UHUD’DAN DAHA KEDERLİ BİR GÜN: TAİF

Ebu Talib’den sonra Haşimiler’in başına Ebu Leheb geçti. Fakat Ebu Leheb’in yeğenini koruması sadece sözde kalıyordu ve Peygamber (s.a.v.)’ e her zamankinden daha kötü davranılıyordu. Bir gün evinin önünden geçen bir adam kapısını açtı ve yemek kabının içine kokmuş sakatat attı. Bir keresinde de, evinin bahçesinde namaz kılarken adamın biri üstüne kan ve pislik dolu bir işkembe attı. Peygamber (s.a.v.) onu bir sopanın ucuna taktı ve kapının önünden: “ Ey Abdu Menaf oğulları, bu ne biçim korumadır?” diye bağırdı. Eve döndüğünde kızlarından biri onu hem yıkayarak temizliyor hem de ağlıyordu. “ Ağlama küçük kızım” dedi “ Allah babanı koruyacak.”

Bu olaydan sonra Peygamber (s.a.v.) Taif’te yaşayan Sakif’lilerden yardım istemeye karar verdi. Bu karar onun Mekke’deki durumunun ne kadar kötü olduğunu göstermektedir. Allah’ın evi ile eşdeğer gördükleri Lat putunun koruyucuları olan Taiflilerden ne beklenebilirdi? Sakif’liler çocuklarını ve kölelerini onun üzerine saldılar, onu taşladılar. Peygamberimizin mübarek ayakları kanlar içinde kaldı. Peygamber (s.a.v.) özel bir bahçeye sığınmak zorunda kaldı. Kendini güvenlik ve barış içinde hissedince şöyle dua etti: “ Allah’ım insanlar karşısındaki zayıflığımı, güçsüzlüğümü ve çaresizliğimi sana söylüyorum. Ey merhametlilerin en merhametlisi, sen zayıfların Rabbisin. Ve sen benim Rabbimsin. Beni kimin ellerine emanet ediyorsun? Bana kötü davranın yabancı birinin ellerine mi? Yoksa bana karşı silahlandırdığın bir düşmanına mı? Buna aldırmam, yeter ki, senin gazabın olmasın. Fakat senin yardımın benim için daha geniş ve daha rahattır! Tüm karanlıkları aydınlatan ve bu dünyayı da ahireti de düzene sokan nur’una sığınıyorum. Yeter ki senin kızgınlık ve gazabın üzerime olmasın. Dilediğine yardım etmek senin elindedir. Senden başka güçlü ve kuvvetli yoktur.”

Seneler sonra bir gün Aise radiyallahü anha validemiz bu sıkıntı dolu günleri hatırlatan bir sual tevcih ettiler:

-Ya Resulallah, Uhud harbinden daha kederli bir günün oldu mu?

-Taif'lilerden gördüğümü Uhud muharebesindeki kafirlerden çekmedim.

Hiç bir Peygamberin yasamadığı kadar sıkıntılar silsilesi...





ÜMİTSİZLİK VE İNTİHAR

Bir müslüman Allahü Teala'dan ümidini kesmemeli. Çünki Kur'anı Kerim'de (mealen ) Ve Allah'ın rahmetinden ümitsizliğe düşmeyiniz. Çünkü Allah'ın rahmetinden kafirler topluluğundan başkası ümidini kesmez. ( YUSUF SÛRESİ, AYET 87 ) ve Hicr Sûresinin 56. ayetinde ( mealen) "İbrahim (a.s.) dedi ki: Sapıtmışlardan başka kim rabbinin rahmetinden ümidini keser." buyurulmaktadır.

Allahû Teala, intihar etmeyi Nisa suresinin 29. ayetinde ( mealen ) "Kendi kendinizi öldürmeyiniz". buyurarak haram kılmıştır.

Peygamber efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur: "Kendisini dağdan aşağı atıp da canına kıyan kimse, cehennem ateşi içinde ebedi ve daimi olarak yuvarlanıp duracaktır. Zehir yutup da canına kıyan kimse, o zehiri cehennem ateşinde daimi olarak yutmaya çalışacaktır. Kendisini bir demir parçasıyla öldüren kimse ise elinde o demir parçası olduğu halde, onu karnına saplar bir vaziyette cehennem ateşinde ebedi ve daimi olarak kalacaktır." Hadis-i Şerifte bildirilen cezanın ebedi olmasının sebebi intihar edenin intiharı helal kabul etmesi halindedir. fukahâ ve ehl-i sünnet alimleri ittifak etmişlerdir ki, hayatına kasteden, intihar eden kimse, islam camiasının haricine çıkmış olmaz. Cenazesi yıkanır ve namazı kılınır.

İnsanın arzusuna uygun olmayan birtakım hadiselere sabretmesi bir fazilettir. Bilhassa musibetlere, mesela; muhterem zatların vefatlarına, malların helakine, sıhhatin veya uzuvlarının hastalık ile bozulmasına, gözün âmâ olmasına vesair belalara karşı sabretmek sabrın en yükseğidir. Sabretmek te ise pek çok mükafat vardır. Nitekim bir ayet-i kerimede ( mealen ) "Sabredenlere mükafatları hesapsız olarak ihsan buyurulacaktır" ( zümer süresi, ayet 10 buyurulmaktadır.

İntihar eden, istemediği şeyden kurtulmuş olmaz. Bilakis ondan binlerce kat daha elemli felaket ve azaba maruz kalacak, fakat bu pişmanlık fayda vermeyecektir.


KOCASINI ATEŞTEN KURTARAN KADIN

Hz. Zeyneb (r.ah), Resulullah Efendimiz'in Hz. Hatice'den (r.ah) ilk kızıydı. Teyzesinin oğlu Ebü'l-As ile evlendirilmişti. Resul-i Ekrem (s.a.v) peygamberliğini ilan edince, kızı Zeyneb (r.ah) müslüman oldu, fakat damadı eski dininde kaldı, müslüman olmaya yanaşmadı. Hanımı Zeyneb (r.ah) ona hak dini anlattı, kabulü için rica ve ısrar etti ancak fayda vermedi.

Medine'ye hicret edildi. Ebü'l-As karısı Zeyneb'in hicretine engel oldu, onu Mekke'de tuttu. Hz. Zeyneb (r.ah) iki acıyı birden yaşıyordu. Birincisi, kocası müşrik olarak kalmıştı, ikincisi de babası Hz. Muhammed'den ayrılmış, hicret edememişti. Bu ayrılık ciğerini dağladı. Sabretti; haline ne rıza gösterdi. Kocasının hidayete gelmesi için dua etti.
Hicretin ikinci senesinde Bedir Savaşı oldu. Bu savaşa Ebü'l-As da katılmıştı. Müslümanlar onu esir alıp Hz. Peygamber'e (s.a.v) teslim ettiler. Esirler kendilerini serbest bıraktırmak için fidye vermeye razı oldular. Hz. Zeyneb (r.ah) kocasını kurtarmak için fidye olarak bir gerdanlık ile bazı şeyler gönderdi. Bu gerdanlık annesi Hatice'nin (r.ah) ona düğün hediyesi olarak taktığı kendi gerdanlığı idi.

ALLAH Resulü bu gerdanlığı görünce tanıdı Hz. Hatice'yi (r.ah) hatırladı, hüzünlendi, ağladı ve sahabelere,
"isterseniz bu esiri vereceği bir söz karşılığı bana bağışlayın, bu gerdanlığı da Zeyneb'e (r.alı) geri verin" teklifinde bulundu. Ashab-ı kiram, "Baş üstüne" dediler. Ebü'l-As'tan Zeyneb'i (r.ah) boşayıp Medine'ye gönderme sözü alındı, gerdanlık geri gönderildi. Hz. Zeyneb (r.ah) anlaşma gereği Medine'ye geldi. Fakat gönlü kocasının hak dine girmesini ve yeniden yuvasına kavuşmasını istiyordu Sabırla duaya devam etti. Nihayet hicretin yedinci senesinde kocası gönül hoşluğu ile müslüman oldu, Medine'ye geldi, ALLAH Resulü'ne müslüman olduğunu bildirdi.

Peygamber Efendimiz (s.a.v) hem müslüman oluşuna hem kızının sevdiği kocası ile yuvasına kavuşmasına sevindi. Böylece bir sabır ve vefa örneği hanımın duası gerçekleşti. Hem kocası hem yuvası kurtuldu.

Bu buluşmanın üzerinden bir sene geçti. Hicretin sekizinci senesinde vefa sahibi Hz. Zeyneb (r.ah) vefat edip cennetteki evine taşındı..