+ Konu Cevaplama Paneli
1 den 7´e kadar. Toplam 7 Sayfa bulundu

Konu: ALTIN HALKA - 27 - Mazher-i Cân-ı Cânân “rahmetullahi aleyh” hazretleri

  1. #1
    Süper Üyemiz dutkmd is an unknown quantity at this point dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    14.298

    Standart ALTIN HALKA - 27 - Mazher-i Cân-ı Cânân “rahmetullahi aleyh” hazretleri

    ALTIN HALKA - 27 - 1
    Mazher-i Cân-ı Cânân “rahmetullahi aleyh” hazretleri

    Şemsüddîn Habîbullah seyyiddir. Tesavvuf mütehassıslarının büyüklerindendir. Müslümânların gözbebeğidir. 1111 [m.1699] de Hindistânda Ramezân-ı şerîfin onbirinci Cum’a günü tevellüd ve 1195 [m.1781] de şehîd edildi. Abdüllah-ı Dehlevî kabrinin yanındadır. Şâhcihân câmi’inin civârında, Dergâh câmi’indeki dört kabrden birincisidir. Yirmiiki yaşında iken, Seyyid Muhammed Nûr-i Bedevânî hazretlerinin vâris-i ekmeli oldu. Seyyid Abdüllah-ı Dehlevînin üstâdıdır. Yetişdirdiklerinden biri de kâdî allâme Muhammed Senâullah-ı Dehlevî hazretleridir. Abdüllah-ı Dehlevî hazretleri, (Makâmât-i mazheriyye) kitâbında diyor ki, Hadîs âlimi Şâh Veliyyullah buyurdu ki, (Allahü teâlâ, bize sahîh keşfler ihsân eyledi. Bu zamânda, hiçbir yerde mirzâ Cân-ı Cânânın benzeri yokdur. Makâmlarda ilerlemek istiyen onun hizmetine gelsin!) Hadîs öğrenmek için kendisine gelenleri istifâde etmek için, Mazher-i Cân-ı Cânân hazretlerine gönderirdi. Ona yazdığı mektûblarda, (Allahü teâlâ, fazîletlerin tecellî yeri olan sizlere uzun zemân selâmet versin ve bütün müslümânları bereketlerinize kavuşdursun!) derdi. (Makâmât-ı Mazheriyye)de, Mazher-i Cân-ı Cânân “kuddise sirruh” buyuruyor ki, Evliyânın mezârlarını ziyâret edip, cem’iyyet için feyz dilemelidir. Meşâyıh-ı kirâmın rûhlarına fâtiha ve salevât sevâbı göndererek, onları Allahü teâlâya kavuşmak için vesîle yapmalıdır. Zâhir ve bâtın se’âdetlerine ancak onların güzel ahlâkına sarılmak ile kavuşulur. Başlangıcda olan sâliklerin, kalbleri tasfiye bulmadan, temizlenmeden önce, Evliyânın kabrlerinden feyz almaları güçdür. Bunun için Behâeddîn-i Buhârî “kaddesallahü sirrehül’azîz”, (İslâmın güzel ahlâkına mâlik bir kimse ile olmak, Evliyânın kabrleri ile olmakdan dahâ iyidir) buyurdu. Fârisî (Kelimât-i tayyıbât) denilen kitâbda 87 mektûbu ve melfûzâtı vardır.

    Evliyânın büyüklerinden. İnsanları Hakka davet eden, doğru yolu göstererek hakîkî saâdete kavuşturan ve kendilerine “Silsile-i aliyye” denilen âlim ve velîlerin meşhûrlarındandır.

    Daha küçük yaşta ilim, ma’rifet öğrenmeye ve çeşitli maharetler kazanmağa başlamıştı. Kıymetli ömrünü çocukluğundan itibâren gayet iyi değerlendirip, heba etmemiştir. İlim ve ma’rifeti yanında ayrıca çeşitli san’at ve maharetleri öğrenmişti. Kendisi şöyle demiştir: “Çocukluğumda İbrâhim aleyhisselâmı rüyâmda görüp, çok iltifât ve ihsânlarına kavuştum. Yine çocukluğumda Hazret-i Ebû Bekr’i ne zaman hatırlayıp ismini ansam, mübârek sûreti karşıma çıkardı. Rûhâniyetini gözümle görürdüm. Bana çok iltifâtta bulunurdu.”

    Yine şöyle anlatmıştır: “Çocukluğumda idi. Bir kimse babamla konuşuyordu. İmâm-ı Rabbânî hazretlerinden bahsettiler. Ben o anda İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin rûhâniyetini gördüm. Bana oradan kalkmam için işâret etti. Bu hâli babama söyledim. Babam dedi ki: “Anlaşıldı ki, sen onların yolundan istifâde edeceksin.” Allahü teâlâ benim tînetime sünnet-i seniyyeye ittiba’ etme hasletini yerleştirmiş.”

    -devamı var-

    İslâm Âlimleri Ansiklopedisi
    www.huzurpinari.com



    Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
    "Oğlum sana üç öğüt vereyim!
    1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
    2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
    3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"



  2. #2
    Süper Üyemiz dutkmd is an unknown quantity at this point dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    14.298

    Standart

    ALTIN HALKA - 27 - 2
    Mazher-i Cân-ı Cânân “rahmetullahi aleyh” hazretleri



    Mazher-ı Cân-ı Cânân "kuddise sirruh" hazretleri şöyle anlatmıştır: “Ben onaltı yaşında iken babam vefat etti. Vefat etmeden önce bana şöyle vasiyyet etti: “Bütün vaktini, kemâlâtı, olgunlukları ve üstün dereceleri elde etmek için harca. Kıymetli ömrünü boş şeyler ile geçirme.” Babamın vefatından sonra vasiyyetine uyarak ilim öğrenmeye ve öğrendiğim ilimle amel etmeye başladım. Büyük zâtların sohbetlerine devam ettim, evliyâ zâtların sohbetine koştum. Onların sohbetine kavuşma şevki, arzusu beni sarmıştı. Nerede büyük bir zâtın olduğunu duysam, hemen onun ziyâretine giderdim.

    Mazher-ı Cân-ı Cânân hazretleri, küçük yaşta zâhirî ilimleri öğrendikten sonra tasavvufa yönelip, Seyyid Nûr Muhammed Bedevânî’den feyz alarak yükseldi. Dört sene bu hocasının sohbetine devam edip hilâfet aldı. Hocası Seyyid Nûr Muhammed’in, vefatından sonra, altı sene Şeyh Gülşenî ve oniki sene Muhammed Efdal ve Hâfız Sa’dullah’ın, sekiz sene Muhammed Âbid-i Senâmî’nin sohbetlerine devam ederek tasavvufda Müceddidiyye yolunda yüksek derecelere kavuştu. Ayrıca Kâdiriyye, Ceştiyye, Sühreverdiyye ve Kübreviyye yollarından da icâzet (diploma) aldı. Zâhirî ve bâtınî ilimleri öğrendikten sonra insanları irşâd etmeye başladı. Derslerine ve sohbetlerine âlimler, âmirler, velîler ve halk devam edip ondan feyz aldılar. Mîr Müslîman, Senâullah Pâni-pütî, Gülâm Kâki, Seyyid Alîmullah, Seyyid Abdullah Dehlevî gibi büyük âlimler ve velîler yetiştirdi.

    Kendisi ilim tahsîlini şöyle anlatmıştır: “Fârisî lisanını ve diğer bazı bilgileri babamdan, Kur’ân-ı kerîmi, tecvîd ve kırâat ilmini Kâri Abdürresûl’den, aklî ve naklî ilimleri de zamanımızın âlimlerinden öğrendim. Babamın vefatından sonra da, Hacı Muhammed Efdal’den, tefsîr ve hadîs ilmi öğrendim. Onbeş yaşında iken kendisinden ilim öğrendiğim hocam Hacı Muhammed Efdal, bana bir takke hediye etmişti. Bunun bana öyle bir bereketi oldu ki, zihnim iyice açıldı. Hiçbir şeyi okuyup öğrenmekte zorluk çekmedim. Tahsîlimi tamamladıktan sonra, bir müddet de talebelere ders verdim. Bundan sonra tasavvufa yönelme arzusu iyice fazlalaşmıştı. Bir defâsında rüyâmda gaybdan bir ses; “Bizim seninle işimiz var. İnsanların hidâyete kavuşması ve onları hidâyete kavuşturacak yolun yayılması senin sebebinle olacak!” dedi. Bu rüyâyı da görünce tasavvufa yönelip, bâtın nisbetini elde etmek arzum iyice kesinleşti. Bu maksadıma kavuşmak için Seyyid Nûr Muhammed Bedevânî’nin huzûruna gidip, ona talebe oldum. Beni talebeliğe kabul edip, çok iltifât ve ihsânda bulundu. Benim hâllerime bakıp, bana karşı tevâzu’ ile büyük bir sevgi ve alâka gösterdi.

    -devamı var-



    Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
    "Oğlum sana üç öğüt vereyim!
    1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
    2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
    3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"



  3. #3
    Süper Üyemiz dutkmd is an unknown quantity at this point dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    14.298

    Standart

    ALTIN HALKA - 27 - 3
    Mazher-i Cân-ı Cânân “rahmetullahi aleyh” hazretleri


    Hadîs âlimlerinin büyüklerinden Hâcı Muhammed Fâhir de şöyle demiştir: “Mirzâ Cân-ı Cânân’ın "kuddise sirruh", Resûlullahın "sallallahü aleyhi ve sellem" sünnet-i seniyyesine tâbi olma husûsunda büyük bir şânı vardır. Bir gece rü’yâmda şöyle gördüm: Resûlullahın "sallallahü aleyhi ve sellem" kapılarında eğerlenip donatılmış iyi cins bir binek atı vardı. “Bu at kimindir?” diye sordum. Birisi bana; “Bu Resûlullaha "sallallahü aleyhi ve sellem" âittir” dedi. Sonra içeri girdim, başka birisi; “O at Mirzâ Cân-ı Cânân’ındır” dedi. Bu rü’yâmı ta’bir edip anladım ki, Mirzâ Cân-ı Cânân’ın yolu, Resûlullahın "sallallahü aleyhi ve sellem" sünnet-i seniyyesine uymakdır. Resûlullahın "sallallahü aleyhi ve sellem" bildirdiği, doğru yolda ilerlemekdir.

    Mevlevî Senâullah Sebinhelî şöyle anlatmıştır: Rü’yâmda Peygamber efendimizi görüp; “Hocam Mirzâ Cân-ı Cânân’ın yolu ve hizmetleri makbûl ve mu’teber midir? dedim. “Evet” buyurdu. Hazret-i Ebû Bekr "radıyallahü anh" de vardı. O da tasdîk etti.”

    Şeyh Abdüladl Zebîrî hazretleri de şöyle buyurmuştur: “Bugün Mirzâ Cân-ı Cânân’ın huzûrunda Allahü teâlânın rızâsına kavuşmak için toplanan tâliblerin toplanması gibi bir cemâat hiçbir yerde yoktur. O, zamanımızda İmâm-ı Rabbanî Müceddîd-i elf-i sânî "kuddise sirruh" hazretlerinin vekîlidir.”

    Mazhar-ı Cân-ı Cânân hazretleri buyurdu ki: : “Muhterem babamın bereketli terbiyesiyle yetiştikten sonra bende öyle bir hâl hâsıl oldu ki, bir bakışla herkesin ne olduğunu tanırdım. Onun âdemiyyet cevherini ve kalbindekini anlardım. Bulunduğum yolun (tarîkatın) nûruyla insanların saâdet veya şekavet ehli olduğunu, alınlarından okurdum.”

    Mazhar-ı Cân-ı Cânân "kuddise sirruh" hazretleri kemâl derecede zühd ve tevekkül sâhibi idi. Dünyâdan ve dünyâya düşkün olanlardan son derece sakınırdı. Kendisine verilmek istenen hediyeleri kabûl etmezdi. Kabûl ettiği çok nâdir olurdu. Zamanın pâdişâhı Muhammed Şâh, vezîri Kameruddîn Hân ile Mirzâ Cân-ı Cânân’a haber gönderip, şöyle dedi. “Allahü teâlâ bize öyle bir mülk verdi ki, hatırlarından her ne geçerse hediye olarak göndeririz, yeter ki istesinler.” Mazhar-ı Cân-ı Cânân hazretleri bu teklif üzerine şu cevâbı verdi: “Allahü teâlâ Kur’ân-ı kerimde; “... Onlara şöyle de; dünyânın metâı pek azdır...” (Nisâ-77) buyurarak dünyânın yedi iklimindeki mal ve mülkün az birşey olduğunu bildirdi. Az bir şey olan bu yedi iklimden biri de Hindistan olup, o da senin elinde bulunmaktadır. Bunun kıymeti nedir ki? Büyüklerin himmetinin esâsı ise, ondan uzak durmaktır.”

    -devamı var-



    Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
    "Oğlum sana üç öğüt vereyim!
    1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
    2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
    3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"



  4. #4
    Süper Üyemiz dutkmd is an unknown quantity at this point dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    14.298

    Standart

    ALTIN HALKA - 27 - 4
    Mazher-i Cân-ı Cânân “rahmetullahi aleyh” hazretleri


    Afgan serdârlarından biri, eşrefî denilen üçyüz altın göndermişti. Bunu kabul buyurmayıp; “Her ne kadar hediyeyi kabul etmek lazımsa da, mutlaka kabul etmek lâzım olduğuna dâir bir emir yokdur. Bize kendi talebelerimiz, ihlâs ve ihtiyâtla, haram karışmaması için dikkat ederek hazırladıkları hediyeleri getiriyorlar, onları bile kabul etmiyoruz. Kaldı ki, ümerânın ve zenginlerin hediye edeceği şeylerin tam helâlden hazırlanmış olduğu şüpheli olanları hiç kabul etmeyiz. Onda insanların hakkı vardır. Kıyâmet günü onun hesabını vermek zordur. İmâm-ı Tirmizî’nin (rahmetullahi aleyh) Ebû Berze’den (rahmetullahi aleyh) getirerek yazdığı hadîs-i şerîfde Peygamberimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “Kıyâmet günü herkes, dört suâle cevap vermedikçe hesapdan kurtulamıyacaktır: Ömrünü nasıl geçirdi. İlmi ile nasıl amel etti. Malını nereden nasıl kazandı ve nerelere harcadı. Cismini, bedenini nerede yordu, hırpaladı.” Bunun için çok dikkat etmek lâzımdır” buyurdu.

    Mazhar-ı Cân-ı Cânân "kuddise sirruh" hazretleri hocalarına büyük bir muhabbet ve ihlâs ile bağlı idi. Bilhassa İmâm-ı Rabbânî "kuddise sirruh" hazretlerine derin bir muhabbeti vardı. “Her neye kavuşmuşsam, hocalarıma olan muhabbetim sebebiyle kavuştum. Kulun amelleri nedir ki, Allahü teâlânın rızâsına kavuştursun! Fakat Allahü teâlânın rızâsına kavuşmuş ve makbûl kullarından olan zâtları sevmek, onlara muhabbet beslemek, Allahü teâlânın rızâsına kavuşmak için en kuvvetli vâsıtadır” buyurdu.

    Mazhar-ı Cân-ı Cânân hazretleri şöyle anlatmıştır: “Bir defâ cihânın süsü, kâinatın Serverini (sallallahü aleyhi ve sellem) rüyâda görmekle şereflendim. Yanyana uzanmış yatıyorduk. O kadar yakındık ki, mübârek nefesi yüzüme geliyordu. Bu esnada susadım. Serhend büyüğünün oğulları, ya’nî İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin evlâdı da orada idiler. Resûlullah, onlardan birine su getirmesini emir buyurdu. Fakîr; “Yâ Resûlallah, onlar benim pîrimin evlâdıdır” diye arzettim. “Onlar bizim sözümüzü tutarlar” buyurdu. Onlardan bir azîz, kalkıp su getirdi. Kana kana içtim. Sonra; “Yâ Resûlallah, hazretiniz Müceddîd-i elf-i sânî hakkında ne buyurursunuz?” diye arzettim. “Ümmetimde onun bir benzeri başka kim vardır?” buyurdu. “Yâ Resûlallah! İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin Mektûbât’ı, mübârek nazarlarınızdan geçti mi?” dedim. Buyurdu ki: “Eğer ondan hatırladığın bir yer varsa oku.” Ben de, İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin bazı mektuplarında geçen ve Allahü teâlâ için; “O, verâ-ül-verâ sonra yine verâ-ül-verâ’dır, (ya’nî Allahü teâlâ ötelerin ötesidir. Akıl neyi düşünür ve neyi tasavvur ederse O değildir)” buyurduğunu okudum. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bunu çok beğendi ve; “Tekrar oku” buyurdu. Ben de tekrar okudum. Bu ifâdeleri çok güzel buldu. Bu hâl epey bir müddet devam etti. Sabah olunca büyüklerden bir zât erkenden gelip bana dedi ki: “Ben bu gece rüyâmda sizin bir rüyâ gördüğünüzü gördüm. O rüyâyı bana anlat.” Ben ona gördüğüm rüyâyı anlattım. Çok beğenip, hayret etti. Ben gördüğüm bu rüyâda, Resûlullahın (sallallahü aleyhi ve sellem) mübârek nefesinin ve sohbetinin bereketiyle kendimi tamamen nûr ve huzûr içinde buldum.Uyanık iken ele geçen şeylerden daha çok bereketli olan bu rüyânın bereketiyle günlerce acıkmadım ve susamadım.”


    -devamı var-



    Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
    "Oğlum sana üç öğüt vereyim!
    1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
    2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
    3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"



  5. #5
    Süper Üyemiz dutkmd is an unknown quantity at this point dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    14.298

    Standart

    ALTIN HALKA - 27 - 5
    Mazher-i Cân-ı Cânân “rahmetullahi aleyh” hazretleri
    Mazher-i Cân-ı Cânân "kuddise sirruh" hazretleri, büyük günah işlemiş bir kadının kabri yanına oturmuştu. Kabre teveccüh eyledi. “Bu mezarda Cehennem ateşi var. Kadının îmanlı olmasında şüphe ediyorum. Rûhuna hatm-i tehlîl (Yetmişbin Kelime-i tevhîd) sevâbı bağışlıyacağım. Îmânı varsa affolur” buyurdu. Hatm-i tehlîlin sevâbını bağışladıktan sonra; “Elhamdülillah, îmânı varmış. Kelime-i tayyibe, tesîrini gösterip azâbdan kurtuldu” buyurdu. Hadîs-i şerîfde; “Bir kimse, kendisi için veya başkası için yetmişbin adet Kelime-i tevhîd okursa, günahları affolur” buyuruldu.

    Birgün yağmur yağmıştı. Soğuk ve şiddetli de bir rüzgâr esiyordu. Mazher-i Cân-ı Cânân hazretleri üşüdü. “Yâ Rabbî; üzerimize değil etrâfımıza yağsın!” buyurdu. Üzerlerindeki bulut etrâfa doğru açıldı, dağıldı. Duasının bereketi ile üzerlerine yağmadı.

    Bir kimse, ölüsünün azâbda olduğunu rüyâda görüp, Mazher-i Cân-ı Cânân hazretlerine mağfiret olunması için dua etmesini istirhâm etti. Mazher-i Cân-ı Cânân hazretleri de dua edip; “Allahü teâlâ, ölünün günahlarını mağfiret eyledi” diye de ona müjde verdi. O kimse tekrar ölüsünü rüyâda gördü ve ölüsü kendisine; “Hazret-i Mazher’in duası bereketi ile azâbdan kurtuldum” dedi.

    Mazher-i Cân-ı Cânân "kuddise sirruh" hazretlerinin bir komşusu vardı. Onu severdi. Ölüm hâline gelmişti. Şefkatinin çokluğundan; “Yâ Rabbî, onun ayrılığına dayanamam, ona en kısa zamanda şifâ ver” dedi. Hemen şifâ buldu. Sanki hiç hasta olmamıştı.

    Mazher-i Cân-ı Cânân hazretleri, şehid olarak vefat etti. İslâmiyetin yayılması ve insanların hakiki saâdete kavuşmaları için çok üstün hizmetler yapmıştır. Her biri üstün birer cevher olan kıymetli zâtlar yetiştirmiş ve onları insanlara rehberlik yapmakla vazîfelendirmiştir. Talebeleri de bulundukları yerlerde insanlara İslâmiyeti öğretmişler, îmânlarının vicdânileşmesini sağlamışlardır. Böylece her biri bulunduğu yerde İslâmiyete uyulmasına, güzel ahlâkın yayılmasına ve insanların birbirlerine karşı iyi muâmelede bulunmalarını sağlamışlardır. Onları tanıyıp seven insanlar, onlar vasıtasıyla temiz bir hayat yaşamak ve saâdete kavuşmakla şereflenmişlerdir.

    -devamı var-



    Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
    "Oğlum sana üç öğüt vereyim!
    1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
    2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
    3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"



  6. #6
    Süper Üyemiz dutkmd is an unknown quantity at this point dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    14.298

    Standart

    ALTIN HALKA - 27 - 6
    Mazher-i Cân-ı Cânân “rahmetullahi aleyh” hazretleri
    Mazher-i Cân-ı Cânân "kuddise sirruh" hazretleri buyurdu ki:

    Hadîs-i şerîfi ve fıkıh bilgilerini öğreniniz. Âlimlerin sohbetine devam ediniz. Amellerinizi Allahü teâlânın habîbi olan Peygamber efendimize (sallallahü aleyhi ve sellem) ittıbâ’, uymak niyetiyle yapınız.

    Her kim ki dünyâya düşkün olanlar arasına karışırsa, sohbetin bereketlerine ve tasavvufun nûrlarına kavuşamaz! Bir kimse dünyâya düşkün olanlar arasına ihtiyâç olduğu kadar karışır ve hâlis niyetle ve bâtınî nisbetini muhafaza ederek aralarında bulunursa zararı yokdur.

    Takvânın ve vera’ın (haramlardan ve şüpheli şeylerden sakınmanın) yolu, Resûlullaha (sallallahü aleyhi ve sellem) mütâbeat, uymak ve onun bildirdiklerini candan kabul etmektir. Kendi hâlinizi, kitab ve sünnette bildirilen husûslar ile karşılaştırınız. Eğer hâliniz, kitab ve sünnette bildirilen husûslara ya’nî dînin emirlerine uygun ise makbûldür. Uygun değilse merdûddur, reddedilecekdir. Ehl-i sünnet ve cemâat i’tikâdı üzere olmak lâzımdır.

    Ölümü sevmeyen, istemiyenlere şaşılır. Ölüm Allahü teâlâya kavuşmaya sebeptir. Ölüm, Resûlullahı (sallallahü aleyhi ve sellem) ziyâret etmeye, evliyâya kavuşmaya, onların mübârek yüzlerini görerek mesrûr olmaya sebeptir. Ölüm; Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), Halîlürrahmân İbrâhim aleyhisselâm, Emîr-ülmü’minîn Hazret-i Ebû Bekr-i Sıddîk, İmâm-ı Hasen, Cüneyd-i Bağdadî, Şâh-ı Nakşîbend Bahâeddîn Buhârî ve Müceddîd-i elf-i sânî İmâm-ı Rabbânî hazretleri ile görüşmeye, onlara kavuşmaya vesîledir. Kalbimde bu büyüklere karşı husûsi bir muhabbet vardır. Onlar zâhirî ve bâtınî şehâdete kavuştular, en yüksek mertebelere ulaştılar.

    Yenilen lokmalar insanı muvaffakiyete kavuşturmalı ve tâatın nûrunu arttırmalıdır. Fakirliği zenginliğe tercih etmeli, sabır ve kanâatı seçmeli. Teslimiyeti ve rızâyı seciye hâline getirmelidir. Resûlullahın “Allah’ım! Âl-i Muhammed’in rızkını kâfi gelecek kadar kıl.” buyurduğu duasına uygun olarak, insân için lâzım olan şeyleri kâfi gelecek kadar istemelidir. Eshâb-ı Kirâm da böyle dua ederdi. İsrâfa düşürecek kadar zengin; sıkıntıya, borca düşürecek kadar da fakir olmamalıdır. İnsanların çoğu bu hâlden düşmüştür. Bu hâlde iken ölüm gelip yakalamaktadır. Kulluk vazîfesini yerine getirip, ölüme hazır beklemeli, gönlü başka arzulara bağlamamalıdır. Ölüm, ilâhî bir hediyedir. Allahü teâlâya kavuşmak ve Resûlullahın (sallallahü aleyhi ve sellem) dîdârını, mübârek yüzünü görmektir.”



    Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
    "Oğlum sana üç öğüt vereyim!
    1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
    2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
    3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"



  7. #7
    Süper Üyemiz dutkmd is an unknown quantity at this point dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    14.298

    Standart

    ALTIN HALKA - 27 - 6
    Mazher-i Cân-ı Cânân “rahmetullahi aleyh” hazretleri
    Mazher-i Cân-ı Cânân "kuddise sirruh" hazretleri buyurdu ki:

    Hadîs-i şerîfi ve fıkıh bilgilerini öğreniniz. Âlimlerin sohbetine devam ediniz. Amellerinizi Allahü teâlânın habîbi olan Peygamber efendimize (sallallahü aleyhi ve sellem) ittıbâ’, uymak niyetiyle yapınız.

    Her kim ki dünyâya düşkün olanlar arasına karışırsa, sohbetin bereketlerine ve tasavvufun nûrlarına kavuşamaz! Bir kimse dünyâya düşkün olanlar arasına ihtiyâç olduğu kadar karışır ve hâlis niyetle ve bâtınî nisbetini muhafaza ederek aralarında bulunursa zararı yokdur.

    Takvânın ve vera’ın (haramlardan ve şüpheli şeylerden sakınmanın) yolu, Resûlullaha (sallallahü aleyhi ve sellem) mütâbeat, uymak ve onun bildirdiklerini candan kabul etmektir. Kendi hâlinizi, kitab ve sünnette bildirilen husûslar ile karşılaştırınız. Eğer hâliniz, kitab ve sünnette bildirilen husûslara ya’nî dînin emirlerine uygun ise makbûldür. Uygun değilse merdûddur, reddedilecekdir. Ehl-i sünnet ve cemâat i’tikâdı üzere olmak lâzımdır.

    Ölümü sevmeyen, istemiyenlere şaşılır. Ölüm Allahü teâlâya kavuşmaya sebeptir. Ölüm, Resûlullahı (sallallahü aleyhi ve sellem) ziyâret etmeye, evliyâya kavuşmaya, onların mübârek yüzlerini görerek mesrûr olmaya sebeptir. Ölüm; Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), Halîlürrahmân İbrâhim aleyhisselâm, Emîr-ülmü’minîn Hazret-i Ebû Bekr-i Sıddîk, İmâm-ı Hasen, Cüneyd-i Bağdadî, Şâh-ı Nakşîbend Bahâeddîn Buhârî ve Müceddîd-i elf-i sânî İmâm-ı Rabbânî hazretleri ile görüşmeye, onlara kavuşmaya vesîledir. Kalbimde bu büyüklere karşı husûsi bir muhabbet vardır. Onlar zâhirî ve bâtınî şehâdete kavuştular, en yüksek mertebelere ulaştılar.

    Yenilen lokmalar insanı muvaffakiyete kavuşturmalı ve tâatın nûrunu arttırmalıdır. Fakirliği zenginliğe tercih etmeli, sabır ve kanâatı seçmeli. Teslimiyeti ve rızâyı seciye hâline getirmelidir. Resûlullahın “Allah’ım! Âl-i Muhammed’in rızkını kâfi gelecek kadar kıl.” buyurduğu duasına uygun olarak, insân için lâzım olan şeyleri kâfi gelecek kadar istemelidir. Eshâb-ı Kirâm da böyle dua ederdi. İsrâfa düşürecek kadar zengin; sıkıntıya, borca düşürecek kadar da fakir olmamalıdır. İnsanların çoğu bu hâlden düşmüştür. Bu hâlde iken ölüm gelip yakalamaktadır. Kulluk vazîfesini yerine getirip, ölüme hazır beklemeli, gönlü başka arzulara bağlamamalıdır. Ölüm, ilâhî bir hediyedir. Allahü teâlâya kavuşmak ve Resûlullahın (sallallahü aleyhi ve sellem) dîdârını, mübârek yüzünü görmektir.”



    Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
    "Oğlum sana üç öğüt vereyim!
    1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
    2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
    3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"



+ Konu Cevaplama Paneli

Tags for this Thread

Yetkileriniz

  • You may not post new threads
  • You may not post replies
  • You may not post attachments
  • You may not edit your posts

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147