Allah katında kulların iyisi,
(Tevâzu gösterendir)
sag olun allah cc razı oldun
Kulların en iyisi
Ömer bin Abdülaziz hazretleri
rahmetullahi aleyh,
Öyle âdil idi ki,
(İkinci Ömer)
diye meşhur
olmuştu.
Bir akşam,
misâfirleri vardı evinde.
Bir ara
(Lâmbanın ışığı)
azaldı.
Misafirlerden biri, lambaya
bakıp arzetti:
Yağı bitmiş efendim.
İzin verirseniz, yağ koyalım.
Hayır, ben hallederim.
Hizmetçiyi çağıralım isterseniz.
O da yeni yattı. Bırakın uyusun,
buyurdu.
Ve kalkıp,
(kendisi yağ koydu)
lâmbaya.
Ordakilerin
şaşırdığını görünce de;
Bu işi yapmadan da
(Ömer’dim)
Yaptıktan sonra da
(Ömer’im)
Birşeyim eksilmedi.
buyurdu
Ve ilâve etti:
Allah katında kulların iyisi,
(Tevâzu gösterendir)
Bugünkü "sesli menkıbe"yi dinlemek için tıklayınız:
Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
"Oğlum sana üç öğüt vereyim!
1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"
Cuma gününüz hayırlı ve mübarek olsun.
Cenabı Hak, din ve dünya saadeti ihsan eylesin.
Kardeşin kârlı çıktı
Vaktiyle iki kardeş ve
bunların hizmetine muhtaç
(yaşlı bir anneleri)
vardı.
Her gece biri,
sıra ile hizmetini görür,
biri ona hizmet ederken, diğeri
ibâdet yapardı.
Bir gece,
ibâdet eden kardeş,
ibâdetten çok zevk alıp,
ricâ etti kardeşine:
Bu gece de annemin hizmetine
sen bakar mısın?
Tabii, hayhay!
Kardeşi
annesinin hizmetini görürken,
o, bütün gece ibâdet etti.
Sabaha doğru uyuyup,
rüyâsında şöyle denildi
kendisine:
Ey filân!
Kardeşin bu işte (kârlı) çıktı
ve bütün günahları bağışlandı.
Sen de,
(kardeşinin hürmetine)
affedildin.
Çocuk sordu merakla:
Hikmeti ne acaba?
Denildi ki:
Allahü teâlânın,
sizin ibâdetinize ihtiyâcı yok.
Ama anneniz, sizin hizmetinize muhtaç.
Ona hizmet, nafile ibâdetten
kat kat daha sevaptır.
Bugünkü "sesli menkıbe"yi dinlemek için tıklayınız:
Konu dutkmd tarafından (13-03-2009 Saat 11:44 ) değiştirilmiştir.
Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
"Oğlum sana üç öğüt vereyim!
1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"
Tam ceza verecekti ki
Ömer bin Abdülazîz hazretleri
rahmetullahi aleyh
Halîfe iken,
(bir sarhoş adam)
gördü yolda.
Tam cezâ verecekti ki,
o sarhoş
(hakaret etti)
kendisine.
Bu defa vazgeçip, salıverdi
Görenler hayretle sordular:
Efendim, cezâ verecekken
neden saldınız?
(Bana hakaret etti)
diye
İyi ya,
(Suçu çoğaldı)
adamın.
Buyurdu ki:
Ben ona,
(Allah için)(Din için)
cezâ verecektim.
Ama
(Bana hakaret edince)
durum değişti.
Nasıl değişti efendim?
Öfkelendim, kızdım.
Eğer cezâ verseydim, araya
(Nefsim karışabilirdi)
Yani
(Din için)değil, (Nefsim için)
ceza vermiş olabilirdim.
Bundan korktum.
Bugünkü "sesli menkıbe"yi dinlemek için tıklayınız:
Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
"Oğlum sana üç öğüt vereyim!
1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"
Sakal-ı şerîf hürmetine
Ebül Abbas Seyyârî hazretleri
Rahmetullahi aleyh,
Önceleri çok zengindi.
Babası ölünce,
(büyük bir servet)
kaldı kendisine.
Ama O,
Resûlullah Efendimizin
sallallahü aleyhi ve sellem
iki telcik
(Sakal-ı şerîfini)
alabilmek için,
servetinin tamamını vermiş,
elinde hiçbirşey
kalmamıştı.
Ama
(mânevî bir servete)
kavuşmuştu.
Onun bereketiyle
(Tövbe etmek)
nasîb oldu.
Peşinden
Ebû Bekr-i Vâsıtî hazretlerinin
rahmetullahi aleyh
sohbetine kavuştu ki,
(bu büyük nîmet yanında)
o büyük servetin, hiç kıymeti
yoktu Onun nazarında.
Bütün bunlar, bu
(mübarek sakal-ı şerîfin)
hürmetine nasîb olmuştu
kendisine.
Bugünkü "sesli menkıbe"yi dinlemek için tıklayınız:
Konu dutkmd tarafından (16-03-2009 Saat 17:43 ) değiştirilmiştir.
Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
"Oğlum sana üç öğüt vereyim!
1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"
Gıybet yapanı susturun!
Allah dostlarından
Muhammed bin İsmâil
rahmetullahi aleyh
hazretlerine, bazı gençler;
Efendim, bize nasihat eder misiniz,
dediler.
Mübarek zat;
Gıybet yapanı dinlemeyin!
Hattâ susturun!
Çünkü
(Gıybet günahı)
(Zinâ günahından)
daha büyüktür.
buyurdu.
Şaşırdılar:
Zina’dan mı büyük efendim?
Evet.
Peki, nasıl susturacağız
Açıkça
(Sus! Gıybet yapma!)
diyeceksiniz.
Bu, çok zor efendim.
Evet zor.
Ama mükâfatı çok büyük.
Zira böyle yapan müslümana
(Yüz şehid sevabı)
verilecek.
Öyle mi hocam?
Evet.
Peygamber Efendimiz
sallallahü aleyhi ve sellem
öyle buyuruyor.
Bugünkü "sesli menkıbe"yi dinlemek için tıklayınız:
Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
"Oğlum sana üç öğüt vereyim!
1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"
Uşur verilmeyince
Hamza Baba hazretleri
rahmetullahi aleyh
Rumeli fâtihlerinden
(bir Allah dostu’dur)
Bu zatın büyük bir
(Meyve bahçesi)
vardır.
Her sene mahsulü toplayınca,
hemen hesaplayıp,
(Uşrunu verir)
Ama diğer insanların,
(böyle bir dertleri)
yoktur
Îkaz etse de, dikkate almazlar.
Bir gün
(büyük Yangın çıkar)
o yörede.
Ne kadar bahçe varsa,
(yanar, kül olur)
Ama…
(Hamza Baban’ın bahçesinde)
bir tek ağaç bile yanmaz
Bu hâdise,
(büyük bir ibret olur)
diğerlerine.
Akıllanırlar.
Onlar da,
(Hamza Baba’nın yaptığı gibi)
Her yıl, vakti gelince hesaplar,
(Uşurlarını verirler)
muntazaman.
Nitekim
Büyüklerimiz buyuruyor ki:
Bir musîbet, bin nasîhatten
evlâdır
Bugünkü "sesli menkıbe"yi dinlemek için tıklayınız:
Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
"Oğlum sana üç öğüt vereyim!
1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"
Nefsini mi azarlıyorsun?
Behâeddîn-i Buhârî hazretlerinin
kuddise sirruh
bir talebesi anlatıyor:
Bir gün, kendi kendime;
“Ey nefsim, senin şerrinden ne zaman kurtulacağım. Sen, ne alçakmışsın.
(Sen, yüzbin şeytândan)
daha da zararlıymışsın”
diyerek nefsimi
azarlıyordum.
O esnâda
(nur yüzlü bir ihtiyâr)
belirdi önümde:
Nefsini mi azarlıyorsun evlât?
Evet efendim.
İyi ama, sen sana düşeni
yaptın mı önce?
Neyi meselâ efendim?
Dînini iyi öğrendin mi?
Öğrendiklerinle amel ediyor musun?
Nefsinin yola gelmesi, senin
gayretine bağlı.
Ayrıca Hak teâlâ,
sana bir (mürşid-i kâmil) tanıttı.
Sen, her işini Ona danışıyor musun?
Ona tam tâbi oluyor musun?
Nefisten kurtulmanın çâresi
budur işte.
dedi ve kayboldu
gözden.
İyi de, kimdi bu nurlu zât?
Çok merak etmiştim.
Hemen hocamın
huzûruna koştum.
Bana bakıp sordu:
O nasîhatları yapanı tanıdın
mı evladım?
Tanımadım hocam.
O nurlu zat,
(Hızır aleyhisselâmdı)
Bugünkü "sesli menkıbe"yi dinlemek için tıklayınız:
Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
"Oğlum sana üç öğüt vereyim!
1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"
Müslümanın birinci vazifesi
Büyük âlim ve Evliyâ
İmâm-ı Süyûtî hazretleri
rahmetullahi aleyh
Her müslümanın birinci vazîfesi,
(İslâmiyeti öğrenmektir)
buyurdu.
Gençler sordular:
Önce neyi öğrenelim efendim?
İlk yapacağımız şey,
(Îmanımızı) ve (Îtikadımızı)
Ehl-i sünnet âlimlerinin
rahmetullahi aleyhim
ecmain
bildirdiklerine göre
(düzeltmektir)
Çünkü Cennete girmek,
(Doğru îman) ve (Doğru îtikat)
ilemümkündür ancak.
Îman doğru olmadan
Cennete girilemez.
Îmandan sonra efendim?
Îmandan sonra
(İbâdet yapmaya)
sıra gelir.
En mühim ibâdet nedir hocam?
(Beş vakit namazdır)
Namazları, her hâl-ü kârda
kılmalıdır.
Çünkü
Müslüman demek,
(Namazını muntazam kılan insan)
demektir.
Bugünkü "sesli menkıbe"yi dinlemek için tıklayınız:
Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
"Oğlum sana üç öğüt vereyim!
1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"
Cuma gününüz hayırlı ve mübarek olsun.
Cenabı Hak, din ve dünya saadeti
ihsan eylesin.
Cennete girmek için
Amasya Evliyâsından
Pîr İlyas Efendi hazretleri
rahmetullahi aleyh
bir gün
sevdiklerine;
Beş vakit namazı,
kıymet vererek, özenerek
kılanlar, Cennete girer
buyurdu.
Sordular:
Kılmayanın hâli nedir efendim?
Çok tehlikeli
Nasıl tehlikeli efendim?
Şöyle ki;
hadîs-i şerîfte;
Namazını kılmayanın,
islâmdan nasîbi yoktur!
buyuruldu.
Öyleyse çok tehlikeli
efendim.
Elbette.
Büyüklerimiz;
Beş vakit namaz kılmak,
Bu dinde (Nefes almak) gibidir
buyuruyor.
Şimdi anladınız mı?
Anladık efendim.
Ne anladınız?
Yâni müslüman,
(Nefes aldığı müddetçe)
namazını kılacaktır
Ancak
(Ölürse kılmaz)
Evet, aynen öyle.
Bugünkü "sesli menkıbe"yi dinlemek için tıklayınız:
Konu dutkmd tarafından (20-03-2009 Saat 16:34 ) değiştirilmiştir.
Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
"Oğlum sana üç öğüt vereyim!
1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"