cezanın ahirete tecil edildiği geçici dünya hayatına aldanıp, Bizi Yaratanın hiçbir zaman hesaba çekmeyeceğini adeta düşünür gibi olmuşuz. Evet dürüst olmalıyız. Bugün, Allah’ın dini ayaklar altında ise İslam üçüncü dünya geri ülkelerinin dini haline getirmiş isek bu günahın cevabını nasıl vereceğiz. Değil Antartika, Afrika iki adım ötede ki komşumuza bile iyi örnek olup Onu İslama kazandıramamışsak, biz ne biçim kuluz. Kime kulluk ediyoruz. Çocuklarımıza dahi erişemiyor isek biz ne yapıyoruz? Biz ne ile emrolunduk, ne yapıyoruz?
İslam bir kişinin omuzlarında yükselmez tabi, bir kişi İslamı yüceltemez. Fakat bir kişi ile İslam yayılmaya başladığını unutmayalım O bir kişinin attığı tohum ile kırka kırklar seksene ve yüz binlere İslam yayıldı. Yüz yıl gibi kısa bir zamanda İslam, üç kıtaya yayılan bir Medeniyet dini haline gelmişti. Bugün her türlü imkan var. Ama insanlara hakikat ulaştırılmıyor. Hakikatı yaymak için ufak bir kıpırdama bile yok. Dürüst olalım. Kendimizi kandırmadan aldatmadan kabullenelim ki, İslam için Allah için çok az müstesna ciddi bir sıkıntıya girmiyoruz.
Oysa Allah Teâla bize şöyle buyuruyor: Dikkat edelim çünkü bu âyet nazil olduğunda Rasûlullah (SAS) bu inen âyetin sebebi ile “Hud suresi saçlarımı ağarttı” demiştir. Evet Rasûlullah’ın saçlarına kır düşüren bu âyeti dikkatlice dinleyelim: “Festegım kemâ ümirte”
“EMROLUNDUĞUN GİBİ DOSDOĞRU OL”
Şimdi kendimize karşı dosdoğru olalım, dürüst olalım, ve artık kabullenelim ki biz Allah için daha fazla bir şeyler yapabiliriz. Diyorum ki yeni bir sayfa açalım bundan sonraki günlerimiz için. Yeni bir başlangıç yapalım. Bu başlangıca ise emrolunduğumuz şeyleri yani Allah’ın âyetlerini anlamaya başlayarak adım atalım. Ve manasını her okuduğumuz âyeti hayatımızda uygulayarak, emrolunduğumuz gibi dosdoğru olup- doğru amellere yönelelim. Düşünce, tutum ve davranışlarımızı Allahımızın Rabbimizin arzuladığı şekle büründürelim. Her zaman hayalini kurduğumuz düşlediğimiz o mükemmel ahlaka sahip olalım. Bunun için de Hz. Ömer gibi yapalım. Çünkü Hz. Ömer her bir âyeti öğrenir sonra onu derhal hayatında uygulamaya sokarmış. İşte zalim Ömer iken adil lakabının Faruk lakabının ve adaletin simgesi olan Ömerler gibi olmak için biz de öğrendiklerimizi hafta boyunca kendimizde uygulamaya çalışalım. ALLAH BU YOLDA HEPİMİZİ MUVAFFAK ETSİN. BİSMİLLAH...
Uygulama 1-
BİR HAFTA BOYUNCA “LA MAKSÛDE İLLALLAH” YANİ “ALLAHTAN BAŞKA HİÇ BİR MAKSADIM GAYEM YOK” Allah’ın rızasını kazanmaktan başka hiçbir emelim yok diye dilimiz döndüğünce bunu manasını düşünerek tekrarlayalım. Dünyalık her işimizi yaparken Allah rızasını sevgisini rahmetini kazanmak için en güzel şekilde yapmaya çalışalım. Çünkü Allah güzeldir, ve işlerin güzel yapılmasını sever.
KISSA 1- (Günümüzde yaşanmış bir kıssadır)Yakın bir zamanda vefat etmiş olan bir hanımın (Allah rahmet eylesin) kocası kumar oynarmış. Evde çol-çouk sefil perişan olurlarmış. Maaş aldığı gün gece yarısına kadar kumar oynar eve geç gelirmiş. Hatta bu zavallı kadın kocasına maaşını bir gün şaş kaza sorduğunda, “sen benden hesap soramazsın” diye biçare kadını öldüresiye dövmüş. Bu hanım sürekli Allah’a yalvararak kocasını bu illetten Allah’ın kurtarması için yalvarmış göz yaşı dökmüş. Allah, dua edenin duasını asla geri çevirmez. Merhametli olan Rabbimiz onun duasını kabul etmiş olmalı ki, bu çilekeş kardeşimize bir yol göstermiş ve böylece bu hanımın aklına bir yöntem gelmiş. Mutfak parasını aylarca damla damla biriktirmiş ve bununla bir deste kumar kağıdı almış, kocasının masasına atmış ve haydi “bana da öğret birlikte oynayalım” diyerek onu evde tutmak ve ayağını kumarhaneden kesmek istemiş. ve o haftanın mutfak parasını ortaya koymuş. Adam önce yadırgamış tuhafına gitmiş ama, karısına da öğretmiş ve böylece zamanla tamamen kadın kocasının ayağını kumarhaneden ve arkadaşlarından uzaklaştırmayı başarmış. Daha sonra çocukları on ve onun üstünde yaşa geldiklerinde, onlara cemaatla namaz kıldırmaya başlamış. Bilhassa sabah namazlarında, küçücük çocuklarının cemaatla namaz kılması adamın gücüne gider, yatakta döner dururmuş. Nihayet dayanamamış ve bir gün ben “eşşek gibi yatarken çocuklarım kadar olamıyorum diyerek” önce Cuma namazlarına sonrada diğer namazlarına başlamış. Hatta bu kumarbaz koca karısının dua ve gayretleriyle ilk Kur’an Kursu açanlardan biri dahi olmuştur. Ders almamız gereken yön şudur: Bir şeyi çokça istemek ve dua etmek ısrarla olmasını istediğimiz şeyi hatta günah bile olsa Allah Teâla bize ihsan ediyor. Şimdiye kadar öğrendiklerim arasında bunun aksini yani Allah’ın çok arzu edilen gerçekten arzulanan bir şeyi vermediğini bilmiyorum.
Karun altın yapmayı çok istedi Allah verdi. Zekeriyya oğul istedi Allah verdi. Hatta kendisi ve karısı çocuk yapacak bir yaşta olmamalarına rağmen. Hz. İbrahim’in hanımı Sare çocuk istedi ve Allah ona da kısır olmasına rağmen verdi. Ama kişi Allah’ın kendisine çocuk vermemesine rıza göstermiş ise veya verip-vermeyeceğinden şüphede ise yahut Allah Teâla bu çocuk sebebiyle ana-babanın günaha gireceğini biliyor da günahkar olmamaları için onları koruması gibi haller hariç Allah mutlaka çok isteyene kim olursa olsun istediğini veriyor.
İsteyelim, en güzel şeyleri kendimiz ve sevdiklerimiz için isteyelim. Zira Allah Teâla yani bizi Yaratan bize rızık veren yediren, içiren şöyle buyuruyor: “(Ey Muhammed) Kullarım sana, beni soruyorlar. De ki ben onlara YAKINIM. Bana dua eden kimsenin duasına karşılık veririm. O halde Ben’den isteyin ve bana i n a n ı n Artık umulur ki doğru yola girersiniz.”
İNŞAALLAH YA RABBİ. SENDEN BİZDEN RAZI OLMANI İSTİYORUZ. BİZDEN RAZI OL, BİZLERİ RAZI OLDUĞUN KULLARDAN EYLE, GÜZEL İŞLER YAPARAK SENİN SEVGİNİ KAZANAN SEVGİLİ KULLARINDAN BİZLERİ DE EYLE Amin.
Ve Sen Yine Denendiğinde..
Ve Kalbin Daraldığında..
Ve Yine Bütün Kapılar Kapandığında.. YARAB! Ne azabına dayanacak halim, Ne de rahmetinden mahrum kalmaya mecalim yoktur... Vefasızlık edip senden uzak kalsamda, halim sensiz edemeyeceğini haykırmaktadır. Vefasızlığım nisbetinde değil, ihtiyacım nisbetinde lütfuna talibim..."
Ve Yine Ne Yapman Gerektiğini Bilmediğinde..
Uzun Uzun Düşün Ve Hatırla Yaradanını!
Allah Kullarına Kafi Değil mi?(Zumer
Tags for this Thread
Yetkileriniz
- You may not post new threads
- You may not post replies
- You may not post attachments
- You may not edit your posts
Forum Rules