+ Konu Cevaplama Paneli
Sayfa 3 Toplam 3 Sayfadan BirinciBirinci 1 2 3
21 den 23´e kadar. Toplam 23 Sayfa bulundu

Konu: ALTIN HALKA - 35 - Seyyid Abdülhakîm Arvâsî “rahmetullahi aleyh” hazretleri

  1. #21
    Süper Üyemiz dutkmd is an unknown quantity at this point dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    14.298

    Standart ALTIN HALKA - 35 - 21Seyyid Abdülhakîm Arvâsî “rahmetullahi aleyh” hazretleri



    BİR ÜNİVERSİTELİYE CEVÂB-4

    Yâhû! İşin yolunda, muvaffakıyyet ve muzafferiyyet yanında olunca (Hep), işlerin aksi, ters olduğu zemânında ise, kaderin cebri altında oyuncak bir (Hiç) diye iddi’â etdiğin o sen, bunlardan hangisisin? Hep misin, hiç misin?

    Ey Âdem oğlu! Ey noksanlık ve taşkınlık içinde yüzen insan! Siz, ne hepsiniz, ne de hiçsiniz! Her hâlde ikisi arası bir şeysiniz. Evet siz, îcâd etmekden, herşeye hâkim ve gâlib olmakdan, şübhesiz uzaksınız. Fekat, inkâr olunamayan bir hürriyyet ve ihtiyârınız, sizi hâkim kılan, bir arzû ve seçim hakkınız vardır. Siz, eşi ortağı bulunmıyan bir hâkim ve mutlak, başlı başına bir mâlik olan, Hak teâlânın emri altında, ayrı ayrı ve müşterek vazîfeler alan, birer me’mûrsunuz! Onun koyduğu ahkâm ve nizâm ile, Onun ta’yîn etdiği mevkı’leriniz ve halk edip emânet olarak verdiği salâhiyyet ve vâsıtalarınız nisbetinde vazîfe yaparsınız. Âmir ancak O, hâkim yalnız O, mâlik yine Odur. Ondan başka âmir, Ona benzer hâkim, Ona ortak mâlik yokdur. Sizin o kadar benimseyerek, hevesle atıldığınız maksadlar, gâyeler, girişdiğiniz mücâdeleler, sarf etdiğiniz gayretler, duyduğunuz iftihârlar, kazandığınız başarılar, Onun için olmadıkça, hep yalan, hep boşdur. O hâlde kalblerinizde, niçin yalana yer veriyorsunuz da, şirklere sapıyorsunuz? Niçin, eşsiz hâkim olan, Hak teâlânın emrlerine uymuyor, Onu ma’bûd tanımıyorsunuz da, binlerce, hayâl olan, ma’bûdlar arkasında koşuyor, hepiniz sıkıntılar içinde boğuluyorsunuz? Her neye koşuyorsanız, sizi sürükleyen bir emel, bir ihtiyâr, bir îmân değil midir? Niçin o emeli Hakdan başkasında arıyorsunuz? Niçin, o îmânı Hakka tahsîs etmiyor, o ihtiyârı bu îmâna ve îmânın netîcesi olan amellere sarf etmiyorsunuz?

    Hak teâlânın hâkimliğini tanıdığınız, emâneti ve emniyyeti bozmayarak çalışdığınız zemân, birbirinizi ne kadar sevecek, ne kadar bağlı kardeşler olacaksınız. Sizin o kardeşliğinizden, Allahın merhameti, neler yaratacakdır. Kavuşduğunuz her ni’met, hep Hakka îmânın hâsıl etdiği kardeşliğin netîcesi ve Allahü teâlânın merhameti ve ihsânıdır. Gördüğünüz her musîbet ve felâket de, hep kızgınlığın, nefretin ve düşmanlığın netîcesidir. Bunlar ise, hakkı tanımamanın, zulm ve haksızlık etmenin cezâsıdır. Bu da, hukûku kendiniz kurmağa kalkışmanın, Hak teâlâ ile yarış edebilecek şerîklere tâbi’ olmanın, hâsılı, hâlis tevhîd ile, yalnız Hak teâlâya îmân etmemenin netîcesidir.

    Hulâsa, insanlığı kaplayan sıkıntıların birinci sebebi, Hakka karşı şirk ve müşriklikdir. İlm ve fen, ilerlediği hâlde, insanlığın ufklarını sarmış olan fesâd karanlığı, hep şirkin, îmânsızlığın, vahdetsizliğin ve sevişmezliğin netîcesidir. Beşeriyyet ne kadar uğraşırsa uğraşsın, sevip sevilmedikçe, ızdırâb ve felâketden kurtulamaz. Hakkı tanımadıkça, Hakkı sevmedikçe, Hak teâlâyı hâkim bilip, Ona kulluk etmedikçe, insanlar, birbiri ile sevişemez. Hakdan ve Hak yolundan başka her ne düşünülse, hepsi ayrılık ve perîşanlık yoludur. Görmez misiniz, câmi’e gidenler sevişir, meyhâneye gidenler döğüşür.

    Hak teâlâdan başka herneye gönül verseniz, herneye tapınsanız, hepsinin zıddı, mukâbili vardır. Bunların hepsi de, Hakkın kudreti ve irâdesi altındadır. Şerîki, nazîri, misli, zıddı, mukâbili olmayan, yegâne hâkim, ancak Hak teâlâdır ve ancak Onun mukâbili bâtıldır, yanlışdır ve varlığı mümkin olmıyan bir yoklukdur.

    Hak teâlâdan başka, herneye tâbi’ olur, herneye tapınır, Onun yerine, herneyi sever ve hakîkî hâkim tanırsanız, biliniz ki, onlar da sizinle berâber yanacakdır. [Yukarıdaki mektûbun ingilizce tercemesi, Abdülhakîm efendinin ingilizce hâl tercemesi ile birlikde, (The Proof of Prophethood) kitâbının içinde, Hakîkat Kitâbevi tarafından neşr edilmişdir.]

    Merkez-i dâire-i iflâs ve bî nevâî
    Ser şâr-ı sahbây-ı hodgâmî ve nâ âşinâî
    esseyyid
    Abdülhakîm efendi


    Kâfirin topu çok, hîlesi çok, azâbı çokdur.
    Mü’minin ilmi çok, hayâsı çok, râhatı çokdur.

    Tam İlmihâl Se'âdet-i Ebediyye



    Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
    "Oğlum sana üç öğüt vereyim!
    1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
    2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
    3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"



  2. #22
    Süper Üyemiz dutkmd is an unknown quantity at this point dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    14.298

    Standart ALTIN HALKA - 35 - 22Seyyid Abdülhakîm Arvâsî “rahmetullahi aleyh” hazretleri



    KABİR ZİYÂRETİ

    Seyyid Abdülhakim efendi "kuddise sirruh", (Râbıta-i şerife) kitabında buyuruyor ki:

    Büyük bir zatın kabrini ziyaret eden kimse, ona râbıta ederse, yani dünya işlerini hiç düşünmeyip, kalbine hiçbirşey getirmeyip, o zatın ruhunu, his organları ile anlaşılamayan bir nur farz ederek, bunu kalbinde bulundurursa, o ruhdan, kendi kalbine birşeyler akmaya başlar. O zatın feyzlerinden bir feyz ve hâllerinden bir hâl, kendinde hasıl oluncıya kadar, bu nuru kalbinde saklamalıdır. Çünki, Evliyânın ruhları, feyzlerin kaynağıdır. Kaynağı kalbine koyan, bunun feyzine, nimetine, bilinmeyen ihsanlarına elbette kavuşur. Ruhu kuvvetlenir, olgunlaşır.

    Kabr yanına gelince, önce selâm verilir. Mezârın sağ yanına, yani kıble tarafına, ayak ucuna yakın durur. Tanıdığı gibi, şeklini, suretini hâtırına getirir. E’uzü ve besmele ile bir Fâtiha ve onbir İhlâs okur. Sevâbını Resulullah efendimizin ve bütün Peygamberlerin ve Eshab-ı kiramın ve Evliyâ-i izâmın ruhlarına ve bu zatın ruhuna hediye eder. Sonra oturur. Onun ruhunu, gönlünde bulundurur. Kalbinde birşey hasıl oluncıya kadar durur. Gelen kimse almasını bilir ise, o zat da vermeye ehil, olgun bir Velî ise ve şartları gözeterek beklerse, elbette birşey ele geçer. Bu şartlar, o zatın kendisini tanıdığına, selâmını işitip cevap verdiğine, ruhunun, kâmil, olgun olduğuna, ruhunun bir zamana ve yere bağlı olmadığına, nerede hatırlarsa, orada imiş gibi feyz vereceğine, Allahü teâlâ, feyzini, ruhun gıdâsını, onun ruhu ile gönderdiğine inanmaktır.

    Üzüm isteyen, bağa gidip asmadan koparır. Erik ağacına gitmez. Su isteyen, kaynağa, çeşmeye gider. Ağaca veya sobaya gitmez. Buğday isteyen, tarlasını sürer, eker, biçer. Çocuk isteyen, evlenir. İlaç isteyen bir hasta, tabîbe ve eczâhâneye gider. Bakkala, avukata gitmez. Kalbin gıdâsını, ruhun temizliğini isteyen de, Evliyânın kalbine, ruhuna başvurur. Allahü teâlâ, bu nimetlerini, Evliyânın kalbinden göndermektedir. Herşeyi yaratan, gönderen, yalnız Allahü teâlâdır. Fakat, herşeyi belli bir sebeple göndermek, Onun âdetidir. Onun nimetine kavuşmak isteyenin, Onun âdetine uyması, sebebi arayıp, bulup, öğrenip, Onun sebebine yapışması lazımdır. Sebebleri aramamak ve öğrenmek istememek, Allahü teâlânın âdetini bozmak olur. Fen derslerini, fen bilgilerini öğrenmek, Onun âdetine uymak, sebepleri öğrenmek demektir.

    Bir kabirden feyz almak için, o zata karşı, diri imiş gibi, edeb ve saygı göstermek, kabri üzerine basmamak da lazımdır.

    -devamı var-
    Evliyâlar Ansiklopedisi



    Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
    "Oğlum sana üç öğüt vereyim!
    1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
    2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
    3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"



  3. #23
    Süper Üyemiz dutkmd is an unknown quantity at this point dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    14.298

    Standart ALTIN HALKA - 35 - 23Seyyid Abdülhakîm Arvâsî “rahmetullahi aleyh” hazretleri


    Buyurdular ki;

    MEKTÛBÂT

    Seyyid Abdülhakim efendi "kuddise sirruh", (İslam aleminde, İmam-ı Rabbaninin "kuddise sirruh" Mektubatı kadar kıymetli bir kitap daha yazılmamıştır. Allahın kitabından ve Resulullahın hadislerinden sonra, İslam kitaplarının en üstünü, en faydalısı, İmam-ı Rabbaninin Mektubat kitabıdır. Mektubatta bildirilen tasavvufdan, tarikatten ve hakiki mürşidlerden şimdi hiç kalmadı. Bizler, Mektubattaki ince bilgileri, marifetleri anlayamayız) buyururdu. Halbuki, kendisi, bu bilgilerin mütehassısı idi.

    Bir mektubunda diyor ki, (Hilmi! Mektubunuza müteşekkir oldum. Sıhhatinize şükür ettim. Din ve dünyanıza en ziyade yarayan ve dini İslam'da misli telif olmayan (Mektubat) kitabını okuyup, bazısını anlamak, pek ziyade bir fadl ve ihsanı ilahidir. Hilminin bu ihsana kavuştuğunu öğrenince, Rabbime çok şükür eyledim.)

    HER ŞEYİN EN İYİSİ SEVGİLİYE VERİLİR

    Muhammed Resulullah "sallallahü aleyhi ve sellem", mahbub-i Rabbilalemindir. Yani Allahü tealanın sevgilisidir. Her şeyin en iyisi, sevgiliye verilir.

    Her Peygamber, kendi zamanında, kendi mekanında, kendi kavminin hepsinden, her bakımdan üstündür. Muhammed “aleyhisselam” ise, her zamanda, her memlekette, yani dünya yaratıldığı günden, kıyamet kopuncaya kadar, gelmiş ve gelecek, bütün varlıkların, her bakımdan en üstünüdür. Hiç kimse, hiçbir bakımdan Onun üstünde değildir. Bu güç birşey değildir. Dilediğini yapan, her istediğini yaratan, Onu böyle yaratmıştır. Hiçbir insanın Onu medh edecek gücü yoktur. Hiçbir insanın, Onu tenkid edecek iktidarı yoktur.

    YABANCI DİL ÖĞRENMEK

    Batının ilim, fen, teknik ve her sahadaki fenni gelişmelerini almak elbette lazımdır. Zaten İslamiyet bunu emreder. Yabancı dil öğrenmenin lazım olduğunu hadis-i şerifler haber vermektedir. Zeyd bin Sabit diyor ki, (Resulullah bana Yahudi dilini öğrenmeği emir eyledi. Öğrendim. Yahudilere gönderilen mektupların çoğunu bana yazdırırdı. Onlardan gelen mektupları bana okuturdu). Bu haber, Tirmizi'de uzun yazılıdır. Zeyd, böylece ibrani ve süryani lügatlarını öğrendi.

    Büyük İslam alimi Seyyid Abdülhakim efendi "kuddise sirruh", mükemmel Arabi, Farisi konuştuğu halde, (Yabancı dil bilseydim, bütün dünyaya faydalı olurdum) derdi. Avrupa dillerini bilmediği için esef eder, çok üzülürdü. (İslam dininin üstünlüklerini, rahat ve huzur kaynağı olduğunu ve medeniyete, fende ve ahlakta ilerlemeğe ışık tuttuğunu dünyaya bildirmek için, kısacası, İslamiyet'e ve bütün insanlara hizmet için, yabancı dil öğrenmek muhakkak lazımdır) buyururdu.

    Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretleri, (Ya Rabbi! Sana layık hiçbirşey yapamadım. Yüzüm kara olarak huzuruna geldim. Fakat, senin dinini yıkmak, İslamiyet'i yok etmek isteyenleri sevmedim. Senin için olan bu buğduma beni bağışla!) diyerek dua ederdi.
    Evliyâlar Ansiklopedisi



    Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
    "Oğlum sana üç öğüt vereyim!
    1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
    2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
    3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"



+ Konu Cevaplama Paneli

Tags for this Thread

Yetkileriniz

  • You may not post new threads
  • You may not post replies
  • You may not post attachments
  • You may not edit your posts

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147