+ Konu Cevaplama Paneli
Sayfa 3 Toplam 5 Sayfadan BirinciBirinci 1 2 3 4 5 SonuncuSonuncu
21 den 30´e kadar. Toplam 46 Sayfa bulundu

Konu: ALTIN HALKA- 36-HÜSEYN HİLMİ IŞIK efendi

  1. #21
    Süper Üyemiz dutkmd is an unknown quantity at this point dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    14.298

    Standart ALTIN HALKA- 36- 15 HÜSEYN HİLMİ IŞIK efendi “rahmetullahi teâlâ aleyh”

    cİhânI tenvîr eden en son Nûra
    elvedâ’


    en derİn sevgİlerle, azîz yâra
    elvedâ’!



    İnsan seveceği kimseyi iyi seçmeli, ona göre sevmeli.



    (Onbeşinci asrı aydınlatan ışık)



    HÜSEYN HİLMİ IŞIK efendi


    “rahmetullahi teâlâ aleyh”


    ------------



    Allahü teala şefaatine kavuştursun inşallah.








    Abdülhakim efendi hazretlerinden ilim öğrenmesi:
    (Arabî ve Farisî öğrenmesi):
    1993 senesinin ağustos ayının 5 inde, eczaneden dönerlerken, Yenibosnada İhlâs motor'u ziyaret etmişlerdi. Hocamızın çok sevdiği, pekçok kıymetli insanın kalbinde “sakallı dede” olarak taht kurmuş olan babam, (Muammer dede), Mübarek hocamızı karşıladı, binanın çeşitli bölümlerini gezdirip malûmat verdikten sonra, Bahcedeki çiçeklerin arasındaki havuzun kenarındaki sandalyelerde oturdular. İhlas motor çalışanları, bir gülistanda meşruh çiçekleri koklayıp sevince gark olan biçareler gibiydi. Hocamızın mübarek ağzından inci tanesi gibi saçılan sözlerini dinlemekle mesrur oluyorlardı. Hocamız ogün buyurdularki;
    “İnde zikrissalihin tenzilürrahme”. Evliyânın ismi anıldığı yere rahmet yağar. Bütün arkadaşlar müsait zemânlarda toplanıp kitâb okusunlar. Kitap okumak şartdır. Öğreneceğiz... İslâmiyyetin en büyük düşmanı cehaletdir. Peygamber efendimiz sallallahü aleyhi vesellem ne buyuruyor; “Beşikden mezara kadar ilm öğreniniz”. İlm öğrenmek farzdır. Farzları öğrenmek farz, vacibleri öğrenmek vacib, sünnetleri öğrenmek sünnet, harâmları öğrenmekde farzdır. Öğreneceğiz ki, sakınacağız. “Talebül ilmi farîzatün ala külli müslimen ve müslimetün.” “Müslimânların -erkek olsun, kadın olsun- ilm öğrenmesi farzdır” diyor Peygamber efendimiz. Yedi yaşından beri okuyorum, hâlâ okuyorum, kitâb okumadan duramıyorum, gece gündüz okuyorum.
    Bizim kitâblarımız çok kıymetli, niçin çok kıymetli? Çünkü içinde bana ait hiçbir yazı yok. Hepsi, büyük âlimlerin sözleri. Pırlanta yanında cam parçası olur mu? Abdülhakîm efendi hazretleri bize hangi kitâbı tavsiye etdi ise, medh etdi ise, o kitâbı aldım, o kitâbdan tercüme etdim.
    Beni Ankaraya tayin etdiklerinde, Mübarek bana mektûb gönderirdi. Bir mektûbunda; “Aziz Hilmi” diye yazıyor. Aziz ne demek; sevimli demek. İçinde diyor ki, “Bir zamân gelecek, din bilgileri Hilmiden sorulacak.” Evde saklıyorum o mektûbu. Şimdi bütün dünyâ bize soruyor.
    Öğrendiğim her şeyi Abdülhakim efendi hazretlerinden öğrendim. Maddî manevî, elime geçen her şey, Onun bereketiyle olmuştur.
    -devamı var-



    Gönlüm nûru, feyz kaynağım, oldu bizden irak,

    zulmet-i hicrânda kaldı rûhum pür iftirâk.

    Göz yumup dâr-ı fenâdan baş açık, çıplak endâm,

    can atıp dâr-ı bekâya eyledi azm-i hirâm.

    Etdi ol sabî, genc gibi, zîr-i zemînde durak,

    söylerim alevlenince canda nâr-ı iştiyak.

    Hasret kaldım, hep karardım, oldum nûrumdan cüdâ,

    feyz kaynağım, el-vedâ’, âh el-vedâ’, âh el-vedâ’.

    Uğrayıp bâd-i hazân, gitdi bizden ol bî-bedel,

    sohbetine mahrûm kaldım, götürdü bir soğuk yel.

    Uçdu çün ol rûh-ı ma’sûm, bizlere verdi melel,

    kapdı nâ-geh ol kuzuyu sürüden gürk-i ecel.

    Gam çölünde vâlüh-ü hayrân kaldım pür kesel,

    dâr-ı ukbâda haşr ede onu bizle Lem-yezel.

    Nûr haznesi, mahmel-i tâbûta olunca sürûr,

    menzil-i aslına azm etdi o rûh-ı pür-nûr.

    Kaldı dil, râh-i felâket içinde bî-kes-ü zâr,

    âteş-i hasret yakıp etdi vücûdüm hâk-i sâr.

    Netdiğim, ne söylediğim bilmezem mecnûn gibi,

    gözlerim yaşı akar, selle olur bî-ihtiyâr.

    Zilhicce başlamışdı, giydi kefen ihrâmını,

    dedi lebbeyk, işitince ecelin peygâmını.

    Bakmadı dünyâ-yı denîye, fehm etdi encâmını,

    sa’y edip, kurb-i hudâda eyledi bayrâmını.

    Dilerim Safâ üzre bula Hakkın in’âmını,

    cânını kurban edip, nûş etdi mevtin câmını.

    Hâfız-ı Kur’ân olmuşdu oniki yaşındayken,

    şâfi’î Zinnûreyn Osmân, yoldaşı gılmân ola,

    Hem de o yaşda kavuşdu bir Velî nazarına,

    bağ-ı Cennetde makâmı ravda-i Rıdvân ola.

    Sohbeti olmadıkca, dünyâ bana zından ola,

    kabri içre mûnisi îmân ola, Kur’ân ola.

    Kabr-i pâkin her Cum’a varıp ziyâret edelim,

    meşhedi tâşına yüz sürüp, kanâ’at edelim.

    Kur’ân-ı kerîmi rûh-ı pâkine tilâvet edelim,

    rûz-u şeb hayr ile yâd etmeği âdet edelim.

    Îş-ü nûşundan fânî dehrin ferâgât edelim,

    çünki takdîr-i Hudâdır buna itâ’at edelim.

    Şiddetli ecel rüzgârı buldu, o körpe dalı,

    kara toprak aldı altına o feyz menba’ını.

    Ağla ey Dâ’î kaçırdın kalbinin devâsını,

    Resûlullahdan gelen silsilenin halkasını.

    Göz yaşların gam değil, yıkarsa dehrin çarkını,

    diyelim hasretle her ân, âh ölüm târîhini (1057).

    Hasret kaldım, hep karardım, oldum nûrumdan cüdâ,

    feyz kaynağım, elvedâ’, âh elvedâ, âh elvedâ’.

    --------------------------------------------------------------------------------

    cihânı tenvîr eden en son Nûra elvedâ’

    en derin sevgilerle, azîz yâra elvedâ’!



    Allahü teala şefaatine kavuştursun inşallah.


    huzurpınarı
    Tam İlmihal Seadeti Ebediyye
    www.huseyinhilmiisik.com
    "Okuyanın ihlası artar, ya sevenin"
    Konu dutkmd tarafından (23-11-2009 Saat 12:21 ) değiştirilmiştir.



    Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
    "Oğlum sana üç öğüt vereyim!
    1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
    2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
    3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"



  2. #22
    Süper Üyemiz dutkmd is an unknown quantity at this point dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    14.298

    Standart ALTIN HALKA- 36- 16 HÜSEYN HİLMİ IŞIK efendi “rahmetullahi teâlâ aleyh”

    cİhânI tenvîr eden en son Nûra
    elvedâ’


    en derİn sevgİlerle, azîz yâra
    elvedâ’!



    İnsan seveceği kimseyi iyi seçmeli, ona göre sevmeli.



    (Onbeşinci asrı aydınlatan ışık)

    HÜSEYN HİLMİ IŞIK efendi
    “rahmetullahi teâlâ aleyh”
    ------------

    Allahü teala şefaatine kavuştursun inşallah.








    Abdülhakim efendi hazretlerinden ilim öğrenmesi:
    (Arabî ve Farisî öğrenmesi):
    -2-
    Abdülhakim efendi hazretleri, senelerce bana arabca öğretdi. Şaşırırdım arabcayı nasıl okuyorlar diye. Kur’ân-ı kerîm okuyoruz. Üstün, esre ve ötre var. Ama arabca kitâblarda, üstün, esre yok ki. Nasıl okunur aklım ermezdi. Mübârek, onları öğretdi bana. Benimle hususi ilgilenirdi. Emsile, sarh, nahv okutup ezberletdi. “Bunu 1000 kerre okuyan hiç unutmaz. Sen zekisin, 500 kerre sana yeter” buyururdu. Öğrendiklerimi, yollarda, tramvayda hep okurdum, ezberlerdim. Gelince, Efendi hazretleri, ezberlediklerini oku bakalım derdi. Okurdum, aferin derdi, çok sevinirdi. Hoşuna giderdi. Hadi bir daha derdi. Birkaç senede Arabcayı öğretdi, Fârisîyi de öğretdi. Hem Arabî, hem Fârisî öğretdi. Ondan işitdiklerim aklımdan çıkmıyor. Başka şeyleri unutabiliyorum, fakat efendiden işittiklerimi hiç unutmuyorum.
    Mürşid olgun, mürid uygun olunca, ya’nî Mürşid, kamil ve mükemmil (kemale erdirebilen), müridde de muhabbet ve istidat olunca, senelerin işi sâatlere ve saniyelere döner. Mürşid-i kamilin bir bakışı yeter. Diğer ilmlerde de aynı kaide vardır. Hoca, mahir ve müşfik olursa, talebe de zeki ve çalışkan olunca öğrenilmeyecek hiçbir ilm yoktur. Efendi hazretleri bize hususi emek verirdi, hususi birşekilde ilgilenirdi. Abdülhakim efendi hazretlerine her gittiğimde yanına oturturdu, elini elime verirdi, cebinden kağıt çıkarırdı, yazar yazar, “Al bunu oku” derdi. Okurdum, okuyamazdım, yanlış okurdum, gülerdi mübârek. Kendisi düzeltir, öğretirdi. Ders vermeğe başlamadan bir müddet, sadece elini tutturup sıktırmıştı.
    İlk gitdiğim sıralarda, odada kimse yokken, beni alırdı yanına, sandalyeye otururdu mübârek, beni de yanındaki sandalyeye oturturdu. Elini uzatırdı, “Tut elimi” derdi. Tutardım. “Sık” derdi. Elini sıkardım. Sıkardım… “Daha sık, daha sık” derdi. Sıkmakdan yorulurdum efendim. Bakardım ki gözlerini kapamış, uyudu zannederdim, gevşetirdim elimi, çünki yorulurdum. Tam elimi gevşetirken gözlerini açar, “Sık” derdi. Bu şekilde, bir sene hep elini sıkdırdı bana. Kim bilir? Onların bütün vücudları zikr edermiş, Evliyânın bütün zerreleri zikr edermiş. Mektûbatda var bu. Bütün zerreleri zikr eder diye yazılı. Biz bunu sonradan öğrendik, Seadet-i Ebediyeye de yazdık bunu. Elini sıkdırıyor ki, o zikr benim kalbimede sirayet etsin diye.

    -devamı var-



    Ey gözlerimin nûru, ey cândan yakîn cânân!
    Abdülhakîm Arvâsî, hasta rûhlara dermân!
    Bizler nerde siz nerde, perdeler feth olmuyor,
    Sizden uzak kaldıkca, kalbler râhat bulmuyor.
    Sohbetden, muhabbetden, dâim konuşurdunuz,
    Talebe, hocası ile ölçülür, diyordunuz.
    Adım adım, hakîkat yolunu geçmişsiniz!
    Rûhları serhoş eden, şerbetden içmişsiniz!
    Dünyâ yok gözünüzde, kalb sâhibi ile meşgûl,
    Sensin cihânda şimdi, Rabbin en sevdiği kul!
    Tevâzû’, büyüklüğün alâmeti derdiniz,
    Her hareketinizde bunu gösterirdiniz.
    Cihân zûlmetde iken Fehîm nûr saçıyordu,
    O haznedeki esrâr, hep size nasîb oldu!
    Ya Rabbî! Seyyid Fehîm, ne büyük mürşid imiş,
    ölü kalbi dirilten, bir Hakîm yetişdirmiş.
    Resûlullahdan gelen, nûru nakş etmiş size,
    En büyük arzûmuzdur, kavuşmak lutfünüze!
    Nûra kavuşulur mu, bir rehber olmadıkca?
    Kalbleri ihlâs ile, ona bağlamadıkca.


    --------------------------------------------------------------------------------

    cihânı tenvîr eden en son Nûra elvedâ’

    en derin sevgilerle, azîz yâra elvedâ’!




    Allahü teala şefaatine kavuştursun inşallah.



    Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
    "Oğlum sana üç öğüt vereyim!
    1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
    2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
    3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"



  3. #23
    Süper Üyemiz dutkmd is an unknown quantity at this point dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    14.298

    Standart ALTIN HALKA- 36- 17 HÜSEYN HİLMİ IŞIK efendi “rahmetullahi teâlâ aleyh”

    cİhânI tenvîr eden en son Nûra
    elvedâ’


    en derİn sevgİlerle, azîz yâra
    elvedâ’!



    İnsan seveceği kimseyi iyi seçmeli, ona göre sevmeli.



    (Onbeşinci asrı aydınlatan ışık)

    HÜSEYN HİLMİ IŞIK efendi
    “rahmetullahi teâlâ aleyh”
    ------------

    Allahü teala şefaatine kavuştursun inşallah.








    Abdülhakim efendi hazretlerinden ilim öğrenmesi:
    (Arabî ve Farisî öğrenmesi):
    -3-
    Bir sene sonra ders okutmaya, arabca öğretmeye başladı bana. Millet bahcede namaz vaktini beklerdi. Daha yarım saat varken, Mübarek beni içeriye odaya alırdı, Arabî öğretirdi, sarfı nahiv öğretirdi. Cebinden kağıt kalem çıkarır kendisi yazardı yazardı mübârek, bana verirdi, al bunları oku ezberle derdi. Evvela kendi okurdu, okurken ben hareke koyardım, hemen giderken yolda, tramvayda, ezberlerdim. Ertesi gün gidince ne yapdın derdi, ezberledim efendim derdim. Oku bakayım derdi. Bir okurdum aman ne hoşuna giderdi mübareğin. Hadi bakalım sana yeni ders vereceğim derdi. Böyle arabi, fârisî öğretdi. Yoksa O kitâbların ismini bile bilmiyordum. Okumak şöyle dursun, böyle şeyler varmıymış, yokmuymuş haberimiz yoktu. Hatta türkçe kitâbları bile Ondan öğrendim. Malumat-i Nafia diye bir kitâb vardı, al oku bunu fâidelidir buyurdu. Biz onu şimdi bastırdık. Bir numaralı kitâbımız oldu, isminide “Fâideli bilgiler” koyduk. Efendi hazretleri tavsiye etti bize onu. Hep Efendi hazretleri'nin methetdiği, tavsiye etdiği kitâbları bastırdık. O büyüklerin ismini bile söylemek kârdır. “İnde zikrissalihin tenzilürrahme”, hadîs-i şerîf bu. Peygamber efendimiz sallallahü aleyhi vesellem ne buyuruyor, Allahü teâlânın sevdiklerinin, Evliyâlarının ismi bir yerde söylenirse oraya rahmet yağar.
    1929 senesi daha onsekiz yaşında idim. Yedi sene devamlı gitdim. Bazan sabah namâzında giderdim, yatsıya kadar ayrılamazdım. Yemek vakitlerinde, Şakir efendi ile haber gönderir, Hilmiyi çağırın derdi. Masada tam karşısına otururdum. Abdülhakim efendi hazretlerinin yanında dünyayı unuturdum, yanından ayrılamazdım, sohbetinden çıkınca, dışarıda dünyayı yeniden görüyor gibi olurdum. Ne tatlı günlerdi. Allah onların sevgisinden ayırmasın bizi. Zaten onlar bir insanı severse, o da onu severmiş. Bizim ev Fatihde idi. Eyyûbsultandan vapurla köprüye gideceğim. Köprüden tramvayla Fatihe gideceğim. Son vapuru beklerdim. Bakardım, “Son vapurun kalkmasına yarım saat var” derdim, “5-10 dakika daha oturayım” diye düşünürdüm, ayrılamazdım. Bir de bakardım, 10 dakika var. “Koşa koşa inerim yokuş aşağı, 5 dakikada giderim” diye düşünürdüm. “5 dakika daha otursam kârdır” derdim. Bir de bakardım 5 dakika var, “kalkmıyacağım ne olursa olsun” derdim. İskeleye gidince bakardımki, vapur kalkmış, yarım sâat, bir sâat olmuş. Yürüyerek Fatihe giderdim. 5-10 dakika diyerek , vapuru kaçırırdım, başka vasıtada yoktu. Gece yürüyerek giderdim. Mübârek, bana arabcayı, farscayı öğretdi.
    -devamı var-



    Hayâlin önümde, parlak ay gibi, zulmeti gideren mehtâba benzer,
    bu âlem görünür bir serây gibi, ışık olmayınca, zindâna benzer!

    Bu sesler yabancı, özler yabancı, bakışlar yabancı, gözler yabancı;
    dudaklar gülse de, ma’nâ yabancı, gördüğüm rü’yâlar, bir zanna benzer!

    Güllerin başkadır, ateşin başka, aşkınla tutuşan, bülbülün başka;
    şu elin güzeli değmiyor aşka, bir güzel görmedim, cânâna benzer!

    Bakdıkca yakından güneş yüzüne, dahâ çok inandım tatlı sözüne,
    şifâsın, rûhumun üzüntüsüne, sohbetin her derde dermâna benzer!

    Ayrılık yakıyor gece ve gündüz, geceden karanlık oluyor gündüz,
    bu yıl da gurbetde geçen ömrümüz, cefâsı bitmiyen, devrâna benzer!


    --------------------------------------------------------------------------------

    cihânı tenvîr eden en son Nûra elvedâ’

    en derin sevgilerle, azîz yâra elvedâ’!



    Allahü teala şefaatine kavuştursun inşallah.


    huzurpınarı
    Tam İlmihal Seadeti Ebediyye
    www.huseyinhilmiisik.com
    "Okuyanın ihlası artar, ya sevenin"



    Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
    "Oğlum sana üç öğüt vereyim!
    1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
    2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
    3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"



  4. #24
    Süper Üyemiz dutkmd is an unknown quantity at this point dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    14.298

    Standart ALTIN HALKA- 36- 18 HÜSEYN HİLMİ IŞIK efendi “rahmetullahi teâlâ aleyh”

    cİhânI tenvîr eden en son Nûra
    elvedâ’


    en derİn sevgİlerle, azîz yâra
    elvedâ’!



    İnsan seveceği kimseyi iyi seçmeli, ona göre sevmeli.



    (Onbeşinci asrı aydınlatan ışık)

    HÜSEYN HİLMİ IŞIK efendi
    “rahmetullahi teâlâ aleyh”
    ------------

    Allahü teala şefaatine kavuştursun inşallah.










    Abdülhakim efendi hazretlerinden ilim öğrenmesi:
    (Arabî ve Farisî öğrenmesi):
    -4-
    Efendi hazretleri nereye gitse, ben de peşinden giderdim. Bazan herkes bahçede oynarken, ben Efendi hazretlerinin dizinin dibinden ayrılmazdım. Efendi hazretlerinden hiç duymadığım şeyleri duyardım, defterime not eder, ezberlerdim. Efendi hazretlerine olan muhabbetim de benden değildi. Beni Kendisi cezb ederdi. Yâni cezbetmek de Efendi hazretlerindendi. Sanki elli sene sonrasını, bu günleri görmüş gibiydi.
    Yemekte, namazda, istirâhatte, bir yere gitmekte, Efendiden hiç ayrılmazdım, her hareketine dikkat ederdim ve hep onu dinlerdim. Bir dakîkanın boş geçmemesi için çırpınırdım, her fırsatta yanına giderdim. Başka camilerdeki vaazlarınada giderdim.
    Arabî ve Farisî okutmadan evvel, bazı türkce kitablardan ders verdi. Sonra arabî ve farisî okuttu. Emsile, avâmil, simâ'î masdarlarını, emâlî kasîdesini, Mevlânâ Hâlid dîvânını, İsaguci denilen mantık kitâbını ezberletti. Bir şey öğretmediği birgün olmamıştı. İmâm-ı Begavî'nin "Kazâ-kader" hakkındaki yazısının, Arabî'den Türkçeye tercümesini yaptırdı bana. Gece evde yazdım, ertesi gün götürdüm. "Çok iyi, doğru tercüme etmişsin. Hoşuma gitti" buyurdu. (Bu tercüme, Seadet-i Ebediyye kitabının 412. sayfasındadır). Bir gün bahçede kanepede oturuyorduk, başını kaldırdı; "Beni dinleyen kazanır, ama dinleyen yok" buyurdu. Sonra ilave etdi; “Ama sen dinlersin, değil mi” buyurdu. Evet efendim dedim. Subay olduğum halde yüzüne bakamazdım. Hep önüme bakardım. Efendi hazretlerinin yüzüne baktığım vaki değildir benim. Kalbi kırılır diye korkardım, üzülecek diye ödüm patlardı. Efendi hazretleri, mübârek, çekti kurtardı bizi. Din ve dünyâ seadetini verdi.
    Öyle ni’metler içerisindeyiz ki... Dünya ve ahiret ni’metleri içinde yüzüyoruz. Hep bunlar Efendi hazretlerinin bereketidir. Bütün kazandıklarımız Abdülhakim efendi hazretlerinin bereketi ile olmuştur. Allahü teâlâ inşâallah âhırette de huzurlarından ayırmaz bizi. Hadîs-i şerif müjde veriyor. “El mer’u mea men ehabbe.” insan, dünyâda kimi severse, âhırette onun yanında olacak. Biz de Onları seviyoruz. Bu sevgiyi de bize veren gene onlar. Sevgi yukarıdan aşağıya gelir. Onlar kendilerini sevdirdi. Biz sevmeyi bilemezdik. Zaten ilk gördüğümde talebeydim.
    (bu bölümdeki anlatılanlar, 18 ekim 1984, 26 ağustos 1985, 17 Ocak 1991. 9 ekim 1992, 16 ekim 1992, 5 ağustos 1993, 4 şubat 1994, 8 temmuz 1994, 7 ekim 1994, 6 mayıs 1995, 13 mayıs 1995, 12 nisan 1996, 28 şubat 1997, 24 ekim 1998 tarihli sohbetlerindeki, işittiklerimdir efendim).
    Seadet-i Ebediyye kitabının 412. sayfasındaki, "Kazâ-kader" hakkındaki bilgi;
    Büyük âlim imâm-ı Begavî buyuruyor ki: (Kazâ, kader bilgisi, Allahü teâlânın kullarından sakladığı sırlardan biridir. Bu bilgiyi, en yakın meleklere ve din sâhibi olan Peygamberlerine “aleyhimüsselâm” bile açmadı. Bu bilgi, büyük bir deryâdır. Kimsenin, bu denize dalması, kaderden konuşması câiz değildir. Şu kadar bilelim ki, Allahü teâlâ, insanları yaratıyor. Bir kısmı şakîdir. Cehennemde kalacakdır. Bir kısmı da sa’îddir. Cennete gidecekdir. Bir kimse, hazret-i Alîden “radıyallahü anh” kaderi sordukda: (Karanlık bir yoldur. Bu yolda yürüme!) buyurdu. Tekrâr sorunca: (Derin bir denizdir) buyurdu. Tekrâr sordu. Bu def’a: (Kader, Allahü teâlânın sırrıdır. Bu bilgiyi senden sakladı) buyurdu.)
    -devamı var-



    Ah, meded Allahım sendendir, meded,
    aklım alındığı yerlere geldim.
    Düâmı kabûl edip, eyleme red,
    sînem delindiği yerlere geldim.
    Hep, âh ile zârdır, âşıkın işi,
    kan ile karışdı gözümün yaşı.
    İnci, mercan olmuş toprağı, taşı,
    cevher bulunduğu yerlere geldim.
    Dağların başına, bulutlar çıkar,
    bağrımın içinde, şimşekler çakar,
    Firdevs-i a’lâdan, bir servi çınar,
    çıkıp salındığı yerlere geldim.
    Sünbülün da’vâsı, servi dalîle,
    bülbülün sevdâsı, behâr gülîle,
    Muhabbet sunarken, Hakîm dilîle,
    gönlüm sızladığı yerlere geldim.
    Ah! Şimdi bir, ele geçse nigâhın,
    bilemedim kıymetini dergâhın.
    Âlem-i ervâhdan, bir şems-ü mâhın,
    nûrunu saçdığı yerlere geldim.

    --------------------------------------------------------------------------------

    cihânı tenvîr eden en son Nûra elvedâ’

    en derin sevgilerle, azîz yâra elvedâ’!



    Allahü teala şefaatine kavuştursun inşallah.


    huzurpınarı
    Tam İlmihal Seadeti Ebediyye
    www.huseyinhilmiisik.com
    "Okuyanın ihlası artar, ya sevenin"



    Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
    "Oğlum sana üç öğüt vereyim!
    1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
    2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
    3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"



  5. #25
    Süper Üyemiz dutkmd is an unknown quantity at this point dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    14.298

    Standart ALTIN HALKA- 36- 19 HÜSEYN HİLMİ IŞIK efendi “rahmetullahi teâlâ aleyh”

    cİhânI tenvîr eden en son Nûra
    elvedâ’


    en derİn sevgİlerle, azîz yâra
    elvedâ’!



    İnsan seveceği kimseyi iyi seçmeli, ona göre sevmeli.



    (Onbeşinci asrı aydınlatan ışık)

    HÜSEYN HİLMİ IŞIK efendi
    “rahmetullahi teâlâ aleyh”
    ------------

    Allahü teala şefaatine kavuştursun inşallah.










    Yıldızları takması ve bazı mühim müjdeler alması:

    -1-


    1993 senesinin şubat ayının 6 sında (14 şaban 1413) Berat kandili vesilesiyle, Fatih’deki seadethanelerine, kandil ziyareti için gittiğimizde, huzurlarıyla şereflenme seadetine kavuşmuştuk. Mübarek hocamız o gün buyurdularki; Abdülhakim efendi hazretlerini tanımak, Allahü tealanın bana en büyük lûtfu olmuştur. O'nun yanında dünyayı unuturduk. Ömrümün en zevkli dakikaları O'nunla beraber olduğum zamanlardır. Bana çok müjdeler verdi. Mesela; Ben evleneceğim zaman, Efendi hazretlerine, Ben evlenmek istiyorum dedim. Efendi hazretleri de “Kiminle evleneceksin” buyurdu. Ben de, “Siz kimi emr ederseniz, onunla” dedim. Efendi hazretleri sevindi. “Öyleyse sen Ziya Beyin kızıyla evlen” buyurdu. Bu benim için bir müjde oldu. Çünki Ziya bey'e hususi sevgisi vardı. Herkes ençok Ziya bey'i sevdiğini bilirdi. Hatta bir gün Efendi hazretleri ellerini kaldırdı, “Yâ Rabbi Ziya kulunun bana yapdıklarına karşılıkda bulunamıyorum. Onun mükafatını sen sonsuz rahmet hazinelerinden ver. Onu sana havale etdim” diye düâ etdi. Biz evlendikten sonra, Efendi hazretleri bizim hanıma, “Hilmi’den memnunmusun” buyurdu. Bizim hanım da, memnunum dedi. Efendi hazretleri; “Sen benim hem kızımsın, hem gelinimsin” buyurdu. Bu da benim için çok büyük bir müjde oldu. Sen benim gelinimsin ne demek? Hilmi benim oğlumdur demek. Bu sözün ma’nâsı budur. Ben bu müjdeyi aldım, elhamdülillah. Bunlar yadigar haberler. Bunları kitâblar yazmaz, kimse de bilmez. Elhamdülillah, çok büyük müjde aldım Efendiden. Bir müjde de, daha önce almışdım. 1932de eczacı subayı çıkdım. Yıldızları takdım, sırmalı elbise giydim. (Sırmalı elbise vardı o zemân, şimdi yok. Sırma ve yıldızlar yakaya takılırdı, şimdi sadece omuza takılıyor). Sırmanın üzerindeydi yıldızlar. Yeni elbiseleri giydim, doğru Efendi hazretlerine gittim. Yirmibir yaşındaydım o zamân. Gitdim bakdım câminin önünde oturuyor. Yanına oturdum. Hiç sesini çıkarmadı mübârek. Hasır bir koltukda oturuyordu, bende yerde oturdum. Kimse yokdu başka. Câmi’nin sofasında, Efendi hazretlerine hizmet eden Şakir efendi vardı sadece. Şakir efendi kim biliyormusunuz.. Efendi hazretleri Vandan İstanbula hicret ederken çok sıkıntı çekmişler. 1919 da, Birinci cihan harbinin sonlarında, Ermeniler birçok müslimânları kesmişler. Ermeniler, Ruslardan aldığı silahlarla müslümân köylerini basmışlar. O zaman Efendi hazretleri, yüzelli kişilik kafilesini alarak hicret için yola çıkıyor. Evvela Iraka, Musula, Musuldan Adanaya, Adanadan Eskişehire, Eskişehirden de İstanbula geliyor mübârek. İstanbula gelene kadar otuz kişi kalmışlar. Yaya olarak, aç, susuz, para yok. Ne sıkıntı çekmişler. Efendi hazretleri İstanbula gelirken Eskişehirde de kalmış.
    -devamı var-



    (Ehl-i sünnet) i’tikâdı, nazm üzre ey civân,
    oldu aşağıda sana, açık dil ile beyân:
    Doğru olan i’tikâdı, ister isen kardeşim,
    gece gündüz, bu kitâbı oku hem de, pek candan!
    Rûhuna rahmet eylesin, Hak, Ebû Hanîfenin,
    Kur’ân yolunu gösterdi, bize o yüce Nu’mân.
    Dünyâya gönül bağlama, akar ömür su gibi,
    Şerî’ate uyan kimse, her dem olur şâdüman.
    Önce ilmihâli öğren, çocuğuna da öğret.
    din bilgisi öğrenmezsen, olursun sonra pişmân!
    Düşmanlarımız sinsice, nasıl saldırıyor bak,
    sen de dîni yaymak için, çalış gayb etme zemân!
    Dinsizler hep yalanla, gençleri aldatıyor,
    İslâmı yok edecekler, artık gafletden uyan!
    Müslimânlar da şaşırmış, tuzağa düşmüş çoğu,
    (Ehl-i kıble) sözde hepsi, ayrılmışlar hak yoldan,
    İlm-i hâli öğrenmiyen, kendini koruyamaz.
    Kâfir veyâ sapık olur, (Ehl-i sünnet) olmıyan!
    Doğru olan bilgileri, yayanlara yardım et!
    cihâd sevâbını kazan, olsun bunda mal revân.
    Resûlullah hiç durdu mu. Eshâbı uyudu mu?
    dîni yaymak için hepsi, olmuşdu bir kahramân!
    Çalış boş durma sen dahî, din düşmanı pek kavî,
    içden dışdan ezecekler, gidecek, dinle îmân.
    Eshâba çirkin söyleme, hepsinin kadrini bil,
    birbirini severlerdi, buna şâhiddir Kur’ân!
    En üstün Ebû Bekrdir, Ömer, Osmân, Alî hem,
    Muâviyeyi de çok sev, Odur Kur’ânı yazan!
    Rabbimiz cism değildir, zemânı, mekânı yok,
    maddeye hulûl eylemez, böyle olmalı îmân!
    Mahlûka muhtâc değildir, ortağı, benzeri yok,
    herşeyi Odur yaratan, hem de varlıkda tutan.
    İyi, kötü, îmân, küfr, madde, kuvvet, enerji,
    hepsini O var ediyor, yaratamaz hiç insan!
    herkese akl, irâde verdi, hem yol gösterdi,
    kim iyilik diler ise, yaratır hemen Rahmân.
    Önce, i’tikâdı düzelt, emri, yasağı gözet,
    se’âdete kavuşamaz, şerî’atden ayrılan!
    Tâ önceden âdet oldu, kim ekerse o biçer,
    pek aldandı, ziyân etdi, ekmeden buğday uman!
    Yetmişüç fırkadan ancak (Ehl-i sünnet) kurtulan,
    Resûlullahın yolunu onlardır bize sunan!



    --------------------------------------------------------------------------------

    cihânı tenvîr eden en son Nûra elvedâ’

    en derin sevgilerle, azîz yâra elvedâ’!



    Allahü teala şefaatine kavuştursun inşallah.


    huzurpınarı
    Tam İlmihal Seadeti Ebediyye
    www.huseyinhilmiisik.com
    "Okuyanın ihlası artar, ya sevenin"



    Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
    "Oğlum sana üç öğüt vereyim!
    1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
    2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
    3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"



  6. #26
    Süper Üyemiz dutkmd is an unknown quantity at this point dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    14.298

    Standart ALTIN HALKA- 36- 20 HÜSEYN HİLMİ IŞIK efendi “rahmetullahi teâlâ aleyh”

    cİhânI tenvîr eden en son Nûra
    elvedâ’

    en derİn sevgİlerle, azîz yâra
    elvedâ’!


    İnsan seveceği kimseyi iyi seçmeli, ona göre sevmeli.


    (Onbeşinci asrı aydınlatan ışık)

    HÜSEYN HİLMİ IŞIK efendi
    “rahmetullahi teâlâ aleyh”
    ------------

    Allahü teala şefaatine kavuştursun inşallah.










    Yıldızları takması ve bazı mühim müjdeler alması:
    -2-
    Abdülhakîm askerdeyken, Eskişehire gitdim. Eskişehirde bir câmiye gitdim. Kurşunlu câmi’ine. Yaşlı birisine sordum. Abdülhakîm efendi bu câmiye de geldi mi dedim. Bu câmi’de kaldı. İşte şu odalarda kalıyorlardı dedi. Hatta, oğlu Enver vardı. Burada vefat etdi. Cenazeyi kaldıracak paraları da yokdu. Sabahleyin cemâ’at gelsin de, cenazeyi kaldırsın diye sabaha kadar oğlunun başında bekledi. Çok sıkıntılar çekdi. Hiçbir baba, onun yapdığını yapamaz dedi. Ermeniler çok müslimân kesmişler o zaman. Oğlu Mekki efendi anlatırdı, “Hicret ederken gencecik kadınlar, çocuklar yürüyorlar. Dinlenmek yok, arkadan ermeniler kovalıyor. Kadınlar, çocuklarını taşıyamaz hale gelip, bir ağaç altına bırakıp yoluna öyle devam edermiş. Kadınların elinde, kucağında, karnında 7-8 tane çocukları var. Eşya da var. Yorulunca eşyaları atıyorlar, çocuklarıda taşıyamaz duruma gelince, arkadan gelen daha güçlü birileri alsın diye bazı çocuklarını ağaç altına mecburen bırakırlarmış, bırakmazlarsa zaten kendileride ve diğer çocuklarıda ölecek.. Hep böyle ağaçların altında, kundakda veya bir iki yaşında yatan çocuklar görürdük diyor. Anaları kucağında taşımış çocuğunu, fakat oraya gelinceye kadar yorulmuş kadın. Çocuğu taşıyacak hali kalmamış. Çocuğu götürse kendisi düşüp bayılacak. Mecbur oluyor, böyle ağacın altında bırakıyor.” diyordu. Önceki gidenlerden birinin ağaç altına bırakdığı bir çocuğu Efendi hazretleri bulmuş, acımış, yanına almış, getirmişler İstanbula. İşte Şakir efendi o kişi. O Şakir efendi, Efendi hazretlerine hizmet ederdi. 1932 de onbeş yaşındaydı o zamân. Ben Efendi hazretlerinin yanında yeni subay elbilelerimle otururken, Şakir efendi kapıyı açdı içeriye girdi. Daha beni öyle görünce “Ooo, Hilmi abi sen subay mı oldun, Aman da subay elbisesi ne kadar yakışmış sana” dedi. Bu sefer de döndü Efendi hazretlerine, “Efendim baksanıza Hilmi abiye, sırmalı yıldızları takmış, ne güzel de yakışmış değil mi efendim” diyor. Efendi hiç cevab vermiyor. “Efendim bir kerre baksanıza Hilmi abiye ne olmuş?” dedi. Bu sefer Efendi ona döndü; ”Sen Hilminin yıldızlarını yeni mi görüyorsun, Hilmi yıldızlarını üç sene evvel takdı” dedi. Hakikaten ben Efendi hazretlerini onsekiz yaşında, üç sene evvel gördüm. Aman ne hoşuma gitdi. Demek ki, Efendi hazretlerini görmek, hakiki yıldızı takmakmış (kabûl edilmekmiş). Bu benim için en büyük bir müjde oldu. Hem, "O yıldızları onsekiz yaşında takdı" dedi, hem de bizim hanıma "Sen benim gelinimsin" dedi. Müjdedir bunlar. Bu iki müjde bana yeter.


    Efendi hazretleri bana yazdığı bir mektubda “Sevilen” kelimesinin başına “pek çok” koymuş, “pek çok sevilen" olmuş. Sevilen deseydi kâfîydi, ne büyük müjde. Bunlar kalbinden gelmese yazmaz. Kalbinden geliyor bunlar mübareğin.


    Bunları söylemekden maksadım, büyükler buyuruyor ki; “İnde zikrissalihîn tenzilürrahme” Allahü teâlânın sevdiği kullarının ismi konuşulursa oraya rahmet yağar. Efendi hazretlerinin ismini, rahmet yağsın diye söyledim kardeşim.


    (bu bölümdeki anlatılanlar, 17 Haziran 1981, 16 nisan 1991, 06 Şubat 1993 tarihli sohbetlerindeki, işittiklerimdir efendim.)
    -devamı var-



    Gel kardeşim, dinle benden hoş sözü,
    söylüyorum sana, esrârı özü:


    Ahmed-i Serhendî, bunu şerh eyledi,
    gör de (Mektûbât)ı bak neyledi.


    O kitâbda neler söyler, hem neler,
    Onda oynatmış ne zevkli cilveler.


    İlm-i nâfi’, cümle (Mektûbât)dadır.
    Herne varsa mahzende, hepsi andadır.


    O kitâbdır, se’âdet hazînesi,
    Onda tevhid, madde, ma’nâ bilgisi.


    Mektûbât-ı Ahmedî sâyesinde,
    Onun ulûm-i bî-nihâyesinde.


    Geldi (Se’âdet-i Ebediyye) vücûde,
    teşekkür eylerim Rabb-i vedûde.


    İlâhî! Bu kitâbı eyle mebrûr!
    Berât olsun bana, mahşerde, hem nûr!


    Salât olsun, selâm olsun Resûle! ki,
    vücûde geldi, (Se’âdet-i Ebediyye).


    --------------------------------------------------------------------------------

    cihânı tenvîr eden en son Nûra elvedâ’

    en derin sevgilerle, azîz yâra elvedâ’!



    Allahü teala şefaatine kavuştursun inşallah.


    huzurpınarı
    Tam İlmihal Seadeti Ebediyye
    www.huseyinhilmiisik.com
    "Okuyanın ihlası artar, ya sevenin"



    Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
    "Oğlum sana üç öğüt vereyim!
    1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
    2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
    3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"



  7. #27
    Süper Üyemiz dutkmd is an unknown quantity at this point dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    14.298

    Standart ALTIN HALKA- 36- 21 HÜSEYN HİLMİ IŞIK efendi “rahmetullahi teâlâ aleyh”

    cİhânI tenvîr eden en son Nûra
    elvedâ’


    en derİn sevgİlerle, azîz yâra
    elvedâ’!



    İnsan seveceği kimseyi iyi seçmeli, ona göre sevmeli.



    (Onbeşinci asrı aydınlatan ışık)


    HÜSEYN HİLMİ IŞIK efendi
    “rahmetullahi teâlâ aleyh”
    ------------



    Allahü teala şefaatine kavuştursun inşallah.











    Çarşamba günleri sütlüce sohbetleri:
    -1-
    Kıymetli ömürlerinin son senelerini yaşadıkları, sarıyerdeki seadethanelerine, aradabir cuma ziyaretine gitmekle şereflenirdik. Bu vesile ile cuma namazınıda beraber kılar, kalblere şifa olan mübarek sohbetleri ile bereketlenirdik. Mücahidler babası buyurdukları, (babam) Muammer dede’yi, pek sevdikleri için, cuma günleri huzurlarında görmek isterlerdi. Gelemediği günlerde, Muammer bey bugün yokmu buyururlardı. Babam’da her cuma mübarek hocamızın huzurlarında bulunmayı âdet haline getirmişti. Bu vesile ile babama tufeylî olarak, sık sık cuma günleri, mübarek hocamızın huzurları ile müşerref olurduk. Seadethanelerine ilk gelen birisi varsa, tam karşılarında bulunan sütlüceyi, 60 sene kadar evvel, mübarek hocası Abdülhakim efendi hazretleri ile sütlücedeki hâtıralarını, (çoğu kere gözyaşları ile) öyle kalbden anlatırlardı ki, Ogünleri yaşıyor gibi olup, herkeside çok kolay bir şekilde yarım asır evveline götürüp, Ogünlerdeki tatdıkları zevki, sevdiklerinede tatdırırlardı. Sütlüce hatıralarını Mübarek hocamızdan çok defalarca dinlemek nimeti ile şereflenmiştik.
    Mübarek hocamızın sohbetleri okadar tatlı, okadar zevkli, okadar têsirli idi ki, dinlediklerimiz, beynimize kayd edilirken, aynısı kalbimizede kopyalanırdı. Dolayısıyla, O’ndan işittiklerimizi seneler sonra bile çok kolay hatırlayabiliyoruz, yani unutmuyoruz. Mübarek sözleri kalblerimize öyle nakış nakış işlenirdiki, mermere yazılan yazı gibi, seneler sonra bile silinmiyor. Temiz ruhlarının aynası olan sohbetlerini dinleyenler, kendi kalblerinin rahatladığını hisseder, bir gülistanda meşruh çiçekleri koklayıp mest olan bîçareler gibi sevinc’e gark olurlardı. Koyu karanlık bir gecede, bir ziya menbaına malik olan, bir ışığa malik olan bahtiyarlar gibi rahat olurlardı. Mübarek hocamızın sözlerinde öyle değişik lezzet ve tat vardı ki, tarifi mümkün değil. Bazı şeyler vardırki anlatmakla anlaşılamaz, o hâl yaşamakla anlaşılır. Mübarek sohbetlerinde bulunanların dünya ile ilgisi kesilir, sanki cennet hayatı yaşıyor gibi olurlardı. Dışarıya çıkınca ancak, dünya varmış diye hatırlanırdı. Sohbetlerinde bulunanların kalblerinden dünya sevgisini yavaş yavaş, hissettirmeden çıkarırlardı. Cenab-ı Hak, hak ile bâtılı tefrik eden nûru, Bu mübarek Zâtın kalbine ihsan buyurmuş. Sohbetlerinde bulunanlar ve eşsiz hazine olan eserlerine kavuşanlar, bu nur’dan kırıntılara kavuşurlar.
    -devamı var-



    Öyle neşeliyiz seviniyoruz,
    sanki bulutlarda dolaşıyoruz,
    uzansak ay'ı elimizle tutarız,
    eğilsek yıldızları toplarız.

    Çünki, bizi muhatap aldı rabbimiz,
    onun emr ve yasaklarına tâbîyiz,
    ve de öyle bir nebînin ümmetiyiz,
    uğruna kâinatı yarattı rabbimiz.

    Herkes kendi hocasıyla övünür,
    benim sahibim kâinatın en üstünüdür,
    hocamın hocalarının hocasıdır o server,
    onsuz olunurmu iki alemde münevver.

    Bu nimet öyle büyük şereftir-saadettir,
    kıymetini bilmeyeni dövmek gerektir,
    bukadar nimet içinde kimki üzüntülüdür,
    milyar sahibinin kuruş kaybetmesi gibidir.

    Böyle şerefli bir kafileyiz, aileyiz, ümmetiz...
    müjdelerolsun, kavuştuk nimetlere, dahane isteriz.
    buna rağmen dünya için hala üzülürsek biz,
    Rabbimizi gücendirir, büyüklerimizi incitiriz.

    --------------------------------------------------------------------------------

    cihânı tenvîr eden en son Nûra elvedâ’

    en derin sevgilerle, azîz yâra elvedâ’!



    Allahü teala şefaatine kavuştursun inşallah.


    huzurpınarı
    Tam İlmihal Seadeti Ebediyye
    www.huseyinhilmiisik.com
    "Okuyanın ihlası artar, ya sevenin"
    Konu dutkmd tarafından (07-12-2009 Saat 14:27 ) değiştirilmiştir.



    Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
    "Oğlum sana üç öğüt vereyim!
    1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
    2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
    3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"



  8. #28
    Süper Üyemiz okyay is on a distinguished road okyay - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2008
    Mesajlar
    1.203

    Standart

    Rabbimiz Emeğinizin ecrini lütfesin İnşaallah.

  9. #29
    Süper Üyemiz dutkmd is an unknown quantity at this point dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    14.298

    Standart ALTIN HALKA- 36- 22 HÜSEYN HİLMİ IŞIK efendi “rahmetullahi teâlâ aleyh”

    cİhânI tenvîr eden en son Nûra
    elvedâ’


    en derİn sevgİlerle, azîz yâra
    elvedâ’!



    İnsan seveceği kimseyi iyi seçmeli, ona göre sevmeli.



    (Onbeşinci asrı aydınlatan ışık)

    HÜSEYN HİLMİ IŞIK efendi
    “rahmetullahi teâlâ aleyh”
    ------------

    Allahü teala şefaatine kavuştursun inşallah.










    Çarşamba günleri sütlüce sohbetleri:
    -2-
    1994 senesinin nisan ayının 8.günü, gene bir cuma ziyareti için gittiğimizde, Abdülhakim efendi hazretlerinin talebelerinden hayatta kalan birkaç zevât-ı kirâm’da misafir olarak gelmişlerdi: O gün mübarek hocamız buyurdularki;
    Efendim burası Sarıyer, karşı sahile Sütlüce diyorlar. Yaz gelince, çarşamba günleri boğaz gezisine çıkardık. 60 sene evvel oraya, sütlüceye, Abdülhakîm efendi hazretleri ile giderdik. Orası şimdi askeriyenin. O zamân serbestdi. Vapur iskelesi de vardı. Sütlüce iskelesi denirdi oraya. Şimdi o iskele yok. Köprüden binerdik vapura, sütlüce iskelesinde inerdik. Yüz metre kadar yürürdük. Karşıki beyaz binalar 50-60 sene evvel Kur’an-ı Kerim mektebi idi. Onun yanındaki ağaçların altında otururduk, üst tarafındaki set üstünde de hanımlar otururdu. Orası mesire yeri idi, yabancılarda gelirdi oraya. Orada ağaçların altında yirmi otuz kişi otururduk, sohbet ederdik. Neler anlatırlardı neler. Efendi hazretleri orada Şevahid-ün-nübüvve’den ders verirdi, sonra denize girerdik, yemekler yenirdi. Ağaçların altında masalar, sofralar kurulur, kebaplar, balık kebapları yapılırdı. Aman ne tatlı, ne tatlı günlerdi Ya Rabbi. Maddi manevi rızklanırdık orada. Şimdi hayali kaldı. O günleri hatırladıkça ağlamamanın imkanı yok. O ağaçların üstündeki tepede de Yûşa hazretlerinin kabri var. O günler, şu an gibi gözümün önünde. Hiç unutmuyorum.
    -devamı var-



    Gönül aşk atına bineldenberi,
    muhabbet yoluna olagelmişdir,
    gözüm dost katına gireldenberi,
    benizim sararıp solagelmişdir.

    Gece gündüz, fikrim, ebedî yârda,
    ciğer kebab oldu, ma’nevî nârda,
    garîb kalan bülbül, evvel behârda,
    murâdın almağa, güle gelmişdir.

    Derdli bülbül, bağçelerde, bağlarda,
    figân eder, gül açdığı çağlarda,
    mor sümbüllü, gonca güllü dağlarda,
    gönül, devâsını bulagelmişdir.

    Bu gurbetde, ayrılığın elinden,
    sözün bilmez, câhillerin dilinden,
    akıp giden küfür, ilhad selinden,
    bağrımız, kan ile, dolagelmişdir.

    Bir zemânlar sohbetine erdiğim,
    mübârek yüzîle, şereflendiğim,
    güzeller güzelin, seyreylediğim,
    bu fânî dünyâda, olagelmişdir.


    --------------------------------------------------------------------------------

    cihânı tenvîr eden en son Nûra elvedâ’

    en derin sevgilerle, azîz yâra elvedâ’!



    Allahü teala şefaatine kavuştursun inşallah.


    huzurpınarı
    Tam İlmihal Seadeti Ebediyye
    www.huseyinhilmiisik.com



    Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
    "Oğlum sana üç öğüt vereyim!
    1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
    2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
    3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"



  10. #30
    Süper Üyemiz dutkmd is an unknown quantity at this point dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    14.298

    Standart ALTIN HALKA- 36- 23 HÜSEYN HİLMİ IŞIK efendi “rahmetullahi teâlâ aleyh”

    cİhânI tenvîr eden en son Nûra
    elvedâ’


    en derİn sevgİlerle, azîz yâra
    elvedâ’!



    İnsan seveceği kimseyi iyi seçmeli, ona göre sevmeli.



    (Onbeşinci asrı aydınlatan ışık)

    HÜSEYN HİLMİ IŞIK efendi
    “rahmetullahi teâlâ aleyh”
    ------------

    Allahü teala şefaatine kavuştursun inşallah.









    Çarşamba günleri sütlüce sohbetleri:
    -3-
    Sabahtan birkaç kişi giderler, hazırlık yaparlardı. Rahmetli terzi Mustafa efendi, Mustafa kaptan, Cevat bey erken giderlerdi. Daha sabahdan balık kebabı yaparlardı, kızartma yaparlardı, masaları kurarlardı, sofraları hazırlarlardı. Biz de Efendi hazretleri ile beraber öğleden sonra gelirdik ki sofralar kurulmuş, her şey hâzır. Yemekler yenirdi, çok tatlı sohbetler olurdu orada. Çaycı da Hâlid beydi, Allah rahmet eylesin. Biz öğleden sonra Efendi hazretleri ile Vapurla giderdik. Vapurun üst katında arka tarafına otururduk. Mübârek vapurda bile ders verirdi bana. Hiç unutmam. Geçen gün evde bir kağıt gördüm. Baktımki, vapurda yazdığım kağıtlardan... Kunut duâsı. “İnnâ nesteînüke..” . 1929 senesinde, vapurda yazmışım onu. Efendi hazretleri bana onun ma’nâsını anlatmış, bende kağıda yazmışım. Kunut duâsını vapurda öğretdi bana mübârek. Vapur çok kalabalık olurdu. Tâ galata köprüsünden sütlüceye kadar, kimse ile konuşmazdı, hep bana anlatırdı. Anlatır, anlatır, ben de yazardım. Birkaç dâne defterim var böyle. Hep Efendinin buyurduklarını yazmışım. Fırsat bulunca size o defterleri okuyayım inşallah. Elhamdülillah, ne büyük ni’met, ne büyük seadet bir Evliyâyı tanımak. Onları sevmek, en büyük dünyâ seadetidir. Elhamdülillah ki, seviyoruz onları. Görmek şart değil ki, Onlar dünyânın bir ucunda bulunsalar yine haberdar olurlar.
    -devamı var-



    Uyan sevdiğim gençlik, bütün ümmîdler sende,
    Uyan ey Anadolu, ey azîzler diyârı!
    Asr-ı se’âdetdeki adâlet, yeryüzünde,
    yeniden te’sîs olsun, gelsin islâm behârı,


    Ceddinin torunusun o kan damarındadır,
    İstersen neler olur, rûhları yanındadır.
    Resûlullahın aşkı, kalbinde, kanındadır.
    O senden yüz çevirmez, ara hakîkî yârı!


    Sarıl güzel dînine, şerî’atı ihyâ et!
    Sünnetin ışığında, gitsin, yok olsun zulmet.
    Doğsun islâm güneşi ve hakîkî se’âdet,
    yeniden zuhûr etsin, budur islâm şiârı!

    --------------------------------------------------------------------------------

    cihânı tenvîr eden en son Nûra elvedâ’

    en derin sevgilerle, azîz yâra elvedâ’!



    Allahü teala şefaatine kavuştursun inşallah.


    huzurpınarı
    Tam İlmihal Seadeti Ebediyye
    www.huseyinhilmiisik.com
    "Okuyanın ihlası artar, ya sevenin"



    Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
    "Oğlum sana üç öğüt vereyim!
    1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
    2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
    3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"



+ Konu Cevaplama Paneli

Tags for this Thread

Yetkileriniz

  • You may not post new threads
  • You may not post replies
  • You may not post attachments
  • You may not edit your posts

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147