+ Konu Cevaplama Paneli
Sayfa 3 Toplam 3 Sayfadan BirinciBirinci 1 2 3
21 den 22´e kadar. Toplam 22 Sayfa bulundu

Konu: Gönül Sultanları 1

  1. #21
    Süper Üyemiz dutkmd is an unknown quantity at this point dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    14.298

    Standart

    İyilik yapın, başa kakmayın!
    Hazret-i Mevlânâ’ya,
    “rahmetullahi aleyh”
    bir gün talebeleri;
    - Efendim ihlâs nedir?
    diye sorarlar.
    Büyük Velî cevaben;
    - Her işi, Allah için yapmaktır,
    der ve şu menkıbeyi anlatır:
    Bir ilim talebesi vardır Nişâbur'da.
    Gayet fakir, yetim ve kimsesiz.
    Bu fakir çocuk, zengin bir tüccarla
    yolculuğa çıkar bir gün.
    Garibin gömleği yırtık, elbisesi eskidir.
    Üstelik yalınayak yürümektedir.
    Tüccar bunu farkeder. Onu sevindirmek
    İçin bir çift pabuç alıp, hediye eder.
    Buraya kadar gayet iyi.
    Fakat adam rahat vermez,
    İkide bir ikaz eder talebeyi:
    - Aman! Dikkatli yürü!
    - Düzgün yerlere bas!
    - Sivri taşları atla!
    - Dikenleri dolaş!
    Ne yapsın garip. Hepsine “Peki” der.
    Sıkar dişini, sabreder.
    İyi de, nereye kadar?
    Peşpeşe gelmektedir talimatlar.
    Bu sözler, fena sıkmaktadır canını.
    Nihayet bir ikaz daha gelir:
    - Sürüme ayağını!
    İşte burada sabrı taşar.
    Çıkarır pabuçları, önüne atar.
    Yalınayak yürümeye başlar.
    Zengin adam;
    - Hayrola, ne oldu? der.
    Çocuk döner adama;
    - Kusura bakma! Bir pabuç için
    kimseye mahkum olamam!
    der ve ekler:
    - Ben yıllardır yalınayak yürürüm.
    Bana bu kadar şart koşan olmadı.
    Hazret-i Mevlânâ, bunu anlatıp;
    - Anladınız mı çocuklar? İyilik,
    ancak Allah içindir,
    buyurur.

    Sesli menkıbe dinlemek için tıklayınız



    Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
    "Oğlum sana üç öğüt vereyim!
    1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
    2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
    3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"



  2. #22
    Süper Üyemiz dutkmd is an unknown quantity at this point dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    14.298

    Standart

    Ebû Cehl'i tanır mısınız?
    Muhâcirlerden Abdurrahmân bin Avf
    "radıyallahü anh", yaşlı haline rağmen
    Bedir cengi’ne katılmıştı.
    İki taraf yerlerini almış, birazdan târihin
    en mühim ve anlamlı cengi başlıyacaktı.
    O ara, Medineli iki delikanlı yanaştı
    bu güngörmüş ihtiyarın yanına.
    - Amca, bakar mısınız!
    - Buyurun evlâtlar.
    - Siz, Ebû Cehli tanırsınız herhalde?
    - Tabii, iyi tanıyorum.
    Gençler heyecan yüklüydüler.
    - Onu bize gösterir misiniz.
    - Olur, ama niçin?
    - Onunla bir hesabımız var da bugün.
    - Onunla hepimizin hesabı var.
    - Ama biz yemin ettik amca.
    - Ne yemini ettiniz?
    - Duyduk ki o alçak, Efendimizi çok üzmüş.
    İşte biz yemin ettik ki, onu öldürmeden
    ayrılmayalım cenk yerinden.
    Ya o ölmeli, ya da biz.
    Bu sözler ihtiyar sahâbînin çok hoşuna gitti.
    Gözüyle düşman saflarını taradıktan
    sonra, eliyle işaret edip;
    - İşte ey civanlar, Ebû Cehil, düşman safları
    arasında ileri geri dolaşıp, kâfirlere bir
    şeyler söyleyen iri gövdeli kara kuru
    adamdır, gördünüz mü? dedi.
    Gençler, başlarıyla "Evet" işareti yapıp,
    kartal bakışlarını onda sabitleyerek;
    - Onun işi, inşallah bugün tamamdır!
    dediler.
    Sonra ikisinin de eli hızla kılıçlarına gitti.
    Elleri kabzalarında, gözleri o Allah
    şmanında olarak sabırsızlıkla
    Hücum! emrini beklemeye
    koyuldular.
    Bu gençler, Afrâ hatunun iki oğlu
    Muâz ve Muavvez kardeşlerdi.
    Ve Efendimiz harbi başlattılar:
    - Hücuuuum!
    Bir anda, sert bir yaydan fırlayan ok misâli
    yerlerinden kopan o iki genç, birer "Şâhin"
    gibi yüzlerce kâfirin üzerinden aşarak
    hedeflerine ulaştılar.
    Önce Muâz sokuldu koca kâfire.
    Kılıcınışimşek gibi kaldırıp,
    şiddetle çaldı bacağına.
    Dengesini kaybeden Ebû Cehil,
    deveden aşağı yuvarlandı.
    İki kardeş Ebû Cehl'in üzerine çullanıp,
    cansız düşene kadar kılıç vurdular.
    Bu sırada Resûlullah Efendimiz;
    - Ebû Cehl'in hâlini bilen var mı?
    diye sordular eshâba.
    Bir kaç sahâbî, bunu öğrenmek için
    harp meydanına koşuştular.
    Yetmiş kadar kafir ölüsü arasında,
    Ebû Cehl’in leşini arıyacaklardı.
    O vakit Ebû Cehl'in Cehennemlik bedeni,
    Muâz ve Muavvez kardeşlerin şerefli
    kılıçlarıyla kanlara bulanmış olarak,
    yerde can çekişiyordu.

    Sesli menkıbe dinlemek için tıklayınız



    Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
    "Oğlum sana üç öğüt vereyim!
    1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
    2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
    3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"



+ Konu Cevaplama Paneli

Tags for this Thread

Yetkileriniz

  • You may not post new threads
  • You may not post replies
  • You may not post attachments
  • You may not edit your posts

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150