+ Konu Cevaplama Paneli
Sayfa 1 Toplam 5 Sayfadan 1 2 3 ... SonuncuSonuncu
1 den 10´e kadar. Toplam 46 Sayfa bulundu

Konu: ALTIN HALKA- 36-HÜSEYN HİLMİ IŞIK efendi

  1. #1
    Süper Üyemiz dutkmd is an unknown quantity at this point dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    14.298

    Standart ALTIN HALKA- 36-HÜSEYN HİLMİ IŞIK efendi (rahmetullahi aleyh)‏

    cİhânI tenvîr eden en son Nûra
    elvedâ’


    en derİn sevgİlerle, azîz yâra
    elvedâ’!




    İnsan seveceği kimseyi iyi seçmeli, ona göre sevmeli.



    HÜSEYN HİLMİ IŞIK efendi


    “rahmetullahi teâlâ aleyh”


    ------------


    Allahü teala şefaatine kavuştursun inşallah.



    ALTIN HALKA- 36- 1





    UNUTMAYALIMKİ, UNUTULMAYALIM.

    Unutmazsak, unutmazlar... hatırlarsak, hatırlarlar

    inşallah.

    26-ekim-2001... sabaha karşı, binlerce seveninin hastane bahcesinde başlayan sessiz çığlıklarından hasıl olan gözyaşları, Eyübsultanda namazda ve kabristanda da, sel gibi akdı, akdı, akdı.... hâlâ durmadı.

    Sekiz sene geçti unutulmadı, unutulmayacak ve unutulmamalı da.....

    Âşıkları, cennet bahcesi olan kabrini ziyaret ederek bir nebze ferahlamakta, eski hâtırâları hatırlamakta, kalbden kalbe konuşarak rahatlamağa çalışmaktadır...

    Zaten insanın üç türlü babası vardır, en mühimi; dîn'i öğrendiği hocasıdır... yani insanın hocası babası gibidir, hattâ dahada önemlidir.. Hoca hakkı çok mühimdir, unutulmamalıdır...... hergün manevî hediyelerini göndermelidir. Her atılan adımda, her yapılan işte, her an hatırlayıp, hocam bundan razı olurmu demelidir ki; kendimizi kontrol edebilelim,... zîrâ insan başı boş değildir.

    Işık olmazsa göz görmezmiş, karanlık ve tehlikeli tuzaklarla dolu olan ahiret yolculuğunda bu tuzakları bilen bir mübarek zât elimizden tutmazsa, bir ışık olmazsa bu meşakkatli, karanlık, tehlikelerle dolu yolculukta yürüyebilmemiz imkansızdır.... Allahü teala kime Işık nasib ederse çok şükretmesi lazımdır.

    Eğer Peygamber efendimiz aleyhisselatü vesselam gelmeseydi, hiç kimse Allahü tealayı tanıyamazdı. Onun için bu şans, çok büyük bir nimettir.. İmam-ı Rabbani hazretleri kuddise sirruh, buyuruyorlar ki; Bu dünyada Allahü tealanın bir kuluna en büyük nimeti, bir dostunu ona tanıtmasıdır. İmanımızı, ihlasımızı, her şeyi onlara borçluyuz. Her şeyin hakkı ödenebilsede hocanın hakkı ödenemez. Elimizden geldiği kadar okumak, ruhlarına hediye etmek, onların gıyabında ve huzurunda, her hususta teşekkür etmek mecburiyetindeyiz. Çünki hadis-i şerifde buyuruluyorki; Eğer birisi size bir iyilik yaparsa, siz de teşekkür etmezseniz, Allahü tealaya şükretmiş olamazsınız. Ehl-i sünnet itikadı çok zor elde edilir. Böyle bir zatın bize ehl-i sünnet itikadını öğretmesi ele geçmez bir hazinedir ve en büyük seadettir.

    İnsanın vücudunda en kıymetli organ kalptir. Bizim dinimizin esası; kalbi hastalıktan kurtarmaktır. Çünki kalbi hasta yapan, insanın içinde bir düşman vardır. Hem Allahü tealaya düşman, hem de kalbe düşmandır. O da insanın nefsidir. Nefse karşı bir panzehir lazımdır. Bu panzehir, bu büyük zatların kendileri veya eserleridir. Eser deyince; hem kitapları hem de talebeleridir. O zatlardan birine rastlayan kurtulur. Onun için insan dünyada beraber olduğu kişiyle haşr olunacaktır. Kim olduğumuz değil, kiminle olduğumuz önemlidir. Çünki insan nasıl yaşarsa öyle ölür, nasıl ölürse öyle diriltilir. Kimlerle berabersek, ahirette de onlarla beraber olacağız. Çünki Peygamber efendimiz buyuruyor ki; El mer’ü mea men ehabbe. Dünyada birbirini sevenler ahiretde beraber olurlar.

    Mübarek hocamızı ilk tanıdığımda, (1969 senesi) çocuk yaşlarda orta mekteb talebesi idim. Işık kitab evinde ellerini öptüğümde "sen kur'an-ı kerim okumasını biliyormusun" buyurmuşlardı...

    Dünyaya hiç rağbet etmezlerdi, mübarek kalblerinde dünyaya aid hiçbirşey yoktu. Kendilerine bir sual sorulduğunda, sual soranın dünyasını değil, ahiretini düşünerek cevab verirlerdi. Dünyanın geçici olduğunu, hayatın hayal olduğunu herzaman hatırlatırlardı.. "Hayat hayaldir" sözünü herzaman kendilerinden işitirdik.

    İlim öğrenmeğe- öğretmeğe ve boş vakt geçirmemeğe çok ehemmiyet verirlerdi. "İlim öğrenmek kadın-erkek herkese farzdır" ve "Allahü teâlânın bir kulunu sevmediğinin alâmeti onun mâlâya’nî ile boş şeyler ile vakt geçirmesidir" hadîs-i şeriflerini de herzaman sevdiklerine hatırlatırlardı. Hayatta nasıl muvaffak oldunuz diye sorulduğunda, bir hadis-i şerifi rehber edindim, bugünkü işimi yarına bırakmadım buyurmuşlardı.

    Hocası Abdülhakim Arvasi hazretlerini okadar çok severlerdiki,... O'ndan anlatmadıkları bir gün olmamıştır. Birisi, hocanızı bukadar çok seviyorsunuz siz O'ndan ne öğrendiniz dediğinde; "Birtek şey öğrendim, (kim sevilir- kim sevilmez) bu da bana yetti" buyurmuşlardı.

    "İnsan seveceği kimseyi iyi seçmeli, ona göre sevmeli" sözü, birçok sevenine düstur olmuştur. Çünki, herkes dünyada iken kimi severse ahiretde onun yanında haşrolacağını bildiren hadîs-i şerifin ehemmiyetini talebelerinin kalblerine çok iyi nakş etmişlerdi. Zâten îmân demek de bu demek değilmiydi..!

    Allahü tealanın sevdiklerini Allah rızası için sevmek, Allahü tealanın sevmediklerinide gene Allah rızası için sevmemek... bu muhabbet bir kula verilmişse ona verilmeyen neki? bu muhabbet verilmemişse ona verilen neki...?

    Doksan yıllık ömürleri dolu dolu geçmiş, insanlar yanmasın diye, bir kişi daha dinini öğrensin diye, fevkalade bir gayret sarfetmişler, bu emr-i mâruf vazifesinde sevenlerine numûne olmuşlardı.

    Allah adamları görülünce Allahü teala hatırlanır sözü gereğince, yanında bulunanlar sanki dünyadan çıkıp başka bir hayata giderlerdi. (Anlaşılması çok zor) Kendileri ahiretde fakat dünyada aramızda idiler. O kadar farklı idiler ki, O'nun gibi birisi tekrar dünyaya gelmesi mümkün değildir. Dinden hiç taviz vermezlerdi, herşeyi olduğu gibi söylerlerdi. Dinden olmayan, lüzumsuz bir söz söyledikleri işitilmemiştir. Dünya sıkıntılarına sabrederler, mani olunmak istenildiğindede "nefsimizemi, dinimizemi zararı var, dinimize zararı varsa mani olun, nefsimize zararı varsa karışmayın" buyururlardı. Okadar mütevazî idilerki; Kendilerinden hiç bahsetmezler ve kendilerinden bahsedilmesini istemezler, herzaman hocası Abdülhakim efendi hazretlerini anlatırlardı. Ençok sevdiği bir talebesi "Efendim, sevenleriniz okadar çok ki, ahiretde sizi aradıkları zaman sizin işiniz nasıl olur, zor olmazmı" dediğinde, "Efendim, bizim işimiz kolay, Abdülhakim efendi hazretlerinin arkasına saklanırım, sizin aradığınız budur derim" buyurmuşlardı. Talebelerini okadar çok severlerdiki, "Allahü teala ahiretde hizmetlerimizden dolayı, bize bir nîmet verirse; Yarabbî ben bu hizmetleri yalnız başıma yapmadım, bana yardım eden kardeşlerim vardı, derim ve hepsini başımın üzerinde taşırım" buyurmuşlardı. Üç çeşit babadan en kıymetlisi, insanın hocasıdır. Talebelerinin hem dünyasını hem ahiretini düşünen tam bir baba idi.

    Kalb kırmaktan çok sakınırlar, ve kalbin nazargâh-ı ilahî olduğunu, hiçkimsenin kalbini kırmamağı, kalb kırmanın, kâbeyi yıkmaktan daha büyük günah olduğunu, herkesle iyi geçinmeyi, hiç kimseyle münakaşa dahi etmemeği, fitne çıkarmamağı, kanunlara uymağı talebelerine nasihat ederlerdi.

    Hayatlarını (çok kısa olarak) özetlemek gerekirse 3 cümle ile özetlemek mümkündür: Okumak, okutmak ve tatbik etmek. Onları seven onların yolunda olmalıdır. Onların yolunda olmak ehl-i sünnet itikadını öğrenmek ve öğretmektir. Onlar, arının bin türlü çiçekten toplayıp bal yaptığı gibi, o kitapları hazırlayıp önümüze koydular. Bizimde okumamız ve okuduğumuzu birilerine anlatmamız yani bu büyüklerin kitablarını başkalarınada vermemiz lazımdır, ilim mutlaka yayılmalıdır. İlim olmazsa din olmaz. Eğer ecdadımız bizlere öğretmeselerdi, biz şimdi müslüman değildik. Onlar canlarını, mallarını, kanlarını, her şeylerini bizim müslüman olmamız için harcadılar. Her şeylerini feda ettiler. Eshab-ı kiram’dan hiçbiri kendi yatağında vefat etmemiş, ihtiyar ve genç, hepsi gurbet diyarında şehit düşmüşler. Osmanlılar at üstünde dünyanın her yerine ehl-i sünnet itikadını yaydılar. Bizim için uğraştılar. Eğer biz bu hizmeti yapmazsak, bizden sonra gelecek olan nesil, bizden davacı olur. Çünki üzerimizde büyüklerin çok hakkı var. Onlar canla, malla, kanla bizim müslüman olmamız için her şeylerini feda ettiler, bizden de hiçbir şey beklemiyorlar. Bu din anlatmak dinidir. Ahirette hesap sorarlar, bu kadar sana emek verildi sen ne yaptın derler..

    1329/1911 senesinde İstanbul'da Eyyübsultan'da dünyaya gelmiştir.

    Ömrü boyunca arabî ve farisî tercemeler yaparak gençliğe hizmet için çalışmışdır. kendi hâzırladığı 62 arabî ve 22 fârisî ve (başta Tam İlmihâl Se'âdet-i Ebediyye olmak üzere) 14 türkçe ve bunlardan terceme etdirdiği, fransızca, ingilizce, almanca, rusca ve arnavudca ve diğer dillerdeki kitâbların mikdârı yüzden fazladır.

    Hayatlarını anlatmak mümkün değildir... ancak eşsiz hazîne olan eserleri okunursa daha iyi tanımak nasîb olabilir. Zaten bizim yaptığımız anlatmak, övmek değil, belki birkaç söz ile güneşi tarif etmeğe çalışmaktır.

    O büyükleri meth etmek için diller kafi değildir, aşk ateşi yürek işi değil, gönül işidir... Güzeller güzelini, gönüller kıblesini görüp, aşkıyle tutuşup kavrulanlar, bu bulunmaz pınara kabını koyabilenler, dünyada ve ahiretde huzura kavuşurlar.

    - 1 Receb-ül-ferd 1394 ve 21 Temmûz 1974 Pazar günü hazırlamış oldukları Vasıyetnâmeleri şöyledir:

    Konu dutkmd tarafından (30-10-2009 Saat 16:58 ) değiştirilmiştir.



    Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
    "Oğlum sana üç öğüt vereyim!
    1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
    2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
    3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"



  2. #2
    Süper Üyemiz dutkmd is an unknown quantity at this point dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    14.298

    Standart

    Aklı olan herkes, dünyâda râhat ve huzûr içinde yaşamak, âhirette de, azâbdan kurtulup, sonsuz nîmetlere kavuşmak ister. İşte bunun için, Seâdet-i Ebediyye kitâbımı yazdım. Dünyânın her yerindeki her çeşit insana seâdet yolunu göstermek için uğraştım. Önce, kendim öğrenmek için çok çalıştım. Senelerce, yüzlerle kitâp okudum. Târihi, tasavvufu çok inceledim. Fen bilgileri üzerinde çok düşündüm. İyi anladım ve inandım ki, dünyâda râhata ve âhirette sonsuz iyiliklere kavuşmak için, “Sâlih Müslüman” olmak lâzımdır.

    Sâlih olan mümin, Ehl-i sünnet itikâdındadır. Ehl-i sünnet itikâdında olana Sünnî denir. Ehl-i sünnetin dört mezhebinden Hanefî, Mâlikî, Şâfi’î, Hanbelî’den birine uyar. Böylece, her hareketinde İslamiyete tâbi olur. İbâdetlerini kendi mezhebine göre yapar. Harâmlardan sakınır. Bunlarda bir kusûru olursa, şartlarına uygun tevbe eder. Sâlih Müslüman Cehenneme hiç girmez. Sâlih Müslüman olmak için, din bilgilerini Ehl-i sünnet âlimlerinin kitâplarından öğrenmek lâzımdır. Câhil olan kimse, sâlih değil, Müslüman bile olamaz. Sâlih Müslümanın nasıl olacağını Seâdet-i Ebediyye kitâbımda uzun bildirdim.

    Kısacası:
    1- Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdiği gibi inanmalıdır.

    2- Dört mezhebden birinin fıkıh kitâbını okuyarak, din bilgilerini doğru öğrenip, buna uygun ibâdet yapmalı ve harâmlardan sakınmalıdır. Dört mezhebden birinde olmayan veya dört mezhebin kolay yerlerini ayırıp bir araya toplayan, yâni mezhebleri birbirine karıştıran kimseye mezhebsiz denir. Mezhebsiz olan sapık olur.

    3- Çalışıp para kazanmalıdır. Dine uygun yolla kazanmalıdır. Fakîr kimse, bu zamanda, dînini, nâmûsunu, hakkını bile koruyamaz. Bunları korumak ve İslâmiyete hizmet edebilmek için, fennin bulduğu yeniliklerden, kolaylıklardan faydalanmak da lâzımdır. Helâl kazanmak ve cihâd etmek, büyük ibâdettir. Namaza mâni olmayan ve harâm işlemeye sebeb olmayan her kazanç yolu, hayırlıdır, mubârektir.

    İbâdetlerin ve dünyâ işlerinin faydalı, mübârek olması, yalnız Allah için yapmakla, yalnız Allah için kazanmakla ve yalnız Allah için vermekle, kısacası, İhlâs sâhibi olmakla olur. İhlâs, yalnız Allahü teâlâyı sevmek ve yalnız Allah için sevmektir.

    Mürşidi kâmillerden, Allah dostlarından feyz almak isteyenin sâlih Müslüman olmaları lâzımdır. Ehl-i sünnet itikâdında olmayan, meselâ Eshâb-ı kirâmdan herhangi birine dil uzatan ve dört mezhebden birine uymayan, harâmdan sakınmayan, meselâ zevcesini, kızını açık gezdiren ve çocuklarının İslâm bilgisi, Kur’ân-ı kerîm öğrenmeleri için çalışmayan bir kimse sâlih bir Müslüman olamaz.

    Peygamberimiz de “sallallahü aleyhi ve sellem”, “Benim yolumda ve benden sonra dört halîfemin yolunda olunuz!” buyurdu. Dört halîfenin yolunda olan İslâm âlimlerine “Ehl-i sünnet” denir. Görülüyor ki, Allahü teâlânın sevgisine kavuşmak için, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitâplarında yazılı olduğu gibi imân etmek ve bütün sözleri, işleri, onların bildirdiklerine uygun olmak gerekiyor.

    Allahü teâlânın sevgisine kavuşmak isteyenin, böyle îmân etmesi ve böyle yaşaması lâzım olduğu anlaşılıyor. Bir insanda bu ikisi olmazsa, o sâlih Müslüman olamaz. Dünyâda ve âhırette râhata ve huzûra kavuşamaz. Bu ikisi, yâ mürşidi kâmillerin kitâplarından okuyarak öğrenilir, yâhut, bir mürşid-i kâmilden görerek elde edilir. Mürşid-i kâmilin sözleri, bakışları ve teveccühleri insanın kalbini de temizler. Kalb temîz olunca, îmânın, ibâdetlerin tadı duyulur. Harâmlar, acı, çirkin ve iğrenç görünürler. Allahü teâlâ, kullarına merhamet ettiği zaman, Mürşid-i kâmil çok bulunur ve tanınmaları kolay olur. Kıyâmet yaklaştıkça, Allahü teâlânın kahrı, gadabı dahâ çok zuhûr edecek, Mürşid-i kâmiller azalacak, tanınmayacaklardır. Câhiller, sapıklar, zındıklar, din adamı olarak ortaya çıkacak, insanları aldatacak, felâkete sürükliyecekler. “Kâtı’ı tarîk-ı ilâhî” yani Hakka giden yolu kesiciler olacaklardır.

    Böyle karanlık zamanlarda îmânı ve din bilgilerini, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitâblarından öğrenenler kurtulacak, câhillerin, mezhebsizlerin yazdıkları uydurma din kitâblarının yaldızlı, heyecanlı kelimelerine aldananlar, doğru yoldan kayacaklardır.

    Yâ Rabbî! Günâhlarımız büyük ve çok ise de, senin af ve magfiretin de sonsuzdur. Sevdiklerinin hürmetine bizi af ve magfiret eyle! Âmin.

    ESERLERİ (Türkce olanlar): 1- Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye, 2- Müjdeci Mektûblar Tercemesi, 3- Fâideli Bilgiler, 4- Hak Sözün Vesikaları, 5- Herkese Lâzım Olan Îmân, 6- İslâm Ahlâkı, 7- Eshâb-ı Kirâm, 8- Kıyâmet ve Âhiret, 9- Cevâb Veremedi, 10- Namaz kitabı, 11- İngiliz Câsûsunun İ’tirâfları, 12- Kıymetsiz Yazılar, 13- Şevâhid-ün Nübüvve tercümesi, 14- Menâkıb-ı Çihâr Yâr-ı Güzin tercümesi.

    Bunların dışında, Arapça, Farsça, İngilizce, Fransızca, Almanca yüzün üzerinde kitabı vardır. Bu kitaplar, Hakikat Kitâbevi tarafından dünyanın her tarafına yayılmaktadır.

    Üzerimizde emeği olanlara, hakkı olanlara hem herzaman dua etmeliyiz, hem teşekkür etmeliyiz, ne yapmamız lazımsa onu mutlaka yapmalıyız.
    26 ekim tarihi, benim ve birçok arkadaşımın, çok sevdiklerimin hüzünlü olduğu bir gündür. Çünki dünya ve ahiret, herşeyimizi kendisine borçlu olduğumuz, pekçok ehl-i sünnet müslümanın, üzerinde en büyük emeği olan hocamız Hüseyn Hilmi Işık rahmetullahi aleyh efendi hazretleri dünyadan ahirete irtihal etmişti. Sevenleri hergün, hersaniye hocalarını unutmamaktadır ve unutmamalıdırlar... manevi hediyelerini hergün göndermektedirler, teşekkür etmeğe çalışmaktadırlar. Huzurpınarının muhterem mensublarından ricamız, bu mübarek zâtın ruhuna hiç olmazsa bir fatiha okumanız, ve hatta (arzu edenler) okuduklarını ve okuyabileceklerini (hatim, yasin-i şerif, kelime-i tevhid,..) huzurpinari@huzurpinari.com adresine bugün bildirirlerse topluca hediye edilmiş, topluca duası yapılmış olurki, dua edenemi, edilenemi faydası olur belli olmaz...

    Biz dünyada iken onlara sahip çıkarsak onlarda bize ahiretde sahip çıkarlar inşallah.


    Unutmazsak, unutmazlar... hatırlarsak, hatırlarlar

    UNUTMAYALIMKİ, UNUTULMAYALIM

    Allahü teala şefaatine kavuştursun inşallah.

    Allahü tealaya emanet olunuz efendim.


    ali zeki osmanağaoğlu




    Ey güzeller güzeli, ey gönüller kıblesi,

    Aslı, doğruyu gören, ehl-i sünnet varisi.
    Sensin mürşid-i kamil, sensin ilmin hamisi,
    Sensin dertlere deva, zamanın bir danesi...

    Görmeyip bu güzeli, iyi anlamayanlar,
    Bu bulunmaz pınara, kabını koymayanlar,
    Aşkiyle tutuşup da, yanıp kavrulmayanlar,
    Ne büyük zarardadır, nasibi olmayanlar!

    Vurulmamak ne mümkün! nur akan simanıza,
    Seçilmişler kavuşur, hizmete zatınıza.
    Bilsek ki karşılıktır, bizdeki hakkınıza,
    Cana minnet bilirdik, kulluğu kapınıza.

    Duymakla tebdil oldu, mubarek isminizi,
    Kalbimizin dileği, gönlümüzün sevgisi.
    Kurtarır layık olsak, teveccühünüz bizi,
    Neler kazanmazdık ah! tanıyabilsek sizi.

    Doğrusu bu cihanda, başkaca ışık yoktur,
    Olsa bile sönüktür, ziyasız ve donuktur.
    Sizi bilenler bilir, bilmeyene söz yoktur,
    Bu nadide sofrada, kırıntı bize çoktur.

    Bizden sadır olanlar, sizi sena edemez,
    Boş laftan, yanlış sözden, daha öte gidemez.
    Hakire sükut düşer, karga nağme edemez!
    Sizi meth-ü senaya, diller de kafi gelmez.

    Bizimki övmek değil; nafile bir gayrettir,
    Belki birkaç söz ile, şems’i tarif etmektir.
    Aşığa gönül gerek, bizlerdeki yürektir,
    Bu yolda makbul olan, kendini hiç bilmektir.

    --------------------------------------------------------------------------------


    cihânı tenvîr eden en son Nûra elvedâ’

    en derin sevgilerle, azîz yâra elvedâ’!



    Allahü teala şefaatine kavuştursun inşallah.



    huzurpınarı



    Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
    "Oğlum sana üç öğüt vereyim!
    1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
    2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
    3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"



  3. #3
    Süper Üyemiz dutkmd is an unknown quantity at this point dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    14.298

    Standart Altın halka 36 - 2 HÜSEYN HİLMİ IŞIK efendi “rahmetullahi teâlâ aleyh”

    Allahü teala şefaatine kavuştursun inşallah.

    Teveccühlerinize teşekkürler efendim....

    Bir 26 ekim'in ardından....

    Bir âlimin ölümü alemin ölümü gibidir...

    8 sene evvel 26 ekim'de, üzerimizde en büyük hakkı olan muhterem ve mübarek hocamız vefat etmişti. sekiz sene geçti unutulmadı, unutulmayacak ve unutulmamalı da.

    Cennet bahcesi olan kabrleri, âşıkları-sevenleri tarafından herzaman ziyaret edilmekte, sevenleri getirdikleri manevi hediyelerini arzetmektedirler. Maşallah huzurpınarı ailesinden de, okuduklarını, dua ettiklerini, muhabbetlerini bildirenler okadar çokduki,.. inanılır gibi değil.. ne diyelim.. mübarek olsun. maşallah. Sizlerden gelen bu müteaddit yazıları okuyunca sevincten gözlerimiz yaşardı, bir gülistanda meşruh çiçekleri koklayıp sevince gark olan biçareler gibi olduk... hepinize ayrı ayrı teşekkürlerimizi arzederiz efendim.

    Yusuf aleyhisselamı pazarda satıyorlarmış, zenginler satın almak için sıraya girmişler. İhtiyar bir kadın, boynuna iplerini asmış, pazarda satıp, ip parası ile yusuf aleyhisselamı satın almak için yola çıkmış. Ona demişlerki; Bütün servetini vererek satınalmak isteyenler varken sen bu iplerle nasıl alırsın... İhtiyar nine demişki; "Zaten satın alacak olan 1 kişi, diğer zenginlerde alamayacakki, ben satın almak isteyenler listesine ismimi yazdıracağım bu bana yeter, listede bunun parası nekadar diye bakılmayacak, orada ismim olsun yeter". Süleyman aleyhisselam, sultan olmuş, herkes kıymetli hediyeler getiriyormuş. Bir karınca, hediye olarak çekirge bacağını almış, Süleyman aleyhisselamı ziyarete gidiyor. Bu götürülürmü, doğru dürüst birşey götür, senin bu hediyenin kıymeti olmayacak diyenlere; "Orada benim ne getirdiğime bakmazlar, karınca hediye getirmiş diye listeye yazarlar, benim niyetim listeye girmektir, ismim yazılsın yeter" diyor.

    Az veya çok demeden mühim olan bu listeye girmek, ismini yazdırmaktır. (İnsanın kendine yaptığı dua kabul olmayabilir, fakat başkasına gıyabında yaptığı muhakkak kabul olur. Heleki dua ettiği, birşeyler okuyup hediye gönderdiği, Allahü tealanın bir dostu ise, O mübarek zât bu hediyenin altında kalmaz. Ozaman dua edenemi edilenemi fayda edeceği, sonra anlaşılır.)

    "Biz bu güneşi hayatta iken göremedik, bize biraz anlatırmısınız, tanıtırmısınız" diyen okadar çokki, bunun için, sizlerden gelen bu kıymetli istek üzerine, muhterem hocamızı anmak, hatırlamak, hatırlatmak için, bir müddet huzurpınarında kendilerinden, hayatlarından, sözlerinden bahsetmeğe çalışacağız inşallah,... (Gerçi hayatlarını anlatmak mümkün değildir... ancak eşsiz hazîne olan eserleri okunursa daha iyi tanımak nasîb olabilir. Zaten bizim yapmağa çalıştığımız anlatmak-övmek değil, belki birkaç söz ile Işığı-güneşi tarif etmektir. Güzeller güzelini, gönüller kıblesini göremeyenlere, böyle bir pınar vardı diyebilmektir, ki belki kabını pınara koyabilenler bulunur.. O büyükleri meth etmek için diller kafi değildir, aşk ateşi gönül işidir, ... . biz anlayamasakda belki anlayanlar olabilir..

    İnşallah biz de vefat edip oraya gittiğimiz zaman bize bir hoş geldin deseler yeter. Çünki gurbette bile bir kimsenin hoş geldin demesi çok mühim, o zevki anlatmak mümkün değil, zîra lisan, adres, yer bilmiyoruz. Hele hele ahiret yolculuğunda… Allahü teala şefaatlerine nail etsin inşallah.... Allahü tealanın sevdiği birinin sahip çıkması... bu zevk tarif edilemez.. Işık olmazsa göz görürmü... karanlık ve tehlikeli tuzaklarla dolu olan ahiret yolculuğunda bu tuzakları bilen bir mübarek zât elimizden tutmazsa, bir ışık olmazsa bu meşakkatli, karanlık, tehlikelerle dolu olan yolculukta yürümek mümkünmü?... Allahü teala kime Işık nasib ederse çok şükretmesi lazımdır, ki bu çok büyük bir nimettir.

    İlim için hazret-i Ali kerremallahü vecheh buyuruyorlar ki; Bana dinimize ait, bir harf, kelime, bir mesele öğretenin kölesi olurum. Bu kadar büyük bir hak var... Dolayısıyla hocanın hakkı anne-baba hakkından önde olmasının sebebi budur. Evet, ilk mürşidimiz anne babamızdır. Kelime-i şehadeti, namazı, temel bilgileri öğretirler ama ondan sonraki hayatında bir insan eğer bir mürşid-i kâmile, bir ehl-i sünnet aliminin eline düşmezse Allah korusun çok zor olur. Çünki; Allahü teala Kur'an-ı kerimde mealen buyuruyor ki; "Ey iman edenler, Allaha ve peygamberine iman edin". Hem iman edenlere hitap ediyor, hem de Allaha ve peygamberine iman edin diyor. Bu, anne ve babanızdan aldığınız dini terbiye, bilgi, size yetmez, ondan sonra bir hocanın önünde veyahutta eserleriyle tekrar dininizi ve imanınızı güçlendirin, öğrenin demektir.

    Buyurmuşlardı ki; "Kişi sevdiğiyle beraberdir diye çok müjdeler var. İnşallah dünyada beraber olduğumuz gibi cennettede hep beraber oluruz".

    İnsanın şerefi, üstünlüğü, meziyeti, kıymeti, ilim sahibi ve edebli olmasıdır. Çok zengin, çok etiket sahibi olması, çok meşhur olması veyahutta filancanın oğlu olması değildir. Allah indinde insanın kıymeti, ilim sahibi olması ve edeb sahibi olmasıdır. Edeb haddini, sınırını bilmektir. İş yerinde, evlilikte, cemiyette, her yerde herkesin bir sınırı vardır. O sınır içerisinde kalmak kaydıyla dünya cennet olur. Bütün sıkıntılar, üzüntüler, kavgalar, hep sınır tecavüzünden olmaktadır. İşte bu sınır, ilimdir. Dinini öğrenmeyen ne sınır, ne sınırsızlık tanır. Önce iman ondan sonra ilim. Çünki bütün ibadetler ilme bağlıdır. Kitap okumak, dinini öğrenmek şarttır. Ve Cenab-ı peygamber aleyhisselatü vesselam bir hadis-i şerifte buyuruyorlar ki; İlmin rütbesi, derecesi, bütün rütbelerin en yücesidir. Bir hadis-i şerifte cenab-ı peygamber aleyhisselatü vesselam buyuruyorlar ki; bir âlimin ölümü alemin ölümü gibidir. Yani bir âlim vefat ederse bütün alem, bütün insanlar ölmüş gibi olur,.. (İşte sekiz sene evvel böyle bir âlimi kaybettik. Allahü teala rahmet eylesin, bizleride şefaatine nail eylesin inşallah.)

    Ehl-i sünnet itikadını anlatan kitapları yaymak, anlatmak için gidenlerin ayaklarının altına melekler kanatlarını döşerler. Peygamberimiz sallallahü aleyhi vesellem buyuruyorlar ki; Bir talebe dinine ait bir mesele öğrenmek için evinden çıksa, hocasının evine kadar yürüse, bu şerefli kul benim üzerime bassın diye, melekler kanatlarını bunun ayaklarının altına döşer. Havadaki bütün kuşlar, karadaki bütün hayvanlar, denizdeki bütün balıklar bu kul için istiğfar ederler, bunu affet diye dua ederler. Bu, öğrenmek için gidene verilen ecirdir... ya öğretmek için giderse!.... Bir kişiye bir kitap vermek için yola çıkanın yol boyunca alacağı ecir ve sevap, öğrenmek için gidenden daha fazladır. Gerek bizzat giderek, gitmese de sebeb olarak, her ne şekilde olursa olsun iştirak eden bu sevaba kavuşur. Sadaka için verilen para, Allah yolunda gazâ için verilen paranın kıymeti yanında hiç kalır. Gazâ için harcanan para ise, emr-i maruf için harcanan para yanında hiç kalır. Birine, Ehl-i sünnet itikadını anlatan bir kitap vermek veya anlatmak, yazmak, emr-i maruftur.

    Eğer bir yerde Allahın dinine hizmet varsa her müslümanın üzerine şu üç unsurdan birini yapmak farzdır. Yani Allahın emridir. Eğer bu üçünden de değilse hiç yaşamasın daha iyi... Çünki öbür tarafta çok acı azap çekecektir. Eğer ecdadımız, bizden öncekiler, bu üç şartı veyahutta birisini yerine getirmeselerdi bu gün biz belki bir hıristiyan, yahudi çocuğu idik, belki dinsizdik. Çünki İslamiyet bize bir emekle gelmiştir... Farzın birincisi fiilen iştiraktir. Bizzat… nitekim eshab-ı kiram taa mekke-i mükerremeden, medine-i münevvereden istanbula kadar herhalde toprak, ganimet sahibi olmak için değil, ilâ-i kelimetullah için geldiler, Allahın dinini kullarına anlatmak için geldiler. Veyahutta Osmanlılar viyana kapılarına kadar mal mülk davası için gitmediler.... Birincisi fiilen, bedenen. Buna imkanı yoksa, mâlen desteklemesi lazım. Nihayetinde bir ilmihal on lira ise alır verir, veremezse veren birine verir. Demek ki ya fiilen iştirak edecek veya destek verecektir. Bu da mümkün değilse üçüncüsü de elini açıp yalvararak dua edecektir. Ben iştirak edemiyorum, ben acizim, hastayım, sıkıntım çok ama şu insanlara yardım eyle, onları her türlü kötülükten muhafaza eyle, işlerini rast getir, çocukları kurtulsunlar, dinsiz imansız yetişmesinler diye dua etse gene farzı yerine getirmiş olur. Aksi halde çok tehlikelidir. Çünki bir hadis-i şerif daha var; Bir mü'min sabah kalktığı zaman ya alim olarak kalkmalıdır, yani o gün bir şey öğretmelidir. Ya talebe olarak kalkmalıdır, yani gidip bir şey öğrenmelidir. Veyahutta dinleyici olarak kalkmalıdır, bir hocaya gider bir şey istifade eder, eğer bu da olmazsa muhabbetle kalkmalıdır, yani bunları yapamadığı için üzüldüğünden bu üç hale birden sevgi besler. Allahım bana da nasib et der. Ama bir beşincisi olamaz. Şu halde, dünyaya gelmek, müslüman olmak bir sorumluluk, bir mesuliyet getiriyor. Bu mesuliyeti hiç kimse üzerinden atamaz, bunu yok sayamaz, çünki hepimiz artık elhamdülillah tam iman ettik ki; hesap var, sevap var, azab var ama mutlaka ahirette bir terazi var ve oraya ameller konulacak ve tartılacak. Onun için bir mübarek zat buyuruyor ki; Allahü teala kullarına üç şey vermiştir; Bir: topraktan geldik, toprak olacağız. Yani bedenimiz çürümeye mahkum. Mü'minin ikinci varlığı ruhudur, ruh alem-i emirden gelmiştir, insan vefat ederken ruhu kendi makamına gider, o da bizden ayrılır. Kabir içerisinde, bize sadece amellerimiz, iyiliklerimiz veya kötülüklerimiz kalır. Bunlar öbür tarafa gidecektir.
    Konu dutkmd tarafından (30-10-2009 Saat 10:11 ) değiştirilmiştir.



    Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
    "Oğlum sana üç öğüt vereyim!
    1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
    2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
    3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"



  4. #4
    Süper Üyemiz dutkmd is an unknown quantity at this point dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    14.298

    Standart

    Efendim kötülükler deyince insanın içi titriyor, keşke hiç söylemesek ama söyleniyor, var çünki. Allahü teala çok şefkatli, çok merhametli, çok afvedici olduğu için bu yapılan hataların temizlenmesi için beş vakit namazı emretmiştir. Namazlar arasındaki hatalar silinsin diye. Yetmedi, cuma gününü yaratmıştır. Allahü teala bu mübarek gecelerde, saatlerde yapılan duaları kabul ediyor, bir haftalık hatalarını günahlarını siliyor. Cuma günü ve gecesi ve ramazan-ı şerifin otuz gün ve gecesi hiç kimseye azap yoktur, bu gecenin şerefi ve büyüklüğü bakımından!.. Bu da yetmedi, Allahü teala mübarek geceleri yarattı, Ramazan-ı şerifde imanı olan ve oruç tutan mü'min mutlaka temizleniyor. Peki ondan sonra, kirli havaya, kirli etrafa bağlı olarak, elinde olmayarak yine kirlenmeye başlıyor. İnsan büyüklerin sohbetinde kendinden geçiyor, fakat çıktıktan sonra veya birkaç saat, birkaç gün sonra o hava gidiyor, eskisi gibi oluyor. Bu hava devam edemez mi acaba...; eğer hava kirlenirse bundan kim rahatsız olmaz ki. Bu zamanda hava çok kirli. Dolayısıyla ne kadar temiz olursa olsun sokağa çıktığı zaman bu kirli havayı tenefüs ettiği için kalpler kararır. Çünki havanın kirliliği, haram ve helallerin karışmasından oluşmuştur. Eskiden haramlar, helaller ayrı idi, şimdi karmakarışık oldu. Onun için Abdulhakim Arvasi hazretleri otuz sene ben sadece imanı anlattım, insanlar imanla ölsünler diye uğraştım buyurdu. Bu zamanda imanla ölen pehlivan diye gösterilecektir. Biz imanla gitmeye bakalım buyurmuşlar. Ahirete kim imanla giderse, diyeceklerki; bir pehlivan geldi... neden?.. çünki imanını kurtardıda geldi. İmanı kurtarmak için formül, imanlılarla beraber olmakdır. Çünki üzüm üzüme baka baka kararır derler ya, imanlı insan mis gibi kokan ıtriyat tüccarına benzer mutlaka güzel kokular gelir. İman bir nurdur, ışıktır. Allahü teala o nuru arttırsın inşallah. Aynı, karanlık gecede, yıldızlar görüldüğü gibi, karanlık dünyada imanlılarda yıldızlar gibi pırıl pırıl parlar. Bu yıldızlar, nasıl gökyüzüne dağılmış bir halde ise, imanlı insanlarda yeryüzünde bu şekilde görülürler, biz yıldızları seyrettiğimiz gibi melekler de dünyayı seyrederler. Ne bahtiyar kullar bir araya gelmişler, Allahtan peygamberden bahsediyorlar diye gıpta ederler. Çünki bir hadis-i şerif var; Cenab-ı peygamber aleyhisselatü vesselam buyuruyorlar ki; Üç beş kişi bir araya geldiğinde Allahtan ve peygamberden bahsetmezse Allah oraya lanet etsin buyuruyor.

    Velhasıl, biz dünyada iken onlara sahip çıkarsak onlarda bize ahiretde sahip çıkarlar.

    Unutmazsak unutmazlar... hatırlarsak hatırlarlar, yani neticede iş bizde biter. biz burada unutursak, banane dersek, ahiretde ah-vah etmenin faydası olmaz.

    UNUTMAYALIMKİ, UNUTULMAYALIM

    Allahü teala şefaatine kavuştursun inşallah. Allahü tealaya emanet olunuz efendim.

    Ali Zeki Osmanağaoğlu

    26 ekimde öyle bir güneş ki batmıştı
    Gökteki yıldızlar siyah bend takmıştı

    Mübarekler bizlere ettiler ki veda
    Öksüz bi kes kaldık bu fani dünyada

    Mahzun ve kederli idi Manolya feyz bahçesi
    Hakka rucu etti ehli sünnetin ciğerparesi

    Ehli sünnet vel cemaat onun davası
    O idi bu davanın yıkılmayan kal’ası

    Onunla yeniden şahlanışa geçti dini mubin
    Dalgalandı hiç durmadı bayrağı Ehli sünnetin

    İnsanlara o yayardı hakiki islamı
    Onun için yazdı bunca kiymetli kitabı

    Baktı ki çoğalmıştı veren fetvayi diniyye
    Cevabıydı Tam ilmihal seadeti ebediyye

    Ona az iftira atmadı mason ve vehhabiler
    Mezhepsizlere ki zehirdir Faideli bilgiler

    Çok tesirli idi onun nasihat kelamları
    Buna sadece sebebti Hak sözün vesikaları

    Öyle artmıştı ki gaflet ve bozuk iman
    İlacıydı Herkese lazım olan iman

    Nakış nakış onda dokunmuştu Resullullah ahlakı
    Büyük bir ihsanıydı bizlere İslam ahlakı

    Seyyidden aldığı feyizleri bize eder ki ikram
    İzinden gittiği çok sevdiği idi Eshabı Kiram

    İlahi! doğru yolu herkese nasib et
    Çünkü çok şiddetlidir Kiyamet ve Ahiret

    Kaynak olmuştu İmamı Rabbaninin mektubları
    Bizlere hediyye eyledi Müjdeci Mektubları

    O'nun için herkes kendince atıp söyledi
    O Mübarek ki ona kimse Cevab veremedi

    Yabancı desteğindeydi Ehli sünnet düşmanları
    Buna senettir İngiliz casusunun itirafları

    Kapışılınca nasibli insanlarca onun yazdıkları
    Hazır bir lokma sundu Kıymetsız yazıları

    Çok sever ve överdi Muhammed nebiyyi
    Yeniden müjedeledi Şevahidün nübüvveyi

    Bitmez tükenmez kalemi ehli sünnetin
    Son sözü Menakıbı çihar yari güzin

    İşin özü hakikat bilinmeyen kaynağı ise İhlastı
    M.Sıddık Gümüş Mübareğin kullandığı mahlastı

    Bizlere emri idi, kitap ve Kur'an okumak
    Birinci vazifemiz kitablarını yaymak

    Biz öyle muhiptik ki bilmedik kiymetini
    Haddimiz olmadan dileriz şefaatini

    Doğumdan vefata dağişmeyen mekan Eyyüp sultan
    Göz yaşları ile himmet bekler bunca muhibban

    Alimlere özlemin giderdi Kaşgari Dergahı
    Çünki artık orada ehli sünnetin serdarı

    Gözün aydın cennet kavuştun ni’mete
    O Mübarek ki geldi seni ziyarete…


    cihânı tenvîr eden en son Nûra elvedâ’
    en derin sevgilerle, azîz yâra elvedâ’!

    Allahü teala şefaatine kavuştursun inşallah.
    Konu dutkmd tarafından (30-10-2009 Saat 10:20 ) değiştirilmiştir.



    Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
    "Oğlum sana üç öğüt vereyim!
    1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
    2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
    3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"



  5. #5
    Süper Üyemiz dutkmd is an unknown quantity at this point dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    14.298

    Standart ALTIN HALKA - 36 -3 HÜSEYN HİLMİ IŞIK efendi “rahmetullahi teâlâ aleyh”

    Allahü teala şefaatine kavuştursun inşallah.

    Son devir İslam âlimi, evliya ve fen adamı. Müsteâr ismi “Sıddîk Gümüş”tür. Bazı kitablarında bu ismi kullanmıştır.

    Din bilgilerinde derin alim ve tasavvuf marifetlerinde kamil ve mükemmil olan kerâmetler, harikalar sahibi, Seyyid Abdülhakim efendinin yetiştirdiği selahiyyetli bir din adamıdır.

    1929 dan 1943 senesine kadar o büyük zatdan ders almış Arabi ve Farisi tercümeler yaparak gençliğe hizmet için çalışmıştır.

    Hüseyin Hilmi Işık efendi, maddî ve mânevî, dünyevî ve uhrevî ve bilhassa fen, tıp ve eczacılık ilimlerinde zamanın ileri gelenlerinden olduğu için, gerçek bir âlim idi. Her sözü ilme, fenne ve tecrübeye dayanan ve bu bilgilerini ve tecrübelerini dinin temel ve asıl miyarları ile karşılaştırıp, tartarak, söylediğinden, hikmet konuşan, yâni her sözünde dünyevi veya uhrevî faydalar bulunan, belki eşi bir daha çok zor bulunabilecek olan bir zât idi.

    Binüçyüzyirmidokuz [1329] hicrî yılına rastlıyan bindokuzyüzonbir [1911] senesinde Mart ayının sekizinci günü, güzel bir behâr sabâhı, İstanbulda, Eyyüb sultânda, Servi mahallesi, Vezîrtekke sokağı, Şifâ yokuşunda [1] numaralı evde tevellüd etdi. Babası Saîd efendi ve dedesi İbrâhîm pehlivan, Plevnenin Lofca kasabası, Tepova köyünden, annesi Âişe hanım ve annesinin babası Hüseyin ağa da, Lofca kasabasından idiler. Sâid efendi, doksanüç [hicrî 1295] Rus harbinde muhâcir olarak İstanbula gelmiş, Vezirtekkesinde yerleşip evlenmişdi. Harb ve Muhâcirlik sıkıntıları sebebi ile, hiçbir mektebe gidememiş, belediyyede kantar me'mûru olmuş, kırk seneden fazla bu vazîfeyi yapmışdı. İstanbulun büyük câmilerinde, meşhûr hocaların derslerine aralıksız devâm ederek din bilgilerinde çok derinleşmişdi. Vazîfesi îcâbı matematiğin dört işlemini zihn ile yapmakda o kadar mâhir olmuşdu ki, görenler şaşardı. Vezîr Tekkeyi Safranbolulu Muhammed İzzet pâşa, 1210 [m. 1795] de sadr-ı a’zam olunca, Nakşibendî meşâyıhı için yapdırdı.

    Ömrüm boş şeylerle geçti, ah yazık!
    Yarını hiç düşünmedim, ah yazık!
    Hep hevaya bina kurdum, şaşkınca,
    din temeli çürük oldu, ah yazık!
    Afvı sonsuzdur diyerek, pek azdım,
    (Kahhar) ismini unuttum, ah yazık!
    Daldım günaha, yapmadım hiç hayır
    niçin doğru yoldan saptım? Ah yazık!
    Mal için, makam için hep uğraştım,
    sonsuz nimetlerden oldum, ah yazık!
    Yol bozuk ve karanlık, önde şeytan,
    günah ağır, ağlarım hep, ah yazık!
    Hesab defterimde yok bir iyilik,
    nasıl kurtulur bu Garib? Ah yazık!


    cihânı tenvîr eden en son Nûra elvedâ’
    en derin sevgilerle, azîz yâra elvedâ’!

    Allahü teala şefaatine kavuştursun inşallah.




    Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
    "Oğlum sana üç öğüt vereyim!
    1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
    2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
    3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"



  6. #6
    Süper Üyemiz dutkmd is an unknown quantity at this point dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    14.298

    Standart ALTIN HALKA - 36 -4 HÜSEYN HİLMİ IŞIK efendi “rahmetullahi teâlâ aleyh”

    Allahü teala şefaatine kavuştursun inşallah.

    Hüseyin Hilmi Efendi beş yaşında, Eyyüb Câmii ile Bostan iskelesi arasındaki Mihri Şâh Sultân ilk mektebine başladı. Burada Kur’ânı kerîm’i hatmetti. 1924 senesinde aynı yerdeki Reşadiye Numune Mektebi'ni birincilikle bitirdi. O sene, Konya’dan İstanbul’a getirilmiş olan, Halıcıoğlu Askerî Lisesi giriş imtihânlarını pekiyi derece ile kazandığı gibi ikinci sınıfa da birincilikle geçti. Her sene takdîrler alarak 1929’da askerî liseyi birincilikle bitirdi ve askerî tıbbiyye mektebine seçildi.

    Derslerindeki çalışkanlığı ve üstün istidadı hocalarının dikkatini çekiyordu. Lisede iken geometri hocası, her dersi verince Hüseyin Hilmi Efendiye tekrâr ettirirdi. Arkadaşları, “Sen anlatınca dahâ iyi anlıyoruz” derlerdi.

    Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye kitabının önsözünde buyuruyor ki: "İlk tahsîlimi, baba yerim olan İstanbulda, Eyyûb sultânda, Reşâdiyye nümûne mektebinde yapdım. Evimden ve ilk mektebden din terbiyesi, din bilgisi aldım. Halıcıoğlu Askerî lisesi Orta ve Lise kısmında okurken, mekteblerden Kur'ân-ı kerîm ve din dersleri kaldırıldı. Allahü teâlânın, sevgili Peygamberimizin ve islâm âlimlerinin ismleri söylenmez oldu. Hiçbir hocamız din bilgisi vermiyordu. Onları yüksek, olgun tanıyor, çok saygılı olmak istiyordum. Fekat, mukaddesâtıma saldıranları görünce, hayâl kırıklığına uğradım. Îmân ile küfr arasında bocaladım. Küçük aklımla düşünerek, müslimânlık olarak öğrendiğim bütün bilgilerimi inceliyordum. Hepsinin fâideli, iyi, kıymetli olduğunu görüyor, bunları fedâ edemiyordum. Altı sene, bu iki te'sîr altında sarsıldım. Birkaç sene önce, berâber oruc tutduğumuz, nemâz kıldığımız arkadaşlarım, öğretmenlerin ve gazetelerin iftirâlarına aldanarak, ibâdetden vazgeçdiler. Yalnız kalmak, beni dahâ da üzdü. Acabâ haksızmıyım, yanlış yoldamıyım diyordum. (m. 1929) senesinde, lise son sınıfda, onsekiz yaşında idim. Kadr gecesi, mektebde yatmışdık. Uyuyamadım. Şaşkın olarak, yatağımdan fırladım. Düşüncelerimde, îmânda yalnız kalmışdım. Sıkılıyordum, bunalıyordum. Bağçeye çıkdım. Gökyüzü yıldızlarla dolu idi. Eyyûb sultânın, ya'nî Hâlid bin Zeydin türbesine karşı, Halîcin ışıklı dalgaları, sanki bana, üzülme, sen haklısın diyorlardı. Hıçkırarak ağladım. (Yâ Rabbî! Sana inanıyorum. Seni ve Peygamberlerini seviyorum. İslâm bilgilerini öğrenmek istiyorum. Beni, din düşmanlarına aldanmakdan koru!) diye yalvardım. Allahü teâlâ, bu ma'sûm ve hâlis düâmı kabûl buyurdu. Kerâmetler, hârikalar hazînesi, ilm deryâsı Abdülhakîm efendi hazretleri, önce rü'yâda, sonra câmi'de karşıma çıkdı. Beni, cezb etdi. Eczâcı mektebinde talebe iken, Bâyezîd câmi'i şerîfinde va'zlarına, sonra evine gitdim. Bana acıdı. Sarf, nahv, mantık, fıkh öğretdi. Çok kitâb okutdu. Fransızca Maten gazetesine de abone etdirdi. Arabî ve fârisî öğretdi. (Emâlî kasîdesi)ni, (Hâlid-i Bağdâdî dîvânı)nın bir kısmını ezberletdi. Sohbetleri o kadar tatlı, o kadar fâideli idi ki, çok def'a, sabâhdan gece yarısına kadar yanından ayrılmazdım. Şimdi, o sohbetleri hâtırladığım ânlar, hayâtımın en zevkli dakîkaları olmakdadır.

    -devamı var-

    Müjdeler duymaktayım yükselen bütün seste,
    Üstünde okyanusun kokusu her nefeste...
    Buz tutmuş okyanus ki, dalgası duyulmuyor.
    Allah' ım ne büyük aşk, seyrine doyulmuyor.
    Ruhumuzdan sel akar, kurak çöllere inat,
    Ebediyete teslim zerre zerre kainat...
    Kul olmak, kul olmak ki işte en büyük gaye,
    Lale ve çiçeklerle bezenmiş büyük paye.
    Eteğine sarılıp gidene yoktur elem,
    Rabbime giden yol bu, anlasın bütün alem.
    İhlas kurtarır bizi faniliğin yasından,
    Sevilenler elbette altun kol halkasından...
    Eğilsin bütün alem secdelere eğilsin,
    Visâle giden yolcu bil ki yalnız değilsin.
    Elbette güneş doğdu, görene selam olsun,
    Nur dolu şu nakışı Ören'e selam olsun!...
    Kurtuluş rüzgârı bu, bir meltem gibi esen,
    Ufuklarda bir ziya, ufuklarda bir desen.
    Râyihalar saçılsın ki müjde anıdır bu an,
    Tepemizde uçuşur bütün zaman ve mekân.
    Ufuktaki süvari bir sır gibi koşuyor,
    Lâl olmuş diller suskun , gönüller konuşuyor.
    Uyuyan beşeriyet Sen' de hayat bulacak,
    RESÛLULLAH 'ı seven elbette kurtulacak..


    cihânı tenvîr eden en son Nûra elvedâ’
    en derin sevgilerle, azîz yâra elvedâ’!

    Allahü teala şefaatine kavuştursun inşallah.
    Konu dutkmd tarafından (30-10-2009 Saat 10:31 ) değiştirilmiştir.



    Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
    "Oğlum sana üç öğüt vereyim!
    1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
    2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
    3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"



  7. #7
    Süper Üyemiz dutkmd is an unknown quantity at this point dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    14.298

    Standart

    Allahü teala şefaatine kavuştursun inşallah.

    (m. 1936)ya kadar askerî tıbbiyye mektebinde müzâkereci iken, hem kimyâ yüksek mühendisliğine devâm etdim, hem de o islâm âliminin va'zlarından, sohbetinden ilm ve zevk topladım. Kalbimdeki küfr pislikleri temizlendi. İslâmiyyetin dünyâ ve âhıret se'âdeti için, biricik kaynak olduğunu anladım. Önceleri, büyük sandığım kimseleri, islâm âlimlerinin büyüklükleri yanında, çocuk gibi gördüm. Onların ilm diye söyledikleri ba'zı şeylerin, ilmden, fenden çok uzak, alçakça düzülmüş plânlar, iftirâlar olduğunu anladım. (m. 1936) dan sonra, Ankarada, Mamak kimyâhânesinde vazîfeli iken, almanca öğrenmemi ve İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin "kuddise sirruh" (Mektûbât)ını devâmlı okumamı söyledi. Her fırsatda İstanbula gelip, ma'rifetler deryâsından inci, mercân topladım. O ilm güneşinin üfûlünden sonra, mahdûm-i mükerremi, Üsküdar, sonra Kadıköyü müftîsi, fazîletli seyyid Ahmed Mekkî efendinin halka-i tedrîsine kabûl buyuruldum. Büyük bir şefkat ve mehâret ile, (fıkh), (tefsîr), (hadîs), ma'kûl ve menkûl, üsûl ve fürû' ilmlerini ta'lîm buyurup beni, 27 Ramezân-ı mubârek 1373 [m. 1953] Pazar günü icâzet-i mutlaka ile, tedrîse me'zûn eyledi.

    (m. 1947) den sonra, öğretmenlik hayâtımda, engin denizden bir damla gibi olan bilgilerimi, gençlerin temiz rûhlarına, onların gonca gibi açılmakda olan körpe dimâglarına akıtmak için çırpındım. İçimde yanan îmân ışığından, onların saf kalblerine birer kıvılcım salmak istedim. Elhamdülillah! Rabbim kolaylık gösterdi. Senelerce uğraşarak hâzırladığım ve fâideli ve nefîs kokulu çiçeklerden toplanarak doldurulan tatlı ve şifâlı bal gibi, birkaç sahîfeye yerleşdirdiğim (Se'âdet-i Ebediyye) kitâbı birinci kısmının basılması (m. 1956) senesinde nasîb oldu.

    Hanefî mezhebine göre hâzırlanmış olan bu küçük kitâbın, gazete ve mecmû’alarda reklâmı yapılmamış, dıvârlara i’lânları asılmamış, köşedeki bir dükkânın raflarına emânet edilivermişdi. Müslimân ecdâdının nûrlu ve uğurlu yolundan ayrılmayan, mukaddes dînini öğrenmek aşkı ile dâimâ kalbi yanan, asîl ve îmânlı gençler, bu küçük kitâbı aradı, buldu. Az zemânda kapışdı".

    -devamı var-

    Dokunuyor artık yalnızlık
    Hüznü yudum yudum içtim bu sene
    Bir güz vakti kayıp gitti ışığım,
    Bu yıl yüreğimi kanatan,
    Haberlere alışığım!
    Gözlerimden okunur yalnızlık
    Ve şimdi yüreğime
    Yaman dokunur yalnızlık!

    Bir güz vakti Eyüpsultan’da
    Kumrular ağlarken gidişinize
    Otuzüç veliyi ve sizi andım,
    Sizi omuzlarda gördüğüm zaman
    Yandım!
    Cami avlusunda dolaştım durdum,
    Safların en arkasında yer aldım
    Dünyam yıkıldı o gün;
    Altında kaldım!
    Çiçeklerden alıp bal özünü
    Döktünüz kitaplara satır satır
    Artık ne yanda bir hizmet görsem,
    Bana sizi hatırlatır...
    Dopdolu bir hayatın ardından
    Böyle yüzünüzde tebessüm
    Böyle sessiz, böyle mahzun
    Geçip gittiniz...
    Çileniz mübarek olsun!
    Güllerin kokusuyla
    Selam gönderdim size
    Ve kitapları yaydım,
    Ne olurdu o seher vakti
    Yanınızda olaydım...
    Sizinle tatlandı hayat,
    Sizinle bereketlendi öğünümüz,
    Kimbilir hangi ağacın gölgesinde
    Olacak, buluşma günümüz!
    Gözlerimden okunur yalnızlık
    Ve şimdi yüreğime
    Yaman dokunur yalnızlık!


    cihânı tenvîr eden en son Nûra elvedâ’
    en derin sevgilerle, azîz yâra elvedâ’!

    Allahü teala şefaatine kavuştursun inşallah.
    Konu dutkmd tarafından (30-10-2009 Saat 10:39 ) değiştirilmiştir. Sebep: ALTIN HALKA - 36 -5 HÜSEYN HİLMİ IŞIK efendi “rahmetullahi teâlâ aleyh”



    Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
    "Oğlum sana üç öğüt vereyim!
    1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
    2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
    3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"



  8. #8
    Süper Üyemiz dutkmd is an unknown quantity at this point dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    14.298

    Standart ALTIN HALKA - 36 -5 HÜSEYN HİLMİ IŞIK efendi “rahmetullahi teâlâ aleyh”

    Allahü teala şefaatine kavuştursun inşallah.

    (m. 1936)ya kadar askerî tıbbiyye mektebinde müzâkereci iken, hem kimyâ yüksek mühendisliğine devâm etdim, hem de o islâm âliminin va'zlarından, sohbetinden ilm ve zevk topladım. Kalbimdeki küfr pislikleri temizlendi. İslâmiyyetin dünyâ ve âhıret se'âdeti için, biricik kaynak olduğunu anladım. Önceleri, büyük sandığım kimseleri, islâm âlimlerinin büyüklükleri yanında, çocuk gibi gördüm. Onların ilm diye söyledikleri ba'zı şeylerin, ilmden, fenden çok uzak, alçakça düzülmüş plânlar, iftirâlar olduğunu anladım. (m. 1936) dan sonra, Ankarada, Mamak kimyâhânesinde vazîfeli iken, almanca öğrenmemi ve İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin "kuddise sirruh" (Mektûbât)ını devâmlı okumamı söyledi. Her fırsatda İstanbula gelip, ma'rifetler deryâsından inci, mercân topladım. O ilm güneşinin üfûlünden sonra, mahdûm-i mükerremi, Üsküdar, sonra Kadıköyü müftîsi, fazîletli seyyid Ahmed Mekkî efendinin halka-i tedrîsine kabûl buyuruldum. Büyük bir şefkat ve mehâret ile, (fıkh), (tefsîr), (hadîs), ma'kûl ve menkûl, üsûl ve fürû' ilmlerini ta'lîm buyurup beni, 27 Ramezân-ı mubârek 1373 [m. 1953] Pazar günü icâzet-i mutlaka ile, tedrîse me'zûn eyledi.

    (m. 1947) den sonra, öğretmenlik hayâtımda, engin denizden bir damla gibi olan bilgilerimi, gençlerin temiz rûhlarına, onların gonca gibi açılmakda olan körpe dimâglarına akıtmak için çırpındım. İçimde yanan îmân ışığından, onların saf kalblerine birer kıvılcım salmak istedim. Elhamdülillah! Rabbim kolaylık gösterdi. Senelerce uğraşarak hâzırladığım ve fâideli ve nefîs kokulu çiçeklerden toplanarak doldurulan tatlı ve şifâlı bal gibi, birkaç sahîfeye yerleşdirdiğim (Se'âdet-i Ebediyye) kitâbı birinci kısmının basılması (m. 1956) senesinde nasîb oldu.

    Hanefî mezhebine göre hâzırlanmış olan bu küçük kitâbın, gazete ve mecmû’alarda reklâmı yapılmamış, dıvârlara i’lânları asılmamış, köşedeki bir dükkânın raflarına emânet edilivermişdi. Müslimân ecdâdının nûrlu ve uğurlu yolundan ayrılmayan, mukaddes dînini öğrenmek aşkı ile dâimâ kalbi yanan, asîl ve îmânlı gençler, bu küçük kitâbı aradı, buldu. Az zemânda kapışdı".

    -devamı var-

    Dokunuyor artık yalnızlık
    Hüznü yudum yudum içtim bu sene
    Bir güz vakti kayıp gitti ışığım,
    Bu yıl yüreğimi kanatan,
    Haberlere alışığım!
    Gözlerimden okunur yalnızlık
    Ve şimdi yüreğime
    Yaman dokunur yalnızlık!

    Bir güz vakti Eyüpsultan’da
    Kumrular ağlarken gidişinize
    Otuzüç veliyi ve sizi andım,
    Sizi omuzlarda gördüğüm zaman
    Yandım!
    Cami avlusunda dolaştım durdum,
    Safların en arkasında yer aldım
    Dünyam yıkıldı o gün;
    Altında kaldım!
    Çiçeklerden alıp bal özünü
    Döktünüz kitaplara satır satır
    Artık ne yanda bir hizmet görsem,
    Bana sizi hatırlatır...
    Dopdolu bir hayatın ardından
    Böyle yüzünüzde tebessüm
    Böyle sessiz, böyle mahzun
    Geçip gittiniz...
    Çileniz mübarek olsun!
    Güllerin kokusuyla
    Selam gönderdim size
    Ve kitapları yaydım,
    Ne olurdu o seher vakti
    Yanınızda olaydım...
    Sizinle tatlandı hayat,
    Sizinle bereketlendi öğünümüz,
    Kimbilir hangi ağacın gölgesinde
    Olacak, buluşma günümüz!
    Gözlerimden okunur yalnızlık
    Ve şimdi yüreğime
    Yaman dokunur yalnızlık!


    cihânı tenvîr eden en son Nûra elvedâ’
    en derin sevgilerle, azîz yâra elvedâ’!

    Allahü teala şefaatine kavuştursun inşallah.



    Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
    "Oğlum sana üç öğüt vereyim!
    1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
    2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
    3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"



  9. #9
    Süper Üyemiz dutkmd is an unknown quantity at this point dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    14.298

    Standart ALTIN HALKA - 36 -6 HÜSEYN HİLMİ IŞIK efendi “rahmetullahi teâlâ aleyh”

    Allahü teala şefaatine kavuştursun inşallah.

    Vatanına saldıran düşmana karşı, kükremiş arslanlar gibi döğüşerek, istiklâl savaşını kazanan şehîdlerin ve gâzîlerin temiz çocukları, bugün de, aynı aşk ve îmânla, babalarının yolunda yürüyerek, istiklâlleri gibi, îmânlarını da, her çeşid tecâvüzden korumağa çalışıyor. Hakka, hakîkate, doğruya koşuyor. Kur’ân-ı kerîme sarılıyor.

    "Güzel ahlâkı, adâleti, çalışkanlığı, fende, san’atda birinciliği ve yeğitliği dünyâ târîhlerinde, parlak kelimelerle yazılı olan, şanlı ve şerefli ecdâdımızın, düşman elinin dokunmaması için, mubârek kanını dökdüğü ve bütün temizliği, doğruluğu ile bizlere mîrâs bırakdığı mukaddes dînimizi, yine onların mubârek elleri ile yazdıkları, hâlis ve afîf kitâblarından okuyup öğrenmeliyiz."

    Evet, islâm âlimi gördüm. Müslimânlığın ne olduğunu ve islâmiyyetin yüksek bilgilerini ondan öğrenmekle şereflendim. Onun islâm ilmlerinde ve fen ve târîh bilgilerinde engin bir denize benzediğini ve islâm dîninden kaynaklanan güzel ahlâkını görerek hayrân oldum. Bu büyük zâtdan, şeyhlikle, mürîdlikle ilgisi olduğunu gösteren bir söz işitmedim. Tekkelerin kapatılmasından önce ve sonra ismleri duyulan ba’zı tarîkatcıların, islâmiyyete ve tesavvuf bilgilerine uymadıklarını, zararlı olduklarını söylerdi. Dünyânın her yerinde, her dilde tesavvuf kitâbları yazılmakdadır. Kanûnlar, tesavvuf kitâbı yazmağı ve tesavvuf ilmini övmeği değil, tesavvuf perdesi altında, şahsî menfe’at sağlamağı ve tesavvufda bulunmıyan kötülükleri yapmağı suç saymakdadır. Tesavvuf âlimleri de, böyle tarîkatcıları red etmişler, bunların din hırsızları olduklarını, islâmiyyeti içerden yıkdıklarını bildirmişlerdir. Kitâblarımda ve konuşmalarımda hep, (Müslimânın kanûnlara uyması lâzımdır. Fitne çıkarmak harâmdır) diyorum.

    -devamı var-

    Yaktın yandırdın bizi, boynumuz bükük kaldı,
    O muhteşem tabutun Eyüp'te havalandı.
    Seni seven âşığın ciğeri parçalandı.
    Senden ayrı kalmaya yürekler dayanır mı?

    Kararan gönüllere ilim meşalesiydin,
    Ehl-i Sünnet yolunun unutulmaz sesiydin,
    İlim, takva ehlinin şüphesiz reisiydin.
    Senden ayrı kalmaya yürekler dayanır mı?

    Alimlerin rehberi; âşıklar sığınağı;
    Dünya zulmette iken, ateşledin çırağı,
    Mekanınız olmuştu Ehl-i Sünnet durağı.
    Senden ayrı kalmaya yürekler dayanır mı?

    O mübarek bedenin toprağa verilirken,
    Sel gibi aktı yaşlar,sevenin gözlerinden.
    Ölüm sana düğündür,biz olduk elem çeken.
    Senden ayrı kalmaya yürekler dayanır mı?

    Dünya meşakkatin yok, her daim ikramdasın,
    Efendi ile şimdi, sohbette, safadasın
    Zulmet dolu dünyada sevenlerin ne yapsın?
    Senden ayrı kalmaya yürekler dayanır mı?

    Seni seven aşığın halleri ne olacak?
    Var mı cihanda senin yerini dolduracak?
    Bid’at ehli olanlar şeytanla yarışacak.
    Senden ayrı kalmaya yürekler dayanır mı?

    Ey gönüller sultanı; canım dayanmaz daha.
    Bu dünyayı terk ettin uçup gittin Allah'a
    Yapayalnız bir insan ulaşır mı felaha.
    Senden ayrı kalmaya yürekler dayanır mı?
    Gafletteki insanlar, gün gelir uyanır mı?


    cihânı tenvîr eden en son Nûra elvedâ’
    en derin sevgilerle, azîz yâra elvedâ’!

    Allahü teala şefaatine kavuştursun inşallah.



    Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
    "Oğlum sana üç öğüt vereyim!
    1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
    2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
    3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"



  10. #10
    Süper Üyemiz dutkmd is an unknown quantity at this point dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    14.298

    Standart ALTIN HALKA - 36 -7 HÜSEYN HİLMİ IŞIK efendi “rahmetullahi teâlâ aleyh”

    İslâm dîni, birleşmeği, sevişmeği, yardımlaşmağı, hükûmete, kanûnlara karşı gelmemeği, fitne, ya’nî anarşi çıkarmamağı, kâfirlerin haklarını da gözetmeği, kimseyi incitmemeği emr etmekdedir. Ecdâdımız, bütün istirâhatlerini, menfe’atlerini fedâ ederek, dînimizin bu güzel emrlerini bildirmek ve torunlarının dinlerini, îmânlarını korumak için, çok sayıda ve çok kıymetli kitâb yazmış ve bizlere yâdigâr bırakmışdır. Güzel ahlâkı, adâleti, çalışkanlığı, fende, san’atda birinciliği ve yiğitliği dünyâ târîhlerinde, parlak kelimelerle yazılı olan, şanlı ve şerefli ecdâdımızın, düşman elinin dokunmaması için, mubârek kanını dökdüğü ve bütün temizliği, doğruluğu ile bizlere mîrâs bırakdığı mukaddes dînimizi, yine onların mubârek elleri ile yazdıkları, hâlis ve afîf kitâblarından okuyup öğrenmeliyiz.

    Hâinlerin kalemlerinden çıkan, süslü kelimelerle örtülmüş, zehrli propagandaları okuyarak, azîz ve sevgili îmânımızı kapdırmamağa, aldanmamağa çok dikkat etmeliyiz!

    Salâhiyyetim olmadığını bildiğim hâlde, yalnız İslâm âlimlerinin, aklları durduran üstünlüklerine hayrânlığımın ve onlara karşı taşıdığım sevgi ve saygının mükâfâtı olarak ve bu temiz milletin, asîl gençlerin, din simsarlarının tuzaklarından kurtulmaları, dünyâ ve âhıret se’âdetine kavuşmaları için, kalbim sızlayarak etdiğim düâların karşılığı olarak, Allahü teâlânın tevfîkı ile meydâna gelen bu üç kitâbı, (m. 1963) de bir araya getirip, (Tâm ilmihâl) adını verdim. Devâmlı süâller sebebi ile, kitâbımın her baskısına yeni ilâveler yapılmakdadır. Hepsi ingilizceye de terceme edilerek (Endless Bliss) ismi verildi ve Hakîkat Kitâbevi tarafından beş cild olarak basdırılmışdır. Bu kitâbda, bu fakîre âid hiçbir bilgi ve fikr yokdur. Terceme ve toplamakdan başka nasîbim olmamışdır. Büyük, mubârek zâtların yazıları olduğu için, okuyanların fâidelendiklerini, zevk aldıklarını ve bölücülere, kitâblarıma saldıran, iftirâ eden mezhebsizlere aldanmadıklarını görmekle, cenâb-ı Hakka şükr ediyorum. Böylece, temiz rûhlu, sâf kanlı, mubârek gençlerin, müstecâb düâlarına kavuşacağımı düşünerek seviniyor, bu kitâbı ve düâları kıyâmet günü için, biricik sermâyem biliyorum.

    -devamı var-

    Bir zemânlar sohbetine erdiğim,
    mübârek yüzîle, şereflendiğim,
    güzeller güzelin, seyreylediğim,
    bu fânî dünyâda, olagelmişdir.

    Herkese nasîb olmaz, huzûrundaki ânlar,
    ebedî hâtıradır, bu bulunmaz zemânlar.
    Kadrinizi biz gibi, bir nebze anlayanlar,
    derler ki, bu devrde, sen gibi serdâr olmaz.

    Son bir def’a bakayım, o hüsn-i cemâline,
    bir nazarın değişmem, bütün dünyâ mâline,
    İster gülsün gâfiller, bu âşıkın hâline,
    bundan böyle neş’e ve sürûrlara elvedâ’!
    Hasret kaldım, hep karardım, oldum nûrumdan cüdâ,
    feyz kaynağım, el-vedâ’, âh el-vedâ’, âh el-vedâ’


    cihânı tenvîr eden en son Nûra elvedâ’
    en derin sevgilerle, azîz yâra elvedâ’!

    Allahü teala şefaatine kavuştursun inşallah.



    Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
    "Oğlum sana üç öğüt vereyim!
    1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
    2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
    3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"



+ Konu Cevaplama Paneli
Sayfa 1 Toplam 5 Sayfadan 1 2 3 ... SonuncuSonuncu

Tags for this Thread

Yetkileriniz

  • You may not post new threads
  • You may not post replies
  • You may not post attachments
  • You may not edit your posts

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147