+ Konu Cevaplama Paneli
1 den 2´e kadar. Toplam 2 Sayfa bulundu

Konu: Bunca Zaman Kiminle Bilirdin?

  1. #1
    Süper Üyemiz dutkmd is an unknown quantity at this point dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    14.298

    Standart Bunca Zaman Kiminle Bilirdin?

    Bunca Zaman Kiminle Bilirdin?
    Pâdişâh-ı âlem olmak bir kuru kavga imiş,
    Bir velîye bende olmak cümleden a'lâ imiş.
    Sultan Selim Hân, birgün Pîrî Paşa'yı huzûruna
    çağırarak sordu:
    -Pîrî lalam! Allahü teâlânın izni ile Mısır'ı fetheyledik.
    Hâdim-ül-Haremeyn ünvânı ile şereflendik. Allahü teâlâ
    bize her seferimizde zaferler ihsân eyledi. Artık emrimize
    muhâlefet edecek kimse kalmadı. Bu vaziyette devletin
    yıkılma ihtimâli var mıdır?
    Vezir Pîrî Paşa da şu cevabı verdi:
    -Muhterem dedelerinizin koydukları kânun ve
    kâidelere uyulduğu müddetçe, bu devletin yıkılma ihtimâli
    yoktur Hünkârım.
    Bu cevap Selim Hân'ın çok hoşuna gitti ve Pîrî Paşa'ya
    ihsânlarda bulundu.
    Sultan Selim Hân, bütün işlerini Allahü teâlânın rızâsı
    için yapardı. Onun rızâsı olmayan bir işe kat'iyyen karar
    verip yapmazdı. Dünyalık olan mala, mülke ve rütbeye hiç
    değer vermez, en büyük saâdetin,
    "Bir evliyâya talebe olup, hizmet etmek" olduğunu
    bildirirdi. Bir defasında buyurdu ki:
    Pâdişâh-ı âlem olmak bir kuru kavga imiş,
    Bir velîye bende olmak cümleden a'lâ imiş.
    Hasan Can anlatır:
    "Hastalığı sırasında, ona hizmet etmek şerefinden bir
    ân mahrûm olmadım. Geceleri sabahlara kadar mum gibi
    için için yanarak, karşılarında durur idim. Bir hizmeti
    olmadığı zaman, emr-i âlileri ile döşekleri yanında oturur
    idim.
    Kâh mübârek elleri elimde, kâh asîl ayakları dizimde
    idi. Cerrahlar ilâca giriştikleri sırada, kâh omuzuma
    dayanır, kâh cerrahların yaptıklarına bakmaya me'mûr eder,
    ancak bana i'timâd buyururlardı.
    Vefâtında, Kur'ân-ı kerîm okumak ve telkinde
    bulunmak vazîfesini yalnız ben gördüm. Son nefesine kadar
    bir an yanından ayrılmadım. Hattâ son nefesini vereceği
    sırada bu hakîre hitâb edip buyurdular ki:
    -Hasan Can, bu ne hâldir?
    -Sultanım, cenâb-ı Hakka yüz çevirip, Allahü teâlâ ile
    olacak zamandır.
    -Bizi bunca zamandan beri kiminle bilirdin? Cenâb-ı
    Hakka teveccühümüzde kusur mu gördün?
    -Hâşâ ki, bir zaman Allahü teâlânın adını anmayı
    unuttuğunuzu görmüş olam. Lâkin bu zaman başka
    zamanlara benzemediği için, ihtiyâten söylemeye cesâret
    eyledim.
    Bir an geçtikten sonra:
    -Yâsîn sûresini oku! diye fermân buyurdular. Emr-i
    mâyûnları gereğince, Yâsîn sûresini hatmettim. Benimle
    berâber okudular. İkinci defa okurken,
    "Selâmün kavlen min Rabbirrahîm" âyetine
    geldiğim zaman gördüm ki, mübârek dudakları bu âyeti
    okuyarak hareket eder. O anda şehâdet parmağını uzatıp,
    kelime-i şehâdet getirdiler. Sonra "Allah" diyerek vefât
    eylediler.
    Eli elimde idi. Mübârek bileğini tutmuş, nabzını
    dinliyordum. Nabzın durduğunu hissedince, o anda lâzım
    olan hizmetleri yerine getirmek üzere ayağa kalktım.
    Hekimbaşı Ahî Çelebi orada idi. Benim ne yaptığıma
    bakıyordu.
    "Bu eşiğe alnımı koyduğum andan bu âna kadar,
    velîni'metimin hizmetinden bir lahzâ yüz çevirmemişim. Bu
    sıralarda yapılacak iş budur. Tabiblik etmenin zamanı geçti
    ve asıl cevher kaybolup gitti" dedim. Gerekli hizmetleri
    yerine getirdim.
    Sultan İkinci Abdülhamîd Hân zamanında, Sultan
    Selim Hân'ın türbesinde vazife yapan bir türbedâr, çok fakir
    idi. Selim Hân'ın büyük bir evliyâ olduğunu öğrenmişti.
    Fakat yıllardır bu türbede vazife yaptığı hâlde, hiçbir
    kerâmetini görmemişti. Birgün kabre karşı durup, Selim
    Hân'a hitâben;
    "Evliyâdan olduğunu duydum. Yıllarca türbedârlığını
    yapıyorum, hâlâ yoksulluk içindeyim" dedi.
    Sultan Selim Hân, o gece zamanın sultanı Abdülhamîd
    Hân hazretlerine rü'yâda görünerek, durumu bildirdi.
    Pâdişâh, o türbedârı sarayına çağırdı ve türbedeki durumları
    sordu.
    Türbedâr dünkü söylediği sözleri hatırlıyarak,
    Abdülhamîd Hân'ın hâdiseden haberdar olduğunu sezdi ve
    söylediklerini tekrar etti. Bunun üzerine Sultan Abdülhamîd
    Hân, o türbedâra ihsânlarda bulundu ve maaşını arttırdı.



    Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
    "Oğlum sana üç öğüt vereyim!
    1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
    2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
    3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"



  2. #2
    Süper Üyemiz okyay is on a distinguished road okyay - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2008
    Mesajlar
    1.203

    Standart

    Bir an geçtikten sonra:
    -Yâsîn sûresini oku! diye fermân buyurdular. Emr-i
    mâyûnları gereğince, Yâsîn sûresini hatmettim. Benimle
    berâber okudular. İkinci defa okurken,
    "Selâmün kavlen min Rabbirrahîm" âyetine
    geldiğim zaman gördüm ki, mübârek dudakları bu âyeti
    okuyarak hareket eder. O anda şehâdet parmağını uzatıp,
    kelime-i şehâdet getirdiler. Sonra "Allah" diyerek vefât
    eylediler.

    Allah c.c. razı olsun.
    Ellerinize- emeğinize sağlık.

+ Konu Cevaplama Paneli

Yetkileriniz

  • You may not post new threads
  • You may not post replies
  • You may not post attachments
  • You may not edit your posts

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150