+ Konu Cevaplama Paneli
Sayfa 2 Toplam 2 Sayfadan BirinciBirinci 1 2
11 den 20´e kadar. Toplam 20 Sayfa bulundu

Konu: ALTIN HALKA - 22 Muhammed Bâkî-Billah "rahmetullahi aleyh" hazretleri

  1. #11
    Süper Üyemiz dutkmd is an unknown quantity at this point dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    14.298

    Standart

    ALTIN HALKA - 22 - 11
    Muhammed Bâkî-Billah "rahmetullahi aleyh" hazretleri



    Birgün dervişlerden birinin bir yorgana ihtiyâcı oldu. Hatırından, ondan bir yorgan istemeği geçirdi. Muhammed Bâkî-billah hazretlerine "kuddise sirruh" bu düşüncesi, zâhir olup, namazdan sonra; “Filân dervişe ve yorgan ihtiyâcı olanlara, yorgan veriniz” buyurdu. O derviş; “O günden beri Muhammed Bâkî-billah hazretlerini üzecek bir düşüncenin kalbimden geçeceğinden korktum” demiştir.

    Birgün, azîzlerden biri, onun muhlis talebelerinden birine, arzu ve istek dolu bir mektup gönderdi. Bu mektup Muhammed Bâkî-billah hazretlerine takdim edildi. Yüksek bir tevâzu ile mektûbun arkasına şöyle yazdı: “Maalesef bu âcizde iş yapacak kuvvet kalmadı. Allahü teâlâ, bu geride kalmış günlerinin matemini tutana birkaç gün ömür verirse, en büyük gayretle maksadı ararım, hayâtımı bu yolda veririm. Allahü teâlâ bu miskine, her iki cihândaki işini, kudreti ilâhiyyeye bırakmasını ve bütün tutulmalardan kurtulmasını, ihsân etsin. Amin Yâ Rabb-el-âlemin! O kardeşime rica ederim ki, bu arzunun husulü için, yüzünüzü yerlere sürünüz. Ve fakirin bu arzusuna kavuşması için Allahü teâlaya duâ ediniz. Zîrâ arkadan, gıyaben yapılan duâları, Allahü teâlâ hemen kabûl eder. Duâlar ederim efendim.”

    Muhammed Bâkî-billah hazretleri "kuddise sirruh", tasavvuf hâlleri içinde kendinden geçmiş bir durumda olmasına rağmen, iki sene talebelerini yetiştirmekle meşgûl oldu. Talebelerinin en büyüğü ve en üstünü olan İmâm-ı Rabbânî hazretleri kuddise sirruh" tasavvufda yetişip kemâle ulaşınca, kendini sohbetten ta’lim ve telkinden çekip, dostlarını ve talebelerinin yetiştirilmesini ona havale etti. Kendini bu işten çekip, yalnızlığı tercih etti. Âhırete âit büyük bir elem ve üzüntü ile yalnız kaldı. Sâdece cemâatle namaz kılmak için dışarı çıkardı.

    -devamı var-



    Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
    "Oğlum sana üç öğüt vereyim!
    1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
    2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
    3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"



  2. #12
    Süper Üyemiz dutkmd is an unknown quantity at this point dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    14.298

    Standart

    ALTIN HALKA - 22 - 12
    Muhammed Bâkî-Billah "rahmetullahi aleyh" hazretleri



    Muhammed Bâkî-billah hazretlerini "kuddise sirruh" kim görse; “Yeryüzünde yürüyen bir meyyite kim bakmak ister ise, Ebû Kuhâfe’nin oğluna, ya’nî Ebû Bekr Sıddîk’a "radıyallahü anh" baksın” hadîs-i şerîfini hatırlardı. Bununla berâber, nazarlarının heybet ve te’sîri duvarlara işlerdi. Gâfiller, kendisini görünce; “Onları görenler Allahı hatırlarlar” hadîs-i şerîfini hatırlarlardı. Hattâ öyle ki; birgün Hindû’ların tarlalarının bulunduğu bir köyden geçiyordu. Orada bulunanların gözleri Muhammed Bâkî-billah hazretlerine takılınca, birbirlerine; “Bu nasıl bir insandır ki, onu görünce Allah hatırımıza geldi” dediler.

    Bir zât şöyle anlatmıştır: “Birgün, gelip namaza yetiştim ve Muhammed Bâkî-billah’ın da bulunduğu cemâate dâhil oldum. Her taraf dolu idi. Yalnız Muhammed Bâkî-billah’ın yanı boş idi. Ben, Muhammed Bâkî-billah’ı yakînen tanımıyordum. O boşluğa oturdum. Biraz sonra Muhammed Bâkî-billah’ın heybet ve azametleri kalbime hücum etti. Hattâ ondan bir hayli uzaklaştığım hâlde sükûnet bulamadım. Elimde olmayarak, biraz daha arkaya çekildim. Böylece, öyle bir yere geldim ki, ayağımı biraz daha arkaya götürsem sofadan düşecektim. Bu hâl bana çok te’sîr etti ve o günden sonra, o âriflerin büyüğünün muhlislerinden, sevenlerinden oldum.”

    Bütün bu heybeti ile beraber, ızdırabının coşması ve şöhretten kaçarak kendini halkın gözünden düşürmek arzusu ile, yalnız başına sokaklarda ve pazarda dolaşır ve bir duvarın gölgesinde toprağın üstünde otururdu. Bu kendinden geçme ve hayret zamanlarında, dinden kıl ucu kadar ayrılmaz, azîmetle olan amellerinde bir gevşeklik olmazdı. Eğer talebelerinden birinin bir edebi terk ettiğini bilse, zâhirde kızmaz, dile almaz ama yakın oldukları hâlde, bâtınlarını ondan çekerler, ayırırlardı. Ba’zan rü’yâda îkâz eden emirler verirdi. Hatâ ve eksikliklerini talebelerine bu yollarla bildirirdi.

    -devamı var-



    Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
    "Oğlum sana üç öğüt vereyim!
    1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
    2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
    3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"



  3. #13
    Süper Üyemiz dutkmd is an unknown quantity at this point dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    14.298

    Standart

    ALTIN HALKA - 22 - 13
    Muhammed Bâkî-Billah "rahmetullahi aleyh" hazretleri



    Mertebesinin yüksekliğine en büyük delîl şudur: İki-üç sene irşâd makâmında kaldı. Bu kısa zamanda, nice insanlar onun şerefli sofrasından nasîb aldılar. Hindistan memleketi, onların bereket ve ihsânları ile doldu ve bu diyârda garîb olan, bilinmiyen Ahrâriyye yolu büyük revâç görüp, bu yoldan çok büyüklerin yetişmeleri, onların sayesinde mümkün oldu. Muhammed Hâşim-i Keşmî "kuddise sirruh" fazîletli bir zâtın şöyle dediğini nakleder “Söz ve hâl sâhibi birçok büyük, Hindistan’da altmış-yetmiş sene hocalık yaptı. Onlardan kimlerin ve neyin kaldığını herkes biliyor. Muhammed Bâkî-billah’ın büyüklüğüne şu kâfidir ki; kırk yaşında vefât etti ve iki-üç sene irşâd ve hidâyet makâmında bulunup, bütün âlemi bereketlendirdi.”

    Şeyh Muhammed bin Fadlullah da onun hakkında şöyle demiştir: “Bu büyüğün yüksekliğinin nişanı şudur ki; üç-dört seneden daha fazla hidâyet ve irşâd ile meşgûl olmadı. Fakat bu güne kadar onun yüksek te’sîri ve bereketleri devam ediyor.”

    Mîr Muhammed Nu’mân şöyle anlatmıştır:“Horasanlı bir genci, Akra’da hastahânede hasta yatar gördüm. Hastalığını sorduğumda dedi ki: “Ben sağlam bir insan idim. Dekken’de Hazret-i Hâce Bâkî’yi rü’yâda gördüm. Onların aşkı ile buraya kadar geldim. Vefâtı haberlerini duyunca, çok üzüldüm ve şimdi hastayım. Bu hastalığım ve harab hâlim, o büyüğe olan muhabbetimdendir.” Bunu söyledikten sonra hüngür hüngür ağladı.

    Vefâtı yaklaştığı son günlerde hanımına:“Ben kırk yaşına gelince, büyük bir hâdise önüme gelir” buyurdu. Mübârek ellerini açtı ve; “Elimde olan çizgi, sana söylediğim sözün nişânıdır” dedi.

    Yine bu günlerden birgün, eline bir ayna alıp, hanımını çağırdı ve; “Gel beraber bu aynaya bakalım” dedi. O afife hâtun şöyle demiştir; “Aynada, onu tamamen beyaz sakallı gördüm ve korktum. Bana böyle görünmeyiniz, bakmaya gücüm yetmiyor” dedim. Tebessüm etti ve kendini asıl şeklinde gösterdi.

    -devamı var-



    Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
    "Oğlum sana üç öğüt vereyim!
    1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
    2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
    3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"



  4. #14
    Süper Üyemiz dutkmd is an unknown quantity at this point dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    14.298

    Standart

    ALTIN HALKA - 22 - 14
    Muhammed Bâkî-Billah "rahmetullahi aleyh" hazretleri
    Muhammed Bâkî-billah hazretleri "kuddise sirruh" hicrî binoniki senesinin Cemâzil-âhır ayı gelince, bir hastalığa tutuldu. Bu günlerde şöyle buyurdu: “Hâce Ubeydullah-i Ahrâr’ı "rahmetullahi aleyh" rü’yâda gördüm ve bana; “Gömlek giyiniz” buyurdu. Bu rü’yâyı anlattıktan sonra, tebessüm etti ve; “Eğer yaşarsam öyle yaparım, yaşamazsam, gömleğim kefenimdir” buyurdu.

    Bu günlerde sefere çıkmak isteyen muhlis talebelerinden birine de; “Birkaç gün bir yere gitmeyiniz, son günlerimi yaşıyorum” dedi. Sâdık talebelerinden birçokları gelmişlerdi. Za’fiyetinin, hastalığının çok olduğu zamanlar, derin ilimler beyân eyleyip, çok yüksek hakîkatlerden bahsetti. Bir gece, hastalık ve za’fiyet o hâle geldi ki, gören can vermekte olduğunu sanırdı. Bir müddet sonra kendine gelip; “Eğer ölmek bu ise, ne büyük bir ni’mettir. Bu hâlden kurtulmak istemiyorum” buyurdu. Cemâzil-âhır ayının yirmibeşinde Cumartesi günü, hazırlık ve ayrılık eserleri görünmeğe başladı. Bütün dostlarına bakışları ile vedâ ederken, talebeleri, eshâbı ve dostları ağlamağa başladılar. Muhammed Bâkî-billah ise tebessüm buyurup hayretle bakıyor ve sanki: “Siz nasıl dervişlersiniz, kazâya rızâ dâiresinden çıkıp ağlarsınız” diye söylemek istiyordu. Bu sırada talebelerinden biri; “Yâ İlâh-el-âlemîn” mübârek kelimesini söyledi. Sür’atle onun tarafına bakıp, mübârek yüzünü onun tarafına çevirdi. Orada olanlardan biri “Onların bu hareket ve teveccühü hakîkî mahbûbun ismini duyma şevkindendir” buyurunca, bu sözün te’sîri ile mübârek gözleri yaş ile doldu. İkindi vakti yaklaşmıştı. Sesli olarak Allahü teâlânın ismini zikretmekle meşgûl olup böylece: “Allah, Allah...” diye diye rûhunu teslim eyledi. Vefâtından sonra, en sâdık talebeleri, karar verdikleri bir yere mezârlarını kazdılar. Fakat tabutu oraya götüremediler. Telâşla bir başka yere götürdüler. Tabutu yere indirdikten sonra, ne görsünler! Orası bir defâsında Muhammed Bâkî-billah hazretlerinin talebeleri ile geldikleri bir yer idi. Burayı beğenmişti. Burada abdest alıp, iki rek’at namaz kılmıştı. O temiz yerden bir miktar toprak eteğine yapışmıştı ve; “Bu yerin toprağı bizim eteğimizi tuttu” buyurmuştu. Ana caddeye yakın olan bu yerde kabrini kazdılar. Bu irşâd memleketinin pâdişâhını, içli üzüntülerle mezara indirdiler. Hâce Hüsâmeddîn hazretlerinin gayretleri ile, mezârın etrâfına; ağaçlar, meyveler, çiçekler dikip, orasını gâyet güzel bir bahçe yaptılar. Kabr-i şerîfini ziyâret edenler bereket ve şifâ bulurlar.

    -devamı var-



    Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
    "Oğlum sana üç öğüt vereyim!
    1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
    2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
    3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"



  5. #15
    Süper Üyemiz dutkmd is an unknown quantity at this point dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    14.298

    Standart

    ALTIN HALKA - 22 - 15
    Muhammed Bâkî-Billah "rahmetullahi aleyh" hazretleri
    İmâm-ı Rabbânî hazretleri "kuddise sirruh", yazdığı kitaplarda hocası Muhammed Bâkî-billah’ı "kuddise sirruh" methetmiş, büyüklüğünü bildirmiştir. Meselâ; “Mebde’ ve Me’âd” risâlesinde şöyle buyurmuştur: “Hayr-ül-beşer olan Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâmı görmek ve o zamanda bulunup, sohbetine kavuşmakla şereflenemedik ama, Muhammed Bâkî-billah’ın sohbetine kavuşmaktan da mahrûm kalmadık. Kavuştuğumuz ni’metlere şükürler olsun.”

    Muhammed Bâkî-billah’ın "kuddise sirruh" talebelerinden olan ve Hindistan’ın meşhûr hadîs âlimi Abdülhak-ı Dehlevî de şöyle demiştir: “Murâkabe, zikr, râbıta ve huzûru yâd-ı dâşt (devamlı Allahü teâlâyı hatırlamak) hâllerini, ancak Hindistan’a gelip, üstâdların üstâdı olan Hâce Muhammed Bâkî-billah’ın sohbetine kavuştuktan sonra elde edebildim. Muhammed Bâkî-billah hazretleri Hakkı arayan, tâlibleri irşâd eden büyük bir mürşid-i kâmil olup, Hindistan’da bizim hocamız, rehberimiz idi.”

    “Târih-i Hafi Hân” adlı eserde de şöyle kaydedilmiştir: “Hâce Muhammed Bâkî-billah "kuddise sirruh", zamânında kendisine uyulan, tâbi olunan bir mürşid-i kâmil idi. O, o kadar büyük bir evliyâ idi ki, kalem onun büyüklüğünü yazmaktan ve anlatmaktan âciz kalmaktadır... Aklî ve naklî ilimlerde büyük bir âlim idi.”

    -devamı var-



    Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
    "Oğlum sana üç öğüt vereyim!
    1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
    2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
    3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"



  6. #16
    Süper Üyemiz dutkmd is an unknown quantity at this point dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    14.298

    Standart

    ALTIN HALKA - 22 - 16
    Muhammed Bâkî-Billah "rahmetullahi aleyh" hazretleri


    Muhammed Bâkî-billah "kuddise sirruh" hazretlerinin mektuplarından kırkbir tanesi, “Zübdet-ül-makâmât” kitabında ayrı bir bölüm olarak yazılmıştır. Mektublarından ba’zıları şunlardır:

    6’ncı Mektup: (Bu mektup, Şeyh Tâceddîn’e gönderilmiştir.):
    “Devamlı abdestli bulunmak, helâl yemek yemeğe dikkat etmek, bütün günahlardan, gıybetten, söz taşıyıcılıktan, mü’mini aşağılamaktan, müslümana düşman olmaktan, kin tutmaktan, eli altında olanlara kızmaktan ve sert davranmaktan sakınmak lâzımdır. Bizim yolumuzun esâsı budur. Bunlarsız iş sağlam olmaz. Ama bu sayılanlarda arada bir gevşeklik olursa, bu işi, ya’nî büyüklerin verdiği vazîfeleri ve o yolun îcâblarını terk etmemeli, aksine tövbe ve istiğfar etmeli, aldığı ve yapmakta olduğu vazîfelere daha sıkı sarılmalıdır ki; “Muhakkak ki, sevâblar, günahları götürür” âyetinin sırrı ortaya çıksın. Doğru yolda bulunanlara selâm olsun!”

    82’nci Mektup: “Hazret-i Muhammed Mustafâ "sallallahü aleyhi ve sellem" insan idi. İnsanların en yüksek ve en temiz yaradılışlısı idi. Zâhiren bir kimseden ders almamıştı, okumamıştı. Doğduğu ve büyüdüğü şehirdekiler de onu okutmamışlardı. Evet, onun dedeleri, insanlara lâzım olan şeyleri çok iyi bilirlerdi ve yeryüzünün en iyi insanları idiler ama, zaman geçtikçe onların da ilimleri azaldı ve neredeyse bitti. İşte o zaman Allahü teâlâ Muhammed’i "sallallahü aleyhi ve sellem" yarattı ve kendinin mahbûbu eyledi. Hak teâlâyı O’ndan daha iyi bilen olmadı. Melek gönderip, Muhammed’e "sallallahü aleyhi ve sellem" bildirdi ki: “Benim sıfatlarımı insanlara ve cinlere bildirsin, benim rızâmın bulunmadığı her şeyden onları men etsin. Namazı, orucu, zekâtı, haccı ve kâfirlerle Allah yolunda cihâdı onlara öğretsin.” Önce, melek bunları Allahü teâlânın buyurduğu ve bildirdiği şekilde Muhammed’e "sallallahü aleyhi ve sellem" ulaştırdı. Bundan sonra Muhammed Mustafâ "sallallahü aleyhi ve sellem", mübârek yüzünü görmekle şereflenen cemâate, ya’nî Eshâb-ı kirâmına "aleyhimürrıdvân" bildirdi. Allahü teâlâ, ismi Kur’ân-ı kerîm olan şerefli kitabı, Muhammed Mustafâ’nın "sallallahü aleyhi ve sellem" vâsıtasıyla, insanlara ve cinlere gönderdi. İşte mü’min olan bir kul, kalbinden yakîn ile; “Bu kitapta olanların ve O’nun insanlara seçip gönderdiği peygamberi Muhammed Mustafâ’nın "sallallahü aleyhi ve sellem" söylediklerinin hepsi doğrudur” diye inanmalı, kabûl etmeli ve dili ile de; “Allahdan başka ma’bûd yoktur, O birdir ve Muhammed "aleyhissalâtü vesselâm" O’nun peygamberidir” demelidir.

    Bu kadarını bildikten sonra, âlimlere gidip; “Bize bu kitapta neler buyurmuştur? Hangi şeyleri bilmeliyiz, hangi şeyleri, amelleri yapmalıyız, yâhud yapmamalıyız” diye sormak lâzımdır.

    -devamı var-



    Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
    "Oğlum sana üç öğüt vereyim!
    1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
    2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
    3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"



  7. #17
    Süper Üyemiz dutkmd is an unknown quantity at this point dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    14.298

    Standart

    ALTIN HALKA - 22 - 17
    Muhammed Bâkî-Billah "rahmetullahi aleyh" hazretleri



    Muhammed Bâkî-billah "kuddise sirruh" hazretlerinin mektuplarından kırkbir tanesi, “Zübdet-ül-makâmât” kitabında ayrı bir bölüm olarak yazılmıştır. Mektublarından ba’zıları şunlardır:

    82’nci Mektup'un devamı: İşte Kur’ân-ı kerîmde buyuruldu ki: “Ben Hayy’im diriyim. Her şeye Kâdirîm. Dilediğimi yaparım. Herşeyi işitirim. Herşeyi görürüm. Herkese boynundaki şah damarından daha yakınım. Herşeye galibim, herkese hâkimim, Kahhâr ve Cebbârım. Bununla beraber herkesten merhametliyim. Bütün âlemi, insanları, cinleri, melekleri, yeri, göğü, taşı, toprağı, ağaçları, yerde ve göklerde olanları ben yarattım, ben yaptım ve yaratmaktayım. Var olan herşeyi var eden benim. Yok olanı da yok eden benim. Ama ateşin o şeye ulaşması bahâne kılınmıştır. Böylece herkes onu bilsin ve onun yaptığını görmesin. Biliniz ki, O birdir. Fiilinde, yaptıklarında ortağı, yardımcısı hiç yoktur. Herşeyi O yarattı.”

    Yine O kitapta buyuruldu ki: “Bana kulluk ediniz, ibâdetten geri kalmayınız. Kulluk ve ibâdetlerin esâsı; namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek, hac yapmak ve kâfirlerle cihâd etmektir. Biri de, hak sahiblerinin haklarını gözetmenizdir. Ana-baba ve benzeri hak sahiplerinin haklarına riâyet etmektir. Hiç kimseye zulüm ve haksızlık etmeyiniz. Böyle bilgiler çoktur. Âlimlerden yavaş yavaş öğreniniz. Biliniz ki, Muhammed Mustafâ (sallallahü aleyhi ve sellem) insanların en sevimlisi ve en güzel ahlâklısı idi. Zâtı bütün zâtlardan temiz, kalbi bütün kalblerden nurludur. Evliyânın hepsi, onun yüce kapısının dilencileridir. Her insanda olan iyiliğin daha çoğu onda vardı. Allahü teâlâ O’nun mübârek kalbini kendi evi yapmıştı. Ne söylese Haktan söylerdi, ne bildirse, Haktan bildirirdi. Ne yaptıysa, Hakkın kudretiyle yapardı. Şimdi de öyledir, ileride de öyle olacaktır”

    -devamı var-
    İslâm Âlimleri Ansiklopedisi
    www.huzurpinari.com



    Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
    "Oğlum sana üç öğüt vereyim!
    1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
    2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
    3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"



  8. #18
    Süper Üyemiz dutkmd is an unknown quantity at this point dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    14.298

    Standart

    ALTIN HALKA - 22 - 18
    Muhammed Bâkî-Billah "rahmetullahi aleyh" hazretleri
    Buyurdular ki;

    Kalbinde ma’rifet-i ilâhî isteği olmayanla sohbet etme, arkadaşlık yapma. İlmini: mevkî, makam ve övünmek için vesîle eden âlimlerden, aslandan kaçar gibi kaçınız.

    Câhil tarîkatçılarla beraber bulunmaktan sakınınız.

    Ma’rifetin kısım ve mertebeleri çoktur. İşin esâsı, dînimizin esâsı üzere olmaktır.

    Oruç tutmak, Allahü teâlânın sıfatıyla sıfatlanmaktır. Zîrâ Allahü teâlâ yemekten ve içmekten münezzehtir.

    Bu yolun büyükleri son derece gayretli ve nâziktirler. Onların yolu, hiç eksiksiz Resûlullahın yoludur.

    Rızâ sahiblerine, belâlar musîbet değildir. Onlar belâları beğenmemezlik etmezler. Çünkü, belâları veren yine Allahü teâlâdır.

    Resûlullaha tâbi olmak, Ehl-i sünnet vel-cemâat i’tikâdında bulunmak ve bu büyüklerin nisbetini (bağlılık ve muhabbetlerini) kalbinde saklamak, dünyânın her ni’metinden iyidir.

    Sâdıklar ve hakîkate erenler sözbirliği ile diyoruz ki: “Sırât-ı müstekim, ya’nî şaşmayan doğru yol, Ehl-i sünnet vel-cemâatin yoludur."

    -devamı var-



    Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
    "Oğlum sana üç öğüt vereyim!
    1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
    2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
    3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"



  9. #19
    Süper Üyemiz dutkmd is an unknown quantity at this point dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    14.298

    Standart

    ALTIN HALKA - 22 - 19
    Muhammed Bâkî-Billah "rahmetullahi aleyh" hazretleri


    Buyurdular ki;

    Müslümanlık; yapmak, yaşamak, ahkâm-ı ilâhîyi yerine getirmek demektir.

    Sözün özü şudur ki: Gönül dostla olmalı, beden de işte bulunmalıdır.

    Sakın helâl ve haramdan her bulduğunu korkusuzca yiyenlerden olma!

    Haram ve şüpheli bir lokma yememek için, çok gayret ve dikkat etmelidir.

    Ümîd ipinin ucunu hiçbir zaman elden bırakmamalıdır.

    Tevekkül, sebebe yapışmayıp, tembel oturmak değildir. Çünkü böyle olmak, Allahü teâlâya karşı edepsizlik olur. Müslümanın meşrû olan bir sebebe yapışması lâzımdır. Sebebe yapıştıktan ve çalışmağa başladıktan sonra tevekkül edilir. Ya’nî istenilen şey, bunun hâsıl olmasına sebep olan şeyden beklenilmez. Çünkü Allahü teâlâ sebebi, istenilen şeye kavuşmak için, bir kapı gibi yaratmıştır. Birşeyin hâsıl olmasına sebep olan işi yapmayıp da, sebepsiz olarak gelmesini beklemek, kapıyı kapayıp pencereden atılmasını istemeğe benzer ki, edebsizlik olur. Allahü teâlâ ihtiyâçlarımıza kavuşmak için kapıyı yaratmış ve açık bırakmıştır. Onu kapamamız doğru değildir. Bizim vazîfemiz kapıya gidip beklemektir. Sonrasını O bilir. Çok zaman kapıdan gönderir. Dilediği zaman da pencereden atarak verir.



    Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
    "Oğlum sana üç öğüt vereyim!
    1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
    2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
    3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"



  10. #20
    Super Moderator ceylannur is on a distinguished road ceylannur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Mesajlar
    33.993

    Standart

    sag olun allha cc razı olsun slm ve dua ıle kalın vesselam



    ölümle nişanlıysak neden çeyiz hazırlamıyoruz









+ Konu Cevaplama Paneli

Tags for this Thread

Yetkileriniz

  • You may not post new threads
  • You may not post replies
  • You may not post attachments
  • You may not edit your posts

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147