+ Konu Cevaplama Paneli
Sayfa 2 Toplam 5 Sayfadan BirinciBirinci 1 2 3 4 ... SonuncuSonuncu
11 den 20´e kadar. Toplam 46 Sayfa bulundu

Konu: ALTIN HALKA- 36-HÜSEYN HİLMİ IŞIK efendi

  1. #11
    Süper Üyemiz dutkmd is an unknown quantity at this point dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    14.298

    Standart ALTIN HALKA -36-8 HÜSEYN HİLMİ IŞIK efendi “rahmetullahi teâlâ aleyh”

    Okula Başlaması:


    Hüseyin Hilmi Efendi beş yaşında, Eyyüb Câmii ile Bostan iskelesi arasındaki Mihri Şâh Sultân ilk mektebine başladı. Burada Kur’ânı kerîm’i hatmetti.Yedi yaşında, sultân Reşâd hânın türbesine bitişik (Reşâdiyye nümûne mektebi) nde ilk tahsîlini yaparken, babası ta'tîl aylarında (Hakîm Kutbüddin), (Kalenderhâne) ve (Ebüssü'ûd) din mekteblerine de gönderir, oğlunun iyi yetişmesi için çok gayret ederdi. 1924 senesinde aynı yerdeki Reşadiye numune mektebini birincilikle bitirdi. İlk okulda her dersden aldığı altın yaldızlı mükâfatları büyük bir albümü doldurmakdadır. O sene, Konya’dan İstanbul’a getirilmiş olan, Halıcıoğlu Askerî Lisesi giriş imtihânlarını pekiyi derece ile kazandığı gibi ikinci sınıfa da birincilikle geçti. Her sene takdîrler alarak 1929’da askerî liseyi birincilikle bitirdi ve askerî tıbbiyye mektebine seçildi.

    Derslerindeki çalışkanlığı ve üstün istidadı hocalarının dikkatini çekiyordu.

    Lisede iken geometri hocası, her dersi verince Hüseyin Hilmî efendiye (rahmetullahi aleyh) tekrar etdirirdi. Arkadaşları, sen anlatınca daha iyi anlıyoruz derlerdi. Lise ikinci sınıfda (bir dik açının düşeyinin de dik olması için bir kenarının, düzleme paralel olması lâzım ve kâfidir) teorisini isbât ederken, durakladı. Hocası yüzbaşı Fuâd bey hatırlatmak isteyince (Efendim! Burasına aklım ermiyor. Dediğinizi anlıyorum. Fakat, iki isbâtlama birbiri yerine oluyor) demişdi. Fuâd bey, sınıfın ikincisine soruyor. O da, rakibinin bu hâline sevinerek, (Hayır efendim. Hilmî efendi yanılıyor. Kitâb da sizin anlatdığınız gibi yazıyor) diyor. Hilmi efendi, bunu anlıyamadığında ısrar edince, Fuâd bey, onu yerine oturtuyor ve (Hilmî efendi! insanlık hâli bu. Belki bugün çok çalışarak kafan yorulmuş. Belki de başka üzüntün vardır. Başka zeman iyi anlarsın. Üzülme) diyor. Gece oluyor. Herkes uykuda. Nöbetçi, Hilmî efendiyi (rahmetullahi aleyh) uyandırıyor. (Kalk! Geometri hocası, öğretmenler odasında seni istiyor) diyor. Kalkıp giyiniyor. Geceyarısı, şaşırmış vaziyette odaya gidiyorlar. Füâd bey: (Yavrum Hilmî efendi! Evime gidince düşündüm. Hilmî efendi her yeni verilen dersi bülbül gibi tekrar eder. En çetin matematik problemlerini çözer. Onun, bugün iki ayrı geometri davasının birbirine ters düşdüğünü söylemesi boşuna olmasa gerekdir dedim. Çok inceledim. Anladım ki Hilmî efendi haklı imiş. Fransız profesörü Hadamar yanlış yazmış. İzmir lisesi geometri muallimi Ahmed Nazmi bey de, bunu tercüme ederken farkına varamamış. Ben ise, senelerce, bunu yanlış anlatmışım. Oğlum sen haklısın. Seni tebrik ederim. Senin gibi talebem olduğu için iftihar ediyorum. Senin rahat uyuman, sevinmen için, yarını bekliyemedim, geldim) dedi. Hilmî efendinin (rahmetullahi aleyh) alnından öpdü ve gitdi.

    Hilmî efendi, askerî lisenin her sınıfında oruclarını tutdu. Her nemâzını kıldı. Son sınıfda iken nemâz kılan yalnız O kalmışdı. İslâm düşmanlarına aldanmış, belki de satılmış olan birkaç kimse, fen bilgisi diyerek, yalanlarla, iftirâlarla dinsizliği, ecdâd düşmanlığını aşılıyorlardı. Jeoloji hocası Âdem Nezîhi, fizik hocası Sabri, felsefe hocası Cemil Senâ ve târîh hocası Bağdadlı binbaşı Gâlib beğler zararlı telkînlerinde pek aşırı gidiyorlardı. Sınıf arkadaşları arasında bu yüzden nemâz kılan kalmamışdı. O, bu hocalarına aldanmadı. Onların derslerine dahâ çok çalışıyor, hepsinden tâm numara ve takdîr alıyordu.

    Lise son sınıfda iken, babası Sa'îd efendi vefât etdi. Askerî lisenin talebeleri, hocaları ve subayları cenâzede bulundu. Eyyüb halkı cenâzede bulunanların çokluğuna şaşmışdı.

    -devamı var-

    Gizlendi güneş artık, oldu her taraf zındân,
    görmek istiyor gözüm, durmadan, yorulmadan,
    nerde o Işık gelsin! Hiç olmazsa ırakdan,
    aydınlatsın çehremi, bakışlariyle bir an,

    Ne olurdu yâ Rabbî! Onu hep görebilsem,
    gönlüme sürûr veren, sözlerini duyabilsem,
    gözlerine bakmağa, yine doydum diyemem,
    o hüsn-i cemâlini, bir milyon kerre görsem,

    Nice zulmetleri hep, aydınlatdı bu Işık,
    rûhlara hayât veren, şuâ’ları ne de şık,
    Düşdüm zulmete, nerde aradığım bu Işık?
    imdâdıma gel artık, yolum karmakarışık.

    Kalbim râhatlıyor pek, sizi her ân andıkça,
    bakışların gel diyor, hayâlin canlandıkça.
    O eski hâtıralar, göz önüne geldikçe,
    diyorum gelsin artık, nerde kaldı bu Işık?

    Tâli’ gülmedi bana, çabuk kaçırdım sizi,
    mâziye karışdırdı, tatlı günlerimizi,
    yakdı bu hasret artık, kül etdi bendenizi,
    gelsin diyorum gelsin! gelsin artık bu Işık!

    Gitdi gideli beri, beni üzüntü aldı,
    her zerrede bir neş’e, bir parlak ışık vardı.
    Ne çâre kaldım yalnız, felek elimden aldı,
    bu virâne zındânda, bir garîb (Ahmed) kaldı.


    cihânı tenvîr eden en son Nûra elvedâ’
    en derin sevgilerle, azîz yâra elvedâ’!

    Allahü teala şefaatine kavuştursun inşallah.
    Konu dutkmd tarafından (02-11-2009 Saat 17:06 ) değiştirilmiştir.



    Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
    "Oğlum sana üç öğüt vereyim!
    1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
    2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
    3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"



  2. #12
    Süper Üyemiz dutkmd is an unknown quantity at this point dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    14.298

    Standart ALTIN HALKA- 36- 9 HÜSEYN HİLMİ IŞIK efendi“rahmetullahi teâlâ aleyh”

    cİhânI tenvîr eden en son Nûra
    elvedâ’


    en derİn sevgİlerle, azîz yâra
    elvedâ’!




    İnsan seveceği kimseyi iyi seçmeli, ona göre sevmeli.



    (Onbeşinci asrı aydınlatan ışık)


    HÜSEYN HİLMİ IŞIK efendi

    “rahmetullahi teâlâ aleyh”
    ------------





    Allahü teala şefaatine kavuştursun inşallah.





    ALTIN HALKA- 36- 9




    Abdülhakîm Arvasi hazretlerini ilk tanıması:

    1991 senesi mart ayının 1'i cuma gün berat kandili idi. Mübarek hocamıza kandil ziyareti için gitmiştik. Daha sonra eve, hocamızın oğlu Abdülhakîm abi geldi. Sandalyelerde yer olmadığından ben Abdülhakim abiye, oturduğum sandâlyeyi verdim ve yere indim. Hocamız buyurdularki; Alî beye çok büyük iyilik etdiniz. Tam karşıma oturmasına sebeb oldunuz. Ben de, Abdülhakim efendi hazretlerinin her zemân tam karşısına otururdum. Hatta, Eyüp sultan camiinde, ilk tanıdığımda en önde, burun buruna oturmuşduk. Allahü teâlâ, “Her isteyene veririm, bazan da istemiyenler arasından da seçdiğime veririm” buyuruyor. “İnnâ fetahnaleke” sûresinin son âyet-i kerîmesidir bu. Bu âyet-i kerîmede hem adalet, hem ihsan var. “Her isteyene veririm” buyurması adaletdir. “İstediğime veririm” buyurması da ihsandır. İsteyene nasıl verir? Meselâ benim gibi. Ben istedim de verdi Allahü teâlâ. Askerî okulda, birinci sınıfa başlamışdım. Ramezan-ı şerifde oruç tutmak isteyenleri, doktor muayene edip, tutabilip tutamıyacak olanları ayırdı. Seksen kişi oruç tutmak isteyen vardı. Bunların içinden güçlü, kuvvetli olanlarından otuz kişiyi tutabilir diye ayırdı. Elli kişiyide de, zaîf gördükleri için tutamaz diye ayırdı. Ben de ufak tefek, zaîfdim. Beni de tutamıyacakların içine ayırdı. Ben, tutmak istiyorum dedim. Çünki evimde de öyle terbiye almışdım. Önceden de tutuyordum. Ben tutmak istiyorum deyince, doktor bana kızdı, bağırdı. Sen oruç tutacak adammısın, sınıfta kalırsın, hasta olursun, ölürsün dedi. Doktor iri-yarı bir yüzbaşıydı. Ramezan-ı şerif geldi. Oruç tutacak olan otuz kişiye yemek çıkıyordu. Ben de onlarla beraber kalkıyordum. Onların yemeklerinden yiyordum. Ben de orucumu tutdum. Hava çok sıcakdı. Doktor yüzbaşı oruç tutmuyordu. Öğle yemeğini asker, oruç tutan talebelerin arasından geçirirdi. Üstünü de açık geçirirdi. Nezaketen üstünü bile örtmezdi. Etler, buzlu hoşaflar, buzlu sular olurdu. O sıcakda oruç tutan talebeler, biz kavrulurken, doktor yüzbaşının yemekleri bizim aramızdan geçirilirdi. Daha sonra o doktor yüzbaşı görülmez oldu. Bana sen oruç tutarsan ölürsün demişdi. Kendisi öldü. Seksen senedir ben hâlâ (oruçtan dolayı) hasta bile olmadım. Bana sınıfda kalırsın demişdi. Okulun birincisi oldum. Bir sonraki sene oruç tutanların sayısı daha azaldı. Sonra azala azala, son sınıfda iken bir tek ben kalmışdım. Ben namâzımı da kılardım. Başka kılan yokdu. Ben hademelerin odasına gider kılardım. İlmihalde de yazdım ya, bir kadr gecesi uyuyamadım. Duâ etdim, o gece, Allahü teâlâ bana Efendi hazretlerini gösterdi. Bir câmi’in kubbesinin etrafında nûr şeklinde idi. Daha sonra birgün dersden çıkınca bayezid câmisine namaz kılmağa girdim.

    -devamı var-


    Viran oluyor gönlüm senden ayrı kaldıkca,
    sözlerinin tadını unutmam yaşadıkça.
    Halâl et de hakkını, öleyim ben râhatca,
    biçâre gönlüm her an, sizi görmek istiyor!
    Hasret, deryâlar gibi, kesdi yolumu benim,
    yıllarca ayrı kalsam, seni dâim severim.
    Uzak yerlere düşdüm, bu mu benim kaderim,
    bîçâre gönlüm her an, sizi görmek istiyor!
    Sizden ayrı kalınca, uyduk hep nefsimize,
    yanlış yollara düşdük, bilmem ne oldu bize.
    Şeytân bakıp gülüyor, kararan kalbimize,
    bîçâre gönlüm her an, sizi görmek istiyor!
    Rûhum çılgına döndü, göklere çıkdı âhım,
    sizden pek uzak düşdüm, nedir benim günâhım?
    Yüzü kara olmakdan, koru beni Allahım!
    bîçâre gönlüm her an, sizi görmek istiyor!
    Doğar gelir inşâallah, gecelerin gündüzü,
    garîblerin o zemân, gülecek hemen yüzü.
    Odalarda kısıldı, mü’minin tekbîr sözü,
    bîçâre gönlüm her an, sizi görmek istiyor!
    Pusu kurmuş hâinler, yollarımı bekliyor,
    süslü, tatlı sözlerle, sen, bu yoldan dön diyor.
    Îmândan haberi yok, aptal bir şey bilmiyor,
    bîçâre gönlüm her an, sizi görmek istiyor!
    Hiç uğraşma ey câhil, dönmem billâhi geri,
    hedefim, maksadım hep, iyi yoldan ileri.
    Çok uğraşdı dünyâda, senin gibi serserî,
    bîçâre gönlüm her an, sizi görmek istiyor!
    Eserini görünce, önce kıymet vermedim,
    on altı yaşındaydım, kötü şeyler söylerdim.
    Rahmet saçdı Allahım, hakîkatı öğrendim,
    bîçâre gönlüm her an, sizi görmek istiyor!
    Bîçâre gönül sen de, durma çalış ilerle!
    doğru yolu gösteren o zâta bak ibretle.
    Sizi çok sevdiğimi, yazıyorum kalbime,
    bîçâre gönlüm her an, sizi görmek istiyor!
    Garib İhsân senin de, ağlıyan kalbin var mı?
    Onun seveni çokdur, feryâdını duyar mı?
    Engeller çelik olsa, insan bundan korkar mı?
    Bîçâre gönlüm her an, sizi görmek istiyor

    --------------------------------------------------------------------------------

    cihânı tenvîr eden en son Nûra elvedâ’

    en derin sevgilerle, azîz yâra elvedâ’!



    Allahü teala şefaatine kavuştursun inşallah.


    huzurpınarı
    Konu dutkmd tarafından (23-11-2009 Saat 12:23 ) değiştirilmiştir.



    Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
    "Oğlum sana üç öğüt vereyim!
    1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
    2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
    3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"



  3. #13
    Süper Üyemiz okyay is on a distinguished road okyay - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2008
    Mesajlar
    1.203

    Standart

    cİhânI tenvîr eden en son Nûra
    elvedâ’


    en derİn sevgİlerle, azîz yâra
    elvedâ’!



    İnsan seveceği kimseyi iyi seçmeli, ona göre sevmeli.



    (Onbeşinci asrı aydınlatan ışık)


    HÜSEYN HİLMİ IŞIK efendi
    “rahmetullahi teâlâ aleyh”
    ------------




    Allahü teala şefaatine kavuştursun inşallah.


    Rabbim rahmet ve cennetiyle taltif etsin
    İnşaallah.
    Teşekürler efendim.

  4. #14
    Süper Üyemiz dutkmd is an unknown quantity at this point dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    14.298

    Standart

    Alıntı okyay´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    cİhânI tenvîr eden en son Nûra

    elvedâ’


    en derİn sevgİlerle, azîz yâra
    elvedâ’!




    İnsan seveceği kimseyi iyi seçmeli, ona göre sevmeli.



    (Onbeşinci asrı aydınlatan ışık)


    HÜSEYN HİLMİ IŞIK efendi

    “rahmetullahi teâlâ aleyh”
    ------------





    Allahü teala şefaatine kavuştursun inşallah.


    Rabbim rahmet ve cennetiyle taltif etsin
    İnşaallah.

    Teşekürler efendim.
    sonsuz güzellikler dilerim size Allahü teâlâ dan.
    sağlıcakla kalınız.



    Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
    "Oğlum sana üç öğüt vereyim!
    1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
    2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
    3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"



  5. #15
    Süper Üyemiz dutkmd is an unknown quantity at this point dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    14.298

    Standart ALTIN HALKA- 36- 10 HÜSEYN HİLMİ IŞIK efendi “rahmetullahi teâlâ aleyh”

    cİhânI tenvîr eden en son Nûra
    elvedâ’


    en derİn sevgİlerle, azîz yâra
    elvedâ’!



    İnsan seveceği kimseyi iyi seçmeli, ona göre sevmeli.



    (Onbeşinci asrı aydınlatan ışık)

    HÜSEYN HİLMİ IŞIK efendi
    “rahmetullahi teâlâ aleyh”
    ------------

    Allahü teala şefaatine kavuştursun inşallah.








    İlmihalde de yazdım ya, bir kadr gecesi uyuyamadım. Duâ etdim, o gece, Allahü teâlâ bana Efendi hazretlerini gösterdi. Bir câmi’in kubbesinin etrafında nûr şeklinde idi. Daha sonra birgün dersden çıkınca bayezid câmisine namaz kılmağa girdim. Namazımı kılınca, sahaflar kapısının yakınında bir hoca va’z ediyordu. Üç-beş kişi dinliyordu. Onlar da, hep yaşlılardı ve uyukluyorlardı. Ben de biraz dinledim, fakat hepsi bildiğim şeylerdi. Küçük, bir formalık bir kitâbdan âmentüyü (imanın şartlarını) anlatıyordu. Hep bildiğim şeylerdi. Sıkıldım fakat hocaya saygısızlık olmasın diye, ayıp olmasın diye kalkıp gidemedim. Biraz sonra, dersimiz burada bitdi dedi. Bu kitâbları satıyorum dedi. Aynı kitâbların devamı vardı önünde. Hepsi bildiğim şeylerdi fakat hocaya yardım olsun diye birini alayım diyerek, kaç kuruş olduğunu sordum. Yirmibeş kuruş dedi. O zamân bir gazete 1 kuruş idi. Kitâbın değeride ancak o kadar eder. Hadi çok fakir olup muhtaç olsun da 5 kuruş desin, buna 25 kuruş çok, vay insafsız vay diyerek kapıya doğru yürümeye başladım. Bir de bakdım, bayezid meydanına bakan kapının tarafındaki demir parmaklıklı bölümde bir başka hoca efendi va’z ediyor. Çok kalabalık bir cemâ’at onu dinliyordu. Câminin ortasına kadar cemâ’at doluydu. Oraya doğru yürüdüm, Parmaklıkların arkasında nur yüzlü bir hoca efendi, bir kitabdan birşeyler anlatıyordu. Hoca efendinin karşısından gidersem edebsizlik olur diye düşündüm. Hoca efendinin karşısından gitmeye utandım. Evimden de öyle terbiye almışdım. Arkadan dolaşıp, demir parmaklıkların yanına geldim. Hoca efendi, demir parmaklıklara arkası dönük oturuyordu. Demirden atlayıp tam arkasında oturdum. Kucağını arkadan seyrediyordum. Bir yandan da (çocukluk işte), aklımdan biraz önceki hocanın yirmibeş kuruşa satıyorum demesi çıkmıyordu. Vay insafsız vay deyip duruyordum. Hem de o hoca efendiyi dinliyordum. Hiç duymadığım, bilmediğim, merak ettiğim konuları anlatıyordu. Çok hoşuma gitdi. Rabıta-ı Şerife risalesinden Evliyâ kabrlerinin nasıl ziyaret edileceğini anlatıyordu. Hiç duymadığım şeylerdi. Biraz sonra ezân okundu. Hoca efendi, dersimiz bugün burada kalsın deyip kitâbı kapatdı. Pırıl pırıl, çok güzel bir kitâbdı. Hiç arkasına dönmeden, kitâbı arkaya, bana uzatdı. “Bu kitâb, küçük efendiye benim hediyem olsun” dedi. Çok şaşırdım. Hiç arkasına bakmamışdı. Arkasında küçük efendi olduğunu nerden bildi? Sonra, hep beraber namâza kalkıldı. Biraz sonra ben derse gidecekdim. Onun için namâza kalamadım, ayrıldım. Bu zât kimdir, nerde bulunur diye merak etdim, araşdırdım. Cum’a günleri Eyyûb sultan câmi’inde va’z eder dediler. Cum’a gününü sabırsızlıkla bekledim.

    -devamı var-


    Muzdarib bir gönülle, kâbûslu hayâllerle,
    vuslat-ı cânâna ve gülistâna elvedâ!
    Gizli âh çekmelerle, içli iniltilerle,
    zevkıne doymadığım nevbehâra elvedâ’!
    Gökler karardı yine, hiçbir yer görünmiyor,
    mübhem bir kuvvet beni, her an geri çekiyor,
    Mâdem ayrılacakdın, yâ niçin geldin diyor,
    basdığın azîz taş ve topraklara elvedâ’!
    Göz yaşım ummân oldu, yol vermiyor geçeyim,
    ayrılıp, göz nûrumdan, ben nereye gideyim?
    Bu firak ateşiyle, yanıp yanıp biteyim,
    hergün yeniden doğan arzûlara elvedâ’!
    Zulmet basdı cihânı, bütün emeller söndü,
    kalbim kan ağlar dâim, rûhum çılgına döndü.
    Demek ayrılık geldi ve bana yol göründü,
    bu derdsiz yolculara, bu yollara elvedâ’!
    Son bir def’a bakayım, o hüsn-i cemâline,
    bir nazarın değişmem, bütün dünyâ mâline,
    İster gülsün gâfiller, bu âşıkın hâline,
    bundan böyle neş’e ve sürûrlara elvedâ’!
    Rabbimden diliyorum, yakınlara gelmeni,
    âh yine görebilsem, dünyâ göziyle seni!
    Ayrılık pek yakıyor, al bağrına bas beni,
    fâidesiz hayâllere, hulyâlara elvedâ’!
    Gözün, gönlün arkada, nereye gidiyorsun?
    bakmağa kıyamazken, nasıl terk ediyorsun!
    (Allaha ısmarladık!) düşün kime diyorsun!
    aslsız, hakîkatsız, rü’yâlara elvedâ’!
    Nereye gidiyorsun, ey yârine doymayan?
    bir ân fazla görmeği bulunmaz ni’met sayan,
    Hasretîle gün be gün, kavrul, alevlen ve yan!
    cihânı tenvîr eden en son Nûra elvedâ’!
    Nereye gidiyorsun, ondan nasıl ayrıldın?
    seni yakan o değil, kendi kendini yakdın!
    şün! Göz yaşlariyle, kimin yüzüne bakdın?
    ayrılırken inleyen bakışlara elvedâ’!
    Mâzîyi hâle tebdîl edip, seyredeceğim,
    gönlümü gözyaşîle, tesellî edeceğim.
    Derin iniltîle âh, ayrılık diyeceğim,
    yârı bırakıp giden, bu firâra elvedâ’!
    Karşımdaki hayâlin, biraz dahâ kal diyor,
    kalbini benim gibi, bu sevdâya sal diyor,
    Öp elimi hasretle ve düâmı al diyor,
    en derin sevgilerle, azîz yâra elvedâ’!


    --------------------------------------------------------------------------------

    cihânı tenvîr eden en son Nûra elvedâ’

    en derin sevgilerle, azîz yâra elvedâ’!



    Allahü teala şefaatine kavuştursun inşallah.


    huzurpınarı
    Tam İlmihal Seadeti Ebediyye
    www.huseyinhilmiisik.com
    "Okuyanın ihlası artar, ya sevenin"



    Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
    "Oğlum sana üç öğüt vereyim!
    1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
    2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
    3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"



  6. #16
    Süper Üyemiz dutkmd is an unknown quantity at this point dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    14.298

    Standart ALTIN HALKA- 36- 11 HÜSEYN HİLMİ IŞIK efendi “rahmetullahi teâlâ aleyh”

    cİhânI tenvîr eden en son Nûra
    elvedâ’


    en derİn sevgİlerle, azîz yâra
    elvedâ’!



    İnsan seveceği kimseyi iyi seçmeli, ona göre sevmeli.



    (Onbeşinci asrı aydınlatan ışık)


    HÜSEYN HİLMİ IŞIK efendi
    “rahmetullahi teâlâ aleyh”
    ------------



    Allahü teala şefaatine kavuştursun inşallah.










    Hiç duymadığım, bilmediğim, merak ettiğim konuları anlatıyordu. Çok hoşuma gitdi. Rabıta-ı Şerife risalesinden Evliyâ kabrlerinin nasıl ziyaret edileceğini anlatıyordu. Hiç duymadığım şeylerdi. Biraz sonra ezân okundu. Hoca efendi, dersimiz bugün burada kalsın deyip kitâbı kapatdı. Pırıl pırıl, çok güzel bir kitâbdı. Hiç arkasına dönmeden, kitâbı arkaya, bana uzatdı. “Bu kitâb, küçük efendiye benim hediyem olsun” dedi. Çok şaşırdım. Hiç arkasına bakmamışdı. Arkasında küçük efendi olduğunu nerden bildi? Sonra, hep beraber namâza kalkıldı. Biraz sonra ben derse gidecekdim. Onun için namâza kalamadım, ayrıldım. Bu zât kimdir, nerde bulunur diye merak etdim, araşdırdım. Cum’a günleri Eyyûb sultan câmi’inde va’z eder dediler. Cum’a gününü, iple çeker oldum, sabırsızlıkla bekledim. Cum’a nemâzına Eyyûb sultana gitdim. Hoca efendiyi görebilmek için caminin en ortasındaki çok büyük avizenin altına oturdum. Fakat göremedim. Biraz daha bekledim gene göremedim. Sabırsızlanıyordum. Yanımdaki, oturan kişiye sordum. Abdülhakîm efendi nerededir dedim. O da; O yan tarafdaki bölmede va’z eder. Orada olur. Buraya gelmez dedi. Bekleyemedim, hemen ayakkabılarımı alıp yan bölmeye geçdim. Orada da aradım, bulamadım. Yanımdakine gene sordum. Abdülhakîm efendi nerededir dedim. O, yukarıda mezarlıkların arasında bir câminin imâmıdır. Orada Cum’a namâzını kıldırdıkdan sonra va’z etmek için buraya gelir dedi. Namâzı bitirince gene göremedim. Dışarda bekliyeyim diye düşündüm. Tabî Eyyûb Câmi’i büyük olduğu için daha geç dağılıyor. Gelmişdir diye, namazın duâsını beklemeye sabr edemeyip hemen dışarı çıktım. Baktımki gelmiş. Karşıda bir kitâbcı vardı. Kitâbcının tezgahının yanında, ayakda, kitâbları tedkik ediyordu. Hemen yanına gitdim. Karlı bir havaydı. Çok kar yağmışdı. Kitâbcının yanında, oturmak için bir bank vardı. Kitâbcı kaba bir şeklde bağırarak, hoca hoca niye ayakda duruyorsun, otursana şuraya dedi. O da, peki deyip oturmak üzereydi. Tam o sırada fırladım. Bir dakika efendim, oturmayın dedim. Hemen üzerimdeki parkayı çıkardım. Bankdaki karları temizledim. Parkayı katlayıp bankın üzerine koydum. Şimdi oturun efendim dedim. Parkanın üzerine oturmayıp, “Al onu oradan” dediler. Benim parkamın üzerine oturmadı diye üzüldüm. Parkayı alınca, bankın üzerine oturdular. “Şimdi üzerime ört” buyurdular. Efendi hazretlerinin üzerine parkayı örtünce, sevindim. Câmi dağılınca, Efendi hazretleriyle beraber caminin yan tarafındaki küçük bölmeye girdik. Ben en önde, Efendi hazretlerinin önünde oturdum. Burun buruna oturduk. Dikkatle dinliyordum, hiç işitmediğim bilgileri, Rahle üzerindeki kitabdan anlatıyordu

    -devamı var-


    Teshîr edici gözler, neş’e verici sözler,
    hepsi hayâl oldular, ayrılık yamân oldu.
    Derin derin bakışlar, içli bir hayât gizler.
    dertliyim, görmiyeli, bir hayli zemân oldu.
    Tâli’ yüzüme gülüp, bana sevdirdi seni,
    hasret de, elem gibi, yakdı bitirdi beni.
    Ben geleceğim artık, bekleyemem gelmeni,
    kalbimi zulmet basdı, gözlerimde kan doldu.
    Mecnûn olmuş gezerim, aşkınla bunca yıldır,
    yâ bu aşkla öleyim, yâhud yanına aldır.
    Ayrılık perdelerin, bir bir gözümden kaldır,
    en kıymetli günlerim, ne çâre hicrân oldu.
    Seni kalbime koydum, yâd ellere bakmadım,
    en mu’allâ dost gibi, dilimden bırakmadım.
    Ben bir ma’sûm bir kulum, başka yola sapmadım,
    derim ki, candan yakın, bana bu cânan oldu.
    Hayâller perde perde, gelir geçer gözümden,
    hasretlik çizgileri, okunuyor yüzümden.
    Sizi sevdim diyorum, aslâ dönmem sözümden,
    ben râzıyım aşkımdan, bana bu, dermân oldu.
    Mâziyi eşme sakın, yüreğim kan ağlıyor,
    o eski hâtıralar, hep bir bir canlanıyor.
    Birçok tanımıyanlar, beni mecnûn sanıyor,
    ve diyorlar bu serây, vaktsiz vîrân oldu.
    Ayrı kalalı beri, dünyâ bana zındandır,
    kalbimde neş’e sürûr, eğer varsa, ondandır.
    Benim en azîz dostum, senelerce filândır,
    istemiyerek ism, bir kalıp (filân) oldu.
    Sevmenin sonu varmı? ben, yok zan ediyorum,
    ve benim gibi âşık, cihânda yok diyorum.
    Öyle temiz, öyle saf, bir aşkla seviyorum,
    kalbim, sessiz, dalgasız, engin bir ummân oldu.

    --------------------------------------------------------------------------------

    cihânı tenvîr eden en son Nûra elvedâ’

    en derin sevgilerle, azîz yâra elvedâ’!



    Allahü teala şefaatine kavuştursun inşallah.


    huzurpınarı
    Tam İlmihal Seadeti Ebediyye
    www.huseyinhilmiisik.com
    "Okuyanın ihlası artar, ya sevenin"
    Konu dutkmd tarafından (11-11-2009 Saat 09:58 ) değiştirilmiştir.



    Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
    "Oğlum sana üç öğüt vereyim!
    1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
    2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
    3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"



  7. #17
    Süper Üyemiz dutkmd is an unknown quantity at this point dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    14.298

    Standart ALTIN HALKA- 36- 12 HÜSEYN HİLMİ IŞIK efendi “rahmetullahi teâlâ aleyh”

    cİhânI tenvîr eden en son Nûra
    elvedâ’


    en derİn sevgİlerle, azîz yâra
    elvedâ’!



    İnsan seveceği kimseyi iyi seçmeli, ona göre sevmeli.



    (Onbeşinci asrı aydınlatan ışık)

    HÜSEYN HİLMİ IŞIK efendi
    “rahmetullahi teâlâ aleyh”
    ------------

    Allahü teala şefaatine kavuştursun inşallah.








    Câmi dağılınca, Efendi hazretleriyle beraber caminin yan tarafındaki küçük bölmeye girdik. İçerisi çok kalabalıktı. Sadece rahlenin önünde birazcık boşluk vardı. Onun için ben en önde , rahlenin hemen önünde oturdum. Efendi hazretleri ile burun buruna oturduk. Dikkatle dinliyordum, hiç işitmediğim bilgileri, Rahle üzerindeki kitabdan anlatıyordu. Efendi hazretleri bir minder üzerine oturmuştu. Anlatırken bana bakıyordu. Hiç işitmemiş olduğum çok merâk ettiğim bilgileri zevkle dinlerken defîne bulmuş fakir gibi, serin suya kavuşmuş, ciğeri yanık kimse gibi idim. Gözlerimi Seyyid Abdülhakîm Efendiden hiç ayırmıyor, onun sevimli, nûrlu yüzünü seyretmeye, söylediği, her biri pırlanta gibi kıymetli bilgileri dinlemeye dalmış, kendimden geçmiş, dünyâ işlerini, mektebi, her şeyi unutmuştum. Kalbimde, tatlı tatlı bir şeyler dolaşıyor, sanki yıkanarak temizleniyordu. Dahâ ilk sohbeti, ilk sözleri beni mest etmişti. Efendi hazretleri, İmâm-ı Rabbânî buyurduki,.. dediğinde İmâm-ı Rabbânî kim diye şaşırdım. Hiç işitmemiştim. Rabbânî deniliyor. Allahü teâlâ ile ilgili mi acaba dedim. Melek geldi aklıma. Cebimden not defterimi çıkardım, araştırmak için yazdım. Sonra dediki; “Mevlânâ Hâlid hazretleri o kadar yüksekdi ki, peygamberlik devam etse idi, hiçbir şey eklemeden, o haliyle peygamber olurdu. Allahü teâlâ Mevlânâ Hâlid hazretlerine paygamberlik makâmı haricinde her kemâlâtı vermişdir. Bütün nübüvvet evsafına câmi’i idi. Ya’nî Peygamberde bulunmakda olan ahlâk ve evsafının hepsi onda vardı. Yalnız bir noksan vardı ki, sadece peygamberlik makamı verilmemişdir, peygamber olmamışdır. Çünki Peygamberimiz, âhir zemân Peygamberidir. Ondan sonra peygamber gelmez. Onun için o peygamber olarak değil de, evliyâ olarak, âlim olarak gelmişdir. Tasavvuf yolunun en yüksek derecesinde, evliyaların en yüksek derecesindedir. O evliyâ da, asrlarda bir yetişir. İşte O Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri onlardandır. Kemâlât-ı nübüvvetin hepsi onda vardır.” buyurmuşdu. Mevlânâ Hâlid ismini de hiç duymamışdım. Buradaki kabrde yatan zâta, Hâlid bin Zeyd deniliyor. Herhâlde, bu türbedeki yatan zâtdan bahs ediyor diye düşünmüşdüm. Mevlana Halid isminide not defterime yazdım. Hep böyle yazdım defterime, sorayım bunları diye. (O defter hâlâ evde duruyor) (Efendi hazretlerinden işittiklerimden not aldıklarım defterler hepsi duruyor, fırsat olunca onları size okuyayım inşallah). Bir şeyden haberim yokdu. Efendi hazretleri orada, Yâsîn-i şerif suresini tefsir ediyordu. Yasinin mânâsını anlatdı. Buyurduki; Yâsîn: “Ey benim bahr-i yakînimin sebbahı olan sevgili peygamberim, habibim (yakîn denizimin dalgıcı)” demektir buyurdu. Bunları hiç duymamışdım.

    -devamı var-



    Ey kalbi islâm ile yanan, sevdiğim, gençler!
    Bütün islâmiyyetden, size nümûnedir bu!
    İlm ile ma’rifetdir, hep içindekiler,
    Hakîkaten bulunmaz eşsiz hazînedir bu!
    En büyük âlimlerin, en büyük velîlerin,
    En meşhûr sîmaların, en ulvî gönüllerin,
    Âleme ışık tutan, hayât sunan ellerin,
    Kalem ve kalblerinden, sızan bir katredir bu!
    Resûlullahın yolu, hakîkî müslimânlık,
    Ve her iki cihânda, aranılan sultânlık,
    Sulhda her an çalışan, harblerde kahramanlık,
    Gösteren ceddimizden, bize emânetdir bu!
    Her kelimesi huccet, ilmdir her cümlesi,
    Dinle budur hakîkî, islâmiyyetin sesi.
    Kalbden pasları siler ve artdırır hevesi,
    İşte başlı başına, bir islâmiyyetdir bu!

    --------------------------------------------------------------------------------

    cihânı tenvîr eden en son Nûra elvedâ’

    en derin sevgilerle, azîz yâra elvedâ’!




    Allahü teala şefaatine kavuştursun inşallah.
    Konu dutkmd tarafından (11-11-2009 Saat 10:02 ) değiştirilmiştir.



    Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
    "Oğlum sana üç öğüt vereyim!
    1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
    2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
    3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"



  8. #18
    Süper Üyemiz dutkmd is an unknown quantity at this point dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    14.298

    Standart ALTIN HALKA- 36- 13 HÜSEYN HİLMİ IŞIK efendi “rahmetullahi teâlâ aleyh”

    cİhânI tenvîr eden en son Nûra
    elvedâ’


    en derİn sevgİlerle, azîz yâra
    elvedâ’!



    İnsan seveceği kimseyi iyi seçmeli, ona göre sevmeli.



    (Onbeşinci asrı aydınlatan ışık)



    HÜSEYN HİLMİ IŞIK efendi


    “rahmetullahi teâlâ aleyh”


    ------------



    Allahü teala şefaatine kavuştursun inşallah.








    Bir şeyden haberim yokdu. Efendi hazretleri orada, Yâsîn-i şerif suresini tefsir ediyordu. Yasinin mânâsını anlatdı. Buyurduki; Yâsîn: “Ey benim bahr-i yakînimin sebbahı olan sevgili peygamberim, habibim (yakîn denizimin dalgıcı)” demektir buyurdu. Bunları hiç duymamışdım. (Babamın okuma yazması yoktu. Öğrenmeğe vakti olmamış. Ömrü hep muhacirlikle geçmiş. Arkadan düşman kovalamış, onlar kaçmış, 93 harbinde gelmişler. Onun için bize pek bir şey öğretemedi. Fakat öğrenebilmemiz için çok uğraştı. Yalnız hesabı çok kuvvetli idi. Meyve hâline meyvehoş denirdi, meyvehoş da kantar memuru idi. Mesela 7 kerre 37 yi hemen bilirdi). Efendi hazretlerinin sohbetlerinde devamlı bulunmakla, her şeyi Efendi hazretlerinden öğrendim. En mühimide, kimin sevilip, kimin sevilmeyeceğini öğrendim. Va’z beş dakikada bitdi. Ne çabuk bitdi dedim. Meğer, öyle dalmışımki, bir saat geçmiş, bana beş dakika gibi, bir an gibi gelmişti, ders bittiğinde rüyadan uyanır gibi kendime geldim. Herkes dışarı çıkarken, câmi’ kapısında eğildim pabuçlarımı bağlıyordum, iplerini geçiriyorum. Askeri pabuç olduğundan iplerini bağlamak uzun sürüyor. Birisi omzuma eğildi, çok tatlı bir ses tonu ile “Küçük efendi, ben seni sevdim. Evimiz mezarlığın içinde yukarıdadır. Arada bir gel de, seninle sohbet ederiz.” dedi. Bir de bakdım ki biraz evvel vaaz eden hoca efendi, Abdülhakîm Efendi hazretleri idi bu. “Baş üstüne efendim” dedim. Tabii ozaman büyüklüğünü bilmiyordum. İşte böyle isteyen herkese verir. İstemiyenlerden de seçdiğine verir. İşte ben, dua ettim, istedim de kavuştum. Bakın Abdülhakim efendi hazretleri, bir görüşde, "seni sevdim" diyor. Halbuki Evliyânın sevgisini kazanmak için senelerce hizmet etmek lâzım. Kırk-elli sene hizmet ediyorlar ki, gözüne girsin, teveccühünü kazansın diye. Büyük bir zâtın kalbine girmek, sevgisini kazanabilmek için, senelerce hizmet edip, karşısında edeble boynunu bükmek lazımdır. Daha beni ilk görüşde "Küçük efendi seni sevdim" dedi ve evine de davet etdi. Hem sevmek, hem de davet...Onlar yalan söylemez ki, Evliyâ yalan söylemez. (Bu yola zahmetsiz, imtihansız kabûl edildim. Bir de İmâm-ı Rabbâni hazretleri var böyle. Diğerleri ağır imtihanlardan geçerek, senelerce çile çekerek kabûl edilmişlerdir.) Büyüklerin bir iltifatına kavuşmak için senelerce hizmet etmek lâzım. Biz hizmet etmeden iltifata kavuştuk. Ne büyük seadet ya Rabbi, ne büyük ni’met. Allahın bir velîsi davet ediyor. Hemen gitdim elhamdülillah. Davet etmese idi, gidemezdim. Kendisinin davet etmesinden cesaret alarak hemen gittim.
    (Bu bölümdeki anlatılanlar; 2 Kasım 1979, 18 eylül 1984, 04 mayıs 1985, 26 ağustos 1985, 17 Ocak 1991. 01 Mart 1991, 9 Ekim 1992, 16 Ekim 1992, 9 Temmuz 1993 , 5 ağustos 1993, 8 temmuz 1994, 12 nisan 1996, 28 şubat 1997, 24 ekim 1998 tarihli sohbetlerindeki, bizzat işittiklerimdir.)


    -devamı var-



    İlmsiz birşey olmaz, ilm herşeye başdır,
    karanlık yollarda o, en azîz arkadaşdır.
    Ondan sâdık dost olmaz, ondan vefâlı yâr yok,
    herşeyde zarar olsa, onda aslâ zarar yok.
    İlm, ucsuz bucaksız, bir ummânı andırır,
    ilmden başka herşey, insanı usandırır.
    Nasıl kıymetli olmaz, Allah onu övüyor,
    bak! Nebî-yi muhterem, bir hadîsde ne diyor:
    Ara, her yerde ilmi, o yer ister Çin olsun!
    İlm öğrenmek farzdır, her mü’min için olsun.
    Bak! Alî-yülmürtezâ, ne diyor dinlesene,
    (Köle olurum, bana bir harfi öğretene).
    Âlimler, şerî’atı, yıkılmakdan kurtarır,
    âlimler yer yüzünde, zıll-i sıfâtullahdır.
    Mürekkeb-i ulemâ, azîzdir hattâ şundan:
    fî sebîlillah akan, şehîdlerin kanından.
    Çünki, cihâd-ı ekber, ancak ilmle olur,
    dâreynde, ilmi ile, âmil olan kurtulur.
    Âlim, zâhidden üstün, zühd, ilmin altındadır,
    âlimler, âhıretde, nebîler yanındadır.
    Dime! Cihânda âlim, kalmadı, belki vardır,
    aç gözünü, kalbinden zulmet perdesin kaldır!
    Bu dînin âlimleri, hadîsle övüldüler,
    Benî isrâ’îldeki nebîler gibidirler.
    Âlimlerin bir sözü, yıllarca, bâkî kalır,
    insanı en alçakdan, bâlâlara kaldırır.
    Şimdi âlim bulmak zor, o hâlde ne yapmalı?
    âsâr-ı ulemâyı, durmadan okumalı!
    Kitâb, altun bir kafes, ilm içinde kuşdur,
    kafesi satın alan, kuşa mâlik olmuşdur.
    Sarıl kitâblara ki, kalbin nûr ile dolsun,
    önce okuyacağın, Kur’ân-ı kerîm olsun!
    Sonra, kıymetli eser, Buhârî ve Müslimdir,
    ba’dehu Mektûbât-ı İmâm-ı Rabbânîdir.
    Tesavvuf ile fıkh, burada vaslolmuşdur,
    öyle bir âlimdir bu, hadîsle övülmüşdür.
    Hârikalar menba’ı, hiç duyulmıyan sözler,
    asrlarca çözülmez, mu’ammâ mes’eleler.
    Hepsi Mektûbâtda ve tercemesinde vardır,
    onsuz kurtuluş zordur, onsuz ilm, noksandır.
    Eshâb-ı kirâm risâlesi de, gör, ne iyi,
    oku! Güzel anla da, takdîr et sahâbeyi.
    Mektûbât tercemesi, ebedî se’âdetdir,
    le-hül-hamd her yerde var, temâmı bil, üç cilddir.
    İbni Âbidîne bak, bir deryâ ki, sonsuzdur!
    hanefîde en büyük fıkh kitâbı budur.
    Gör, İhyâ-ül-ulûmu, Kimyâ-ı se’âdeti,
    Gazâlîyi yâdından çıkarmazsın ebedî.
    Riyâdunnâsıhîni okuyunca anlarsın,
    Muhammed Rebhâmîye, ne büyük âlim dersin.
    Şeyhul-ekber, Geylânî, öğren Behâ’eddîni,
    böyle zâtlar korumuş, yıkılmakdan bu dîni.
    Mevâhib, her eserde, adı geçen kitâbdır,
    Resûl-i müctebâyı, uzun uzun anlatır.
    menkıbeler pınarı, Çihâr-ı yâr-ı güzîn,
    İhtiyâcı çok ona, kararan kalbimizin.
    Merâkıl-felâh ve Mevkûfât kıymetlidir,
    Mecmû’a-yı zühdiyye, sana çok şey öğretir.
    Ma’rifetnâmeyi gör, İbrâhîm Hakkıyı bil,
    çok oku Birgivîyi, sanma fâideli değil.
    Terceme-i hâlleri, tanınmış Evliyânın,
    içinde anlatılmış, Reşehât, Nefehâtın.
    Berekât-ı Ahmedî, Mu’cizât-ül-Enbiyâ,
    ne güzel yazılmışdır, Hadîka-tül-Evliyâ.
    Dürr-i yektâyı da gör, hem Umdetül-islâmı,
    Miftâhul-Cenneti, ey oğul ilmihâlini.
    Râbıta risâlesi, tesavvufu bildirir,
    musannifi (esseyyid Velî Abdülhakîm)dir.
    Dahâ nice kitâb var, denizde inci bunlar,
    Rahmet-i Hakda olsun, her birini yazanlar.
    Bizlerden selâm eyle, yâ Rabbî, sen onlara,
    kolaylık ver onların yolunda olanlara!.

    --------------------------------------------------------------------------------

    cihânı tenvîr eden en son Nûra elvedâ’

    en derin sevgilerle, azîz yâra elvedâ’!



    Allahü teala şefaatine kavuştursun inşallah.



    Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
    "Oğlum sana üç öğüt vereyim!
    1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
    2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
    3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"



  9. #19
    Süper Üyemiz dutkmd is an unknown quantity at this point dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    14.298

    Standart

    cİhânI tenvîr eden en son Nûra
    elvedâ’


    en derİn sevgİlerle, azîz yâra
    elvedâ’!



    İnsan seveceği kimseyi iyi seçmeli, ona göre sevmeli.



    (Onbeşinci asrı aydınlatan ışık)


    HÜSEYN HİLMİ IŞIK efendi
    “rahmetullahi teâlâ aleyh”
    ------------



    Allahü teala şefaatine kavuştursun inşallah.





    ALTIN HALKA- 36- 14






    Abdülhakim efendi hazretlerinin evine gitmesi ve İdris köşkü:
    1998 senesinin ekim ayının 24 ünde Regaib kandili vesilesiyle, Yalovadaki seadethanelerine, kandil ziyareti için gittiğimizde, huzurlarına kabûl edilmekle şereflenmiştik. Ogün buyurdularki; Mü’minler bir araya toplanınca, kalblerindeki nûr, birbirine aks eder, te’sir eder. Hele aralarında bir de, Allahü teâlânın sevdiği velî bir kulu varsa, Onun kalbindeki nûr şu lamba gibi herkesi aydınlatır. Aralarında öyle biri yoksa, öyle büyüklerin muhabbeti aydınlatır. Bunun için, O zâtın yanlarında olması, hattâ diri olması şart değildir. Vefat etmiş olsa da, Onun muhabbeti, feyz almağa sebeb olur. O büyüklerin sevgisini kazanmak ne büyük müjdedir. İşte ben, böyle büyük bir zâtla Eyyûb Câmi’inde karşılaşdım. Hattâ daha evveliyâtı var. Bir gün Bâyezid Câmi’ine girdiğimde, tesadüfen gördüm. Biraz dinledim. Çok hoşuma gitdi, ama derse yetişecektim, fazla duramadım. Çıkarken bu zâtın kim olduğunu, Cum’a günü Eyyûb Sultanda va’z etdiğini öğrendim. O zamân ta’til Pazar değil, Cum’a günü idi. Süleymaniyede bekirağa bölüğü denilen yerde kalıyordum. Cum’a namâzına Eyyûb Câmi’ine geldim, hiç duymadığım, bilmediğim şeyleri dinlerken çok zevk aldım. Kapıdan çıkarken ayakkabılarımı bağlıyordum, “Küçük efendi, ben seni sevdim. Bizim evimiz yukarıda, mezarlığın arasında, arada bir gel de, sohbet ederiz” diye bir ses işitdim. İlk görüşde “Seni sevdim” dedi. Büyük bir zâtın kalbine girmek için, senelerce hizmet etmek ve sevgisini kazanmak lazım. Bana ilk görüşde, "seni sevdim" dedi.
    “Küçük efendi, ben seni sevdim. Evimiz mezarlığın içinde yukarıdadır. Arada bir gel de, seninle sohbet ederiz.” Buyurarak davet etmesinden cesaret alıp, evine gittim. Davet etmeseydi gidemezdim. O zaman Cuma günleri tatil idi. Bir sonraki cuma gününü sabırsızlıkla bekledim. Cuma gün olunca, heyecanla evine gitdim. Bahce kapısından girince, tam karşıdaki kabirlerin üstünde bir köşk vardı, orada sohbet etdiğini öğrendim ve o köşke girdim. İdris köşkü diyorlardı oraya, III. Selim Hân yapdırmış. Altı türbe, üstü köşk idi. Kapıdan girince hemen karşıdaydı. O köşk, çok güzel bir yerde idi. Oradan haliç görünürdü. Sonradan onu yıkdılar, kabrlerin üstüne çatı yaptılar. O köşke ilk ve son defa girmiş oldum. Sonraki gittiğimde köşk yoktu. Ogün gittiğimde, Abdülhakim efendi hazretleri, o köşkde sohbet ediyordu. İçeriye girdim, Efendi hazretleri köşeye sedirin üstüne oturmuş, önünde bir rahle vardı, kayınpeder Ziya Bey de hemen önünde diz çöküp oturmuş, rahledeki kitabdan okuyor, Efendi hazretleride, Ziya beyin okuduklarını açıklıyor ve anlatıyordu. O zamân Ziya beyi de tanımıyorum tabii... Oturacak yer yoktu, salon mahşer gibi kalabalıktı, her yer dolu idi. Zaten edebimden içeriye giremedim, utandım. Kapının dış tarafına, sofaya oturdum dinliyordum. Biraz sonra, henüz bir dakika geçmeden Efendi hazretleri başını kaldırdı, beni gördü. “Küçük efendi, sen buraya gel” diye beni yanına çağırdı. Ayaklarının dibinde bir kişilik boşluk vardı. Beni oraya oturtdu. Edebimden yüzüne bakamadım. Ancak arada sırada kaçamak bakardım. Biz bütün kazandıklarımızı edebimiz sayesinde kazandık. Ogün gitmeğe başladım, hiç bırakmadım. Efendi hazretlerini tanıdığımda, on sekiz yaşında gençdim. Elhamdülillah daha ilk görüşde teveccüh etdi. Teveccüh demek, sevmek demekdir.
    (bu bölümdeki anlatılanlar, 17 Ocak 1991, 9 Ekim 1992, 16 Ekim 1992, 24 Ekim 1998 tarihli sohbetlerindeki, işittiklerimdendir efendim.)
    -devamı var-



    İlâhî nedir bu aşk, yakdı cismü cânımı?

    bundaki zevk başkadır, duyulur izhâr olmaz.

    Ne tarafa giderim, bırakıp sultânımı,

    Seni sevdi bu gönül, ölse ele yâr olmaz!

    Herkese nasîb olmaz, huzûrundaki ânlar,

    ebedî hâtıradır, bu bulunmaz zemânlar.

    Kadrinizi biz gibi, bir nebze anlayanlar,

    derler ki, bu devrde, sen gibi serdâr olmaz.

    Feth etdiniz kalbimi, gizli bir miftâh ile,

    bundan sonra, nefsimin ısyânları nâfile!

    Her bülbül âşık olur, böyle vefâlı güle,

    kim demiş zemherîrde, ılık bir behâr olmaz.

    Her sözünüz kalbime âb-ı hayât katresi,

    senden başka rûhumun yok kurtuluş çâresi.

    Ey! Cihânın şu ânda, bir teki, bir dânesi!

    biz günâhkârlar için, bundan büyük kâr olmaz!

    --------------------------------------------------------------------------------

    cihânı tenvîr eden en son Nûra elvedâ’

    en derin sevgilerle, azîz yâra elvedâ’!



    Allahü teala şefaatine kavuştursun inşallah.


    huzurpınarı
    Tam İlmihal Seadeti Ebediyye
    www.huseyinhilmiisik.com
    "Okuyanın ihlası artar, ya sevenin"
    Konu dutkmd tarafından (23-11-2009 Saat 12:23 ) değiştirilmiştir.



    Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
    "Oğlum sana üç öğüt vereyim!
    1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
    2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
    3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"



  10. #20
    Süper Üyemiz dutkmd is an unknown quantity at this point dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    14.298

    Standart ALTIN HALKA- 36- 14 HÜSEYN HİLMİ IŞIK efendi “rahmetullahi teâlâ aleyh”

    cİhânI tenvîr eden en son Nûra
    elvedâ’


    en derİn sevgİlerle, azîz yâra
    elvedâ’!



    İnsan seveceği kimseyi iyi seçmeli, ona göre sevmeli.



    (Onbeşinci asrı aydınlatan ışık)

    HÜSEYN HİLMİ IŞIK efendi
    “rahmetullahi teâlâ aleyh”
    ------------

    Allahü teala şefaatine kavuştursun inşallah.









    Abdülhakim efendi hazretlerinin evine gitmesi ve İdris köşkü:
    1998 senesinin ekim ayının 24 ünde Regaib kandili vesilesiyle, Yalovadaki seadethanelerine, kandil ziyareti için gittiğimizde, huzurlarına kabûl edilmekle şereflenmiştik. Ogün buyurdularki; Mü’minler bir araya toplanınca, kalblerindeki nûr, birbirine aks eder, te’sir eder. Hele aralarında bir de, Allahü teâlânın sevdiği velî bir kulu varsa, Onun kalbindeki nûr şu lamba gibi herkesi aydınlatır. Aralarında öyle biri yoksa, öyle büyüklerin muhabbeti aydınlatır. Bunun için, O zâtın yanlarında olması, hattâ diri olması şart değildir. Vefat etmiş olsa da, Onun muhabbeti, feyz almağa sebeb olur. O büyüklerin sevgisini kazanmak ne büyük müjdedir. İşte ben, böyle büyük bir zâtla Eyyûb Câmi’inde karşılaşdım. Hattâ daha evveliyâtı var. Bir gün Bâyezid Câmi’ine girdiğimde, tesadüfen gördüm. Biraz dinledim. Çok hoşuma gitdi, ama derse yetişecektim, fazla duramadım. Çıkarken bu zâtın kim olduğunu, Cum’a günü Eyyûb Sultanda va’z etdiğini öğrendim. O zamân ta’til Pazar değil, Cum’a günü idi. Süleymaniyede bekirağa bölüğü denilen yerde kalıyordum. Cum’a namâzına Eyyûb Câmi’ine geldim, hiç duymadığım, bilmediğim şeyleri dinlerken çok zevk aldım. Kapıdan çıkarken ayakkabılarımı bağlıyordum, “Küçük efendi, ben seni sevdim. Bizim evimiz yukarıda, mezarlığın arasında, arada bir gel de, sohbet ederiz” diye bir ses işitdim. İlk görüşde “Seni sevdim” dedi. Büyük bir zâtın kalbine girmek için, senelerce hizmet etmek ve sevgisini kazanmak lazım. Bana ilk görüşde, "seni sevdim" dedi.
    “Küçük efendi, ben seni sevdim. Evimiz mezarlığın içinde yukarıdadır. Arada bir gel de, seninle sohbet ederiz.” Buyurarak davet etmesinden cesaret alıp, evine gittim. Davet etmeseydi gidemezdim. O zaman Cuma günleri tatil idi. Bir sonraki cuma gününü sabırsızlıkla bekledim. Cuma gün olunca, heyecanla evine gitdim. Bahce kapısından girince, tam karşıdaki kabirlerin üstünde bir köşk vardı, orada sohbet etdiğini öğrendim ve o köşke girdim. İdris köşkü diyorlardı oraya, III. Selim Hân yapdırmış. Altı türbe, üstü köşk idi. Kapıdan girince hemen karşıdaydı. O köşk, çok güzel bir yerde idi. Oradan haliç görünürdü. Sonradan onu yıkdılar, kabrlerin üstüne çatı yaptılar. O köşke ilk ve son defa girmiş oldum. Sonraki gittiğimde köşk yoktu. Ogün gittiğimde, Abdülhakim efendi hazretleri, o köşkde sohbet ediyordu. İçeriye girdim, Efendi hazretleri köşeye sedirin üstüne oturmuş, önünde bir rahle vardı, kayınpeder Ziya Bey de hemen önünde diz çöküp oturmuş, rahledeki kitabdan okuyor, Efendi hazretleride, Ziya beyin okuduklarını açıklıyor ve anlatıyordu. O zamân Ziya beyi de tanımıyorum tabii... Oturacak yer yoktu, salon mahşer gibi kalabalıktı, her yer dolu idi. Zaten edebimden içeriye giremedim, utandım. Kapının dış tarafına, sofaya oturdum dinliyordum. Biraz sonra, henüz bir dakika geçmeden Efendi hazretleri başını kaldırdı, beni gördü. “Küçük efendi, sen buraya gel” diye beni yanına çağırdı. Ayaklarının dibinde bir kişilik boşluk vardı. Beni oraya oturtdu. Edebimden yüzüne bakamadım. Ancak arada sırada kaçamak bakardım. Biz bütün kazandıklarımızı edebimiz sayesinde kazandık. Ogün gitmeğe başladım, hiç bırakmadım. Efendi hazretlerini tanıdığımda, on sekiz yaşında gençdim. Elhamdülillah daha ilk görüşde teveccüh etdi. Teveccüh demek, sevmek demekdir.
    (bu bölümdeki anlatılanlar, 17 Ocak 1991, 9 Ekim 1992, 16 Ekim 1992, 24 Ekim 1998 tarihli sohbetlerindeki, işittiklerimdendir efendim.)
    -devamı var-



    İlâhî nedir bu aşk, yakdı cismü cânımı?

    bundaki zevk başkadır, duyulur izhâr olmaz.

    Ne tarafa giderim, bırakıp sultânımı,

    Seni sevdi bu gönül, ölse ele yâr olmaz!

    Herkese nasîb olmaz, huzûrundaki ânlar,

    ebedî hâtıradır, bu bulunmaz zemânlar.

    Kadrinizi biz gibi, bir nebze anlayanlar,

    derler ki, bu devrde, sen gibi serdâr olmaz.

    Feth etdiniz kalbimi, gizli bir miftâh ile,

    bundan sonra, nefsimin ısyânları nâfile!

    Her bülbül âşık olur, böyle vefâlı güle,

    kim demiş zemherîrde, ılık bir behâr olmaz.

    Her sözünüz kalbime âb-ı hayât katresi,

    senden başka rûhumun yok kurtuluş çâresi.

    Ey! Cihânın şu ânda, bir teki, bir dânesi!

    biz günâhkârlar için, bundan büyük kâr olmaz!

    --------------------------------------------------------------------------------

    cihânı tenvîr eden en son Nûra elvedâ’

    en derin sevgilerle, azîz yâra elvedâ’!



    Allahü teala şefaatine kavuştursun inşallah.


    huzurpınarı
    Tam İlmihal Seadeti Ebediyye
    www.huseyinhilmiisik.com
    "Okuyanın ihlası artar, ya sevenin"



    Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
    "Oğlum sana üç öğüt vereyim!
    1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
    2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
    3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"



+ Konu Cevaplama Paneli

Tags for this Thread

Yetkileriniz

  • You may not post new threads
  • You may not post replies
  • You may not post attachments
  • You may not edit your posts

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147