+ Konu Cevaplama Paneli
Sayfa 1 Toplam 2 Sayfadan 1 2 SonuncuSonuncu
1 den 10´e kadar. Toplam 12 Sayfa bulundu

Konu: ALTIN HALKA - 14 - Seyyid Emîr Gilâl "rahmetullahi aleyh" hazretleri

  1. #1
    Süper Üyemiz dutkmd is an unknown quantity at this point dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    14.298

    Standart ALTIN HALKA - 14 - Seyyid Emîr Gilâl "rahmetullahi aleyh" hazretleri

    ALTIN HALKA - 14 - 1
    Seyyid Emîr Gilâl "rahmetullahi aleyh" hazretleri



    Seyyiddir. Muhammed Buhârînin üstâdıdır. Buhârânın Sûhârî kasabasında tevellüd, 772 [m. 1370] de orada vefât etdi. Hâce Bâbâ Semmâsînin talebesi idi. Gençliğinde güreş yapardı. Sonra, çömlekcilik yapdığı için Gilâl ismi ile meşhûr olmuşdur. Büyük velîlerdendir. Büyük bir âlim ve mürşid-i kâmil olup, her ânını İslâmiyyete uygun olarak geçirdi. Pek çok kimse onun sohbet ve derslerinde bulunarak kemâle gelmiştir. Onun üstün hâllerini gösteren bir çok menkıbesi vardır. Silsile-i âliyyenin on dördüncüsüdür.

    Annesi şöyle anlatmıştır: Emîr Gilâle hâmile iken, şüpheli bir lokma yesem, karın ağrısına tutulurdum. O lokmayı midemden geri çıkarmadıkça, karın ağrısından kurtulamazdım. Bu hâl başımdan üç defa geçti. Sonra çok temiz ve hayırlı bir çocuğa hâmile olduğumu anladım. Bunun üzerine yediğim lokmaların halâlden olmasına çok dikkat edip, ihtiyâtlı davrandım.

    Sâlih bir zât olan babası seyyid Hamza, Medîne’den gelip, Buhârânın Efşene köyüne yerleşmişti. Bir defasında, devrinin en meşhûr velîsi seyyid Atâ berâberinde zamânın en meşhûr zâtlarıyla, büyük bir cemâat hâlinde, Emîr Gilâl hazretlerinin babası seyyid Hamza’nın bulunduğu köyden geçiyordu. Bu yolculuğu sırasında, seyyid Hamza ile tanışıp dost oldular. Bundan sonra seyyid Atâ’nın her ne zamân oraya yolu düşse, evvelâ dosdoğru seyyid Hamzanın evine gider, başkalarıyla dahâ sonra görüşürdü. Yine bir defasında Efşene köyüne uğramış ve seyyid Hamza’nın yanına gelmişti. Bu gelişinde ona bir müjde verip; (Ey kardeşim! Allahü teâlâ sana şânı pek yüce olacak bir evlat verecek. Cihân, baştan başa onun hizmetine girecektir. Bu çocuk doğduğu zamân, ismini Emîr Gilâl koy!) dedi. Aradan yıllar geçti. Seyyid Hamza’nın bir oğlu oldu. Seyyid Atâ’nın işâreti üzerine, ismini “Emîr Gilâl” koydu.

    Emîr Gilâl, on beş yaşlarında iken güreşmeye heves etmiş ve bu işle meşgûl olmaya başlamıştı. Bir gün güreş meydânına çıkıp dönerken, seyircilerden birinin kalbine şöyle gelir: “Bu seyyid çocuk, güreş ile meşgûl oluyor, hâlbuki böyle hâlde bulunmak, kendisinin yüksek değerine ve seyyidlik şerefine uygun değildir. Kalbine bu düşüncenin gelmesiyle, oturduğu yerde uyur. Rüyada kıyâmetin koptuğunu ve göğsüne kadar bir bataklığa battığını görür. Çıkmaya gücü de yoktur. O sırada Emîr Gilâl hazretleri "kuddise sirruh" gelip, elleriyle onu pazusundan tutup, bataklıktan çıkarır. Uykudan uyanınca, güreşin sona erdiğini görür. O zamân seyyid Emîr Gilâl hazretleri, onun yanına gelip, der ki, “Senin rüyanda gördüğün gün için pehlivânlık ediyorum. Senin gibi çamura ve bataklığa batmış olanları kuvvet ve himmetle kurtarırım.” O zât, Emîr Gilâl’in ellerine kapanıp, tövbe ve istiğfâr etmiştir.

    -devamı var-
    İslâm Âlimleri Ansiklopedisi
    Huzur Pınarı Mail Grubu



    Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
    "Oğlum sana üç öğüt vereyim!
    1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
    2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
    3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"



  2. #2
    Süper Üyemiz dutkmd is an unknown quantity at this point dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    14.298

    Standart

    ALTIN HALKA - 14 - 2

    Seyyid Emîr Gilâl "rahmetullahi aleyh" hazretleri



    Seyyid Emîr Gilâl "kuddise sirruh" gençlik yıllarında bir gün, er meydânında güreş tutmakta ve büyük bir kalabalık da onu seyretmekte idi. Zamânın büyük âlimi ve mürşid-i kâmili olan Muhammed Bâbâ Semmâsî hazretleri, o güreşirken tam oradan geçmekte idi. Orada durup, uzun müddet ayakta onu seyretti. Yanında bulunan talebeleri bu hâle şaşıp, kendi kendilerine; acaba bu işle meşgûl olanları seyretmesinin sebebi nedir? diye düşündüler. Muhammed Bâbâ Semmâsî "kuddise sirruh", talebelerinin kalplerinden geçeni anlayıp buyurdu ki: (Bu meydânda öyle bir mert vardır ki, pek çok kimse onun sohbetinin bereketiyle Evliyâlık konaklarının üstün mertebelerine kavuşacaktır. Onu, bulunduğumuz yola bağlamak istiyorum.) Onlar böyle konuşurken, Emîr Gilâl’in gözleri Muhammed Bâbâ Semmâsî’ye takıldı. Onu görür görmez, birdenbire kalbi ona tutulup, değişiverdi. Hemen koşup yanına yaklaştı. Muhammed Bâbâ Semmâsî hazretlerinin ellerine kapandı. O güne kadar yaptığı bütün hatâ ve günâhlardan tövbe etti. Muhammed Bâbâ Semmâsî’ye "kuddise sirruh" sâdık bir talebe oldu. Bundan sonra, hayâtında yeni ve bambaşka bir safha başlamıştı. Hocasının sohbet ve hizmetinden hiç ayrılmadı. Yirmi sene sohbetine ve derslerine devâm etti. Her hafta Pazartesi ve Perşembe günleri, Sûhârîden beş fersah (30 km. kadar) uzakta bulunan ve hocasının ikâmet ettiği Semmasa gider gelirdi. Hocasına olan bağlılığı, temizliği, gayreti, ilime olan arzû ve isteği, onu kısa zamânda olgunlaştırdı. Hocasının ders ve sohbetlerinde kemâle geldi. İnsanlara doğru yolu gösteren kıymetli bir rehber oldu. Hocası Muhammed Bâbâ Semmâsî hazretlerinin vefâtından sonra, onun yerine geçip, irşat vazîfesi yaptı. İnsanların Ehl-i sünnet itikâdında olmasını, sâlih ameller yapmasını, islâm ahlâkı ile ahlâklanmasını, kalbin ve rûhun kötü huylardan kurtulmasını, Allah rızâsı için güzel iş ve ibâdet yapmayı sağlayan ve bu iş için lâzım olan bilgileri öğreten tasavvuf ilminde çok talebe yetiştirdi.

    Seyyid Emîr Gilâl "kuddise sirruh", hocası Muhammed Bâbâ Semmâsî’nin "kuddise sirruh" yanında, Semmâsda bulunduğu sırada, orada oturan bir gurup insanla, başka bir köyden bir cemâat arasında anlaşmazlık çıkmıştı. İş kavgaya dökülüp, birinin dişi kırılmıştı. Dişi kırılan kimse ve taraftarları, kırılan dişin diyetini almak için hâkime müracaat etmeye karâr verdiler. Fakat önce Muhammed Bâbâ Semmâsî hazretlerine danışalım, kendi başımıza iş yapmayalım, ne buyurursa öyle yapalım, dediler. Doğruca Muhammed Bâbâ Semmâsî hazretlerinin huzûruna gidip, durumu arz ettiler. “Kırılan dişi verin,” buyurdu. Dişi alıp, o sırada henüz yanında talebe olan seyyid Emîr Gilâle kırık dişi verip; “Evladım, şu işi hâllet de, aralarındaki anlaşmazlık bitsin,” buyurdu. Seyyid Emîr Gilâl, Evliyânın rûhâniyyetini vesîle kılıp, Allahü teâlâ’ya duâ ederek, kırık dişi yerine koydu. O anda, duâsı bereketiyle diş, eskisi gibi sağlam bir hâle geldi. Dişi kırılan kimse, bu hâdise karşısında hayret edip, dişini kıranları şikâyet etmekten vazgeçti. Yanında bulunanlarla birlikte, yaptıklarına pişmân olup, tövbe ettiler ve doğru yol üzere yürüyen sâlih kimselerden oldular.

    -devamı var-
    Konu dutkmd tarafından (25-03-2009 Saat 17:23 ) değiştirilmiştir.



    Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
    "Oğlum sana üç öğüt vereyim!
    1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
    2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
    3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"



  3. #3
    Süper Üyemiz dutkmd is an unknown quantity at this point dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    14.298

    Standart

    ALTIN HALKA - 14 - 3

    Seyyid Emîr Gilâl "rahmetullahi aleyh" hazretleri


    Seyyid Emîr Gilâl hazretleri "kuddise sirruh, bir gün sohbet ederken, kendisini bir hâl kapladı. Bu sırada hac yapanların hâllerini, nerede ve ne yapmakta olduklarını gördüğünü söyleyerek, anlatmaya başladı. Meclisinde bulunanlardan biri; “Kâ’beyi nasıl görüp de anlatıyor? Kâ’be buraya çok uzaktır,” diye düşündü. Biraz sonra Seyyid Emîr Gilâl hazretleri, böyle düşünen kimsenin yanına yaklaşıp, elinden tuttu ve; “Gözlerini yum, başını kaldır, bak ne göreceksin,” buyurdu. O da söylediği gibi yaptı. Birden gözüne Kâ’be ve tavâf edenler göründü. Seyyid Emîr Gilâli de "kuddise sirruh" tavâf edenler arasında gördü. Bunun üzerine adam hayretler içinde kalıp, Seyyid Emîr Gilâlin ellerine kapandı, yanlış düşüncelerinden dolayı afv diledi. Bundan sonra Seyyid Emîr Gilâl hazretleri; “Ey câhil kişi, bir kimse, kendisinde bir şey olmazsa, başkasında da yok zan eder. Gönül aynası açılmadıkça da, hiçbir şeyi görmez, idrâk edemez,” dedi. O kimse tövbe edip, sâlih ve makbûl kimselerden oldu.

    Seyyid Emîr Gilâl "kuddise sirruh" bir defasında, talebeleriyle birlikte, Evliyânın meşhûrlarından Hayrûn Atâ’nın "rahmetullahi aleyh" kabrini ziyârete gitmek için yola çıkmıştı. Yolun bir kısmını yürümüşlerdi ki, heybetli bir aslan karşılarına çıkıp, yolda durdu. Aslanı gören talebeler endîşelenip, huzûrsuz olmaya başladılar. Seyyid Emîr Gilâl hiç aldırmadı. Aslanın yanına yaklaşınca, yelesinden tutarak çekip yoldan çıkardı ve kenâra bıraktı. Talebeleri geçtiler. Aslan da, Seyyid Emîr Gilâle "kuddise sirruh" yaklaşıp, başını yere koyarak, saygı gösterir gibi hareketler yaptı. Sonra oradan uzaklaştılar. Bu hâli gören talebeleri; (Efendim, bu nasıl bir iştir,) diye suâl ettiler. Bunun üzerine buyurdu ki: ”Ey dostlarım, şunu biliniz ve dikkat ediniz ki, her kim gerçekten Allahü teâlâ’dan korkarsa, her şey ondan korkar, zarar vermez. Allah’tan korkmayan kimse, her şeyden korkar. Bir kimse, dâimâ Allahü teâlâ’dan korkar bir hâlde olursa, Allahü teâlâ ona korkutucu bir şeyi, musallat etmez. Hattâ o kul, Allah’tan korktuğu için her şey ondan korkup, çekinir."

    Türkistândan Buhârâya bir gurup insan, Seyyid Emîr Gilâli "kuddise sirruh" ziyârete geldi. Buhârâdakiler, gelenlere; “Seyyid Emîr Gilâl sizin diyârınıza gitmemiştir, siz onu nereden tanıyorsunuz?” dediler. Gelenler; “Seyyid Emîr Gilâl, bizim memleketimizde o kadar tanınmış ve sevilmiştir ki, anlatmakla bitmez. Biz, onun talebeleriyiz. O çok defa bir anda bizim memleketi teşrîf eder, biz de sohbetinde bulunurduk. Bu hâdise çok vukû’ buldu. Biz böyle âniden teşrîf edip, bizimle sohbet eden zâta kim olduğunu sorduğumuz zamân, Emîr Gilâl olduğunu söylerdi. İşte biz de, böylece onun talebelerinden olduk. Buhârâdakiler, anlatılan bu hâdiseye hayret edip, Seyyid Emîr Gilâl hazretlerini dahâ çok sevdiler. Bağlılıkları kat kat arttı. Seyyid Emîr Gilâl hazretleri buyurdu ki: “Allahü teâlâ, sevdiği kullarına öyle ihsânlarda bulunmuştur ki, bir ânda doğudan batıya gidip gelirler. Başkalarının bundan haberi olmaz.”

    -devamı var-

    İslâm Âlimleri Ansiklopedisi
    Konu dutkmd tarafından (26-03-2009 Saat 10:10 ) değiştirilmiştir.



    Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
    "Oğlum sana üç öğüt vereyim!
    1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
    2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
    3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"



  4. #4
    Süper Üyemiz dutkmd is an unknown quantity at this point dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    14.298

    Standart

    ALTIN HALKA - 14 - 4

    Seyyid Emîr Gilâl "rahmetullahi aleyh" hazretleri




    Nakl edilir ki, bir köyde sâlih zâtlardan biri vefât edeceği sırada, cenâze namâzını Seyyid Emîr Gilâl hazretlerinin "kuddise sirruh" kıldırmasını vasiyet etmişti. Fakat Seyyid Emîr Gilâl hazretleri, uzak bir yerde bulunuyordu. O zât vefât edince, o beldenin âlimleri, velîleri toplandı. Seyyid Emîr Gilâlin "kuddise sirruh" çağrılması için, bulunduğu yere bir kişi gönderelim dediler. Bunun üzerine orada bulunan Şeyh Sûfî; (Haberci göndermenize lüzum yok, bu durum ona Allahü teâlâ’nın izni ile mâlûm olur ve buraya gelir,) dedi. Bu arada iki kişi gidip, haber vermek üzere hazırlanmıştı. Tam gidecekleri sırada, Seyyid Emîr Gilâl hazretleri âniden karşıdan gözüktü. Halk onu görünce, karşılamaya koştular ve bu kerâmeti karşısında onu dahâ çok sevip, bağlandılar. Bundan sonra Seyyid Emîr Gilâl hazretleri, vefât eden zâtın cenâze namâzını kıldırdı ve toplananlarla birlikte kabre götürüp, defin ettiler. Cenâze defin edildikten sonra, kalabalık bir cemâat câmide toplandı. Oradaki âlimler, bu iş için kendisine bir işâret ulaşıp, ulaşmadığını ve nasıl malûm olduğunu sordular. Bunun üzerine Seyyid Emîr Gilâl hazretleri "kuddise sirruh" buyurdu ki: “Ey kardeşlerim, Resûlullah efendimiz "aleyhissalâtü vesselâm" buyurdu ki: “Kalp, kalbe karşıdır.” Yine Resûlullah efendimiz "aleyhissalâtü vesselâm" buyurdu ki: “Mümin, müminin aynasıdır.” “Her kaptan içindeki sızar.” Seyyid Emîr Gilâl bunları söyledikten sonra, halk onun marifet sahibi büyük bir velî olduğunu anlayıp, kendi kendilerine; “Biz bu zâtın büyüklüğünü bilmiyormuşuz,” dediler. Bu sırada cemâat içinde bulunan âlimlerden Mevlâ’nâ Tâceddîn, Seyyid Emîr Gilâl hazretlerine, kendisini talebeliğe ve hizmetkârlığa kabûl etmesini söyledi. “O bizim vazîfemiz değildir,” buyurarak; “Hiç olmazsa seni manevî evlatlığa kabûl edeyim” deyip, onu manevî evlatlığa kabûl etti. Öyle bir teveccühte bulundu ki, Mevlâ’nâ Tâceddîn, o ânda marifet ilmine kavuşup, maksadına ulaştı.

    Seyyid Emîr Gilâl hazretlerinin "kuddise sirruh" talebelerinden biri, Kermine şehrine gitmişti. Bu şehirde bulunduğu sırada, bir gurup kimse ile sohbet ediyordu. Sohbette bulunanlardan her biri, kendi hocasından ve hocasının üstünlüklerinden bahsediyordu. Seyyid Emîr Gilâl hazretlerinin talebesi de söze karışıp, benim hocam, hepinizin hocasından üstündür. Çünkü o, hem seyyid hem mürşid-i kâmildir dedi. Bu sırada, orada toplanıp konuşmakta olanların üzerinden bir kuş sürüsü geçiyordu. Bazıları Seyyid Emîr Gilâlin talebesine dediler ki: “Eğer dediğin gibi hocan büyük bir velî ise, haydi duâ et de onun hürmetine şu kuşlardan biri önümüze düşsün!” Onların bu isteği üzerine, Seyyid Emîr Gilâl hazretlerinin talebesi Allahü teâlâ’ya duâ edip, hocasının hürmetine bu işin gerçekleşmesini istedi. O talebe duâ eder etmez, kuşlardan biri cemâatin üzerine düşüverdi. Orada bulunanlar hayretten şaşıp, Seyyid Emîr Gilâl hazretlerinin "kuddise sirruh" hakîkaten büyük bir velî ve tasarrufu kuvvetli bir mürşid-i kâmil olduğunu anladılar.

    -devamı var-



    Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
    "Oğlum sana üç öğüt vereyim!
    1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
    2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
    3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"



  5. #5
    Süper Üyemiz dutkmd is an unknown quantity at this point dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    14.298

    Standart

    ALTIN HALKA - 14 - 5
    Seyyid Emîr Gilâl "rahmetullahi aleyh" hazretleri



    Nakl edilir ki, Kemş şehrinde Mevlâ’nâ Celâleddîn Kebşî, bir cemâat ile sohbet ediyorlardı. Tasavvuf ehlinden ve Evliyânın kerâmetinden söz açılmıştı. Mevlâ’nâ Celâleddîn, “Şimdi bizim zamânımızda böyle kerâmet ehli, dîn-i İslâmın emirlerine tam uyup, Resûlullah efendimizin "aleyhissalâtü vesselâm" yolunda olan büyük bir velî yok gibidir,” dedi. Seyyid Emîr Gilâl hazretlerinin "kuddise sirruh" talebelerinden biri, bu cemâat arasında idi. Bu zât, Mevlâ’nâ Celâleddîn Kebşîye; (Bu zamânda sayılan sıfatlara ve üstünlüklere sâhip bir zât vardır. Tasavvufta o kadar yükselmiştir ki, bir göz açıp kapayacak kadar kısa bir zamân içinde, doğudan batıya, dünyâyı dolaşacak bir hâl sahibidir) dedi. Mevlâ’nâ Celâleddîn Kebşî; “Ah şimdi böyle zât nerede bulunur?” deyince, o talebe; “Evet şimdi böyle bir zât vardır. O da benim hocam Seyyid Emîr Gilâldir,” dedi. Bunun üzerine Mevlâ’nâ Celâleddîn Kebşî; “bizi sohbetine kavuştur da, onun ayaklarının tozunu gözlerimize sürme yapalım,” dedi. Sizin oraya kadar gitmenize lüzum yok, eğer buraya teşrîf etmesi için tam bir teveccüh yaparsanız, bir anda burada olur,” dedi. Bu söz üzerine, Mevlâ’nâ Celâleddîn Kebşî teveccüh edip, Allahü teâlâ’ya hâlis kalple duâ etti. Sonra içeride bulunan cemâat birdenbire ayağa kalktı. Çünkü Seyyid Emîr Gilâl hazretleri çok uzakta olmasına rağmen, içeri giriverdi. Bu hâle çok şaştılar. Sonra da oturup sohbete başladılar. Mevlâ’nâ Celâleddîn, Seyyid Emîr Gilâle; “Efendim, sizi bu hâle kavuşturan şey nedir? Burayı bir ânda teşrîfiniz nasıl oldu?” diye sordu. Bunun üzerine Seyyid Emîr Gilâl hazretleri, sohbete başlayıp buyurdu ki: (Bizi, sizin samîmî arzûnuz bu diyâra getirdi. Bir kimse Allahü teâlâ’ya ihlâs ile yalvarır, tam samîmiyetle bir şey ister ve duâ ederse, Allahü teâlâ onu maksadına kavuşturur.) Bu sırada Mevlâ’nâ Celâleddîn Kebşî; “Efendim, talebeniz ve hizmetçiniz olmakla şereflenmek istiyorum,” dedi. Seyyid Emîr Gilâl hazretleri ona; “Biz seni evlatlığa kabûl ettik,” buyurdu. Sonra ona teveccüh nazarlarıyla bakıp, bir anda yüksek derecelere kavuşturdu. Orada bulunanlar bu hâli görüp; “Ey Mevlâ’nâ Celâleddîn, uzun zamândan beri uğraşıp ömür tükettin, Fakat şimdi maksadına kavuştun,” dediler. Onların böyle söylemeleri üzerine, Seyyid Emîr Gilâl; “Siz kendi işinizi onun işiyle bir mi tutuyorsunuz? O, işini tamâmlamış, yolları kat etmiş ve vakti gelmiş. Sâdece bizim bir işâretimize, teveccühümüze ihtiyâcı kalmıştı,” buyurdu.

    Seyyid Emîr Gilâl "kuddise sirruh" bir defasında, Cuma namâzı kılmak için talebeleriyle Buhârâya gidiyordu. Buhârâya vardıklarında, Seyyid Emîr Gilâl hazretleri dedi ki: “Ey dostlarım, Şeyh Muhammed Agâî Bâzergân, şu anda Belh şehrinde vefât etti.” Bu söze şaşanlar oldu. Çünkü kendisi Buhârâ şehrinde olduğu hâlde, Belh şehrindeki hâdiseyi haber veriyordu. Bu söze hayret edenlere buyurdu ki: “Biliniz ki, Allahü teâlâ, Resûlü Muhammed aleyhisselâma tam tâbi’ olan kullarına öyle dereceler ihsân eder ki, her zamân doğuda ve batıda ne vukû’ bulursa, gözlerinin önünde görüp bilirler. Belh şehrinin uzaklığı nedir ki!” Bunun üzerine talebeleri, o günün târîhini yazdılar. Dahâ sonra gördüler ki, Seyyid Emîr Gilâl hazretlerinin işâret ettiği gün, o zât vefât etmişti.

    -devamı var-
    Konu dutkmd tarafından (30-03-2009 Saat 14:04 ) değiştirilmiştir.



    Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
    "Oğlum sana üç öğüt vereyim!
    1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
    2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
    3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"



  6. #6
    Süper Üyemiz dutkmd is an unknown quantity at this point dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    14.298

    Standart

    ALTIN HALKA - 14 - 6
    Seyyid Emîr Gilâl "rahmetullahi aleyh" hazretleri



    Seyyid Emîr Gilâl hazretlerinin "kuddise sirruh" yaşadığı diyârda bulunan Kermîne şehrinden bir adam ava çıkmıştı. Bu Seyyid Emîr Gilâl hazretlerini tanıyıp çok severdi. Ava çıkarken; “Eğer avlamak istediğim kazlardan avlayabilirsem, ikisini Seyyid Emîr Gilâle götürüp hediye edeceğim,” diye niyet etti. Nihâyet bir miktâr kaz avladı. İki dânesini Seyyid Emîr Gilâle vermek için ayırdı. Evine, şehrin ileri gelenlerinden biri geldi. O iki kazı görüp, gözü onlarda kaldı. Kazlar, kuzu gibi iri ve semiz idi. Gelen kimse, ev sahibine; “Bu kazları pişir de yiyelim,” dedi. Ev sahibi; “Onları, Seyyid Emîr Gilâl hazretlerine vermek için ayırdım. Onları yememiz uygun olmaz. Ben buna cesâret edemem,” dedi. Gelen adam ısrâr edip; “Ne olursa olsun bunları yiyeyim, ben oğlu vâsıtasıyla ondan özür dilerim,” diyerek, ev sahibini iknâ etti. Ev sahibi kazları pişirtip, o şehrin meşhûrlarından olan o kimsenin önüne koydu. Tam yiyeceği sırada, yüzüne kazlardan öyle bir buhar ve sıcaklık yükseldi ki, gözlerine tesîr edip, gözleri görmez oldu. Kazları yiyemedi ve yaptığı işe pişmân oldu, tövbe etti. Hemen Seyyid Emîr Gilâl hazretlerine "kuddise sirrruh" bir at hediye etmeye niyet etti. Birkaç gün sonra gözleri iyileşip, eski hâline döndü.

    Seyyid Emîr Gilâl hazretlerinin talebelerinden biri, bir gece kendinde bambaşka bir hâl his edip; “Hocamın yanına gideyim, bakalım benim hakkımda ne emir eder ve ne buyurur?” diye düşündü. Sonra, Seyyid Emîr Gilâlin yanına gitti. Bu talebesi şöyle anlatmıştır: “Gece vakti, varıp hocamın odasına girdiğimde, kalabalık bir cemâat vardı. Hayret ettim. Bunlar, hiç görmediğim ve tanımadığım kimselerdi. Kalabalıktan oturacak yer kalmamıştı. Herkes başını eğmiş, sessizce oturuyordu. Ben de başka bir yere oturarak, başımı yere eğip, beklemeye başladım. Bir müddet böyle durdum. Sonra başımı kaldırıp baktım ki, odada hocam Seyyid Emîr Gilâlden başka hiç kimse görünmüyordu. Hocam bana bakıp; “Sana müjdeler olsun, şimdi sen artık maksada kavuştun, ama bunu gizli tut,” buyurdu. Bundan sonra hocama; “Burada gördüğüm, sonra da birdenbire kaybolup görünmez olan zâtlar kimlerdi?” diye sordum. Buyurdu ki: “Bunlar ricâl-ül-gayb denilen velîlerdi. Aralarında Hâce Gülân ve Abdülhâlik Goncdüvânî de vardı. Bunlar öyle zâtlardır ki, vefâtlarından önce ve sonra, Allahü teâlâ’nın dînine hizmet ederler. Bugün sen de onların sohbetinden (feyzinden) pay aldın.”

    devamı var
    Konu dutkmd tarafından (30-03-2009 Saat 17:07 ) değiştirilmiştir.



    Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
    "Oğlum sana üç öğüt vereyim!
    1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
    2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
    3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"



  7. #7
    Süper Üyemiz dutkmd is an unknown quantity at this point dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    14.298

    Standart

    ALTIN HALKA - 14 - 7
    Seyyid Emîr Gilâl "rahmetullahi aleyh" hazretleri


    Muhammed Bâbâ Semmâsî hazretlerinin "kuddise sirruh" talebelerinden bir kısmı, Seyyid Emîr Gilâl hazretlerine "kuddise sirruh", Evliyânın kerâmetinden sordular. Buyurdu ki: “Evliyânın kerâmeti haktır. Aklen ve naklen câizdir. Bu hususta Evliyâdan çok nakiller vardır. Malûm ve meşhûr olup, hiç şüphe yoktur. Kalbi îmân nûruyla aydınlanmış olan herkes, Evliyânın kerâmetine inanır ve bu hususta hiç şüphe etmez. Buna misâl çoktur. Süleymân aleyhisselâmın vezîri Âsafın, Saba melîkesi Belkîsin tahtını bir ânda San’adan Kudüse getirmesi gibi. Bir başka misâl: Hazret-i Ömer-ül Fârûk "radıyallahü anh" bir defasında, Medîne-i münevvere de mescitte, Peygamber efendimizin "aleyhissalâtü vesselâm" minberi üzerinde hutbe okuyordu. Bu sırada çok uzaklarda [Îrânda] düşmanla cihâda çıkmış olan İslâm ordusunun tehlikeli bir durumda olduğunu görüp, ordu kumandanına; “Yâ Sâriye, dağa dağa!” buyurdu. Uzakta olan kumandan Sâriye ve ordunun erleri, bu sesi işiterek dağa arkalarını verip, düşmanın tehlikeli hücûmundan korundu. Bu, apaçık bir kerâmettir. Eğer bir kimse, bu kerâmet, mucizeden aşağı değil derse, bu yanlıştır. Çünkü, hiç bir velî, Peygamber derecesinde olamaz. Evliyâ-i kirâm buyurmuşlardır ki: “Evliyâdan meydâna gelen kerâmet, Peygamber efendimizin mucizesinden dolayıdır ve Peygamberin peygamberliğini tasdîk eder. Ona tâbi’ olmayı gösterir. Eğer Peygamberler doğru sözlü olmasaydı, Evliyânın kerâmeti de hâsıl olmazdı. Çünkü Evliyâ, Nebîye tâbi’ olmuştur.”

    Nakil edilir ki, Seyyid Emîr Gilâl hazretleri "kuddise sirruh" bir imâret yaptırmakta idi. Bu binânın inşâsı için pek çok kimse toplanmış, çalışıyordu. Bir gün Seyyid Emîr Gilâl, âniden evine gitti. O gidince, orada çalışanlar dediler ki: “Seyyid Emîr Gilâl gerçekten velî ise, bizim her birimize birer sıcak ekmek verir. Bir müddet sonra Seyyid Emîr Gilâl geldi. Yanında hiçbir şey yoktu. Yerine oturunca, binânın inşâsında çalışanlardan bazıları bir birine; (Eğer velî olsaydı, bizim arzû ettiğimiz şeyi getirirdi,) diyerek, aralarında konuşmaya başladılar. Dahâ sonra onlar böyle konuşurlarken, Seyyid Emîr Gilâl hazretleri hemen ayağa kalkıp; (Ey tahammülsüzler, işte istediğiniz!) diyerek, elini koltuğunun altına sokup, her birine sıcak bir ekmek çıkarıp verdi. Onlar da söyledikleri sözlerden dolayı pişman olup, tövbe ettiler. Bundan sonra, Seyyid Emîr Gilâl hazretleri onlara buyurdu ki: (Ey dostlarım! Biz arzû ederiz ki, siz bizden âhıreti, ahirette kurtulmayı talep ediniz. Nefsinizin isteklerini terk ediniz ki, ahirette utanıp, mahcup olmayasınız. Eğer şükür ederseniz, Allahü teâlâ size her istediğinizi ihsân eder. Bu dünyâda ne yaparsak ahirette onun karşılığını bulacağız. Ey dostlar! Dikkat ediniz ve uyanık olunuz! Bir kimse hevâ ve hevesinden vazgeçmedikçe, tuzağına av düşmeyen ve eli boş kalan avcı gibidir. Eğer insan, Allahü teâlâ’yı unutur, gaflete dalarsa, belâya ve musîbete düşer. Ne yazık ki, ömür bitmek üzere olduğu hâlde, insan dünyâlıklara dalmış, nefsinin esîri olmuş ve âhıret yolculuğunu unutmuş, ihmâl etmiştir. Şiir:

    Ey ömrünü câhillikle rüzgâra veren!
    Sen ömrünün kıymetini nasıl bilirsin?
    Yarın toprak altında yalnız kalınca,
    Tövbe edeyim dersin, ama yapamazsın!

    -devamı var-



    Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
    "Oğlum sana üç öğüt vereyim!
    1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
    2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
    3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"



  8. #8
    Süper Üyemiz dutkmd is an unknown quantity at this point dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    14.298

    Standart

    ALTIN HALKA - 14 - 9
    Seyyid Emîr Gilâl "rahmetullahi aleyh" hazretleri





    Reşahat sahibi Şeyh Sâfi hazretleri "rahmetullahi aleyh" anlatıyor:
    Seyyid Emir Gilâl ve Şah-ı Nakşibend hazretlerinin talebelerinden Mevlana Hüsameddin Buharî’nin babası Hamidüddin Şaşî ölüm döşeğinde idi. Bu zat büyük alimlerdendi. Şah-ı Nakşibend hazretlerine büyük hürmet, sevgi ve saygıları vardı. Fakat kendisini alim gördüğü için ona teslim olmamıştı. Kendi ilim ve tedbiri ile yetinmişti. Zahiren helal ve harama dikkat etmiş, farzları yapıp, haramlardan kaçınmış, fakat kalbine pek ehemmiyet vermemişti. Hamidüddin Şaşî vefat anında sıkıntı ve ızdıraba düştü. Oğlu ve dostları başucunda idiler. Bir ara oğlu:
    “Baba ne haldesin?” diye sordu. Babası:
    “Benden şu anda kalb-i selim istiyorlar. O da bende yoktur. Nasıl elde edileceğini de bilmiyorum!” dedi. Hüsameddin Buharî babasına:
    “Sakin olun, kalbinizi bana bırakın. Selim kalbin ne olduğunu anlayacaksınız!” dedi. Ve derin bir murakabeye daldı. Şah-ı Nakşibend hazretlerine "kuddise sirruh" rabıta etti. Gözlerini açtığında, babasının yüzüne bir nur ve huzur inmişti. Bu arada gözlerini açtı, bulduğu huzurun sevincini ve kaçırdığı fırsatın hasretini şöyle dile getirdi:
    “Oğlum! Allah sana bol mükafat versin. Meğer bize lazım olan iş, bütün ömrümüzü o zatın yolunda harcamak imiş. Fakat ne yazık ki ömrümü başka türlü zayi ettim!” dedi.
    Ne mutlu bu babaya ki, salih evladının hocasının himmeti ile Allahü teâlâ’nın rahmetine kavuştu, huzur içinde dünyadan göçtü.

    Nakl edilir ki, bir defasında Mekke-i mükeremeden ve Medîne-i münevvereden tasavvuf ehli olan kimseler, bir cemâ’at hâlinde Buhârâya geldiler. Buhârâda Sûhârî köyüne gitmek istediklerini söyleyerek, bu köyü sordular. Mekke’den ve Medîne’den geldiklerini, Sûhârî köyünü sormalarından maksatlarının, orada ikâmet etmekte olan Seyyid Emîr Gilâl hazretlerini "kuddise sirruh" ziyâret etmek ve onunla görüşmek olduğunu söylediler. Buhârâda görüştükleri kimseler onlara; “Maâlesef, Seyyid Emîr Gilâl hazretleri vefât etti,” dediler. Sûhârî köyüne gittiler. Seyyid Emîr Gilâl hazretlerinin oğulları, onlarla görüşüp sohbet ettiler. Onlara; “Babamız Mekke ve Medîne’ye hiç gitmemişti. Siz onu nereden tanıyorsunuz?” dediler. Gelenler; “Biz de buralara hiç gelmedik. Fakat biz Seyyid Emîr Gilâl hazretlerini Kâ’bede gördük. İki-üç seneden beri hac mevsiminde bizimle berâber Kâ’beyi tavâf etti. Mekke ve Medîne’de pek çok kimse ona bî’at edip talebe olmuştu. Fakat bu sene Kâ’beye gelmedi. Merak edip, ona olan muhabbetimiz ve hasretimiz sebebiyle görmeye gelmiştik, Fakat nasîp olmadı,” dediler. Böylece, Seyyid Emîr Gilâl hazretlerinin "kuddise sirruh", kerâmetle, her sene hac mevsiminde, bulunduğu beldenin halkı farkına varmadan Kâ’beye gittiği anlaşıldı. Gelen ziyâretçiler, dahâ sonra Seyyid Emîr Gilâl hazretlerinin kabrini ziyâret edip, duâ ettiler. Sonra da oğullarından müsâade alarak Sûhârî köyünden ayrıldılar.

    -devamı var-
    İslâm Âlimleri Ansiklopedisi
    www.huzurpinari.com



    Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
    "Oğlum sana üç öğüt vereyim!
    1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
    2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
    3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"



  9. #9
    Süper Üyemiz dutkmd is an unknown quantity at this point dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    14.298

    Standart

    ALTIN HALKA - 14 - 11
    Seyyid Emîr Gilâl "rahmetullahi aleyh" hazretleri




    Seyyid Emîr Gilâl hazretleri "kuddise sirruh", marâz-ı mevtinde [ölüm hastalığında] bulunduğu sırada, talebelerine şöyle vasiyet etti:

    Ey kıymetli talebelerim! İlim öğrenmekten ve Muhammed aleyhisselâmın yoluna tabî olmaktan asla ayrılmayınız. Bu,mü’min için bütün se’âdetlerin ve nimetlerin vâsıtasıdır. Bunun için Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem" buyurdu ki: (İlim öğrenmek, her Müslümân erkek ve kadına farzdır.) Yani her Müslümân erkeğin ve kadının, kendine lâzım olan din bilgilerini öğrenmesi farzdır.
    Bunlar, sırasıyla şu bilgilerdir:

    1- Îmân, i’tikâd bilgileri.
    2- Namâz bilgileri.
    3- Oruç bilgileri.
    4- Zengin ise, zekât bilgileri.
    5- Eğer zengin ise, hac bilgileri.
    6- Ana-baba hakkını öğrenmek. Allahü teâlânın kendisinden râzı olmasını isteyen, annesinin ve babasının rızâsını kazanır. Resûlullah efendimiz "aleyhissalâtü vesselâm"; (Allahü teâlânın rızâsı, ana-babanın rızâsını kazanmakla elde edilir) buyurdu. Bunun için, ana-babanın hakkını gözetmek mühimdir.
    7- Sıla-i rahm (akrabâyı ziyâret).
    8- Komşu hakkını gözetmek.
    9- Lâzım olan alış-veriş bilgilerini öğrenmek.
    10-Helâli ve harâmları öğrenmek lâzımdır. Çünkü insanların çoğu, bilmediğinden ve bildiği ile amel etmediğinden dolayı helâk olmuştur.

    Tövbe ediniz. Tövbekâr ve edepli olmak lâzımdır. Tövbe ediniz ki, tövbe, bütün tâ’atlerin başıdır. Tövbe, sâdece dil ile olmaz! Tövbe, işlenen günâhlara kalpten pişmânlık ve bir dahâ günâhı işlememektir. Allahü teâlâ’dan dâimâ korkunuz. Kendi günâhlarınıza bakıp, tövbe ediniz. Başkaları sizden hoşnut olsun. Günâhlarınıza pişmân olup, o kadar ağlayıp, tövbe ediniz de, gerçekten size tövbekâr densin.

    -devamı var-



    Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
    "Oğlum sana üç öğüt vereyim!
    1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
    2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
    3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"



  10. #10
    Süper Üyemiz dutkmd is an unknown quantity at this point dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    14.298

    Standart

    ALTIN HALKA - 14 - 12
    Seyyid Emîr Gilâl "rahmetullahi aleyh" hazretleri



    Seyyid Emîr Gilâl "rahmetullahi aleyh" hazretleri buyurdular ki;

    Dünyâda iken günâhlara pişmân olup, kulluk vazîfesini yaparak, âhıreti kazanmak lâzımdır. İşte, bütün işin asılı budur. Sevgi ve muhabbet; Allahü teâlâ’nın rızâsını aramak ve kötü işleri terk etmek, ahde vefâ göstermek, emânete ihânet etmemek, kendi kusûrlarını görüp, amelleri ile övünmemek, amellerini görmemek, dâimâ Allahü teâlâ’yı zikr etmekle meşgûl olmaktır.

    Hiçbir işe, Allahü teâlâ’nın ismini söylemeden (Besmelesiz) başlamayınız ki, ahrette yaptığınız o işten dolayı utanmayasınız. Bu bakımdan, bir şeye başlarken, önce Besmele çekiniz, sonra işe başlayınız.

    Allahü teâlâ’nın emirlerine itâat ediniz. Nerede olursanız olun, ilim öğrenmekten ve amel etmekten uzak kalmayınız. Her ne olursa olsun, karşınıza her ne güçlük çıkarsa çıksın, ilmi ve ameli asla terk etmeyiniz.

    Emir-i mârûf ve nehy-i münker, iyilikleri emir edip, kötülüklerden sakındırmak vazîfesini yerine getiriniz. Dînin yasak ettiği şeylerden, dîne uygun olmayan işlerden ve bid'atlerden sakınınız. Âyet-i kerîme’de meâlen buyruldu ki: (Ey îmân edenler! Kendinizi ve evlerinizde ve emrinizde olanları ateşten (Cehennemden) koruyunuz ki, onun yakacağı, insanlar ve taşlardır...) (Tahrim sûresi:6). Ahirette bunlardan olmamak için çok korkup, sakınınız!

    İşlerinizi, dînimizin emirlerine uygun yapınız. Bir iş yapacağınız zamân, bakınız, dînin emirlerine uygun ise, onu kabûl edip, yapınız. Uymuyorsa, vazgeçiniz. Bütün işlerin başı, dînin emirlerine yapışmaktır ve Allahü teâlâ’nın koyduğu hudutları aşmamaktır. Akıllı kimse, kendi hâlini düşünür. İnsanlar ile kendi arasındaki hudûda, hakka riâyet eder. Bunu gözetmeyenler için verilecek cezâyı bildiren nice âyet-i kerîmeler nâzil olmuştur. Her zamân ve her yerde, bakarken, konuşurken, dinlerken, gelirken, yerken ve içerken, Allahü teâlâ’ya ve insanlara karşı uyulması gereken bir hudut vardır.

    Fırsatı ganîmet biliniz. Yaptığınız işleri kurtuluşunuza vesîle olacak şekilde yapınız. Helâl rızk kazanmak için çalışınız. Kâfî miktârda kazanıp, isrâf ve cimrilik etmeyiniz. Nafakanızda dînimizin emrine uygun olarak davranınız. [Hak yol birdir. Sapık, bozuk yollar ise çoktur. Hattâ sonsuzdur. Doğru yola kavuştuktan sonra, orada kalmak, oradan hiç çıkmamak çok zordur.

    -devamı var-
    Huzur Pınarı Mail Grubu



    Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
    "Oğlum sana üç öğüt vereyim!
    1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
    2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
    3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"



+ Konu Cevaplama Paneli

Tags for this Thread

Yetkileriniz

  • You may not post new threads
  • You may not post replies
  • You may not post attachments
  • You may not edit your posts

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147