-
Süper Üyemiz
Edirne

Yıllardır Sarıalan yaylasında ( şöyle bir düşündüm de ilk gidişimizin üzerinden 12 yıl geçmiş) muhtar Hüseyin Baysal’ın oteli olan Baysal Otel’ de konaklarız. Kayak yapmaya gittiğimiz Kartalkaya’da önceleri Baysal otelde geceler, sabah kahvaltı sonrası zirveye 9-10 km uzaklıkta olan kayak pistlerinin olduğu bölgeye kayak yapmaya giderdik. Sonraları kayak mevsiminde zirvedeki otellerde kalmaya, Baysal otelde kalmaya ise ilkbahar ve sonbahar döneminde hafta sonu için gitmeye başladık. Gitmeden önce mutlaka otel sahibi Hüseyin bey’i arayıp ne yiyeceksek sipariş ediyoruz. Sağolsun özellikle ilk gittiğimiz gün yaylaya ulaştığımızda öğlen yemeği için her seferinde bahçede mangalın hazır olmasını sağlıyor.

Sarıalan yaylasına gidiş için cumartesi sabahı saat 6:00 civarında yola çıkarız (genelde böyle olur) .Otobandan Bolu yönünde yola devam eder, arada bir çay-kahvaltı molası veririz. Geçtiğimiz yıla kadar Sapanca girişini geçtikten sonra sağda küçük bir mola yerinde durur, isteyen çay ile süper çift kaşarlı tostunu yer, sabah sabah midesi kaldıranlarımız da su böreklerini yerdi. Maalesef şimdi yerinde çok sevimsiz bir ortam yaratılarak hazırlanmış fabrika yemekhanesi kıvamında,gürültülü ama çok meşşhurrr Berceste !! var.
Şimdilerde yeni bir yerel mola yeri tespit edene kadar Bolu Koru tesislerine direkt gidip kahvaltımızı orada yapıyoruz.
Kahvaltıdan sonra Ankara otoban sapağına girmeksizin Bolu il merkezi tarafına düz devam ediyor, Bolu ilini geçtikten sonra Kartalkaya oteller sapağından giriyoruz. Yol süper, yavaş yavaş yükseliyoruz, aslında ilginçtir ama yolun başındaki birkaç km hariç Kartalkaya çıkışında asla dik tırmanışlar yoktur. İlerledikçe müthiş orman içine dalmaya başlıyoruz. Arada bir durup arabanın kontağını kapatıp derin yeşili seyrediyor ve ormanın rüzgar hariç sessizliği ile kulaklarımızı dolduruyoruz. Otelin olduğu Sarıalan yaylası düzlüğüne ulaştığımızda o geniş düzlüğü 360’ görebildiğimiz manzara her seferinde beni etkiliyor.

İnsan otelin verandasında oturduğunda tam karşıdaki Kartalkaya’nın karlı zirvesini, Mayıs ayında zirveden beyaz karların altından bir sarı ırmak şeklinde akan sarı alan çiçeklerinin dağın eteklerindeki yeşil düzlüğe akıp oluşturduğu renk cümbüşünü, neredeyse tüm gün sandalyeden kalkmadan, öyyyyle boş boş seyredebiliyor.

Zaten yaylada çıt yok, en büyük ses inek ve koyunların boynunda, eğer onlarda tembel tembel yattıkları yerden hareket ederse, işte gürültü ; İNEK ÇANI SESİ. O da o kadar tempolu ki,onu da dinlemeye doyamıyor şehrin gürültüsünden gelmiş insan.

Hele akşamları ….Verandaya çıktığınızda yıldızlara eliniz değecek kadar yakınsınız, sessizlik ise inanamayacağınız boyutta, insanı büyük bir boşluğa düşürüyor ve adeta sağır olduğunuzu sanıyorsunuz. Yıldızlar bir o kadar muhteşem. Çıt sesi bile çıkarmasın diye, geceleri yıldızları izlemeye verandaya çıktığımda ‘’sessiz duramayacaklarsa’’ yanıma kimseyi almak istemiyorum.
En büyük güzellik ise, çok şanssız değilseniz, 21 odalık Baysal otelde her seferinde bizden başka konaklayan maksimum 2-3 oda daha olması. Biz neredeyse her seferinde oteli kapatıyoruz, ama gitmeden önce genellikle otelde başka konaklayan var mıdır diye de soruyorum, dolu ise gidişimizi başka haftaya erteliyoruz.
Baysal otel küçük bir tesis, pansiyon benzeri küçük bir otel diyebiliriz. Temizdir, ancak büyük beklentilerle gitmemenizi tavsiye ederim. İlk ve sonbahar da gittiğimizde (kışın zaten tüm gün yanar) akşam yemeklerini şömine önünde sakince yeriz. Sabah kahvaltısı ve öğlen yemeğini güzel havalarda bahçede yiyebilirsiniz. Kahvaltı; köy ekmeği, yerel yapılmış reçel, peynir, tereyağ, bal/kaymak ve sahanda yumurtadan vs.den oluşuyor. İlk gittiğiz gün mangal hazırlanıyor, öncesinde ( ara sıcak tabirli ) gelen keş’li erişte(süper), mantı, güveç vs.yi mutlaka deneyin derim. Biz ikinci öğlen Sarıalan yaylasına 3-5 km mesafede orman yolundaki alabalık çiftliğine gidiyoruz ( değişiklik iyi oluyor) Ben hayatında ilk defa ve çok beğenerek bakla çorbasını orada içtim. Bakla sevmeyeniniz varsa içmem demesin, yanılır…
Bir de 3-5 km yakınlıktaki çevre yaylalara gidip, bu yaylalarda gezip, gölet kenarlarındaki yürüyüş yollarında yürüyüş yapabilirsiniz.

Dağlardan eriyen karların sularından oluşan küçük nehirlere ayaklarınızı sokup, buzzzz gibi sularda yürüyebilirsiniz. Tabii dayanabilirseniz.
Resimlerimiz farklı senelerdeki yayla seyahatlerimizde çekilmiş olup, bazıları digital makine olmadığı zamanlardan kaldığından taranarak buraya eklenmiştir. Bu sebeple o resimlerde renkler daha soluk görünüyor, ama aslı öyle değil, renkler buradakilerden çok daha canlı.
İşte böyle…
NETİCE
-Yaylaya gitmek güzeldir, gerçek sessizlik oralarda keşfedilir.
-Sonbahar renkleri ile de deneyebilirsiniz ancak Kartalkaya zirvesinden sarı bir ırmağı andıran çiçeklerin akışını yakalayabileceğiniz en iyi manzara Mayıs sonu, Haziran başıdır,
-Yaylaya çıkarken yolda bir kez durup, arabanın kontağını kapatıp ormanı dinleyin, ciğerlerinize alışık olmadığı bol oksijenli havayı soluyun, geçireceğiniz 2 gün için hazırlık olur,
-Baysal otel, yemek konusunda Bolu’nun iddialı yemek ustalarını aratmayacak lezzetli yemeklere sahip, temiz bir pansiyon seviyesinde hizmet veren 21 odalı, şömineli rahat bir dağ oteli,
-Baysal otele gitmeden önce, vardığınızda mangalı hazır bulmak isterseniz oteli arayın, özellikle et siparişinizi bildirin,
-Baysal otelin keş’li ev eriştesini, ev mantısını, ayva-kabak tatlısını önceden sipariş verin,
-Yakındaki balık çiftliğinin ilkel şartlarında, nefis bakla çorbasını, dilerseniz odun sobası çevresinde yiyebileceğiniz köy kahvaltısını da deneyebilirsiniz.(İçerisi çok ilkel ama ilginç bulup sevebilirsiniz, biz sevdik)
-Çevrede çok yakın gibi görünen grup grup toplanmış yayla evlerine doğru gidip Sarıalan’ a her açıdan bakmayı ihmal etmeyin,
-Kartalkaya yönüne doğru devam ettiğinizde sola Köy Hizmetlerinin bulunduğu yöne doğru gidip, oradaki gölet çevresinde yürüyüş yapabilirsiniz.
-Bolu’nun çevresini keşfetmek için başka bir hafta sonu planlayın, lütfen Sarıalan yaylasına özel bir hafta sonu ayırın,
Yorumlar (14)
EDİRNE
Eylül 25, 2007 at 23:18 · Filed under YURTİÇİ
Bu sefer amacım benim iş için ara ara gittiğim Edirne’ye Ahmet, Batur ve bir grup yakın arkadaşlarımızı da götürmek, hem etkileyici Edirne şehrimizi daha ayrıntılı gezmek / gezdirmek, hem de müthiş bir tat olan Edirne ciğerini Ahmet’e ( ben ciğer sevmem ki diye sürekli tekrarlıyor ama ben de denetmek konusunda ısrarlıyım) ve ciğer sevdasıyla bizimle birlikte yollara düşen ekipteki diğer arkadaşlarımıza tattırabilmek…
Sabah saat 7:00 civarı İstanbul’dan Edirne’ye doğru yola çıktık, ara yollara girmeden otoyol aracılığı ile direkt Edirne’ye gittik, makul bir hız ile 2 saatte Edirne’ye varılabiliyor.
Evden çıkmadan önce yaptığımız hafif atıştırma şeklindeki kahvaltımızı takviye etmek amacıyla sabah saat 9:00 gibi Meriç kıyısında çıtır sigara börekleri yanında çayımızı içip kahvaltımızı tamamladık.

Edirne’ ye gidip Meriç kıyısında çay içmemezlik yapmayın sakın derim.Ama sabah saatlerinde gidebilirseniz gidin, hele hafta sonları sakın daha geç saatlere kalmayın, çünkü çok kalabalık oluyor, öğleden sonraki saatlerde giderseniz eminim yaşanan araba trafiğinden ve insan selinden hiç de hoşnut kalmazsınız.

Meriç kıyısında çay sefasından sonra, çay bahçelerinin girişindeki ağaçlıklı yolda bir süre güzel, sakin bir yürüyüş yaptık.
Daha sonra Selimiye camisini gezmeye gittik. Gerçekten muhteşem bir eser. Cami çıkışı caminin hemen arkasındaki kapalı çarşıyı gezdik. Acıktık, veee nefis Edirne ciğerini yemek üzere çarşı içindeki Ciğerci Aydın’ da mola verdik. Önce ciğer(çocuklar maalesef ciğere pek prim vermiyor) yedik, oradan kalkıp meşhur köfteci Osman’a geçtik. İnanmayacaksınız ama tıka basa ciğer ile doymuş olan büyükler bile birer ikişer adet köfte yemekten de geri kalmadık.
Köftelerde süper, hımmmm hatta nefis….. Köfteciden çıkıp Keçecizade’den ikindi çayı yanında yemek üzere bademli un kurabiyelerimizi sardırdık, ayrıca yemek üstü, bastırsın! diye tatlı niyetine portakallı çikolataları ve cevizli sucuklarımızı aldık. Ohhh şimdi huzura ermiş bulunuyoruz, tura devam edebiliriz.
Sırada çocuklar görsün diye Kapıkule sınır kapısı var. Çok mutlu oluyorlar, onlar için çok ilginç tabii, çıkış için bekleyen kamyonların önünde, Kapıkule yazısı fonda olmak kaydıyla çocukların fotoları çekiliyor. Burası Türkiye’nin sonumu yani diye şaşkınlıkla soruyorlar.

Buradan çıkıp ikindi çayı molası için Edirne merkeze yakın mesafedeki kahveye gidiyoruz, çay süper, Keçecizade’nin bademli kurabiyeleri ağızda dağılıyor.
Şimdi de Edirne ilinin aslında en ilginç yerini görmeye gidiyoruz. LALAPAŞA ilçesi ve ilçedeki DOLMENLER.

Lalapaşa dünyada sayılı yerde bulunan dolmenlerin olduğu birkaç yerden biri. Edirne İstanbul yönünde giderken Edirne çıkışındaki Lalapaşa tabelasını izledik, ilçeye vardık, ama ne yazık ki dolmenleri bulmak için zorlandık, ne iz, ne yol, ne de bilen var. Bulduk, ama ne acıdır ki ne korumaya alınmış, ne de doğru düzgün çevre düzenlemesi yapılmış. Çevresi çamur ve hayvan pislikleri ile dolu, bakımsız.İlçede yaklaşık 75 adet dolmen var maalesef bu sefer biz hepsini göremedik.Bir dahaki sefere hepsini keşfetmeye kararlıyız.Ayrıca yine Lalapaşa bölgesinde 2-3 mt yükseklikte çok sayıda MENHİR var.Her şeye rağmen hem dolmenler, hem de menhirler mutlaka görülmeli, çok etkileyici.( Hernekadar ekipteki arkadaşlarımız dolmenleri bulduğumuzdaki hayal kırıklığı sonrası bu mudur diye bir süre kovalasalarda ) Bilenleriniz vardır mutlaka, İngiltere’ de de dolmen var, adamlar turizm sitelerine girildiğinde öncelikle tanıtımlarını dolmenler ile yapıyor.
Dönüşte otobandan İstanbul yönünde giderken bir de Uzunköprü ilçesini ve adını aldığı muhteşem Ergene (Uzunköprü) köprüsünü görelim dedik.Ergene nehri üzerinde olan, 1270 mt uzunluğunda dünyanın en uzun taş köprülerinden olan bu köprüyü Sultan II Murat 1427 yılında yapımını başlatmış,16 yy da inşaat tamamlanmış.Çok etkileyici.Köprü başında birde Hürriyet çeşmesi var.
Cumartesi akşam saat 22:00 gibi evdeydik. Pazar günü evimizde dinlendik ve tüm gün Edirne üzerinde konuştuk. Neyse, bu pazartesi de işime mutlu gideceğim.
NETİCE ;
-Edirne yi mutlaka görün derim .
-İstanbul’ dan sadece 2 saat sürüyor,
-Meriç kenarında çay için (ama mutlaka sabah saatlerinde ) ,
-Muhteşem Sinan’ın muhteşem Süleymaniye camisini gezin, hikayesini dinleyin,
-Edirne Kapalı çarşısı da uğrayabileceğiz mekanlardan ,
-Edirne ciğeri yemeden, ciğer sevmeyenler ise Köfteci Osman’ a uğramadan asla dönmeyin,
-Keçecizade’nin bademli un kurabiyesini, çikolata kaplı portakalını(süper), badem ezmesini almadan
en azından küçücük şirin dükkanına girip ürünleri tatmadan dönmeyin,
-Kapıkule’ ye de yarım saat zaman ayırın,
-İkindi çayınızı mutlaka eski istasyon karşısındaki kahvede Keçecizade kurabiyelerinizle için,
-Lalapaşa’ya mutlaka gidin, dolmenleri ve menhirleri görmeden dönmeyin,
-Biraz daha yol yapmaktan çekinmezseniz dönüş yolunda yönünüzü Uzunköprü ilçesine
çevirin ve ilçeye adını veren muhteşem Ergene köprüsünü ve etkileyici mimarisini görün.
-En önemlisi tüm bunları 1 gün içerisinde yapabiliyor olmanız.
Ve Sen Yine Denendiğinde..
Ve Kalbin Daraldığında..
Ve Yine Bütün Kapılar Kapandığında.. YARAB! Ne azabına dayanacak halim, Ne de rahmetinden mahrum kalmaya mecalim yoktur... Vefasızlık edip senden uzak kalsamda, halim sensiz edemeyeceğini haykırmaktadır. Vefasızlığım nisbetinde değil, ihtiyacım nisbetinde lütfuna talibim..."
Ve Yine Ne Yapman Gerektiğini Bilmediğinde..
Uzun Uzun Düşün Ve Hatırla Yaradanını!
Allah Kullarına Kafi Değil mi?(Zumer
Tags for this Thread
Yetkileriniz
- You may not post new threads
- You may not post replies
- You may not post attachments
- You may not edit your posts
Forum Rules