+ Konu Cevaplama Paneli
Sayfa 4 Toplam 4 Sayfadan BirinciBirinci ... 2 3 4
31 den 35´e kadar. Toplam 35 Sayfa bulundu

Konu: ALTIN HALKA - 23 - İmâm-ı Rabbânî "rahmetullahi aleyh" hazretleri

  1. #31
    Süper Üyemiz dutkmd is an unknown quantity at this point dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    14.298

    Standart

    ALTIN HALKA - 23 - 34
    İmâm-ı Rabbânî "rahmetullahi aleyh" hazretleri

    İmâm-ı Rabbânî "kuddise sirruh" hazretlerinin cenâze namazını, oğlu Hâce Muhammed Sa’îd kıldırdı. Vefatında 63 yaşında idi. Serhend’de evinin yanında defnedildi. Daha sonra Afganistan pâdişâhı Şâh-i Zaman, kabri üzerine büyük ve çok san’atlı bir türbe yaptırdı. Vefat haberi, talebelerini ve sevenlerini çok üzüp ağlattı. Duyulduğu her yerde gözyaşları döküldü. Vefatı üzerine çok şiirler yazılmış ve pekçok târih düşürülmüştür. Onun vefatına dayanamayan talebelerinden Muhammed Hâşim-i Keşmî şöyle anlatır: “Vefat ettiği günün akşamı şehrin kenarında, virâne bir mescidde, o pahasız hazînenin hayâliyle içim yanıyor, kalbim parçalanıyordu. Kalbimden soğuk ahlar çekiyor, gözümden yakıcı gözyaşları döküyordum. Ben bu hâlde iken birden hocamın rûhâniyeti gözüküp; “Sabretmek lâzım” buyurdu. Binlerce kırıklık ve perîşanlık içinde; “Ey efendim, ateşe kim dayanabilir?” dedim, “İbrâhim aleyhisselâma uymayı yerine getirmek lâzımdır” buyurdu. Böylece, bu kendinden geçmiş âşığın divaneliği arttı, ızdırâbımı ve ona olan muhabbetimi dile getiren şiirler söylemeğe başladım.”

    Büyük oğlu Muhammed Sa’îd "kuddise sirruh" buyurdu ki: “Yüksek babamı, vefatından sonra rüyâda gördüm. Allahü teâlânın kendisine verdiği büyük ni’metlerden tam neş’e ve sevinçle anlatıyordu ve bununla iftihar ediyordu. Kendisine; “Canım babacığım, şükr makâmından hiç kimseye bir nasîb verdiler mi?” diye arzettim. “Evet, beni de şükredenlerden eylediler” buyurdu. Arzettim ki, Kur’ân-ı kerîmde meâlen; “Şükreden kullar azdır.” (Sebe’-13) buyuruluyor. Bu âyet-i kerîmeden anlaşılan, bu cemâatin, peygamberler olduğudur. Yâhud da Peygamberlerin en büyük eshâblarıdır. Ebû Bekr-i Sıddîk "radıyallahü anh" gibi deyince; “Evet, öyledir. Fakat beni husûsî bir ihsân ve inâyetle, o cemâate dâhil eylediler” buyurdu.

    Hâce Muhammed Ma’sûm "kuddise sirruh" hazretleri buyurdu ki: “Babamı vefatından sonra rüyâda gördüm. Münker ve Nekîr’in suâli nasıl geçti? diye sordum.” Buyurdu ki: “Allahü teâlâ merhamet ederek, bereket cihetiyle ilhâm edip; “Eğer sen izin verirsen bu iki melek kabrine gelecek” buyurdu. Arzettim ki: “Ey Allah’ım! Bu iki melek de, senin huzûrunda kalsınlar dedim. Nihâyetsiz rahmet ve merhametinden bana acıdı ve onları benim yanıma göndermedi.”
    -devamı var-



    Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
    "Oğlum sana üç öğüt vereyim!
    1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
    2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
    3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"



  2. #32
    Süper Üyemiz dutkmd is an unknown quantity at this point dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    14.298

    Standart

    ALTIN HALKA - 23 - 35
    İmâm-ı Rabbânî "rahmetullahi aleyh" hazretleri



    Vebâ (tâ’ûn) hastalığının yaygın olduğu günlerde, iki oğlu Muhammed Ferrûh ve Muhammed Îsâ hastalandılar. İmâm-ı Rabbânî hazretleri "kuddise sirruh" bu iki kardeşi birbirinden ayrı yerlerde yatırın dedi. Muhammed Ferrûh’u cemâathâne odasında, Muhammed Îsâ’yı ise, içerideki odada yatırdılar. Muhammed Îsâ vefat etti. “Muhammed Ferrûh da ağırdır. Kardeşinin vefatını ona haber vermeyelim” dediler. Bu sırada Muhammed Ferrûh; “Ey kardeşim, vefasızlık ettin, benden evvel gittin” dedi. Mevlânâ Abdülhay orada idi. “Bâbâ, kime söylüyorsun?” dedi. “Muhammed Îsâ’ya söylüyorum. Ahırete gitmede benden evvel davrandı” cevâbını verdi. Mevlânâ Abdülhay, “Muhammed Îsâ içerideki odadadır. Onun vefat ettiğini nereden bildin?” deyince, Muhammed Ferrûh; “Meleklerin onu gaslettiklerini görüyorum” dedi. Aynı gün akşam Muhammed Ferrûh da vefat etti.

    İmâm-ı Rabbânî hazretleri, Mevlânâ Sâlih’e gönderdiği bir mektupda (Birinci cild, 306. mektup), tâ’ûn hastalığından küçük yaşta vefat eden oğulları için kısaca şöyle yazıyor:
    “Kardeşim Molla Sâlih! Serhend’de bulunanların başına gelenleri dinle! Büyük oğlum Muhammed Sâdık (rahmetullahi aleyh), iki küçük kardeşi Muhammed Ferrûh ve Muhammed Îsâ birlikte âhırete gittiler. “İnnâ lillahi ve innâ ileyhi râci’ûn.” Allahü teâlâya sonsuz hamd olsun ki, önce geride kalanlara sabr etmek gücünü ihsân eyledi. Bundan sonra bu belâdan râzı olmayı nasîb eyledi. Beyt:
    “Beni incitsen de, yüz dönmem yine,
    Sabretmek tatlı olur sevgili elemine.”

    Sekiz yaşında vefat eden ve bu yaşta çok kerâmet ve hârikaları görünen Muhammed Îsâ’dan ne bildireyim! Her üçü de, nefis birer cevher idiler. Bize emânet verilmişlerdi. Allahü teâlâya hamd olsun ki, bu emânetleri râzı olarak sâhibine teslim eyledik. Yâ Rabbî! Peygamberlerin efendisi hürmetine, bizi onların sevâbından mahrûm bırakma! Onlardan sonra bizleri fitneye düşürme!”

    İmâm-ı Rabbânî hazretleri "kuddise sirruh" irşâd makamına geçip, insanları irşâda, doğru yolu anlatmaya başlayınca, insanlar dünyâ kazançlarını bırakıp, yakın-uzak heryerden karınca ve çekirge sürüleri gibi huzûruna üşüştüler. Onun bereketiyle, dünyâda bir benzeri daha bulunmayan ve büyük bir ni’met olan ders halkaları ve sohbet meclisleri kuruldu. İslâmiyetin zayıf olduğu bir zamanda, binlerce gayr-i müslim İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin huzûrunda müslüman oldu. Nice fâsık ve fâcir, haramlara dalmış felâket içinde olan günahkâr kimseler, onun sohbeti ile hidâyete kavuşmuş, hâllerini düzeltip, takvâ sâhibi ve ibâdet eden kimseler olmuşlardır.

    Dünyânın her yerinden, uzaktan-yakından pekçok insan, İmâm-ı Rabbânî hazretlerini rüyâda ve uyanıkken görüp, aşk ve muhabbetle huzûruna koşmuşlardır. Âlimlerden, sâlihlerden, zengin ve fakirlerden pekçok kimse böylece huzûruna gelip, sohbetiyle şereflenmişler, ondan feyz almışlardır. İmâm-ı Rabbânî hazretleri, huzûruna gelip, sohbetinde toplanan herkese teveccüh eder, feyz verir ve tasavvufta üstün hâllere kavuştururdu. Elinde tövbe edip, ona talebe olanların sayısı yüzbinlerin üstündedir. Seçkin talebelerini insanlara doğru yolu anlatmak üzere çeşitli memleketlere göndermiş ve talebeleri vasıtasıyla oralara da feyz vermiştir.
    -devamı var-



    Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
    "Oğlum sana üç öğüt vereyim!
    1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
    2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
    3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"



  3. #33
    Süper Üyemiz dutkmd is an unknown quantity at this point dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    14.298

    Standart

    ALTIN HALKA - 23 - 36
    İmâm-ı Rabbânî "rahmetullahi aleyh" hazretleri


    İslâm âleminde İmâm-ı Rabbânî’nin "kuddise sirruh" mektûbâtı kadar kıymetli bir kitap daba yazılmamıştır. Mektûbât, üç cild olup, beşyüzyirmialtı mektûbunun toplanmasından meydâna gelmiştir. Kelâm ve fıkıh bilgilerini, tasavvufun ma’rifetlerini açıklayan uçsuz bir deryâ gibi eşsiz bir eserdir. Mektûbât’ın birinci cildi 1025 (m. 1616) senesinde talebelerinin meşhûrarından Yâr Muhammed Cedîd-i Bedahşî Talkânî tarafından toplanmıştır. Birinci cildde üçyüzonüç (313) mektup vardır. Bu cildin son mektûbu, Muhammed Hâşim-i Keşmî’ye yazılmıştır. İmâm-ı Rabbânî hazretleri birinci cildin son mektûbunu yazınca; “Muhammed Hâşim’e gönderilen bu mektupla resûllerin, din sâhibi peygamberlerin ve Eshâb-ı Bedr’in sayısına uygun olduğundan, üçyüzonüç mektupla birinci cildi burada bitirelim” buyurmuştur.

    İkinci cildi ise 1028 (m. 1619) senesinde yine talebelerinden, Abdülhay Pütnî tarafından toplanmıştır. Bu cildde Esmâ-i hüsnâ ya’nî Allahü teâlânın Kur’ân-ı kerîmde geçen doksandokuz ismi sayısınca doksandokuz (99) mektup vardır.

    Üçüncü cild de İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin vefatından sonra 1040 (m. 1630) senesinde talebelerinden Muhammed Hâşim-i Keşmî tarafından toplanmış olup, bu cildde de Kur’ân-ı kerîmdeki sûrelerin sayısınca yüzondört (114) mektup vardır. Her üç cildde toplam beşyüzyirmialtı (526) mektup vardı. İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin vefatından sonra on mektûbu daha üçüncü cilde ilâve edilmiştir. Böylece toplam mektup adedi (536) olmuştur.

    Mektûbât’daki mektupların birkaçı Arabî, geri kalanların hepsi Fârisîdir. İmâm-ı Rabbânî’nin "kuddise sirruh" ve oğlu Muhammed Ma’sûm’un "kuddise sirruh" (Mektûbât) kitapları, Müstekîm-zâde Süleymân Efendi tarafından Farsçadan Türkçeye, Osmanlıcaya tercüme edilip, 1277 (m. 1860) senesinde taşbasması yapılmıştır. Daha sonra birinci cildi Türkçeye tercüme edilerek, “Müjdeci Mektûblar” adı ile İstanbul’da Hakîkat Kitabevi tarafından yayınlanmıştır. Mektûbât’ın ikinci ve üçüncü cildindeki mektuplardan da bir kısmı Türkçeye tercüme edilerek, “Tam İlmihâl Se’âdet-i Ebediyye” kitabı içinde 108 madde hâlinde yayınlanmıştır.

    İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin talebelerinden biri şöyle nakleder: “İmâm-ı Rabbânî hazretleri buyurdu ki: “Bütün yazılarımızı, âhır zamanda gelecek olan Hazret-i Mehdî’nin okuyacağı ve hepsini makbûl bulacağı bize bildirildi.”

    Son asrın zâhir ve bâtın ilimlerinde kâmil, dört mezhebin fıkıh bilgilerinde mâhir, büyük İslâm âlimi ve rûh bilgilerinin mütehassısı, Seyyid Abdülhakîm-i Arvâsî "kuddise sirruh" hazretleri defâlarca şöyle buyurmuştur:
    “Ba’de kitâbillah ve ba’de kütüb-i sitte efdal-i kütüb, Mektûbâtest.” Ya’nî, Allahü teâlânın kitabı olan Kur’ân-ı kerîm’den sonra ve Resûlullahın (sallallahü aleyhi ve sellem.) hadîs-i şerîflerinin toplanması ile meydana gelmiş olan Kütüb-i sitteden sonra, dîn-i İslâmda yazılmış kitapların en üstünü Mektûbât’tır. Yine Mektûbât’tan bahsederken; “Din ve dünyâya en ziyâde yarıyan ve dîn-i İslâmda misli yazılmamış Mektûbât kitabı...” buyurmuştur.

    Evliyâ-yı Kirâmın vilâyetlerinin kemâlâtının ma’rifetlerini bildiren kitapların en kıymetlisi, Celâleddîn-i Rûmî’nin “Mesnevî”si olduğu gibi, hem vilâyet kemâlâtının ma’rifetlerini, hem de nübüvvet kemâlâtının ma’rifetlerini ve inceliklerini bildiren kitapların en kıymetlisi ve en üstünü, İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin “Mektûbât” kitabıdır.
    -devamı var-



    Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
    "Oğlum sana üç öğüt vereyim!
    1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
    2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
    3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"



  4. #34
    Süper Üyemiz dutkmd is an unknown quantity at this point dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    14.298

    Standart

    ALTIN HALKA - 23 - 37
    İmâm-ı Rabbânî "rahmetullahi aleyh" hazretleri


    Eserlerinden seçmeler:

    İmâm-ı Rabbânî "kuddise sirruh" hazretlerinin eşsiz eseri “Mektûbât”, hem yazıldığı asırda, hem de sonraki asırlarda, hakîki saâdeti arayanlar tarafından aşk ve şevkle okunmuş, istifâde edilmiş ve pekçok insanın se’âdete kavuşmasına vesîle olmuştur. Allahü teâlânın rızâsına kavuşmak isteyenlere fâideli olmak için yazdığı bu eserinden seçmeler:

    İmâm-ı Rabbânî hazretleri, büyük oğlu Muhammed Sâdık’a yazdığı birinci cilddeki 260. mektûbun son kısmında şöyle buyurdu:

    “Ey oğlum! Kutb-i irşâdın feyz vermesi ve ondan feyz almakla ilgili ma’rifetler, “Mebde’ ve Me’âd” risâlesinde, “İfâde ve istifâde” bâbında yazılmışdı. Sırası gelmiş iken, fâideli olan bu ma’rifeti de, buraya yazıyorum. Orada yazılı olan ile karşılaştırınız! Kutb-i irşâd, kemâlât-i ferdiyyeye de mâlikdir. Çok az bulunur. Asırlardan, çok uzun zaman sonra, böyle bir cevher dünyâya gelir. Kararmış olan âlem onun gelmesi ile aydınlanır. Onun irşâdının ve hidâyetinin nûrları, bütün dünyâya yayılır. Yer küresinin ortasından tâ arşa kadar herkese; rüşd, hidâyet, îmân ve ma’rifet onun yolu ile gelir. Herkes, ondan feyz alır. Arada o olmadan, kimse bu ni’mete kavuşamaz. Onun hidâyetinin nûrları, bir okyanus gibi, (çok kuvvetli radyo dalgaları gibi) bütün dünyâyı sarmıştır. O deryâ, sanki buz tutmuştur. Hiç dalgalanmaz (ya’nî şöhretten uzak olur, onu kimse tanımaz.) O büyük zâtı tanıyan ve seven bir kimse, onu düşünürse, yâhud, o, bir kimseyi sever, onun yükselmesini isterse, o kimsenin kalbinde, sanki bir pencere açılır. Bu yoldan, sevgisi ve ihlâsına göre, o deryâdan kalbi feyz alır. Bunun gibi bir kimse, Allahü teâlâyı zikr ederse ve bu zâtı hiç düşünmezse, meselâ onu tanımazsa, yine ondan feyz alır. Fakat, birinci feyz daha fazla olur. Bir kimse, o büyük zâtı inkâr eder, beğenmezse, yâhud o büyük zât, bu kimseye incinmiş ise, Allahü teâlâyı zikretse bile, rüşd ve hidâyete kavuşamaz. Ona inanmaması veya onu incitmiş olması, feyz yolunu kapatır. O zât, bunun istifâdesini istememiş olmasa bile, onun zararını istemese bile, hidâyete kavuşamaz. Rüşd ve hidâyet, var görünür ise de yoktur. O zâta inanan ve sevenler, onu düşünmeseler de ve Allahü teâlâyı zikr etmeseler de, yalnız sevdikleri için, rüşd ve hidâyet nûruna kavuşurlar. Fârisî beyt tercümesi:

    Susdum artık, zekîlere bu yeter,
    Çok bağırdım, dinleyen varsa eğer.

    Âlemlerin rabbi olan Allahü teâlâya hamdolsun. O, Rahmândır ve Rahimdir. O’nun resûlü Muhammed aleyhisselâma ve Âline ve Eshâbına sonsuz salât ve selâm olsun.”
    -devamı var-



    Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
    "Oğlum sana üç öğüt vereyim!
    1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
    2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
    3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"



  5. #35
    Süper Üyemiz dutkmd is an unknown quantity at this point dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    14.298

    Standart

    ALTIN HALKA - 23 - 38
    İmâm-ı Rabbânî "rahmetullahi aleyh" hazretleri


    İmâm-ı Rabbânî "kuddise sirruh" hazretlerinin Mektûbât’ının birinci cildinden özet olarak seçmeler:

    “Edebi gözetmek, zikrden üstündür. Edebi gözetmeyen, hakka kavuşamaz.”
    “Eshâb-ı Kirâm sohbet ile yükseldi. Eshâb-ı Kirâm, dîni bildirenlerdir. Eshâb-ı Kirâma dil uzatan dîni yıkar. Eshâb-ı Kirâmın îmânda ayrılıkları yoktur. Eshâb-ı Kirâmın hepsi, evliyânın hepsinden üstündür.”
    “Farzı bırakıp, nâfile ibâdetleri yapmak boşuna vakit geçirmektir.”
    “Havf (korku), gençlikte; recâ (ümîd), ihtiyarlıkta olmalıdır.”
    “Her sabah ve akşam yüz kerre; “Sübhânellahi ve bi-hamdihi” demelidir.”
    “İhlâs ile yapılan bir iş, senelerce yapılan ibâdetlerin kazancını hâsıl eder.”
    “İnsana lâzım olan önce Ehl-i sünnete uygun inanmak, sonra Allahü teâlânın emir ve yasaklarına uymak, daha sonra tasavvuf yolunda ilerlemektir. İslâmın temeli; Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdiklerine inanmak ve yapmaktır.”
    “Kalbin tasfiyesi (temizlenmesi); İslâmiyete uymakla, sünnetlere yapışmakla, bid’atlerden kaçmakla ve nefse tatlı gelen şeylerden sakınmakla olur. Zikr ve rehberi (doğru yolu gösteren âlimi) sevmek bunu kolaylaştırır.”
    “Malı zarardan korumanın ilâcı, zekât vermektir.”
    “Mekruhtan sakınmak ve bir edebi gözetmek; zikrden, fikirden ve murâkabeden daha fâidelidir.”
    “Meyyite (ölüye); dua, Fâtiha, sadaka ve istiğfar ile yardım etmelidir.”
    “Mübâh olan şeyleri lâzım olunca kullanmalıdır. Mübâhları, kulluk vazîfesini yapmak için niyet ederek kullanmalıdır.”
    “Büyükleri sevmek saâdetin sermâyesidir. Muhabbete müdâhâne (gevşeklik) sığmaz.”
    “Nefse, günahlardan kaçmak, ibâdet yapmaktan daha güç gelir. Onun için günahtan kaçmak daha sevâbtır.”
    “Nefs-i emmâreyi yıpratmak, azgınlığını önlemek için dîne uymaktan başka çâre yoktur.”
    “Namazda hâsıl olan lezzetlerde, nefsin nasîbi yoktur. Namazın mi’râc olması bu ümmete mahsûstur.”
    “Uyku zamanında yüz kere tesbih (sübhânellah demek), tahmîd (elhamdülillah demek) ve tekbîr (Allahü ekber demek) okumak, kendini hesaba çekmek sayılır.”
    “Razzâk olan Hak teâlâ, rızıklara kefil olmuş, kullarını bu sıkıntıdan kurtarmıştır.”
    “Se’âdet, ömrü uzun ve ibâdeti çok olanındır. Saâdet-i ebediyyeye kavuşmak, peygamberlere uymağa bağlıdır.”
    “Sohbeti ganimet bilmelidir. Sohbetin üstünlüğü, bütün üstünlüklerin ve kemâllerin üstüdür.”
    “Sünnet ile bid’at arasında şüpheli olan bir işi terk etmelidir. Sünnet ile bid’at birbirinin zıddıdır. Birini yapınca öteki yok olur.”
    “İslâmiyete uymadan, azâbdan kurtulmak olmaz. İslâmiyete uymak, nefsin isteklerini bırakmak demektir. İslâmiyete uymayan kimse, Allahü teâlâya kavuşamaz. İslâmiyete uygun olmayan sözler ve işler, insanı felâkete sürükler.”
    “Şeytan, (Allahü teâlâ rahimdir af eder) diyerek insanı günah işlemeğe sürükler. Hâlbuki kıyâmet günü düşmanlara merhamet olunmayacaktır. Şeytan, kötülükleri iyilik şeklinde gösterip insanları aldatır.”
    “Şöhret, âfettir.”
    “İstemek, kavuşmanın müjdecisidir. Yanıp yakılmak da kavuşmanın başlangıcıdır.”
    -devamı var-



    Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
    "Oğlum sana üç öğüt vereyim!
    1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
    2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
    3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"



+ Konu Cevaplama Paneli
Sayfa 4 Toplam 4 Sayfadan BirinciBirinci ... 2 3 4

Tags for this Thread

Yetkileriniz

  • You may not post new threads
  • You may not post replies
  • You may not post attachments
  • You may not edit your posts

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147