+ Konu Cevaplama Paneli
1 den 2´e kadar. Toplam 2 Sayfa bulundu

Konu: Bir talebe, kıyamete kadar ömrü olup hocasına dua etse, hakkını ödeyemez.

  1. #1
    Süper Üyemiz dutkmd is an unknown quantity at this point dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    14.298

    Standart Bir talebe, kıyamete kadar ömrü olup hocasına dua etse, hakkını ödeyemez.

    Dünyada ve ahirette mekanların en şereflisi,
    Allahü tealadan bahs edenlerin bulunduğu yerdir.

    Bir talebe, kıyamete kadar ömrü olup hocasına dua etse, hakkını ödeyemez.






    pınardan damlayanlar......abı hayat..... ...


    AB-I HAYAT.....




    PINARDAN DAMLAYANLAR....

    Abdülhakim efendi hazretleri buyurdular ki; Asuman secde künet. Behri zemîni ki deru. yek dü kes, yek dü nefes. Behri Hüda binişinent. Asuman demek, gökler demektir. Gökler secde eder. yâni imrenir. Gökler'den maksat, gökdekiler demektir. Göklerdeki melekler imrenir, gıpta eder. Cennet, altıncı kattaki göktedir. Gökler deyince, cennetteki melekler de dahildir. Behri zemini ki deru; Öyle bir yere imrenirlerki,..(yek dü kes, yek dü nefes) bir iki kişi, bir iki nefes, yani kısa bir zaman. Behri Hüda binişinent. Allah rızası için toplanmışlar, sohbet ediyorlar. Dinden, Allahdan bahsediyorlar. Gökteki bütün melekler oraya hayran hayran bakarlar. (Birkaç kişi, kısa bir zaman, Allah rızası için bir araya gelip te, Allah dan bahsettikleri yere, göklerdeki bütün melekler imrenir, gıpta eder). Dünyada ve ahirette mekanların en şereflisi, Allahü tealadan bahs edenlerin bulunduğu yerdir. Ya oradakiler dine hizmet ediyorsa? Bu öyle bir nimettir ki, dünyada ve ahirette bundan daha büyük bir nimet olamaz. Velhasıl; İnsan olarak yaratıldığımıza hamd edelim. Eli ayağı düzgün olarak yaratıldığımıza hamd edelim. Cenab-ı Hakkın bize akıl verdiğine şükr edelim. Akıl, insanı hayvandan ayıran farktır. Duygu organları olmasa, ne işe yarardık... Bir de iman nimeti var. Dolayısıyla, bu kadar nimetin de mutlaka şükrü icap eder. Çünki eğer buna şükr edilmezse, gene Allahü teala buyuruyor ki; Elinizden alırım... Peki ne yapmak lazım? Ne emr ettiyse, onu yapmak lazımdır.

    İsmail Hakkı Bursevi hazretlerinin altı cilt Ruh-ul Beyan adlı tefsiri vardır. Orada buyuruluyorki; (bazıları gelip sormuşlar), Altıparmak denilen yerde, Yahudiler ve Rumlar vardır. Bunlardan bazıları, çok cömert ve güzel ahlak sahibidir. Kim ne için gelse, yardım ederler. Camiler için gelseler yardım ederler. Fakirler için gelseler, yardım ederler. Bunlar da diğerleri gibi cehennemde yanacaklar mı?.. İsmail hakkı hazretleri, bu sualin cevabını Hocası atpazarlı Osman Haruni hazretlerine sormuş. Hocası buyurmuş ki; Bu, güzel ahlaktır. Peygamber efendimiz ‘aleyhisselatü vesselam’ buyurdu ki; Ben, güzel ahlakı anlatmak ve tamamlamak için gönderildim. Din, güzel ahlak demektir. Kimde bu güzel ahlak varsa, imanla gitmesi muhtemeldir. Bu güzel ahlak sahibi insanlara, vefatlarına yakın cenab-ı Peygamber ‘aleyhhiselatü vesselam’ görünür, çok iyiliklerin vardı. Ben Muhammedim, ben Peygamberim. Kelime-i şehadet getir, der. O da sesli bir şekilde kelime-i şehadeti getirir; oradakiler de duyar ve ondan sonra iman ile ölürler. Günahsız olarak ölmüş olur. Çünki güzel ahlak sahibiydi.


    Yine bu Ruh-ul Beyan tefsirinde buyuruluyor ki; Bir elma ağacı veya bir armut ağacı düşünün.. bazısı bağçede, bazısı dağda büyür. Bağçede büyüyen elma ağacı bahçıvanın elinde bakılır, budanır, sulanır, ilaçlanır.. ağaç çabuk olgunlaşır, meyvası da tatlı olur. Dağdaki yabani olanı ise, korumasızdır, hamdır, geç olgunlaşır. Böcekler yer, keçiler yer, ne olacağı belli değildir. Hocası olan talebe, bahçıvanın elindeki elma gibidir. Hocası olmayan ise, dağdaki yamuk yumuk armut gibidir. Bahçıvanın elindeki ağacın aslı cennette olduğu için, o da cennete gider.
    Şâh-ı Nakşibend hazretleri buyuruyorki; Bir talebe, kıyamete kadar ömrü olup hocasına dua etse, hakkını ödeyemez buyuruyor.


    Şâh-ı Nakşibend hazretlerine birgün bazı insanlar gelmiş, hocam, bize bir keramet gösterin demişler. Buyurmuşki; Ne kerameti? Benim kerametim, her an meydandadır. Bir insan, bu kadar günahı omuzlarında taşıyıp, hala yürüyorsa, konuşuyorsa, başka ne istiyorsunuz, buyurmuşlar. Soranlar demişlerki; efendim, genede bazan kerametiniz görülüyor.. Şahı Nakşibent hazretleri "onlar bana aid değildir, hepsi hocama aiddir" buyurmuş. Şahı Nakşinent hazretleri yine buyurmuşlar ki; "Sizden fevkalade haller zuhur etse, bütün ağaçların yaprakları dile gelse, taşlar konuşsa, ey mübarek zât, sen artık mübarek oldun deseler, sakın inanmayın. Biz bununla emr olunmadık, bunun için gönderilmedik. Bizim dünyaya geliş gayemiz, Onun dinine uymak ve Onun dinini anlatmaktır".

    Eshab-ı kiramdan bir zât buyuruyor ki; Hazretin Ömerin yanında oturuyordum. Medine-i münevverede dehşet bir salgın hastalığı oldu. Bir cenaze geçti. Cenaze geçerken Eshab-ı kiramdan beraber olduklarımız, ya Emirel mü’minin, şöyle iyi huyları vardı, böyle iyi huyu vardı, dediler. O hiçbir şey söylemedi, sadece başını önüne eğdi, kesinleşti, dedi. Biraz sonra başka bir cenaze daha geldi. Efendim, şöyle iyi ahlaklıydı, şöyle cömertti, dediler. Gene bir şey demedi, başını önüne eğdi, kesinleşti, buyurdu. Bir cenaze daha geçti, Allah afv etsin, şöyle hasisti, zalimdi, şunu yaptı bunu yaptı, dediler. Kesinleşti, buyurdu. Ya Emirel Mü’minin, kesinleşti kesinleşti, dediniz, ne kesinleşti, dediler. Buyurdu ki; Ben cenab-ı Peygamberin ‘aleyhisselatü vesselam’ yanındaydım. Mübarek buyurdu ki; Dört mü’min, bir mü’min hakkında iyi bir müslümandır dese, kesinleşti, o cennetliktir. Peki ya Resulallah, bunlar üç kişiyse, dedim; kesinleşti, buyurdular. Peki ya Resulallah, iki kişi şahit olsa.. Buyurdular ki; gen kesinleşti. Birkişi olsa diyemedim, utandım, buyurdu. Dolayısıyla, ölen bir insan için arkasından söylenilenler çok mühimdir. Allahü teala onu Müslümanların nasıl bildiğine, nasıl şahitlik yaptığına önem veriyor.

    Birgün sarhoşun birisi meyhaneden çıkmış evine giderken zikr sesleri duyuyor. Zikrin ne olduğunu bilmiyor, ses nereden geliyor diye merak edip sesin geldiği yere gidiyor. Pencereden içeriye başına uzatmış. Bakmış ki orada Abdulkadir Geylani hazretlerinin talebeleri bir araya gelmiş zikir yapıyorlar, sohbet ediyorlar, Allahdan bahsediyorlar. O da bakmış, ya Rabbi bunlar ne güzel insanlar demiş ve evine gitmiş, evde de ölmüş. Ertesi gün cenazesini kaldırıyorlar, kabre koyuyorlar. Melekler Cehenneme götüreceğiz diyorlar. Gavsı azam hazretleri nereye götürüyorsunuz diyor. Bu adam berbat, bu adamın yeri ancak ateş olur diyorlar. Gavsı azam hazretleri başını vermem, vücudunu ne yaparsanız yapın diyor. Çünki o baş, o göz benim talebelerime sevgi ile baktı. Benim talebelerime sevgi ile muhabbetle bakan gözü ateş yakmaz. Başını vermem ama geri kalanını ne yaparsanız yapın beni alakadar etmez demiş. Demişler ki, ya Gavs olur mu öyle şey, baş bir tarafta vücut bir tarafta olmaz diyorlar. Cenab-ı Hakka arz edin demiş. Ya Rabbi ne yapacağız bu mevtayı demişler. Allahü Teala da buyurmuş ki, baş ne tarafta ise vücutta o taraftadır. Dolayısıyla kim olduğumuz değil, kiminle olduğumuz önemlidir. Ve kimi sevmek, kimi sevmemek lazım olduğunuda iyi seçmeliyiz. Ahiretde nerede ve kimlerle olmak istiyorsak, buna dünyada karar vermeliyiz.
    İNSAN SEVECEĞİ KİMSEYİ İYİ SEÇMELİ, ONA GÖRE SEVMELİDİR..


    Allahü tealaya emanet olunuz efendim.


    Huzurpınarı (ve kaziengen.tr)ailesinin muhterem üyelerinin, Cuma gününü tebrik ederiz,
    müstecâb dualarınızı istirham ederiz efendim.


    ali zeki osmanağaoğlu

    ( tarafımdan eklenmiştir)

    Konu dutkmd tarafından (22-05-2009 Saat 19:42 ) değiştirilmiştir. Sebep: Bir talebe, kıyamete kadar ömrü olup hocasına dua etse, hakkını ödeyemez.



    Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
    "Oğlum sana üç öğüt vereyim!
    1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
    2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
    3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"



  2. #2
    Süper Üyemiz dutkmd is an unknown quantity at this point dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    14.298

    Standart

    Ey lâtifler lâtifi, ey kalblerin meliki,
    ilim, takva ehlinin reisi, ehl-i sünnet varisi.
    İnsanların üstünü, doğru yolun rehberi,
    hayât esrarını çözen, âriflerin serveri.

    Asrın müceddidi, O vâris-i enbiyâ...
    Yürekler dayanır mı Sizden ayrı kalmağa?

    Her kelamında rûhlara, âb-ı hayât akıyor,
    her sözü, kalblerden, pasları kaldırıyor.
    Aşkıyla tutuşanlar, yanıp kavruluyor,
    kalbi mühürlü olanın, nasibi olmuyor!

    Yapayalnız bir insan ulaşır mı felaha?
    Yürekler dayanır mı Sizden ayrı kalmağa?

    Vurulmamak ne mümkün! Nur akan simanıza,
    seçilmişler vâsıldır, hizmete zatınıza.
    Mümkün olamaz karşılık, bizdeki hakkınıza,
    cana minnet biliriz, kulluğu kapınıza.

    Onun hürmetine yâ Rab, bizi Ondan ayırma!
    Yürekler dayanır mı Sizden ayrı kalmağa?

    Resûlullahı, gösteren aynadır bizzatihi!
    Abdülhakim efendinin göz nurudur kendisi!
    Kurtarır layık olsak, teveccühünüz bizi,
    neler kazanmazdık ah! tanıyabilsek sizi...

    Ey gönüller sultanı, canım dayanmaz daha,
    Yürekler dayanır mı Sizden ayrı kalmağa?

    Gözlerimi kapayıp, derin düşünüyorum,
    hayâlimde, rûhumda, bir Işık görüyorum.
    Kalbleri pak eden, bakışlar önündeyim,
    fakat bu, rü’yâ değil, bilmiyorum nerdeyim.

    Sevdamız bu Işığadır, rûhların tek matlûbuna...
    Yürekler dayanır mı Sizden ayrı kalmağa?

    Doğrusu bu cihanda, başkaca Işık yoktur,
    Olsa bile sönüktür, ziyasız ve donuktur.
    Sizi bilenler bilir, bilmeyene söz yoktur.
    Bu nadide sofrada, kırıntı bize çoktur.

    Bu Işık kavuşturmuş , âşıkları ma’şûka...
    Yürekler dayanır mı Sizden ayrı kalmağa?

    Bizden sadır olanlar, sizi sena edemez,
    boş laftan, yanlış sözden, daha öte gidemez.
    Hakire sükut düşer, karga nağme edemez!
    Sizi meth-ü senaya, diller kafi gelemez.

    Sevenlerin ne yapsın, zulmet dolu dünyada...
    Yürekler dayanır mı Sizden ayrı kalmağa?

    Ardınızdan yetim kaldı ciğerpareleriniz,
    yüreği parçalanan aşıklar sizin sevenleriniz.
    Kararan gönüllere ilim meşalesiydiniz,
    İlim, takva ehlinin şüphesiz reisiydiniz.

    Unutulmayan nursunuz, ehl-i sünnet yoluna.
    Yürekler dayanır mı Sizden ayrı kalmağa?

    Bir teveccühle, gaflet perdelerini gideren,
    bir tebessümle, sonsuz se’âdetleri veren.
    İlm, irfân, kerâmet, hârikalar menba’ı,
    bu dünyâ nazarınızda, sanki örümcek ağı.

    Ebedî sultân olur, bende olan Onlara.
    Yürekler dayanır mı Sizden ayrı kalmağa?

    Alimlerin rehberi, âşıklar sığınağı,
    Dünya zulmette iken, kurtardınız etrafı.
    Sel gibi aktı yaşlar, sevenin gözlerinden.
    Ölüm size düğündür, biz olduk elem çeken.

    Sevenleriniz ne yapsın zulmet dolu dünyada?
    Yürekler dayanır mı Sizden ayrı kalmağa?

    Bizimki övmek değil; nafile bir gayrettir,
    Belki birkaç söz ile, güneş’i tarif etmektir.
    Aşığa gönül gerek, bizlerdeki yürektir.
    Bu yolda makbul olan, kendini hiç bilmektir.

    Bu dünyayı terk ettiniz, kavuştunuz maşuğa.
    Huzur ailesi dayanır mı Sizden ayrı kalmağa?






    HUZUR PINARI

    İnsan seveceği kimseyi iyi seçmeli, ona göre sevmeli.
    Kim olduğun değil, kiminle olduğun önemlidir.




    www.huzurpinari.com



    Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
    "Oğlum sana üç öğüt vereyim!
    1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
    2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
    3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"



+ Konu Cevaplama Paneli

Tags for this Thread

Yetkileriniz

  • You may not post new threads
  • You may not post replies
  • You may not post attachments
  • You may not edit your posts

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147