+ Konu Cevaplama Paneli
Sayfa 1 Toplam 4 Sayfadan 1 2 3 ... SonuncuSonuncu
1 den 10´e kadar. Toplam 34 Sayfa bulundu

Konu: Merhabâ yâ şehr-i ramazân

  1. #1
    Süper Üyemiz dutkmd is an unknown quantity at this point dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    14.298

    Standart Merhabâ yâ şehr-i ramazân

    MERHABÂ YÂ ŞEHR-İ RAMAZÂN
    1 Hoşgeldin Huzur Ayı
    Gülbahçesinden...

    Selmân-ı Fârisî "radıyallahü anh" bildirdi: Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem" Şa'bân ayının son günü hutbede buyurdu ki: (Ey Müslimânlar! Üzerinize öyle büyük bir ay gölge vermek üzeredir ki, bu aydaki bir gece [Kadr gecesi], bin aydan dahâ fâidelidir. Allahü teâlâ, bu ayda, hergün oruc tutulmasını emr etdi. Bu ayda, geceleri terâvîh nemâzı kılmak da sünnetdir. Bu ayda, Allah için ufak bir iyilik yapmak, başka aylarda, farz yapmış gibidir. Bu ayda, bir farz yapmak, başka ayda yetmiş farz yapmak gibidir. Bu ay, sabr ayıdır. Sabr edenin gideceği yer Cennetdir. Bu ay, iyi geçinmek ayıdır. Bu ayda mü'minlerin rızkı artar. Bir kimse, bu ayda, bir orucluya iftâr verirse, günâhları afv olur. Hak teâlâ, onu Cehennem ateşinden âzâd eder. O oruclunun sevâbı kadar, ona sevâb verilir.)

    [Tam İlmihal Seâdet-i Ebediyye]

    ---------------------------------------------------------------------------

    Kâinatın Efendisi

    Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem"

    HİLYE-İ SEADET

    [Ya'nî Resûlullahın "sallallahü aleyhi ve sellem" görünüşü, tanınması].
    Fahr-i kâinâtın "sallallahü aleyhi ve sellem" mubârek yüzü ve bütün a'zâ-i şerîfesi ve mubârek sesi, bütün insanların yüzlerinden ve a'zâsından ve seslerinden güzel idi. Mubârek yüzü, bir mikdâr yuvarlak idi. Neş'eli olduğu zemânda, mubârek yüzü ay gibi nûrlanırdı. Sevindiği, mubârek alnından belli olurdu. Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem", gündüz nasıl görürse, gece dahî öyle görürdü. Önünde olanları gördüğü gibi, arkasında olanları dahî görürdü. Bunu isbât eden yüzlerce hâdise, kitâblarda yazılıdır. Gözde görmek halk eden Allahü teâlâ, diğer uzvda dahî halk etmeğe kâdirdir. Yana ve geriye bakacağı zemân, bütün bedeni ile dönüp bakardı. Yeryüzüne nazarı, semâya bakmasından ziyâde idi. Mubârek gözleri büyük idi. Mubârek kirpikleri uzun idi. Mubârek gözlerinde bir mikdâr kırmızılık vardı. Mubârek gözlerinin karası gâyet siyâh idi. Fahr-i âlemin "sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem" alnı açık idi. Mubârek kaşları ince idi. Kaşları arası açık idi. İki kaşı arasında olan damar, hiddetlenince kabarır idi. Mubârek burnu gâyet güzel olup, orta yeri bir mikdâr yüksek idi. Mubârek başı büyük idi. Mubârek ağzı küçük değildi. Mubârek dişleri beyâz idi. Mubârek ön dişleri seyrek idi. Söz söylediği zemânda, sanki dişleri arasından nûr çıkardı. Allahü teâlânın kulları arasında ondan dahâ fasîh ve tatlı sözlü kimse görülmedi. Mubârek sözleri gâyet kolay anlaşılır, gönülleri alırdı ve rûhları cezb ederdi. Söz söylediği zemân, kelimeleri inci gibi dizilirdi. Bir kimse saymak istese, kelimeleri sayılmak mümkin idi. Ba'zan iyi anlaşılması için, üç kerre tekrâr ederdi. Cennetde Muhammed aleyhisselâm gibi konuşulacakdır. Mubârek sesi, kimsenin sesinin yetişemediği yere yetişirdi.

    -devamı var-

    (Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye)

    ---------------------------------------------------------------------------

    Huzur Damlaları...

    İmâm-ı Rabbânî hazretleri (kuddise sirruh) 1.ci cild, 4.cü mektûbunda buyuruyor ki,

    (Mubârek Ramezân ayının gelmesi hayrlı olsun. Bu ayın Kur'ân-ı kerîm ile tam bağlılığı vardır. Bu bağlılıkdan dolayı, Kur'ân-ı kerîm bu ayda inmeye başladı. Bekara sûresinin yüzseksenbeşinci âyetinde, (Kur'ân-ı kerîm Ramezân ayında indirildi) buyuruldu. Ramezân-ı şerîf ayının Kur'ân-ı kerîm ile bağlılığı olduğu için, bu ayda bütün hayrları ve bereketleri kendinde toplamışdır. Bütün bir yıl içinde herhangi bir yoldan herhangi bir kimseye gelen bütün hayrlar ve bereketler, bu çok kıymetli ayın bereketleri denizinden bir damla gibidir. Bir kimse bu ayda kendini toparlarsa, bütün yılı iyi olarak geçer. Bu ayı kötülükle geçirirse, bütün senesi kötü geçer. Ramezân-ı mubârek ayı bir kimseden râzı olursa, o kimseye müjdeler olsun. Bir kimseye gücenirse, bereketlerinden ve hayrlarından pay almazsa, o kimseye yazıklar olsun! Ramezân-ı şerîfde Kur'ân-ı kerîmi hatm eden kimsenin, bereketlerine kavuşması, hayrlarından pay alması umulur. Bu ayın günlerinin bereketi başka, gecelerinin hayrları başkadır...)

    ---------------------------------------------------------------------------

    Hikmetler...

    RAMAZÂN-I ŞERÎFİN EHEMMİYETİ

    Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:
    "Ramazan öyle bir aydır ki; ilk günleri rahmet, ortası mağfiret ve sonu Cehennem ateşinden kurtulmaktır."
    "Eğer kullar, Ramazan-ı şerîf ayındaki fazîlet ve ihsânları bilselerdi, bütün senenin Ramazan olmasını isterlerdi. Çünkü bunda çok sevap vardır."
    "Ramazan ayının gelmesine sevineni, Allahü teâlâ, kıyâmet gününün korkusundan muhâfaza eder."
    "Ramazan ayında bir günah işleyen, iki azâba müstehak olur. Ramazan ayında bir iyilik eden de, iki sevâba kavuşur."
    "Ramazan ayının gündüz ve gecesinde Kur'ân-ı kerîmden bir âyet okuyana, her harfi için bir şehit sevabı verilir."
    "Ramazan-ı şerîfe hürmet eden, Allahü teâlâya hürmet etmiş olur."
    "Allahü teâlâ Ramazan ayında günah işlemeyi terkeden kimsenin, onbir aylık günahını mağfiret eder"...

    [Türkiye Takvimi]

    ---------------------------------------------------------------------------

    Fıkıh Bilgileri...

    ORUCA NİYET

    Bir gün evvel güneş batmasından, oruç günü dahve vaktine [öğleden bir saat kadar önceye] kadar, Ramazân orucuna kalp ile niyet etmek farzdır. Fecr, ya'nî imsâk vaktinden evvel niyet ederken, (Niyet etdim, yarın oruc tutmağa) denir. İmsâkdan sonra niyet ederken, (bugün oruc tutmağa) denir. Belli gün olan adak orucunun ve nâfile orucun niyet zamanı da böyledir. Her gün ayrı niyet etmek lâzımdır. Ramazan orucuna niyet ederken, Ramazan demeyip, yalnız oruç demek de câizdir.


    ORUCUN FARZI ÜÇDÜR:
    1- Niyet etmek,
    2- Niyeti ilk ve son vaktleri arasında yapmak,
    3- Fecr-i sâdık, ya'nî tan yeri ağarmasından, güneşin batmasına kadar olan zaman [ya'nî şer'î gündüz] içinde, orucu bozan şeylerden sakınmakdır.

    [Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye]

    -devamı var-

    ---------------------------------------------------------------------------

    Menkıbeler

    EMMEDİ ANNESİNİ

    "Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî" hazretleri,
    Çocuk iken görüldü onun kerâmetleri.

    "Ramazan"ın ilkiydi dünyaya geldiği gün,
    O gün akşama kadar süt emmedi gündüzün.

    Ramazanı şerifin sonuna kadar hatta,
    Otuz gün hiç emmeyip "Oruç tuttu" âdeta.

    İkinci sene dahi, geldiğinde "Ramazan",
    "Oruç tuttu" yine o, otuz gün muntazaman.

    Bulutlu olduğundan havanın ilk gün hâli,
    Göremedi insanlar gök yüzünde hilâli.

    Ramazanın geldiği kat'i bilinmeyince,
    Onun vâlidesinden sordular gidip önce.

    O eğer emmediyse annesinin sütünü,
    Belli olacaktı ki, "Ramazan"dır o günü.

    O gün emmediğini anlayınca sorarak,
    "Ramazan" olduğunu bildiler tam olarak.

    ---------------------------------------------------------------------------

    Mühim tenbih...

    FARKLI TAKVİM VE İMSAKİYELER-1-

    Ramazan münasebetiyle namaz ve imsak vakitleri farklı imsakiyeler dağıtılacaktır. Eğer imsak vaktinden sonra yiyip içilmeye devam edilirse, oruç tutulmamış olur. Bunun için imsak vaktinde yiyip içmeyi kesmek şarttır. Bugün ülkemizde, iki çeşit imsakiye dağıtılmaktadır. Bir kısmı, yüz senedir kullanılmakta olup, doğruluğunda en ufak bir şüphe, tereddüt hasıl olmamış namaz vakitleri cetvelini aynen muhafaza eden takvimler; bir kısmı da, 1983'ten sonra, çok oruç tutuyoruz diyenleri susturmak gayesiyle, imsak vaktini uzatan takvimlerdir...

    -devamı var-

    www.turktakvim.comwww.namazvakti.com
    ---------------------------------------------------------------------------

    Not:
    İmsak vakti, oruca başlama zamanıdır. Sabah namazı imsaktan 15 dakika sonra kılınabilir.


    Diğer şehirler ve ülkeler için:
    www.turktakvim.com
    www.namazvakti.com
    "Yâ Rabbi; bizleri Ramazân-ı şerifin şefaatine nâil eyle!
    Ramazân-ı şerifde afv ve magfiret etdiğin kullarının meyânına dahil eyle! Âmîn"...
    www.huzurpinari.com



    Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
    "Oğlum sana üç öğüt vereyim!
    1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
    2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
    3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"



  2. #2
    Süper Üyemiz dutkmd is an unknown quantity at this point dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    14.298

    Standart

    MERHABÂ YÂ ŞEHR-İ RAMAZÂN
    2 Hoşgeldin Huzur Ayı

    Gülbahçesinden...

    ...Eshâb-ı kirâm, dediler ki: Yâ Resûlallah! Her birimiz, bir orucluya iftâr verecek, onu doyuracak kadar zengin değiliz. Resûl "aleyhisselâm" buyurdu ki: (Bir hurma ile iftâr verene de, yalnız su ile oruc açdırana da, biraz süt ikrâm edene de, bu sevâb verilecekdir. Bu ay, öyle bir aydır ki, ilk günleri rahmet, ortası afv ve mağfiret ve sonu Cehennemden âzâd olmakdır. Bu ayda, emri altında olanların [işçinin, me'mûrun, askerin ve talebenin] vazîfesini hafîfletenleri [patronları, âmirleri, kumandanları ve müdîrleri], Allahü teâlâ afv edip, Cehennem ateşinden kurtarır. Bu ayda dört şeyi çok yapınız! Bunun ikisini Allahü teâlâ çok sever. Bunlar, Kelîme-i şehâdet söylemek ve istiğfâr etmekdir. İkisini de, zâten her zemân yapmanız lâzımdır. Bunlar da Allahü teâlâdan Cenneti istemek ve Cehennem ateşinden Ona sığınmakdır. Bu ayda, bir orucluya su veren bir kimse, kıyâmet günü susuz kalmıyacakdır.)

    [Tam İlmihal Seâdet-i Ebediyye]

    ---------------------------------------------------------------------------

    Kâinatın Efendisi

    Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem"

    HİLYE-İ SEADET

    Fahr-i âlem "sallallahü aleyhi ve sellem" güler yüzlü idi. Tebessüm ederek gülerdi. Gülerken, mubârek dişleri görünürdü. Güldüğü zemân, nûru duvarlar üzerine ziyâ verirdi. Ağlaması da, gülmesi gibi hafîf idi. Kahkaha ile gülmediği gibi, yüksek sesle de ağlamazdı, amma mubârek gözlerinden yaş akar, mubârek göğsünün sesi işitilirdi. Ümmetinin günâhlarını düşünüp ağlardı ve Allahü teâlânın korkusundan ve Kur'ân-ı kerîmi işitince ve ba'zan da nemâz kılarken ağlardı.

    Fahr-i âlemin "sallallahü aleyhi ve sellem" mubârek parmakları iri idi. Mubârek kolları etli idi. Mubârek avuclarının içi geniş idi. Bütün vücûdünün kokusu, miskden güzel idi. Mubârek bedeni, hem yumuşak, hem de kuvvetli idi. Enes bin Mâlik diyor ki, Resûlullaha on sene hizmet etdim. Mubârek elleri ipekden yumuşak idi. Mubârek teri miskden ve çiçekden dahâ güzel kokuyordu. Mubârek kolları, ayakları ve parmakları uzun idi. Mubârek ayaklarının parmakları iri idi. Mubârek ayaklarının altı çok yüksek olmayıp, yumuşak idi. Mubârek karnı geniş olup, göğsü ile karnı berâber idi. Omuz başının kemikleri iri idi. Mubârek göğsü geniş idi. Resûlullahın "sallallahü aleyhi ve sellem" kalb-i şerîfi, nazargâh-ı ilâhî idi.

    Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem" çok uzun boylu olmayıp, kısa dahî değil idi. Yanına uzun bir kimse gelse, ondan uzun görünürdü. Oturduğu zemân, mubârek omuzu, oturanların hepsinden yukarı olurdu.

    Mubârek saçları ve sakallarının kılı çok kıvırcık ve çok düz değil, yaradılışda ondüle idi. Mubârek saçları uzundu. Önceleri kâkül bırakırdı, sonradan ikiye ayırır oldu. Mubârek saçlarını ba'zan uzatır, ba'zan da keser, kısaltırdı. Saç ve sakalını boyamazdı. Vefât etdiği zemânda, saç ve sakalında ak kıl, yirmiden az idi. Mubârek bıyığını kırkardı. Bıyıklarının uzunluğu ve şekli, mubârek kaşları kadar idi. Emrinde husûsî berberleri var idi. [Müslimânların da, sakalı bir tutam uzatması, fazlasını kesmesi, bıyıklarını kırkması sünnetdir.]

    Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem" misvâkini ve tarağını yanından ayırmazdı. Mubârek saçını ve sakalını tararken aynaya nazar eylerdi. Geceleri mubârek gözlerine sürme çekerdi.

    -devamı var-

    (Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye)

    ---------------------------------------------------------------------------

    Huzur Damlaları...

    İmâm-ı Rabbânî hazretleri 1.ci cild, 45.ci mektûbunda buyuruyor ki,

    (Mubârek Ramazan ayı, çok şereflidir. Bu ayda yapılan, nâfile namaz, zikir, sadaka ve bütün nâfile ibâdetlere verilen sevap, başka aylarda yapılan farzlar gibidir. Bu ayda yapılan bir farz, başka aylarda yapılan yetmiş farz gibidir. Bu ayda bir orucluya iftâr verenin günahları affolur. Cehennemden âzâd olur. O oruclunun sevabı kadar, ayrıca buna da sevap verilir. O oruclunun sevabı hiç azalmaz. Bu ayda, emri altında bulunanların, işlerini hafîfleten, onların ibâdet etmelerine kolaylık gösteren âmirler de affolur. Cehennemden âzâd olur. Ramazan-ı şerif ayında, Resûlullah "aleyhisselâtü vesselâm", esîrleri âzâd eder, her istenilen şeyi verirdi...Bu ayda ibâdet ve iyi iş yapabilenlere, bütün sene bu işleri yapmak nasip olur. Bu aya saygısızlık edenin, günah işliyenin bütün senesi, günah işlemekle geçer. [Bu ayı fırsat bilmelidir.] Elden geldiği kadar ibâdet etmelidir. Allahü teâlânın râzı olduğu işleri yapmalıdır. Bu ayı, âhıreti kazanmak için fırsat bilmelidir. Kur'an-ı kerim, Ramazanda indi. Kadr gecesi, bu aydadır. Ramazan-ı şerifte, iftârı erken yapmak, sahûru geç yapmak sünnettir. Resûlullah "aleyhisselâtü vesselâm" bu iki sünneti yapmaya çok önem verirdi. İftârda acele etmek ve sahûru geciktirmek, belki insanın aczini, yiyip içmeye ve dolayısı ile herşeye muhtaç olduğunu göstermektedir. İbâdet etmek de zaten bu demektir. Hurma ile iftâr etmek sünnettir. İftâr edince, (Zehebez-zama' vebtellet-il urûk ve sebet-el-ecr inşâallahü teâlâ) duâsını okumak, terâvîh kılmak ve hatm okumak mühim sünnettir...

    ---------------------------------------------------------------------------

    Fıkıh Bilgileri...

    TERAVİH DUALARI

    Terâvihden önce;
    "Sübhâne zil mülki vel melekût. Sübhâne zil izzeti vel azameti vel celâli vel cemâli vel ceberût. Sübhânel melikil mevcûd. Sübhânel melikil ma'bûd. Sübhânel melikil hayyillezî lâ yenâmü ve lâ yemût. Sübbûhun, kuddûsün Rabbünâ ve Rabbül melâiketi verrûh.
    Merhaben, merhaben, merhabâ yâ şehre Ramezân. Merhaben, merhaben merhabâ yâ şehrel-bereketi vel gufrân. Merhaben, merhaben, merhabâ yâ şehret-tesbîhi vet-tehlîli vez-zikri ve tilâvet-il Kur'ân. Evvelühû, âhıruhû, zâhiruhû, bâtınühû yâ men lâ ilâhe illâ hüv." tesbihât ve duâları okunur.
    Ayın 15'inden sonra, "Merhabâ" yerine, "Elvedâ'" denir.

    Her 4 rekâtin sonunda;

    (Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ Âli seyyidinâ Muhammed. Biadedi külli dâin ve devâin ve bârik ve sellim aleyhi ve aleyhim kesîrâ.) okunur.
    Bu kısım, 20 rekâtin sonunda 3 defâ tekrar edilir ve 3. sünde kesîrâ'dan önce (kesîran) denir. 3 defâ da şu duâ okunur:
    (Yâ Hannân, yâ Mennân, yâ Deyyân, yâ Burhân. Yâ Zel-fadlı vel-ihsân nercül-afve vel gufrân. Vec'alnâ min utekâi şehri Ramezân bi hurmetil Kur'ân.)

    -devamı var-

    ---------------------------------------------------------------------------

    Menkıbeler

    BENİ KENDİNLE MEŞGÛL EYLE

    Hazret-i Râbia, çok oruç tutardı. Bir defâsında bir hafta hiç yiyecek bulamadı. Sekizinci gece açlığı iyice şiddetlendi. Nefsine eziyet ettiğini düşünürken birisi kapıyı çaldı. Bir tabak yemek getirdi, o da yemeği alıp, yere koydu. Mum getirmeğe gitti, gelince bir kedinin yemeğini dökmüş olduğunu gördü. Su bardağını almaya gitti. Mum söndü. Su içmek isterken bardak düşüp kırıldı. O da; "Yâ Rabbî! Bu zavallı kulunu imtihan ediyorsun, fakat âcizliğimden sabredemiyorum." diyerek bir âh çekti. Bu âhtan neredeyse ev yanacaktı. Bir ses duyuldu: "Ey Râbia, istersen dünyâ nîmetlerini üstüne saçayım. İstersen, üzerindeki dert ve belâları kaldırayım. Fakat bu dertler, belâlar ile dünyâ bir arada bulunmaz." Bu sözü işitince; "Yâ Rabbî! Beni kendinle meşgûl eyle ve senden alıkoyacak işlere bulaştırma." diye duâ etti. Bundan sonra dünyâ zevklerinden öyle kesildi ki; kıldığı namazı;"Bu benim son namazımdır." diye huşû ile kılar, hep Allahü teâlâ ile meşgûl olurdu. Hattâ birisi gelip kendisini Allahü teâlâ ile meşgûliyetten alıkoyar korkusuyla; "Yâ Rabbî! Beni kendinle meşgûl eyle de, kimse senden alıkoymasın." diye duâ ederdi. [Evliyalar Ansiklopedisi]

    ---------------------------------------------------------------------------

    Mühim tenbih...

    FARKLI TAKVİM VE İMSAKİYELER-2-

    1983 yılından önce bütün takvimler aynı idi. Fakat 1983'ten itibaren Diyanet İşleri temkin vakitlerini kaldırdığından, böyle farklı iki durum ortaya çıkmıştır. 1983 tarihinden önceki takvimlerin yanlış olmadığını herkes kabul etmektedir. Bu hususta bir ihtilaf yoktur. Nitekim, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın 30 Mart 1988 tarih ve 234-497 sayılı müftülüklere gönderdiği tamimde şöyle denilmektedir:
    "1983 öncesi takvim ile yeni uygulama arasında sadece temkin farkı bulunmaktadır. Buna göre 1983 öncesindeki uygulama yanlış değildir."

    Türkiye Gazetesinin Takvimi ve diğer bazı takvimler, doğruluğunda ittifak olan 1983 öncesine göre hazırlanmaktadır. Diyanet'in tamiminde bildirdiği gibi, 1983 yılından önceki uygulamaya göre hazırlanan takvimler ile bu takvimlere dayanılarak hazırlanan "Ramazan imsakiyeleri" yanlış değil, sadece temkinlidir. Temkin nedir, âlimler, bu temkini niçin koymuştur? Kısaca bunu da izah edelim:
    Bir namaz vakti hesaplanırken, hesabı yapılan şehrin arazisinin yükseklik ve alçaklık, doğu-batı, kuzey-güney, genişlik gibi durumlarının göz önüne alınması gereklidir.
    Ayrıca vakte tesir edecek atmosfer şartlarının da en anormal hali düşünülerek, bütün bu şartların hepsini karşılayarak, vakti emniyet altında tutacak zamana, vaktin temkini denir. Bu vakit, ibadet vaktinin emniyeti bakımından zaruri olarak konulması şart olan bir zamandır. Temkinsiz yapılan ibadet, vaktin dışına taşmış olabilir.

    -devamı var-

    www.turktakvim.comwww.namazvakti.com
    ---------------------------------------------------------------------------


    Not:
    İmsak vakti, oruca başlama zamanıdır. Sabah namazı imsaktan 15 dakika sonra kılınabilir.


    Diğer şehirler ve ülkeler için:
    www.turktakvim.com
    www.namazvakti.com
    Sahur yemeği yiyiniz, çünkü sahur yemeğinde bereket vardır.
    Hadîs-i şerîf"
    www.huzurpinari.com



    Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
    "Oğlum sana üç öğüt vereyim!
    1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
    2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
    3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"



  3. #3
    Süper Üyemiz dutkmd is an unknown quantity at this point dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    14.298

    Standart Merhabâ yâ şehr-i ramazân 3

    Hoşgeldin Huzur Ayı

    Gülbahçesinden...

    (Sahîh-i Buhârî)deki bir hadîs-i şerîfde buyuruldu ki: (Bir kimse, Ramezân ayında oruc tutmağı farz bilir, vazîfe bilir ve orucun sevâbını, Allahü teâlâdan beklerse, geçmiş günâhları afv olur). Demek ki, orucun Allahın emri olduğuna inanmak ve sevâb beklemek lâzımdır. Günün uzun olmasından ve oruc tutmak güç olmasından şikâyet etmemek şartdır. Günün uzun olmasını, oruc tutmayanlar arasında güçlükle oruc tutmasını fırsat ve ganîmet bilmelidir.

    [Tam İlmihal Se'âdet-i Ebediyye]

    ---------------------------------------------------------------------------

    Kâinatın Efendisi

    Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem

    HİLYE-İ SEADET

    Fahr-i kâinât "aleyhi ekmelüt-tehıyyât" önüne bakarak, sür'atle yürürdü. Bir yoldan geçdiği, güzel kokusundan belli olurdu.

    Fahr-i âlem "sallallahü aleyhi ve sellem" kırmızı ile karışık beyâz benizli olup, gâyet güzel, nûrlu ve sevimli idi. Bir kimse, Peygamber "aleyhissalâtü vesselâm" siyâh idi dese, kâfir olur.

    [O "sallallahü aleyhi ve sellem", arab idi. Arab, lügatda, güzel demekdir. Meselâ, lisân-ı arab, güzel dil demekdir. Istılâh ma'nâsı ise, ya'nî coğrafyada arab demek, Arabistân ismindeki yarımadada doğup büyüyen, oranın iklîmi, havası, suyu ve gıdâsı ile yetişen ve onların kanından olan kimse demekdir. Anadoludaki kandan gelenlere Türk, Bulgaristânda doğup büyüyenlere Bulgar, Almanyadakilere Alman dedikleri gibi, Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem" de Arabistân yarımadasında doğduğu için Arabdır. Arablar beyâz, buğday benizli olur. Bilhâssa Peygamberimizin "sallallahü aleyhi ve sellem" sülâlesi beyâz ve çok güzel idi. Zâten dedeleri İbrâhîm "aleyhisselâm", beyâz olup, Basra şehri ehâlîsinden, Târuh isminde beyâz bir müslümânın oğlu idi. Kâfir olan Âzer, hazret-i İbrâhîmin "aleyhisselâm" babası değildi. Amcası ve üvey babası idi.

    Resûlullahın "sallallahü aleyhi ve sellem" babası Abdüllahın güzelliği, Mısra kadar şöhret bulmuşdu ve alnındaki nûrdan dolayı, ikiyüze yakın kız, evlenmek için Mekkeye gelmişdi. Fakat, Muhammed aleyhisselâmın nûru, Âmineye nasîb oldu.

    Türkiyede ve birçok islâm memleketlerinde, bir asrdan beri, Abdüllahın evlendiği geceye, Regâib kandili ismini veriyorlar. Regâib gecesine böyle ma'nâ vermek doğru değildir. Resûlullahın "sallallahü aleyhi ve sellem" dokuz aydan önce dünyâyı teşrîf etmiş olduğunu bildirmek olur ki, bu da, noksânlık ve kusûrdur. Her bakımdan, her insanın üstünde ve her bakımdan kusûrsuz olduğu gibi, Âmine valdemizi "rahmetullahi teâlâ aleyhâ" nûrlandırdığı zamân da, noksân ve kusûrlu değildi. Bu zamânın noksân olması, tıb ilminde ayb ve kusûr sayılmakdadır.

    Receb-i şerîfin ilk Cum'a gecesine Regâib gecesi denir. Çünki, Allahü teâlâ, bu gecede, mü'min kullarına, ragîbetler, ya'nî ihsânlar, ikrâmlar yapar. O gece yapılan düâ red olmaz ve nemâz, oruc, sadaka gibi ibâdetlere, katkat sevâb verilir. O geceye hurmet edenleri afv eyler.

    -devamı var-

    (Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye)

    ---------------------------------------------------------------------------

    Hikmetler...

    ORUÇ VE SAĞLIĞIMIZ -1-

    Allahü teâlâ kullarına zararlı şeyleri emretmez, faydalı şeyleri emreder. Her emirde bizim bilmediğimiz nice hikmetler vardır. Fakat, mü'min emirleri yaparken, faydalı sebebi için değil, Allahü teâlânın emri olduğu için yapar. Haram ve mekruhlardan da aynı şekilde kaçınır.

    Oruç tutmanın insanın sıhhati üzerinde sayılmayacak kadar çok faydası vardır. Hastalıkların çoğu, çok yemekten ileri gelmektedir.

    Peygamber efendimiz "aleyhisselâm" buyurdular ki: "Oruç tutun, sıhhat bulun!"

    Orucun en önemli tesirleri, karaciğer ve damarlar üzerinde görülür. Karaciğer; vücudun muazzam bir kimya laboratuvarıdır. Sindirim için çok lüzumlu olan yağları, sindirir, eritir, diğer taraftan da besinleri depo eder. Vücuda giren mikroplara karşı, faydalı zehirler üretir, kemik iliğinden kan yapan hücreler için, temel maddeleri hazırlar.

    Vitamin ve hormonlar ile, kandaki iyot faaliyetlerinden da karaciğer sorumludur. Bundan dolayı 24 saat çalışır. Bu yüzden çok yemek ve çok içmek karaciğer için çok zararlıdır. Oruç tutarak karaciğer dinlendirilir ve bir sene daha sıhhatli çalışma imkânı bulur.

    -devamı var-

    [Türkiye Takvimi]

    ---------------------------------------------------------------------------

    Fıkıh Bilgileri...

    ORUCU BOZAN ŞEYLER

    Ramazan orucunu bozup, yalnız kaza gerektiren şeyler şunlardır:

    1- Boğaza kar ve yağmur kaçması,
    2- Astım spreyi kullanmak,
    3- Zorla bozdurulmak,
    4- Burna sıvı ilâç koymak,
    5- Burna kolonya çekmek, [Koklamak bozmaz.]
    6- Mukimken oruca başlayıp, sefere çıkınca yiyip içmek,
    7- Ud ağacının, amberle tütsülenip dumanının çekilmesi,
    8- Başkasının içtiği sigara dumanını isteyerek çekmek,
    9- Kulağın içine ilâç damlatmak, kulağı ilaçlı suyla yıkamak,
    10- Derideki açık yaraya konan sıvı ilâcın sindirim yoluna girmesi,
    11- Vücuda ilaç şırınga etmek,
    12- İsteyerek, zorlayarak ağız dolusu kusmak,
    13- Dişi kanayanın ağzındaki kanı yutması veya tükürükle eşit miktarda karışık kanı yutması,
    14- İmsak vakti bittiğini bilmeden yiyip içmek,
    15- Güneş battı zannederek orucunu bozmak,
    16- Dişlerin arasında kalan nohut kadar şeyi yutmak,
    17- Burna çekilen suyun ağızdan çıkması,
    18- Abdest alırken boğaza su kaçması,
    19- Kâğıt, taş, pamuk, ot, pişmemiş pirinç gibi ilaç ve gıda olmayan şeyi yutmak,
    20- Makattan fitil kullanmak,
    21- Oruçlu olduğunu unutup yediğinde, orucu bozuldu sanarak, bilerek yemeye devam etmek,
    22- İmsak vaktinden sonra niyet edenin, gün içinde orucunu kasten bozması,
    23- Denize girince veya guslederken vücudun içine su girmesi, [Hanbeli'de bozmaz.]
    24- Dil altına konan ilacı emmek,
    25- Makata konan pamuğun veya başka şeyin hepsinin içeri girmesi,
    26- Basur memesinin, taharetlendikten sonra, ıslak olarak içeriye girmesi,
    27- Mastürbasyon yapmak,
    28- Vücuda giren ultrason veya endoskopi cihazında ilaç, merhem olması,
    29- Lavman yaptırmak, [Maliki'de bozmaz.]
    30- Özel olarak su buharı teneffüs etmek,
    31- Yaş parmağı, ön veya arka tarafa sokmak, [Hanbeli'de bozmaz.]
    32- Burundan genze giden kanı yutmak,
    33- Açlığa veya susuzluğa dayanamayarak yiyip içmek,
    34- Bayılanı ayıltmak için veya uyuyanın ağzına su akıtmak.

    [Türkiye Gazetesi]

    ---------------------------------------------------------------------------

    Menkıbeler...

    "KENDİMİ ALLAHÜ TEALA'NIN AŞKINDA YAKMAK İSTİYORUM"

    Doğumundan îtibâren Alâeddîn-i Sâbir, bir sabır nümûnesi olarak görüldü. İlk altı ayda, kırk gün annesinin sütünü emmedi. Bir yaşına kadar, diğer altı ay içinde 15 gün oruç tutar, 15 gün süt emerdi. Üç yaşında ana sütünü terk ederek, ara sıra küçük bir parça arpa ekmeği ve Hindistan'a mahsus bir çeşit nohut ekmeği yerdi. Konuşmaya başladığında, ilk söylediği söz; "Lâ mevcûde illallah" (Allahü teâlâdan başka hiçbir şey yoktur) oldu. Beş yaşında iken, mübârek pederi vefât etti. Bunun üzerine bir sene konuşmadı. Yedi yaşında iken muntazaman hergün oruç tutmaya başladı. 4 ilâ 5 günde bir, biraz kuru ekmek kırıntısı yerdi. Bu yaşında teheccüd namazı kılardı ve kendisini tamâmen Allahü teâlâya verirdi. O yaşında dahî, annesinin ısrârlarına rağmen karyolada hiç yatmadı.
    Annesi; "Yavrum neden bu kadar sıkı mücâhedeyi nefsin ile uğraşmayı bu yaşında yapıyorsun?" dedikte; "Sevgili anneciğim elimde değil, kendimi Allahü teâlânın aşkında yakmak istiyorum. Böyle yaşamak hakîkaten hoşuma gidiyor." buyurmuştur.

    ---------------------------------------------------------------------------

    Mühim tenbih...

    FARKLI TAKVİM VE İMSAKİYELER

    BİLGİ İÇİN TIKLAYINIZ


    www.turktakvim.com http://www.namazvakti.com/

    -------------------------------------------------------------------

    Not:
    İmsak vakti, oruca başlama zamanıdır. Sabah namazı imsaktan 15 dakika sonra kılınabilir.


    Diğer şehirler ve ülkeler için:
    www.turktakvim.com
    www.namazvakti.com
    Cuma günü günah işlemeden selâmetle geçerse, diğer günler de selâmetle geçer.
    Hadîs-i şerîf
    www.huzurpinari.com
    www.huzurpinari.org




    Ey güzeller güzeli, beni sevdânla yakdın!
    görmüyor birşey gözüm, her an hulyânla aklım!

    Sen (Kabe kavseyn) şâhı, ben ise azgın köle,
    Sana konuk olmağı, nasıl söyler bu şaşkın?

    Acıyıp bir bakınca, ölü kalbler diriltdin,
    sonsuz merhametine sığınıp, kapın çaldım!

    İyilik kaynağısın, dermanlar deryâsısın!
    Bir damla lutf et bana, derde devâsız kaldım!

    Herkes gelir Mekkeye, Kâ’be, Safâ, Merveye,
    ben ise senin için, dağlar tepeler aşdım!

    Dün gece, bir rü’yâda göklere değdi başım,
    kapındaki uşaklar, enseme basdı sandım!

    Ey Câmî hazretleri, sevgilimin bülbülü!
    şi’rlerin arasından, şu beyti seçdim aldım:

    (Dili aşağı sarkık, uyuz köpekler gibi,
    bir damlacık umarak, ihsân deryâna vardım.)



    Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
    "Oğlum sana üç öğüt vereyim!
    1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
    2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
    3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"



  4. #4
    Süper Üyemiz dutkmd is an unknown quantity at this point dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    14.298

    Standart Merhabâ yâ şehr-i ramazân 4

    Hoşgeldin Huzur Ayı

    Gülbahçesinden...

    Hadis-i şerifte buyuruldu ki, (Her kim inanarak ve karşılığını sadece Allahü teâlâdan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa, onun geçmiş günahları bağışlanır.)

    [Buhari, Müslim]

    ---------------------------------------------------------------------------

    Kâinatın Efendisi


    Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem"

    HİLYE-İ SEADET


    İslâmiyyetin ilk zemânlarında ve islâmiyyetden evvel, Receb, Zil-ka'de, Zil-hicce ve Muharrem aylarında harb etmek harâm idi. (Rıyâd-un-nâsıhîn) kitâbı, ikinci bâbı, sekizinci faslında buyuruyor ki, (Zâhidî ve Alî Cürcânî tefsîrlerinde ve birçok tefsîrde yazıyor ki, islâmiyyetden evvel, arablar, Receb veyâ Muharrem aylarında harb edebilmek için, ayların yerini değişdirir, ileri veyâ geri alırlardı. Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem", hicretin onuncu senesinde, doksanbin müslimân ile vedâ' haccı yapdığı zemân: (Ey Eshâbım! Haccı tam zemânında yapıyoruz. Ayların sırası, Allahü teâlânın yaratdığı zemândaki gibidir!) buyurdu). Abdüllahın evlendiği sene, ayların yeri değişik idi. Receb ayı, Cemâzil-âhır yerinde idi. Ya'nî bir ay ileride idi. O hâlde, nûr-i Nübüvvetin, Âmine "rahmetullahi teâlâ aleyhâ" valdemize intikâli, şimdiki Cemâzil-âhır ayındadır. Regâib gecesinde değildir.

    Amcası Abbâs ile Abbâsın oğlu Abdüllah "radıyallahü anhümâ" da beyâz idi. Peygamberimizin "sallallahü aleyhi ve sellem" kıyâmete kadar evlâdı da güzel ve beyâzdır. Meselâ, Ürdün emîri merhûm Abdüllah, İstanbula gelmişdi. Beyâz idi. Kadıköy müftîsi iken vefât eden fazîletli Ahmed Mekkî efendi "rahmetullahi aleyh" seyyid idi. Ecdâdı gibi, beyâz, kara kaşlı, iri siyâh gözlü ve çok sempatik, güzel yüzlü idi. Resûlullahın "sallallahü aleyhi ve sellem" Eshâbı da, beyâz ve güzel idi. Osmân "radıyallahü anh" beyâz, sarışın idi. Resûlullahın "sallallahü aleyhi ve sellem, rum imperatörü Heraklius hükûmetine gönderdiği sefîri Dıhye-i kelbî çok güzel olup, İstanbul sokaklarında gezerken, yüzünü görmek için, rum kızları sokaklara çıkardı. Cebrâîl "aleyhisselâm" çok def'a Dıhye "radıyallahü anh" şeklinde gelirdi.

    -devamı var-

    (Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye)

    ---------------------------------------------------------------------------

    Huzur Damlaları...

    İmâm-ı Rabbânî (kuddise sirruh) hazretleri 1.ci cild, 45.ci mektûbunda buyuruyor ki,

    (Bu ayda, her gece, Cehenneme girmesi gereken, binlerce müslüman affolur, âzâd olur. Bu ayda, Cennet kapıları açılır. Cehennem kapıları kapanır. Şeytanlar, zincirlere bağlanır. Rahmet kapıları açılır. Allahü teâlâ, bu mübârek ayda Onun şânına yakışacak, kulluk yapmağı ve Rabbimizin râzı olduğu, beğendiği yolda bulunmağı, hepimize nasip eylesin! Âmîn.)
    [Oruç tutmak güç olan yerlerde, oruç tutanlara ve din düşmanlarının yalanlarına aldanmayıp, oruclarını bozmıyanlara, daha çok sevap verilir. Ramazan-ı şerif ayı, islâm dîninin nâmusudur. Âşikâre oruç yiyen, bu aya hurmet etmemiş olur. Bu aya hürmet etmiyen, islâmiyetin nâmus perdesini yırtmış olur. Namaz kılmıyanın da, oruç tutması ve haramlardan kaçınması lâzımdır. Bunların orucu kabûl olur ve îmanları olduğu anlaşılır.]

    (Müjdeci Mektublar)

    ---------------------------------------------------------------------------

    Fıkıh Bilgileri...

    ORUCU BOZMAYAN ŞEYLER

    Bazıları şunlardır:

    1- Oruçlu olduğunu unutarak yiyip içmek,
    2- Ağzına gelen kusuntunun geri gitmesi,
    3- Oksijen tüpüyle suni hava vermek,
    4- Orucu bozmaya niyet edip de bozmamak,
    5- İstemeyerek ağız dolusu kusmak,
    6- Boğaza toz, duman vs. kaçması,
    7- İsteyerek, zorlayarak biraz kusmak,
    8- Göze ilaç damlatmak, ıslak lens takmak,
    9- Gıybet etmek,
    10- Rüyada ihtilâm olmak,
    11- Diş çukuruna ilâç koymak,
    12- Çiçek, kolonya veya parfüm koklamak,
    13- Morfinsiz, iğnesiz diş çektirmek,
    14- Yutmadan yemeğin tadına bakmak,
    15- Sakındığı hâlde toz ve dumanın boğazdan veya burundan içeri girmesi,
    16- Diş çektirince gelen tükürükten az kanı yutmak,
    17- Ağzını yıkadıktan sonra, kalan yaşlığı tükürükle yutmak,
    18- Dişleri arasında kalan nohuttan küçük olan şeyi yutmak,
    19- Hacamat olmak, kan aldırmak,
    20- Kulağına su kaçması,
    21- Uyanıkken, sadece bakarak cünüp olmak,
    22- Misvak kullanmak, macunsuz diş fırçalamak,
    23- Gusletmek, banyo yapmak,
    24- İdrar yoluna pamuk koymak, [Şafii’de bozar.]
    25- Sağlam deriye ilaç, krem, her çeşit yakı, sigara bandı, tokluk bandı koymak,
    26- Yaraya imsak vaktinden önce konan sıvı ilacın, imsak vaktinden sonra emilmesi,
    27- Yaradan çıkan kan, irin ve benzerlerinin tekrar içeri girmesi,
    28- Arı sokması,
    29- Dudaktaki yaşlığı yutmak,
    30- Banyoda oluşan su buharını teneffüs etmek,
    31- Kuru parmağı, ön veya arka tarafa sokmak, [Şafii’de bozar.]
    32- Ele iğne batıp, kırığının içinde kalması,
    33- Kulağa pamuklu çubuk sokmak, [Şafii’de bozar.]
    34- Kanayan yere, kanın durması için kan taşı sürmek,
    35- Ağza gelen yemeği, balgamı, kusmuğu veya baştan burna gelen akıntıyı yutmak.

    [Türkiye Gazetesi]

    ---------------------------------------------------------------------------

    Hikmetler...

    KADİR GECESİ

    İmam-ı Şarani hazretleri, (Ramazan, pazar günü başlarsa, kadir gecesi 29. gecedir. Salı başlarsa 27. gece, perşembe başlarsa 25., cumartesi başlarsa 23., pazartesi başlarsa 21., çarşamba başlarsa 19., cuma başlarsa 17. gecedir) buyuruyor.


    ---------------------------------------------------------------------------

    Menkıbeler...

    ALLAHÜ TEALA ONA RAHMET ETMESİN...

    Peygamber Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem), birgün minbere çıkıyordu. Minberin birinci basamağına çıktıklarında "Amin" dedi. İkinci basamağına çıktıklarında yine "Amin" dedi. Üçüncü basamağa çıktıklarında da yine "Amin" dediler. Eshab-ı Kiram "aleyhimürrıdvân" bunun sebebini kendilerine sordular. Peygamber Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdular ki:

    “Birinci basamağa çıktığımda, Cebrail aleyhisselam gelip dedi ki,
    "Bir kimse Ramazan ayına sıhhat ve afiyetle kavuşur da ibadet ve istiğfar ederek kendisini affettiremezse Allahü teala ona rahmet etmesin." Ben de amin dedim.

    İkinci basamağa çıktığımda:
    "Bir kimsenin yanında anne ve babası ihtiyar olarak bulunur da, o ihtiyarların hayır dualarını almaz ve onları üzerse, Allahü teala ona rahmet etmesin" dedi. Ben ona da amin dedim.

    Üçüncü basamağa çıktığımda ise şöyle söyledi:
    "Bir kimsenin bulunduğu yerde senin ismin anılır da orada bulunan bir kimse sana salevat okumazsa, Allahü teala ona rahmet etmesin" dedi. Ben o duasına da amin dedim.


    ALLAH SENİ AFFETMEDİ...


    Mâlik bin Dînâr hazretleri bir yıl hacca gitti. Haccını tamamladığı gece rüyâsında bir ses işitti; "Yâ Mâlik! Hacca gidenlerden Muhammed oğlu Abdurrahmân affedilmedi." dedi. Sabahleyin çevresinde Muhammed oğlu Abdurrahmân'ı aramaya başladı. Sordukları kimse ona: "Aradığın kimse Kur'ân ehlidir. Her yıl hacca gelir." dediler. Araya araya onu bir köşede Kur'ân okurken buldu. Abdurrahmân onu görünce bir âh çekip bayıldı. Daha sonra şöyle dedi: "Beni rüyânda gördün. Bana, Allahü teâlânın beni affetmediğini söylemeğe geldin değil mi?" Mâlik bin Dînâr hazretleri çok şaşırdı. Ona hayret edip sordu: "Sâlihlerden birine benziyorsun. Çok merak ettim. Acaba, Allahü teâlâ seni niçin affetmiyor. Ne günâh işledin?" "Bir Ramazan ayının ilk gecesi idi. İçki içip sarhoş olmuştum. Bu sırada babam beni aramış ve bir yerde yatar bulmuş. Beni çekince ben de sarhoşluktan ona vurup bir gözünü çıkarmışım. O da bana bedduâ etmiş. Ertesi günü ayılınca neler yaptığımı büyük bir üzüntü ile öğrendim. Bütün içki küplerini yok ettim. Kölelerimi âzât ettim. Yaptıklarıma pişman olup, doğru yola girdim. Her yıl böyle hacca gelir duâ ederim. Fakat, her seferinde sizin gibi birisi rüyâmda: "Allah seni affetmedi." diye söyler."

    -------------------------------------------------------------------

    Not:
    İmsak vakti, oruca başlama zamanıdır. Sabah namazı imsaktan 15 dakika sonra kılınabilir.


    Diğer şehirler ve ülkeler için:
    www.turktakvim.com
    www.namazvakti.com
    Kalbleri temizlemenin ilâcı, Allahın dostlarının kelâmıdır. Onların yazılarını okuyunca kalbler temizlenir.
    Hüseyin Hilmi bin Sâid "Rahmetullahi Aleyh"
    www.huzurpinari.com


    Ey günâhlılar sığınağı, sana sığınmağa geldim!
    çok kabâhatler işledim, sana yalvarmağa geldim!


    Karanlık yerlere sapdım, bataklıklara saplandım,
    doğru yolu aydınlatan, ışık kaynağına geldim!


    Çıkacak bir canım kaldı, ey bütün canların cânı!
    uygun olur mu söylemek, cânımı fedâya geldim!


    Derdlilerin tabîbisin, ben ise gönül hastası,
    kalb yarama devâ için, kapını çalmağa geldim!


    Cömerdlerin kapısına, birşey götürmek hatâdır.
    basmakla şeref verdiğin, toprağı öpmeğe geldim!


    Günâhlarım çok, dağ gibi, yüzüm kara, katran gibi,
    bu yükden ve siyâhlıkdan temâm kurtulmağa geldim!


    Temizler elbet hepsini, ihsân deryândan bir damla,
    gerçi yüzüm gibi kara, amel defterimle geldim!


    Kapına yüz sürebilsem, ey canımdan azîz cânan!
    su ile olmıyan işler, hâsıl olur o toprakdan!




    Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
    "Oğlum sana üç öğüt vereyim!
    1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
    2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
    3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"



  5. #5
    Süper Üyemiz dutkmd is an unknown quantity at this point dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    14.298

    Standart Merhabâ yâ şehr-i ramazân 5

    Hoşgeldin Huzur Ayı

    Gülbahçesinden...

    Hadis-i şerifte buyuruldu ki, (Oruçlunun kemikleri tesbih eder. Yanında yemek yendikçe melekler onun için Allahü teâlâdan afv ve magfiret dilerler.)

    [Tirmizi, İbni Mâce]

    --------------------------------------------------------------------------

    Kâinatın Efendisi

    Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem"

    HİLYE-İ SEADET

    Mısr, Şâm, Afrika, Sicilya ve İspanya yerlileri Arab değildir. Arablar, islâmiyyeti dünyâya yaymak için, Arabistân yarımadasından çıkarak buralara geldiklerinden, bugün buralarda da mevcûddur. Nitekim Anadoluda, Hindistânda ve başka memleketlerde de mevcûddur. Fakat, bugün bu memleketlerin hiçbirinin ehâlisini Arab diye ismlendirmek doğru olmaz.

    Ortaçağ, ya'nî kurûn-ı vustâ zamânının biricik ma'rifet ve medeniyyet lisânı olan ve zâten gramer ve fesâhat ve edebiyyât bakımından, bugün yeryüzünde mevcûd yediyüzyetmiş çeşid dilin en mükemmeli olan arabî lisânı, islâm medeniyyeti ile birlikde bütün bu memleketlere girmiş ve yerleşmişdi. O zamânlar, İspanyadaki Arab üniversitelerine ve müslimân mekteblerine, ihtisâs kazanmağa giden Fransız ve diğer Avrupalılar, arabî birçok kelimeleri, bilhâssa ilmde ve fende kullanılan kelimeleri, kendi memleketlerine götürmüşler, kendi dillerine karışdırmışlardır. Bugün garb dillerinde birçok arabî kelimeler hâlâ kullanılmakdadır.

    [1947] senesinde Londrada basılmış, The British and Foreign Bible Society (İngilizlerin ve yabancıların İncîl cem'ıyyeti)nin, The Gospel in Many Tongues (Birçok dillerde bir âyet) ismindeki kitâbında, yediyüzyetmiş dürlü dilin herbiri ile yazılmış birkaç satırlık örnekler vardır.


    Mısr ehâlîsi esmerdir. Habeşistân ehâlîsi siyâhdır. Bunlara habeş denir. Zengibâr ehâlîsine Zencî denir. Bunlar da siyâhdır. Peygamberimizin "sallallahü aleyhi ve sellem" akrabâsını, arabları sevmek ve saymak ibâdetdir. Onları her müslümân sever. Anadoluya müsâfir gelen siyâh fellâhlar, habeşler, zencîler, hurmet ve ikrâm olunmak için, kendilerini, arab diye tanıtdırmış, Anadolunun saf müslümânları, sözlerine inanıp bunları sevmişlerdir. Çünki, bu sevgide siyâh, beyâz ayırımı yokdur. Siyâh bir müslümân beyâz bir kâfirden katkat dahâ üstün, dahâ kıymetli ve sevimlidir. İnsanın siyâh olması îmânın şerefini azaltmaz. Bilâl-i Habeşî hazretleri ve Resûlullahın çok sevdiği Üsâme siyâh idiler.

    -devamı var-


    (Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye)

    ---------------------------------------------------------------------------

    Huzur Damlaları...

    İmâm-ı Rabbânî hazretleri (kuddise sirruh) 1.ci cild, 162.ci mektûbunda buyuruyor ki,

    Mübârek Ramazan ayında, bütün iyilikler, bütün bereketler bulunur. Her iyilik, her bereket, Allahü teâlânın zâtından gelmektedir ve Onun şü'ûnlarından hâsıl olmaktadır. Her kusur, her kötülük de, mahlûkların zâtlarından ve sıfatlarından hâsıl olmaktadır. Nisâ sûresinin yetmişsekizinci âyetinde meâlen, (Sana gelen her güzel şey, Allahü teâlâdan gelmektedir. Sana gelen her kötülük de, kendindendir) buyuruldu. Bunun için, bu aydaki iyiliklerin, bereketlerin hepsi, Allahü teâlânın zâtındaki üstünlüklerden gelmektedir. Bu üstünlüklerin hepsi de, kelâm şânında bulunmaktadır. Kur'an-ı kerim, bu kelâm şânının hakîkatinin hepsinden hâsıl olmuştur. Bundan dolayı, bu mübârek ayın, Kur'an-ı kerim ile tâm bağlılığı vardır. Çünkü, Kur'an-ı kerimde bütün üstünlükler bulunmaktadır. Bu ayda da, o üstünlüklerden hâsıl olan bütün iyilikler bulunmaktadır. Bu bağlılıktan dolayı, Kur'an-ı kerim bu ayda nâzil oldu. Bekara sûresinin yüzseksenbeşinci âyetinde meâlen, (Kur'an-ı kerim, Ramazan ayında indirildi) buyuruldu. Kadr gecesi bu aydadır. Bu ayın özüdür. Kadr gecesi, çekirdeğin içi gibidir. Ramazan ayı da, kabuğu gibidir. Bunun için, bir kimse, bu ayı saygılı, iyi geçirerek bu ayın iyiliklerine, bereketlerine kavuşursa, bu senesi iyi geçerek, hayrlı ve bereketli olur. Allahü teâlâ, hepimizi bu mübârek ayın iyiliklerine, bereketlerine kavuştursun. Herbirimize bundan büyük pay versin!


    [Müjdeci Mektublar]

    -devamı var-

    ---------------------------------------------------------------------------

    Hikmetler...

    ORUÇ VE SAĞLIĞIMIZ -3-

    Oruç, damarlardaki besin artıklarının birikmesine mâni olur. Oruçlu iken su azaldığı için, damarlar üzerindeki basınç kalkar ve küçük tansiyon sağlıklı olur.

    En sık görülen hastalıkların başında sindirim bozuklukları gelir. Oruç tutularak, sene boyunca çalışan mide ve sindirim organlarının dinlenmesi sağlanır. Birçok hastalık da, perhiz yoluyla iyileştiği için, oruç da bir perhiz şeklidir. Ayrıca oruçla, alkolikler ve sigara tiryakileri bu kötü alışkanlıklarından kurtulmaktadır.

    [Türkiye Takvimi]



    İNANILMAZ ARTTIRMA

    Sultan IV. Murad Hân, kızını Melek Ahmed Paşa'yla evlendirir. Sultan hanım ve eşi Melek Ahmed Paşa; Boğaziçi'nde Kuzguncuk'ta otururlar. Her yıl tekrarladıkları bir âdetleri vardı. Konaklarındaki fazla eşyâyı, her Ramazan kendi kapu halkına haraç-mezad satmak!...
    Bu garip mezad'ın iştirakçileri de pek sevinirlerdi. Aldıkları eşyaya karşı vereceklerini, seve seve edâyâ çalışırlardı. Belli günde, münâdi mezadçı bağırır:
    - Bir altın sahan!... Haydi bir kapaklı, altın sahan..Yok mu tâlibi?
    - Kaça?...Kaça?...
    - Bir yetim okutmaya. Hadi bir yetim okutmak isteyen yok mu? İki yetim... Üç yetim...
    Arttırma başlar. En fazla tâlibine "Altın sahan" verilirdi. Münâdi, "Murassa" mücevherli bir kılıç gösterir. Gözler kamaşır.
    Böyle böyle yetimler okutulur, dullar korunur, garibler gözetilir; Yasînler, Hatimler indirilir... Dünya ve Âhıret seâdeti yaşanılırdı.


    Türkiye Gazetesi / İrfan Atagün

    ---------------------------------------------------------------------------

    Fıkıh Bilgileri...

    Dört mezheb âlimleri sözbirliği ile bildiriyorlar ki, oruca fecr-i sâdık denilen beyâzlığın, üfk-ı zâhirî hattının bir noktasında ağarması ile başlanır. (Mültekâ) kitâbında buyuruyor ki: (Oruc, fecrin ağarmasından, güneş batıncaya kadar, yimeği, içmeği ve cimâ'ı terk etmekdir. Bir gün evvel güneş batmasından, oruc günü (Dahve-i kübrâ)ya kadar, Ramezân orucuna kalb ile niyet etmek de farzdır. Belli gün olan adak orucunun ve nâfile orucun niyet zemânı da böyledir. Hergün ayrı niyet etmek lâzımdır. Ramezân orucuna niyet ederken, Ramezân demeyip, yalnız oruc demek veyâ nâfile oruc demek de câizdir. Dahve-i kübrâ vakti, oruc müddetinin ya'nî şer'î gündüz müddetinin yarısıdır ki, zevâl vaktinden öncedir. Bu iki vaktin arasındaki zemân farkı, güneşin tulû' [doğduğu] vakti ile fecr ya'nî imsâk vakti arasındaki zemân farkının ya'nî (Hisse-i fecr)in yarısı kadar dakîkadır. Fecr, ya'nî imsâk vaktinden evvel niyet ederken, (Niyet etdim, yarın oruc tutmağa) denir. İmsâkdan sonra niyet ederken, (bugün oruc tutmağa) denir. Ramezân-ı şerîf orucu, her müslimâna farz olduğu gibi, tutamıyanların kazâ etmeleri de farzdır. Kazâ ve keffâret orucuna ve mu'ayyen olmayan adak oruclarına fecrden sonra niyet edilemez.

    [Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye]

    ---------------------------------------------------------------------------

    Menkıbeler...

    RÂBİA-İ ADVİYYE HAZRETLERİ


    Uzaktan bir misâfir, gelmişti hânesine,
    Bir parça eti vardı, koydu tenceresine.
    Düşündü pişirip de, ona ikrâm etmeyi,
    Ve lâkin konuşurken, unuttu pişirmeği.
    Nihâyet akşam olup, namazları kıldılar,
    Hem kendi, hem misâfir, o gün oruçluydular.
    Dedi ki: "Et pişmedi, unutmak sebebiyle,
    Bâri iftar edelim, "kuru ekmek, su" ile."
    Getirmeye giderken, su ve kuru ekmeği,
    Leziz et kokuları, bir anda sardı evi.
    Baktı ki tencerede, duran et, o hâliyle,
    Ateşsiz pişmiş idi, kudret-i ilâhiyle.
    Misâfir o yemekten, yiyince, ilk tadımda;
    Dedi: "Böyle hoş yemek, yemedim hayatımda.
    Hem de sen demiştin ki, Unuttum, pişmedi et,
    Hâlbuki bu et pişmiş, acaba nedir hikmet?"
    Dedi: "Kul unutmazsa, eğer ibâdetini,
    Onu da unutmazlar, pişirirler etini."


    -------------------------------------------------------------------

    Not:
    İmsak vakti, oruca başlama zamanıdır. Sabah namazı imsaktan 15 dakika sonra kılınabilir.


    Diğer şehirler ve ülkeler için:
    www.turktakvim.com
    www.namazvakti.com
    İftar zamanında, oruçlunun ağız kokusu, Allahü teâlâya, her kokudan daha güzel gelir. Hadîs-i şerîf
    www.huzurpinari.com



    Derdlilerin tabîbisin, ben ise gönül hastası,
    kalb yarama devâ için, kapını çalmağa geldim!


    Cömerdlerin kapısına, birşey götürmek hatâdır.
    basmakla şeref verdiğin, toprağı öpmeğe geldim!


    Günâhlarım çok, dağ gibi, yüzüm kara, katran gibi,
    bu yükden ve siyâhlıkdan temâm kurtulmağa geldim!




    Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
    "Oğlum sana üç öğüt vereyim!
    1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
    2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
    3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"



  6. #6
    Süper Üyemiz dutkmd is an unknown quantity at this point dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    14.298

    Standart Merhabâ yâ şehr-i ramazân 6

    Hoşgeldin Huzur Ayı


    Gülbahçesinden...

    Hadis-i şerifte buyuruldu ki, (Oruç, vücudun zekâtı, sabrın da yarısıdır.) [İbni Mâce]

    --------------------------------------------------------------------------------

    Kâinatın Efendisi

    Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem"

    HİLYE-İ SEADET

    Ebû Leheb ve Ebû Cehl kâfirleri beyâz idiler. Bu ikisinin kötülükleri ve aşağılıkları herkesce bilinmekdedir. Allahü teâlâ insanın rengine değil, îmânının kuvvetine ve takvâsına kıymet vermekdedir. Fakat, siyâhların kendilerini arab olarak tanıtmaları, islâm düşmanlarının, yehûdîlerin işlerine yaradı. Bir yandan, siyâh insanları, aşağı ve iğrenç olarak tanıtdılar. Bunları köle olarak kullandılar. Bir yandan da kara kedileri, köpekleri, arab arab diye çağırarak, gazete ve mecmû'alara yapdıkları siyâh resm ve karikatürlere arab diyerek, gençliğe, arabı siyâh olarak tanıtmağa, böylece, müslümân yavrularını Peygamberimizden "sallallahü aleyhi ve sellem" soğutmağa uğraşdılar. Bugün, Arabistânda, Mekke-i mükerreme ve Medîne-i münevverede bulunanlar, asrlar boyunca, Afrikadan, Asyadan ve diğer yerlerden gelip yerleşen yabancıların soyundandır. Bu yabancılar siyâh olup, Allahın ve Resûlullahın âşıkları idiler. Sultân ikinci Abdulhamîd hânın "rahmetullahi aleyh" amirallerinden Eyyûb Sabrî pâşa "rahmetullahi teâlâ aleyh", beş cildlik türkçe (Mir'ât-ül-haremeyn) kitâbında, koca Mekke şehrinde, iki Arab evinin kalmış olduğunu yazmakdadır. Bugün ise hiç yokdur. Peygamberimizin "sallallahü aleyhi ve sellem" vefâtında, Eshâb-ı kirâmın hepsi, sonra da evlâdları, cihâd için, dîn-i islâmı dünyâya yaymak için, Arabistândan çıkdı. İslâm ordusu, Asyanın ötelerine, Afrikaya, Kıbrısa, İstanbula, hâsılı her yere dağıldı. Allahın dînini, Onun kullarına tanıtmak için savaşdılar ve canlarını fedâ etdiler.

    -devamı var-

    (Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye)

    --------------------------------------------------------------------------------

    Huzur Damlaları...

    İmâm-ı Rabbânî hazretleri (kuddise sirruh) 1.ci cild, 162.ci mektûbunda buyuruyor ki,

    Resûlullah "aleyhisselâm" buyurdu ki, (Oruclu olan kimse, hurma ile iftâr etsin! Çünkü hurma bereketlidir). O Server, hurma ile iftâr ederdi. Hurmanın bereketli olması şöyledir ki, onun ağacına (Nahle) denir. Bu ağacın yaradılışında, topluluk ve adalet vardır. İnsanın yaradılışı da böyledir. Bunun içindir ki, Peygamberimiz Nahle ağacına, Âdem oğullarının halasıdır dedi.(Halanız olan nahleye saygı gösteriniz! Çünkü bu ağaç, Âdem aleyhisselâmın çamurundan kalan artıktan yaratılmıştır) buyurdu. Görülüyor ki, Nahle, Âdem aleyhisselâmın çamurundan yaratılmıştır. Nahleye bereket buyurması, bunda herşeyin bulunduğu için olsa gerektir. Bunun için, nahlenin meyvesi olan hurma yinince, insanın parçası, dokusu olur. Böylece hurmada bulunan herşey, insana da aktarılmış olur. Hurmada bulunan sonsuz üstünlükler, bunu yiyende de bulunur. Hurmayı yiyen herkes böyle olur ise de, oruclu kimse, iftâr zamanında, şehvetlerden ve dünyanın geçici zevklerinden temiz olduğu için, hurmadan pekçok istifâde eder. Anlattığımız faydaları daha tâm ve daha olgun olur...)

    [Müjdeci Mektublar]

    --------------------------------------------------------------------------------

    Fıkıh Bilgileri...

    SEKİZ TÜRLÜ ORUÇ VARDIR:

    1- Farz oruclar: Farz oruc da, iki kısmdır: Mu'ayyen zamândaki oruc, Ramezân-ı şerîf orucudur. 2- Mu'ayyen zamânda olmıyan farz oruclar: Kazâ ve keffâret orucları böyledir. Fakat, keffâret orucları farz-ı amelîdir. Ya'nî, inkâr eden kâfir olmaz. 3- Vâcib oruclar: Bunlar da, mu'ayyen olur. Belli gün veyâ günler oruc adamak gibi. 4- Gayr-i mu'ayyen oruclar: Herhangi bir veyâ birkaç gün oruc adamak gibi. 5- Sünnet olan oruclar: Muharremin dokuzuncu ve onuncu günleri oruc tutmak gibi. 6- Müstehab oruclar: Her arabî ayın 13., 14. ve 15. ci günleri oruc tutmak gibi ve yalnız Cum'a günü oruc tutmak gibi ve kurban bayramı arefesinde oruc tutmak gibi. Yalnız Cum'a günü oruc tutmak mekrûh olur da denildi. Cum'a günü oruc tutmak isteyenin, perşembe veyâ cumartesi günü de tutması iyi olur. Çünki, sünnet veyâ mekrûh denilen bir işi yapmamak lâzımdır. 7- Harâm oruclar: Fıtr bayramının birinci günü ve kurban bayramının her dört günü oruc tutmak harâmdır. 8- Mekrûh oruclar: Muharremin yalnız onuncu günü oruc tutmak ve yalnız cumartesi günleri oruc tutmak ve Nevruz ve Mihrican günleri oruc tutmak ve bütün sene, hergün oruc tutmak ve konuşmamak şartı ile oruc tutmak mekrûhdur.

    -devamı var-

    [Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye]

    --------------------------------------------------------------------------------

    Menkıbeler...

    RAMAZAN HİLALİ
    Ferîdüddîn Genc-i Şeker "rahmetullahi aleyh", Şâban ayının 29'u ile Ramazan ayının birinci günü arasındaki gece doğmuştu. Şâban'ın yirmi dokuzuncu gecesinin bulutlu olması sebebiyle Ramazan hilâlini görememişler ve ertesi gün oruç tutup‑tutmamak konusunda tereddütte kalmışlardı. Ferîdüddîn'in babası Cemâleddîn Süleymân'dan fetvâ sormaya geldiler. O da; "Hilâlin görünmesinde bir şüphe varsa, oruca başlamak uygun değildir." dedi. O esnâda bir zât ortaya çıktı. Bu mevzuda onun fikrini sorduklarında; "Niye merâk edip şüphede kalıyorsunuz? Bu gece Cemâleddîn Süleymân'ın evinde bir çocuk doğdu. O, zamânın kutbu olacaktır. Eğer çocuk bu gece yarısından sonra annesini emmemişse, hilâl görünmüştür ve Ramazan ayı bugün başlayacaktır." dedi.

    Nitekim seher vakti Cemâleddîn Süleymân'ın evine gidip, bu zâtın sözlerinin doğru olup olmadığı hakkında annesine sorduklarında, yeni doğan bebeğin gece yarısından sonra annesini emmediğini öğrendiler. Bunun üzerine oruca başlandı. Daha sonra o gün, Mültan'dan ve diğer yerlerden hilâlin göründüğü ve o günün Ramazan olduğu haberi geldi. Ramazan ayı boyunca bu bebek, gündüzleri annesini hiç emmedi. Sadece iftar zamanı birinden, sahur zamânı da diğer memesinden emiyordu.



    ***
    Abdullah bin Muhammed Mürteiş hazretleri bir defâsında Ramazân-ı şerîf ayının son on günü câmide îtikâfa başladı. Ancak birkaç gün sonra îtikâfı bırakıp çıktı. Sebebini soranlara buyurdular ki:
    "Mescidde bâzı kimselerin riyâ ile, gösteriş yaparak ibâdet edip, Kur'ân-ı kerîm okuduklarını gördüm. Bu hâlleri sebebiyle, onlara gelecek olan belâdan korkup dışarı çıktım.

    --------------------------------------------------------------------------------

    Mühim tenbih...

    DİNİ KELİMELERİ BOZMAK

    Ahlakımızı bozmak için dinimizce güzel olan şeyleri çirkin, çirkin olan şeyleri de hoş gösterme gayretlerinin yanı sıra, bazı kelimeleri de, kimi bilerek kasten, kimi de bilmeden yanlış kullanıyorlar. Mesela, Mucize, yaratmak, kader, şehit, oruç gibi kelimeler, dinimizin bildirdiği manadan da başka türlü kullanılıyor. Allahü teâlânın yarattığı işlere, mesela gözün, kulağın yapısına mucize diyorlar. "Allahın kudreti" denir. Başka türlü söylemek mucizenin manasını bozmak olur.

    Peygamberlerden ilahi âdet dışında ve ilahi kudret içinde meydana gelen olaylara Mucize denir. Mucize, bir peygamber tarafından, tabiat kanunlarına, âdete muhalif olarak yapılan harika bir iştir. Kendisinde harika bir şey zuhur eden, mesela denizde, suyun üzerinde yürüyen zat, peygamberse, bu işe mucize denir. Evliya ise keramet, salih ise firaset, fâsık ise istidrac, kâfir ise, sihir denir. Sihir, cisimlerin fizik özelliklerini, şekillerini değiştirir. Maddenin yapısını değiştiremez. Mucize ve keramet, ikisini de değiştirebilir. Mucizeyi yapan yalnız Allahtır. Peygamberlerine verdiği mucizeleri için (Bunları yapan biziz) buyuruyor. (Enbiya 79)

    Bunun için (Mucize indirim), (Mucize yarattı), (Yedinci kattan düştü, mucize olarak kurtuldu) demek, onun Peygamber olduğunu söylemek olur ki bu ise küfürdür. Yaratmak da sadece Allah'a mahsustur. Yapmak anlamında da olsa, yaratma kelimesi insanlar için kullanılamaz.

    Kader kelimesi de yanlış kullanılıyor. (İşçi kaderine terk edilemez, işi kadere, şansa bırakmamalı) diyorlar. Kader, insanların elinde değildir. Kader, şans gibi kelimeleri yanlış olarak tesadüf yerine kullanılıyor. (İşi tesadüfe bırakmamalı) denir. Fakat (İşi kadere bırakmamalı) denmez. Kader, Allahü teâlânın ezelî ilmi ile, kulların yapacakları şeyleri bilmesidir. Allahü teâlânın ilmine kimse müdahale edemez. İntihar eden de Allah'ın kaderini değiştiremez.

    İmanlı olmayana, nerede nasıl ölürse ölsün şehit denmez. Dinimizin bildirdiği yollardan başka yolda ölene şehit denmez.

    Açlık grevi için, ölüm orucu da diyenler çıkıyor. Oruç, sadece aç durmak değildir. İmsak ile akşam arasında orucu bozan şeylerden uzak durmak demektir.

    Müsteşrikler, İslâm dini yerine, İslâm Nazariyesi, İslâm Düşüncesi, Allah düşüncesi diyorlar. İslâmiyet, ilahi bir din olup bir düşünce sistemi olmadığına göre, bu tabirleri kullanmak asla caiz değildir. Düşünce, bir iş için düşünülen çare veya kıyaslanan neticedir.

    Nazariye de, akli, zihni esaslara dayanan görüş, teori demektir. Akıl, zihin mahluktur. Allahü teâlânın bildirdiği şeylere düşünce, görüş denmez. Kur'an-ı kerimdeki hükümlere bile Kur'anî görüş diyorlar. Bu tabirleri kullanmak insanı küfre sürükler...

    [Türkiye Gazetesi]

    -------------------------------------------------------------------

    Not:
    İmsak vakti, oruca başlama zamanıdır. Sabah namazı imsaktan 15 dakika sonra kılınabilir.


    Diğer şehirler ve ülkeler için:
    www.turktakvim.com
    www.namazvakti.com
    Allahü teâlâya isyan etmediği bir dille duâ edenin duâsı kabul olur.
    Ali Râmitenî "Rahmetullahi Aleyh"




    Beterdir günbegün hâlim, begâyet, yâ Resûlallah!
    Düzelsin artık ef’âlim, inâyet yâ Resûlallah!

    Azıtdı bu denî nefsim, beni şeytâna uydurdu.
    Ne mümkin bunca isyânla, dehâlet yâ Resûlallah!

    Aceb kâbil mi kurtulmak, hevây-i nefs-ü şeytândan?
    Erişmezse, eğer senden, hidâyet yâ Resûlallah!

    Gelince feyz-ü ihsânın, günâhkâr kimseye bir ân,
    Onun râhı, dü-âlemde, selâmet yâ Resûlallah!

    Emri, nehyi ta’zîm etdim, harâma demedim halâl.
    Her günâhın sonu oldu, nedâmet yâ Resûlallah!

    Ey ins-ü cinnin Resûlü, insanların en üstünü,
    İhlâsıma bağışla kıl, şefâ’at yâ Resûlallah!



    Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
    "Oğlum sana üç öğüt vereyim!
    1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
    2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
    3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"



  7. #7
    Süper Üyemiz dutkmd is an unknown quantity at this point dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    14.298

    Standart Merhabâ yâ şehr-i ramazân 7

    Hoşgeldin Huzur Ayı


    Gülbahçesinden...

    Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
    (Sahur yemeği yeyiniz. Çünkü sahur yemeğinde bereket vardır.) [Buhari, Müslim, Ebu Davud, Nesâi, Tirmizî, İbni Mâce]

    (Bizim orucumuzla Ehl-i Kitabın orucunu ayıran şey, sahur yemeğidir.) [Müslim, Ebu Davud, Nesâi, Tirmizî, Müsned]

    ---------------------------------------------------------------------------

    Kâinatın Efendisi

    Resulullah "sallallahü aleyhi ve sellem"

    HİLYE-İ SEADET

    Bu geniş topraklar, o mubârek şehîdlerle doludur. Evlâdlarını, yavrularını da, ilm öğrenmek için, o zamânlar dünyânın en üstün üniversitesi olup, fizik, kimyâ, astronomi, coğrafya ve hendesedeki tecribeleri ve ileri buluşları, bugün mevcûd eserlerinden anlaşılan, Bağdâd dârül-fünûn ve fakültelerine gönderdiler. Meşhûr zâlim ve kâfir Cengiz [asl adı Timoçindir] hânın torunu Hülâgü, 656 [m. 1258] senesinde, Bağdâd ehâlîsini, kadın, çocuk demeyip, sekizyüzbinden ziyâde müslümânı işkence ile öldürdüğü ve Bağdâdı yakıp yıkdığı zamân, yalnız kuyulara saklananlar ve bilhâssa Anadoluya kaçıp kurtulanlar sağ kalabilmişdi. İşte, Peygamber "sallallahü aleyhi ve sellem" efendimizin ve Eshâb-ı kirâmın "aleyhimürrıdvân" evlâdları, o zemân Anadolunun her tarafına, hele şark taraflarına yerleşmişdi. Bugün, kürd dediğimiz zekî, sabrlı, çalışkan kimseler, hep o mubârek insanların soyundandır. Ya'nî kürdler iki kısmdır: Bir kısmı, Nûh aleyhisselâmın oğlu Yâfes evlâdından olup, çok eskiden orta Asyadan Anadoluya gelmiş, dağlarda göçebe hâlinde yaşayan, kaba, câhil insanlardır. Sokratın talebesinden târîhci Xenophon, Anadolunun şarkında, kürdleri gördüğünü yazmakdadır. Kürd denilen insanların ikinci kısmı ise, şehrlerde oturan medenî, nâzik insanlardır. Bunların hemen hepsi, Peygamberimizin "sallallahü aleyhi ve sellem" ve Eshâb-ı kirâmın "aleyhimürrıdvân" evlâdlarıdır. İmâm-ı Hasen evlâdına (Şerîf), imâm-ı Hüseyn evlâdlarına (Seyyid) denir. Seyyidler, şerîflerden dahâ üstündür. Osmânlılar zamânında, Halebde seyyidlere ve şerîflere mahsûs bir mahkeme vardı. Bütün evlâdları orada kaydlı olup, yalancılar seyyidlik iddi'â edemezdi. Van ile Hakkâri arasındaki meşhûr İrisân beğleri, Abbâsî halîfeleri evlâdından olup, Hülâgü katliâmından kurtulan bir yavrudan çoğalmışlardır. Bugün memleketimizin her tarafında, Eshâb-ı kirâmın "radıyallahü teâlâ anhüm ecma'în" evlâdı ve seyyidler vardır. Bunların kıymetini bilmeli, hurmetde ve hizmetde kusûr etmemeliyiz].

    Güzel huyların hepsi Resûlullahda "sallallahü aleyhi ve sellem" toplanmışdı. Güzel huyları, Allahü teâlâ tarafından verilmiş olup, çalışarak, sonradan kazanmış değil idi. Bir müslümânın ismini söyliyerek, hiçbir zemân la'net etmemiş ve aslâ mubârek eli ile kimseyi döğmemişdir. Kendi için, hiçbir şeyden intikam almamışdır.

    -devamı var-

    (Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye)

    ---------------------------------------------------------------------------

    Huzur Damlaları...

    İmâm-ı Rabbânî hazretleri (kuddise sirruh) 1.ci cild, 162.ci mektûbunda buyuruyor ki,

    (O Server "aleyhi minessalevâti efdalühâ ve minettehıyyâti ekmelühâ", (Mü'minin sahûrunun hurma ile olması ne güzeldir) buyurdu. Bu da belki, hurma insanın dokularına karışınca, insanın hakîkatini tamâmladığı içindir. Oruclu iken, böyle şey olmadığı için, bunun karşılığı olarak sahûrda hurma yimenin güzel olduğunu bildirmişdir. Hurma yimek, çeşidli yemekleri yimek gibi fâideli olmakdadır. Hurmanın bu bereketi, kendisinde herşey bulunduğu için, iftâr zamânına kadar insanda kalır. Hurmanın bu fâidesi, ancak islâmiyyete uygun olarak yinildiği, islâmiyyetden kıl ucu kadar ayrılık bulunmadığı zamândır. Tâm fâidesine kavuşmak için, bir ağacın bir meyvesi olarak değil, bildirdiğimiz topluluğunu, bereketini düşünerek yemek lâzımdır. Yalnız bir meyve olarak yinirse, yalnız madde, kalori fâidesi elde edilir. İşin iç yüzü bilinerek yenirse, bereketine kavuşulup, bâtını da besler. Bereketine kavuşmadan yemek kusûr olur. Fârisî beyt tercemesi:

    Çalış, lokmayı kıymetlendir önce!
    Ondan sonra, hiç korkma yi, doyunca!

    İftârı erken, sahûru geç yapmakda da, bu incelik vardır. Vesselâm.

    [Müjdeci Mektublar]

    ---------------------------------------------------------------------------

    Hikmetler...

    ZİMEM DEFTERİ

    Osmanlılar zamanında Ramazan günlerinde tebdil-i kıyâfet ile, pek çok zengin, hiç tanımadıkları mıntıkalardaki bakkal, manav dükkânlarına gider, onlardan Zimem Defteri'ni (veresiye defteri) çıkarmalarını isterlerdi. Baştan, sondan ve ortadan rast gele sahifelerin toplamını yaptırıp, miktarını ödedikten sonra; "Bu borçları silin! Allah kabul etsin!" der, kendilerini tanıtmadan çeker giderlerdi. Borcu ödenen, borcunu ödeyenin kim olduğunu; borcu sildiren, borçtan kimi kurtardığını bilmezdi...

    Gizli verilen nâfile sadakanın, açıktan verilen nâfile sadakadan yetmiş kat dahâ sevâp olduğunu bilen zevât, yardımlarını mümkün olduğunca gizliden yapmaya gayret ederdi. Ecdadımız sağ ile verdiğini, sol elinden bile gizler, yaptıkları iyilikleri unutur giderlerdi.

    [Türkiye Takvimi]

    ---------------------------------------------------------------------------

    Fıkıh Bilgileri...

    RAMAZAN-I ŞERİFDEN SONRA İKİ GÜN KAZA ORUCU TUTMAK LAZIM MIDIR?

    Ramezânın ve bayramın, semâda hilâli görmekle değil de, takvîme göre başlatıldığı yerlerde, oruca ve bayrama hakîkî zemânlarından bir gün önce veyâ bir gün sonra başlanılmış olabilir. Oruc tutulan birinci ve sonuncu günleri hakîkî Ramazâna rastlamış olsalar bile, Ramazân olup olmadıkları şübheli olur. İbni Âbidîn "rahmetullahi aleyh", Ramazân bahsinde diyor ki, (Ramazân olup olmadığı şübheli olan günlerde, Ramazân orucu tutmak, tahrîmen mekrûhdur. Müslümân memleketinde olup da, ibâdetleri bilmemek özr olmaz). Bunun için, Ramazânın takvîmlere veyâ mezhebsiz memleketlere uyarak başlatıldığı yerlerde, bayramdan sonra, iki gün kazâ orucu tutmak lâzımdır. (Ramazândan sonra, iki gün kazâ orucu tutmak da nerden çıkdı? Hiçbir kitâbda böyle bir şey yokdur diyorlar). Kitâblarda yazılı değildir sözü yanlışdır. Çünki, her asrda, her yerde, Ramazân ayı, hilâli görmekle başlardı. İki gün kazâ orucuna lüzûm yokdu. Şimdi, Ramazân ayı, hilâlin doğma zemânını hesâb etmekle başlatılıyor. Ramazânın başlaması, ahkâm-ı islâmiyyeye uygun olmuyor. Bu hatâyı düzeltmek için, bayramdan sonra iki gün kazâ orucu lâzım olduğu, Tahtâvînin (Merâkıl-felâh) hâşiyesinde yazılıdır.]

    -devamı var-

    (Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye)

    ---------------------------------------------------------------------------

    Menkıbeler...

    ZENGİNDİ AMA HİÇ ZEKAT VERMEZDİ

    Eshab-ı kiram "aleyhimürrıdvân" zamanında zengin bir adam vefat etmişti. Gömmek için mezarını kazdıklarında bir yılan gördüler. Bunu Abdullah İbn-i Abbas Hazretlerine "radıyallahü anh" haber verdiler. O da:

    “O halde başka bir mezar kazın” buyurdu.

    Fakat ondan da yılan çıktı. Böyle böyle yedi tane mezar kazdılar, hepsinden yılan çıkıyordu. Ne kadar mezar kazsalar yılan çıkacağı kanaatına vardılar ve son mezara gömdüler. Durumu merak eden Abdullah İbn-i Abbas Hazretleri ölünün yakınlarından onun durumunu sordu. Şöyle dediler:

    “Zengindi ama hiç zekat vermezdi”

    Mezardan yılan çıkmasının sebebi böylece anlaşıldı.


    ***
    Seyyid Abdülkadir-i Geylani "kuddise sirruh" hazretleri buyuruyor ki: "Senin dilin güzel ve tatlı; yüzün ise kötülüklerden kurtulmuş gibi gülüyor, ya kalbinin hâli nasıl? Cemâat içinde iyi görünüyorsun, ya yalnız iken, yanında kimse yok iken nasılsın? Göründüğün gibi değilsin. Sen namaz kıldığın, oruç tuttuğun, hayır işleri yaptığın zaman, eğer bunları sırf Allahü teâlânın rızâsını gözeterek yapmazsan, nifak üzere ve Allahü teâlâdan uzak olacağını bilmiyor musun? Şimdi Allah için yapmadığın bütün işlerin, bütün sözlerin, âdî ve bayağı niyetlerin için tövbe et..."

    -------------------------------------------------------------------

    Not:
    İmsak vakti, oruca başlama zamanıdır. Sabah namazı imsaktan 15 dakika sonra kılınabilir.


    Diğer şehirler ve ülkeler için:
    www.turktakvim.com
    www.namazvakti.com
    Sizden herhangi birisinin yemek sofrası, misafirin önünde bulunduğu müddetçe,
    melekler onun için istiğfar ederler. Hadîs-i şerîf



    Nasıl sevmiyeyim ki, bedenimde canımsın,
    Hürmetine var oldum,sebebi hayatımsın.
    Damarımda kanımsın, bana benden yakınsın,
    Sen âşıklara mâ’şûk ve hep canlara cânân.

    Her derde devâ sensin, her rûha şifâ sensin,
    Göze sürme, başa tâç, kalblere cilâ sensin.
    Habîbullahsın, fevk-i mele-i a’lâ sensin,
    Başka kapı çalamaz, seni biraz tanıyan.



    Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
    "Oğlum sana üç öğüt vereyim!
    1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
    2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
    3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"



  8. #8
    Süper Üyemiz dutkmd is an unknown quantity at this point dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    14.298

    Standart Merhabâ yâ şehr-i ramazân 8

    Hoşgeldin Huzur Ayı


    Gülbahçesinden...

    Hadis-i şerifte buyuruldu ki, (Oruçlu eğer yalan sözü ve onunla ameli bırakmazsa, Allahü teâlânın, onun yemesini ve içmesini bırakmasına ihtiyacı yoktur.)
    [Buharî, Ebu Davud, Tirmizî]

    ---------------------------------------------------------------------------

    Kâinatın Efendisi

    Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem"

    HİLYE-İ SEADET

    Allah için intikam alırdı. Akrabâsına, Eshâbına ve hizmetcilerine tevâzu' ederek, iyi mu'âmele eylerdi. Ev içinde çok yumuşak ve güler yüzlü idi. Hastaları ziyârete gider, cenâzelerde bulunurdu. Eshâbının işlerine yardım eder, çocuklarını kucağına alırdı. Fakat, kalbi bunlarla meşgûl değildi. Mubârek rûhu melekler âleminde idi.

    Resûlullahı "sallallahü aleyhi ve sellem" ansızın gören kimseyi korku kaplardı. Kendisi yumuşak davranmasaydı, Peygamberlik hâllerinden, aslâ kimse yanında oturamaz, sözünü işitmeğe tâkat getiremezdi. Hâlbuki, kendisi, hayâsından, mubârek gözleri ile kimsenin yüzüne bakmazdı.

    Fahr-i âlem "sallallahü aleyhi ve sellem", insanların en cömerdi idi. Birşey istenip de, yok dediği görülmemişdir. İstenilen şey varsa verir, yoksa, cevâb vermezdi. O kadar iyilikleri, o kadar ihsânları vardı ki, rum imperatörleri, Îrân şâhları, o kadar ihsân yapamazlardı. Fakat kendisi sıkıntı ile yaşamağı severdi. Öyle bir hayât yaşıyordu ki, yemek ve içmek hâtırına bile gelmezdi. Yemek getirin yiyelim veyâ falanca yemeği pişiriniz demezdi. Yemek getirirlerse yer, her ne meyve verseler kabûl ederdi. Ba'zan aylarca az yer, açlığı severdi. Ba'zan da çok yerdi. Yemeği üç parmakla yerdi. Yemek sonunda su içmezdi. Suyu otururken içerdi. Başkaları ile yemek yerken, herkesden sonra el çekerdi. Herkesin hediyesini kabûl ederdi. Hediye getirene karşılık olarak, katkat fazlasını verirdi.

    Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem", hicretin sekizinci senesi, Ramezân-ı şerîfin onuncu Pazartesi günü, onikibin kahraman ile birlikde, Medîneden çıkarak Ramezânın yirminci Perşembe günü Mekke-i mükerremeyi feth eyledi. Ertesi Cum'a günü hutbe okurken, mubârek başında siyâh sarık sarılı idi. Mekkede onsekiz gün kalıp Huneyne gitdi. Sarığının ucunu sarkıtırdı. (Sarık, müslümânlar ile kâfirler arasını ayırır) buyururdu. Çeşidli elbise giymek âdeti idi. Yabancı devlet sefîrleri gelince süslenirdi. Ya'nî kıymetli ve nefîs elbise giyerek, güzel yüzünü gösterirdi. Önce, altın yüzük takardı. Sonra, taşı akîkden gümüş yüzük takdı. Yüzüğünü mühür olarak kullanırdı. Yüzüğü üzerinde (Muhammedün Resûlullah) yazılı idi. Erkeklerin altın yüzük takmaları, dört mezhebde de câiz değildir.

    -devamı var-

    (Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye)

    ---------------------------------------------------------------------------

    Huzur Damlaları...

    Muhammed bin Kutbüddîn-i İznîkî "rahime-hullahü teâlâ" hazretleri buyurdu ki, (Oruc tutanların bayramı, üç nev'dir: Câhiller bayramı, âlimler bayramı, Enbiyâ ve Evliyâ bayramı. Câhiller bayramı, akşam olunca, iftâr ederler. Ve istediklerini yerler ve içerler ve bizim bayramımız budur derler. Âlimler bayramı, akşam olunca, iftâr ederler. Eğer, Allahü azîm-üş-şân tutduğumuz orucdan râzı olduysa, bizim bayramımız budur derler. Eğer râzı olmadı ise, bizim hâlimiz nice olur, diye tefekkür ederler. Ammâ Enbiyâ ve Evliyâ bayramı, rü'yetullahdır. Onlar Allahü azîm-üş-şânın rızâsına müştakdırlar.) [İslam Ahlakı]

    Büyükler buyuruyorlar ki: "En büyük haram, en büyük günah, Cenab-ı Hakkı unutmaktır. Allahü tealayı unutarak yapılan her iş, iş değildir. Allahü tealayı unutarak yapılan her şey hiçtir. Ancak her amel ihlâsla, Allah için yapılırsa makbul olur. Oruç tutmak çok büyük ibadetdir. Ama rejim yapmak için oruç tutarsa on para etmez..."

    Abdullah ibni Abbas hazretleri buyuruyor ki, (Günlerin en kıymetlisi Cum'a günüdür, ayların en kıymetlisi Ramazân-ı şerîf ayıdır. İşlerin en kıymetlisi ihlâs ile kılınan namâzdır).

    ---------------------------------------------------------------------------

    Hikmetler...

    DİŞ KİRASI

    Eski Ramazan-ı şerif iftarlarının bize mahsus güzel âdetlerinden biri "diş kirası"dır. Misafirler, hâne sahibine veda ederken, bir miktar para veya değerli bir hediyelik eşya verilerek uğurlanırlardı. "Diş kirası" denilen bu hediyenin zarif gerekçesi, davetlilerin o gece zahmet edip gelerek, hâne sahibinin sevap kazanmasına vesile olmasıdır. Tabiî işin aslı, bu vesile ile muhtaçlara yardımda bulunmak, onları sevindirmektir. Bu sadece müslüman Türklere ait bir âdettir...

    Fatih Sultan Mehmet dönemi sadrazamlarından Mahmut Paşa, tarihimizin ünlü cömert ve hayırseverleri arasındadır. Her vesileyle yoksullara yardım etmekten zevk alan Mahmut Paşa, Ramazan ayı geldiğinde kesenin ağzını büsbütün açardı. Hele, konağında verdiği iftar ziyafetleri dillere destandı. Buradaki ziyafetin, başka zengin evlerinde rastlanmayan bir özelliği olduğu için...
    Onun sofrasında oruç açanlar, diş kirasına ilâveten her akşam, mutlaka ikram edilen nohutlu pilavın gelmesini dört gözle beklerlerdi. Dişlerine takılma ihtimali olan sert bir sahte nohut yakalama ümidiyle... Çünkü Paşa, kazanlarda pilav pişirilirken, içine nohut biçimi verilmiş altınlar da attırırdı.
    İşte bu olay, hâlâ hemen herkesin bildiği ve kullandığı bir atasözümüzün doğmasına sebep olmuştur: "Kısmetinde olan, kaşığında çıkar."

    [Türkiye Takvimi]

    ---------------------------------------------------------------------------

    Fıkıh Bilgileri...

    İMSAK VAKTİ

    (Rıyâd-un-nâsıhîn)de diyor ki: (Bekara sûresindeki bir âyet-i kerîmede meâlen, (Beyâz iplik siyâhdan ayırd edilinceye kadar yiyiniz, içiniz!) buyurulmuşdur. Bu ipliklerin, gündüzün beyâzlığı ile gecenin siyâhlığı olduklarını anlatmak için, dahâ sonra (Fecrin) kelimesi nâzil oldu. Gündüzün beyâzlığı ile gecenin siyâhlığı, iplik gibi birbirinden ayrılınca, oruca başlanacağı anlaşıldı). (Mecma'ul-enhür)de ve (Hindiyye) de diyor ki, (Hanefî mezhebi âlimlerinin çoğuna göre, üfkun bir yerinde beyâzlık başlayınca, (İmsâk vakti) olup, oruca başlanır. Bundan [15] dakîka sonra beyâzlık üfk üzerine ip gibi yayılınca, sabâh namâzı vakti başlar. Böyle yapmak ihtiyâtlı olur. [Ya'nî, tedbirli, iyi olur]). Namâzı da, orucu da, bütün âlimlere göre sahîh olur. Oruca ikinci vaktden sonra başlamışsa, şübheli olur. Astronomik hesâblar ile birinci vakt bulunmakda ve takvîmlere birinci vakt yazılmakdadır. Şimdi, ba'zı takvîmlere ikinci vaktin hattâ bundan sonra başlıyan kızıllığın yayıldığı zamânın yazıldığı görülüyor. Bu yeni takvîmlere uyanların orucları sahîh olmaz. İmsâkin iki vakti arasındaki [On dakîka kadar] zamâna (İhtiyât zemânı) denir. Bu zamâna temkîn demek doğru değildir. İmsâki şübheli zemâna gecikdirmenin mekrûh olduğunu, (Bahr-ür-râık) sâhibi de bildirmekdedir. Hele kızıllığın sonunda başlanılan oruclar hiç sahîh olmaz.

    [Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye]

    ---------------------------------------------------------------------------

    Menkıbeler...

    Muhammed Çelebi Sultan hazretlerinin vefâtından sonra talebelerinden biri onu rüyâsında çok görür, rûhâniyetiyle irtibât kurardı. Bu talebesi bir defâsında üç meselede tereddüde düşer. Bunlardan biri o sene Ramazanın başlangıcı ile ilgiliydi. Şehrin kâdısı Pazar günü diyor, onlarsa Cumartesi olduğunu söylüyorlardı. İkinci mesele, câmilerinin kıblesinin doğru olup olmadığı husûsunda bir ihtilaf çıkmıştı. Bir husus da kendisine düşmanlık yapan, huzursuz eden bir kimseye bedduâ etmesi istendiği halde o etmiyordu. Bu hususlarda tereddüdü vardı. Bir gece rüyâsında kendisini hocası Muhammed Çelebi Sultan'ın türbesinde gördü. Buraya nasıl geldim diye şaşarken hocası kabrinden çıkıp; "Allahü teâlânın izniyle biz getirdik." buyurdu. Bunun üzerine; "Efendim size birkaç suâlim var." deyince, soruları sormadan suâlinin birisi mescidin kıblesi meselesi değil mi? Kıblesi doğrudur. Kâbe'ye karşıdır. Şüphe etme." dedi. "Bir suâlim daha var." deyince; "Ramazanın başlangıcı değil mi? Cumartesi günüdür. Kâdı ilim sâhibi fakat keşif sâhibi olmadığından kalp gözü açık değil." dedi. "Efendim o kâdı sizin yolunuzu seviyor, muhabbeti var." deyince; "Evet muhabbeti var. Fakat riyâ ve gösterişten geçip meydana gelmeye kâdir değildir." buyurdu. "Sultanım bir suâlim daha kaldı." deyince, daha o anlatmadan; "Evet o bize mensub olan şahıs değil mi? Bizim hatırımızı gözeterek ona bedduâ etmediğin için memnun kaldık. Allahü teâlânın izniyle onu bir terbiye edelim. Islah olmazsa hakkından geliriz." buyurdu.

    -------------------------------------------------------------------


    Not:
    İmsak vakti, oruca başlama zamanıdır. Sabah namazı imsaktan 15 dakika sonra kılınabilir.


    Diğer şehirler ve ülkeler için:
    www.turktakvim.com
    www.namazvakti.com
    Ramazan ayı gelince, Cennet kapıları açılır, Cehennem kapıları kapanır ve şeytanlar bağlanır. Hadîs-i şerîf



    Herkim geldi cihâna ve herkim ki gelecektir,
    Hepsinin üstünde Sen, serdârsın yâ Resûlallah!


    Cihân bağında insan, ağaçtır gayriler yaprak,
    Nebîler meyvedir, özü Sen yâ Resûlallah!

    Şefâ’atin olmasa, hâlimiz hârâb günahdan,
    Herderdimize dermân, hep Sensin yâ Resûlallah



    Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
    "Oğlum sana üç öğüt vereyim!
    1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
    2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
    3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"



  9. #9
    Süper Üyemiz dutkmd is an unknown quantity at this point dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    14.298

    Standart Merhabâ yâ şehr-i ramazân 9

    Hoşgeldin Huzur Ayı


    Gülbahçesinden...

    Hadis-i şerifte buyuruldu ki, (Oruç, sadece yemek ve içmekten kendini alıkoymak değildir. Hakiki oruç, boş sözlerden ve günahlardan korunmaktır. Bir kimse sana söver ve cahilce bir hareket yaparsa, ben oruçluyum de). [İbni Hibban]

    ---------------------------------------------------------------------------

    Kâinatın Efendisi

    Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem"

    HİLYE-İ SEADET

    Yatağı deriden olup, içi hurma ağacı iplikleri ile dolu idi. Ba'zan bu yatak üzerine, ba'zan yere serili deri üzerine, ba'zan da, hasır veyâ kuru toprak üzerine yatardı. Mubârek avucunun içini sağ yanağının altına koyup, sağ yanı üstüne yatardı.

    Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem" zekât malı almaz, çiğ soğan ve sarmısak gibi şeyler yimez ve şi'r söylemezdi.

    Resûl-i ekrem "sallallahü aleyhi ve sellem" efendimiz, mîlâdın beşyüzyetmişbirinci [571] yılı nisan ayının yirmisine rastlıyan, Rebî'ul-evvel ayının onikinci Pazartesi gecesi, sabâha karşı, Mekke-i mükerreme şehrinde dünyâya gelmişdir. Dünyânın her tarafındaki müslümânlar, her sene, bu geceyi, mevlid kandili olarak tes'îd etmekdedir. Her yerde (Mevlid kasîdeleri) okunarak Resûlullah hâtırlatılmakdadır. Erbil sultânı Ebû Saîd Muzaffer-üd-dîn Kükbûrî bin Zeyneddîn Alî, mevlid gecelerinde şenlikler yapar, ikrâm ve ihsânlarda bulunurdu. Sultânın güzel ahlâkı, hayrât ve hasenâtı, İbni Hilligânın târîhinde ve (Huccetullahi alel'âlemîn)in ikiyüzotuzdördüncü sahîfesinde ve seyyid Abdülhakîm efendinin (Mevlid-i şerîf) risâlesinde uzun yazılıdır. Mevlid, doğum zamânı demekdir. Rebî'ul-evvel, ilkbehâr demekdir. Peygamberimiz "sallallahü aleyhi ve sellem" nübüvvetden sonra, her yıl, bu geceye ehemmiyyet verirdi. Her Peygamberin ümmeti, kendi Peygamberinin doğum gününü bayram yapmışdı. Bugün de, müslümânların bayramıdır. Neş'e ve sevinç günüdür. Âdem aleyhisselâm rûh ile cesed arasında iken, O Peygamber idi. Âdem aleyhisselâm ve herşey, Onun şerefine yaratılmışdır. Arş ve gökler ve Cennetler üzerine, islâm harfleri ile mubârek ismi yazılmışdır. Ona (Muhammed) adını, dedesi Abdülmuttalib koydu. Onun adının yer yüzüne yayılacağını, herkesin Onu medh ve senâ edeceğini rü'yâda görmüşdü. Muhammed, çok medh olunan demekdir. Cebrâîl aleyhisselâmın, ilk gelerek, Peygamber olduğunu bildirmesi ve hicretde Mekke şehrindeki mağaradan çıkması ve Medîne-i münevverenin Kubâ köyüne ayak basması ve Mekkeyi feth için Medîneden çıkması ve vefâtı, hep pazartesi günü olmuşdur. Doğduğu zamân, göbeği kesilmiş ve sünnet olmuş görüldü. Yeryüzünü şereflendirince, şehâdet parmağını kaldırdı ve secde etdi. Melekler beşiğini sallardı.

    -devamı var-

    (Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye)

    ---------------------------------------------------------------------------

    Hikmetler...

    Cömertliği ile meşhur olan birine sorarlar:
    - Muhtaçlara çok ihsanda bulunuyorsun; acaba onlar sana minnettarlık hissi içinde bulunuyorlar mı?
    Cömert şöyle cevap verir:
    - Hiçbiri bana minnettar kalmaz. Yani, onlara o hissi verecek şekilde hareket etmem. Bir şey verirken kendimi aşçının elindeki kepçe gibi kabul ederim. Kepçenin övünmeye, minnete sebep olmaya hakkı yoktur.

    [Türkiye Takvimi]


    HURMANIN FAYDALARI

    Dr. Kayed ve A. Kaye'nin tahlil raporudur:
    1 - Hurma, bol A vitamini ihtiva eder. Bu da gece körlüğü için faydalıdır.
    2 - Meyva şekeri bol olduğundan enerji kaynağıdır.
    3 - Adaleleri kuvvetlendirdiği için, doğumda kolaylık ve rahatlık sağlar.
    4 - B2 ve B12 vitaminlerini ihtiva ettiğinden, karaciğere yardımcıdır, bilhassa sarılık için bire birdir.
    5 - Teskin eden, huzûr verici ilâhi bir ilâçtır.
    6 - B1 vitamini ihtiva ettiği için, adaleleri kuvvetlendirir ve hareketlere yardım eder.
    7 - Fosfor ihtiva ettiğinden, lüzumlu yerlere faydalıdır.
    8 - İştah açıcıdır.
    9 - Barsak tenbelliği için bir ilâçtır. Kalın barsaktaki zehirli maddeleri temizler.
    10 - Demir ihtiva ettiği için, kansızlık (anemi) için önemli tedâvi vâsıtasıdır.

    ---------------------------------------------------------------------------

    Fıkıh Bilgileri...

    İFTARDA ACELE ETMEK VE SAHURU GECİKTİRMEK...

    Şernblâlî "rahmetullahi teâlâ aleyh", (Nûr-ül-îzâh) kitâbında buyuruyor ki, (Bulutsuz gecelerde iftârı çabuk yapmak müstehabdır). Kendisi, bu kitâbı şerh ederken buyuruyor ki, (Bulutlu gecelerde orucun bozulmasından korunmak için, ihtiyâtlı davranmalı [ya'nî, iftârı biraz gecikdirmelidir]. Yıldızlar görünmeden önce iftâr eden, ta'cîl etmiş olur). Bu kitâbın hâşiyesinde, Tahtâvî buyuruyor ki, (Orucu namâzdan önce bozmak müstehabdır. (Bahr) kitâbında [ve ibni Âbidînde] denildiği gibi, iftârda acele etmek, yıldızlar görülmeden önce, iftâr etmek demekdir). Akşam namâzını da, bu vaktde, ya'nî erken kılmak müstehabdır. Güneşin batdığı iyi anlaşılınca, önce E'ûzü ve Besmele okuyup, (Allahümme yâ vâsi'al-magfireh igfirlî ve li-vâlideyye ve li-üstâziyye ve lil-müminîne vel müminât yevme yekûmülhisâb) denir. Bir iki lokma iftârlık yiyip, (Zehebezzama' vebtelletil-urûk ve sebetel-ecr inşâallahü teâlâ) denir ve yemeğe başlanır. Hurma veyâ su, zeytin yâhud tuz ile iftâr edilir. Ya'nî, oruc bozulur. Sonra, câmi'de veyâ evde, cemâ'at ile akşam namâzı kılınır. Bundan sonra, akşam yemeği yenir. Sofrada yemekleri yemek, bilhâssa Ramezânda uzun süreceğinden, akşam namâzının erken kılınması ve yemeğin, acele etmiyerek, râhat yenmesi için, az bir şeyle iftâr edip, yemeği düâdan ve namâzdan sonra yemelidir. Böylece, oruc erken bozulmuş, namâz da erken kılınmış olur.

    -devamı var-

    [Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye]

    ---------------------------------------------------------------------------

    Menkıbeler...

    NİÇİN ORUÇ TUTUYORMUŞ?

    Ebû Bekr bin Ebî Meryem, Atiyye bin Kays'dan naklen şöyle anlatmıştır: "Şam'dan bir grup insan Ebû Müslim Havlânî hazretlerini ziyârete gitmişlerdi. O sırada Rum diyârında bir gazâya katılmıştı. Arayıp buldular. Bir çadır içinde idi. Yere deri bir yaygı sermiş, bir köşeye de su koymuştu ve oruçlu idi. Oruçlu olduğunun farkına vardıklarında; "Kendine neden bu kadar sıkıntı veriyorsun? Sefer halinde oruç tutmayabilirsiniz, buna izin verilmiştir." dediler. "Eğer fiilen savaş başlarsa tutmuyorum ki, güçlü kuvvetli bir halde cihâd edeyim. Savaş yapılmıyorsa tutuyorum. Bilmez misiniz iyice beslenip semizleşen at savaş sırasında hedeflere iyi koşamaz. Ancak fazla yağlı olmazsa çevik koşabilir. Önünüzde ibâdet ve hayırlı işler yapabileceğimiz belirli günler, kısa bir zaman var" diye cevap verdi...

    (Evliyalar Ansiklopedisi)

    -------------------------------------------------------------------


    Not:
    İmsak vakti, oruca başlama zamanıdır. Sabah namazı imsaktan 15 dakika sonra kılınabilir.


    Diğer şehirler ve ülkeler için:
    www.turktakvim.com
    www.namazvakti.com
    Oruç tutanın uykusu, oruç tutmayıp geceyi ibâdetle geçirenin ibâdetinden üstündür.
    Hadîs-i şerîf




    Ömrüm boş şeylerle geçti, ah yazık!
    Yarını hiç düşünmedim, ah yazık!


    Hep hevaya bina kurdum, şaşkınca,
    din temeli çürük oldu, ah yazık!

    Afvı sonsuzdur diyerek, pek azdım,
    (Kahhar) ismini unuttum, ah yazık!

    Daldım günaha, yapmadım hiç hayır
    niçin doğru yoldan saptım? Ah yazık!

    Mal için, makam için hep uğraştım,
    sonsuz nimetlerden oldum, ah yazık!

    Yol bozuk ve karanlık, önde şeytan,
    günah ağır, ağlarım hep, ah yazık!

    Hesab defterimde yok bir iyilik,
    nasıl kurtulur bu Garib? Ah yazık!




    Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
    "Oğlum sana üç öğüt vereyim!
    1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
    2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
    3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"



  10. #10
    Süper Üyemiz dutkmd is an unknown quantity at this point dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    14.298

    Standart Merhabâ yâ şehr-i ramazân 10

    Hoşgeldin Huzur Ayı


    Gülbahçesinden...

    Hadis-i şerifte buyuruldu ki, (Kim hurma bulursa iftarını hurma ile açsın, kim bulamazsa orucunu su ile açsın. Çünkü su temizdir.) [Tirmizî, İmam-ı Ahmed]

    --------------------------------------------------------------------------------

    Kâinatın Efendisi

    Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem"

    HİLYE-İ SEADET

    Beşikde iken konuşmağa başladı. (Mevâhib)in Zerkânî şerhinde diyor ki, (Hazret-i Abdüllah evlendiği zamân onsekiz ve hazret-i Âmine ondört yaşında idi. Hazret-i Âmine yirmi yaşında vefât etdi. Evvelâ mubârek annesi dokuz gün, sonra Ebû Lehebin câriyesi Süveybe bir kaç gün emzirdi. Sonra, Halîme-i Sa'diyye iki sene emzirdi. İki sene dahâ Benî Sa'd bin Bekr köyünde kalarak dört yaşında Mekkeye getirildi. Ayağa kalkdığı zamân, çocukların oyunlarını seyr ederdi. Oyuna karışmazdı. Altı yaşında iken, annesi Âmine "radıyallahü anhâ", sekiz yaşında iken, dedesi Abdülmuttalib vefât etdi. Yirmibeş yaşında iken, Hadîce "radıyallahü anhâ" ile nikâh etdi, evlendi. Kırk yaşına gelince, Ramazân-ı şerîf ayında, Pazartesi günü, şehrin bir sâat şimâlindeki (Cebel-i hirâ) ve (Cebel-i nûr) denilen dağdaki mağarada, melek göründü. Bütün insanlara ve cinne Peygamber olduğu bildirildi. Evvelâ Cebrâîl "aleyhisselâm" geldi. Sonra üç sene, İsrâfîl "aleyhisselâm" gelip, ba'zı şeyler öğretdi. Fakat, Kur'ân-ı kerîm getirmedi. Sonra, Cebrâîl "aleyhisselâm" gelmeğe başlıyarak, bütün Kur'ân-ı kerîmi, yirmi senede indirdi. Cebrâîl "aleyhisselâm" kendisine yirmidörtbin kerre gelmişdi. [Hâlbuki, Âdem aleyhisselâma oniki kerre, Nûh aleyhisselâma elli kerre, İbrâhîm aleyhisselâma kırk kerre, Mûsâ aleyhisselâma dörtyüz kerre ve Îsâ aleyhisselâma on kerre gelmişdi.] Peygamberliğini üç sene izhâr etmeyip, sonra Hak teâlânın emri ile teblîg eyledi.

    Elliiki yaşında iken, Receb ayının yirmiyedinci gecesi, Mekke-i mükerremede, Cebrâîl "aleyhisselâm" gelip, Mescid-i harâmdan, Kudüsde, Mescid-i aksâya ve oradan göklere götürdü. Bu mi'râcda, Allahü teâlâyı baş gözü ile gördü. Bu gecede beş vakt namâz farz oldu. [İkinci kısm, beşinci maddenin son sahîfesini okuyunuz!]. Elliüç yaşında iken, izn-i İlâhî ile, Medîne-i münevvereye hicret eyledi. Safer ayının yirmiyedinci perşembe günü sabâh erken evinden çıkarak, öğleden sonra Ebû Bekr-i Sıddîkın evine geldi. O gece, berâber çıkarak, Mekkenin beşbuçuk kilometre cenûb-i şark [güney doğu] tarafında bulunan (Sevr) dağındaki mağaraya geldiler. Denizden yediyüzellidokuz metre yüksek olan bu dağın yolu çok bozuk idi. Mubârek ayakları kanadı. Mağarada üç gece kalıp, pazartesi gecesi çıkdılar. Bir hafta yolculukla, efrencî Eylül ayının yirminci ve Rebî'ul-evvelin sekizinci pazartesi günü, Medînede Kubâ köyüne geldiler.

    -devamı var-

    (Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye)

    --------------------------------------------------------------------------------

    Fıkıh Bilgileri...

    Yemek yimenin farzları:
    ● En azından ölmeyecek kadar yimek.
    ● Yemeğin lezzetini, Allahü teâlâdan bilmek.
    ● Yediği zaman, doymayı ve içtiği zaman kanmayı, Allahü azîm-üş-şândan bilmek.
    ● Helâlinden yimek.
    ● Yemekten aldığı kuvveti, Allaha kullukta kullanmak.
    ● Eline geçene kanâat etmek.

    Başlarken; Allahü teâlâya ibâdet etmek için, kullarına faydalı işler görmek için, dînini, ebedî se'âdet ve huzûr yolunu bütün insanlara yaymak için kuvvet elde etmeye niyet etmelidir.

    Yemek yimenin sünnetleri:
    ● Temiz elbiseyle sofraya oturmak,
    ● Yemekten önce ve sonra; elini ve ağzını yıkamış olmak,
    ● Yemeğe Besmele ile başlamak,
    ● Tuz ile başlamak,
    ● Ekmeği eli ile parçalamak,
    ● Ekmek parçalarını ziyan etmemek,
    ● Önünden yimek,
    ● Yemekte sirke kullanmak,
    ● Lokmayı küçük almak,
    ● Yemeği iyice çiğnemek,
    ● Yemek kabını sıyırmak,
    ● Sonunda hamd etmek,

    Yemek yimenin mekrûhları:
    ● Sol eliyle yemek,
    ● Yiyeceği yemeği koklamak,
    ● Besmeleyi terketmek.

    Yemek yimenin haramları:
    ● Doyduğu hâlde devâm etmek,
    ● Yemekte isrâf etmek,
    ● Haram birşey yerken ve içerken besmele çekmek,
    ● Ziyâfete dâvetsiz gitmek,
    ● Başkasının malını izinsiz yemek,
    ● Vücuda hastalık verecek şeyi yemek.

    [Türkiye Takvimi]

    -------------------------------------------------------------------------------

    Menkıbeler...

    Âmir bin Abdullah hazretlerine; "Gecelerin uykusuzluğuna, uzun ve sıcak günlerin susuzluğuna nasıl dayanıyorsun." diye sordukları zaman, cevâbında; "Ben yer değiştirdim, gündüz yemeğini geceye, gece uykusunu gündüze aldım. Bunda bir zorluk yoktur." cevâbını verdi. Yâni geceleri uyumam, gündüzleri de oruçlu olduğum için bir şey yemem demek istedi. Geceleri uyumazdı, bütün gecelerini ibâdetle geçirir devamlı gözyaşı dökerdi. Niçin hiç uyumadığını soranlara; "Cehennem'in harâreti uykularımı kaçırttı." cevâbını verdi.

    (Evliyalar Ansiklopedisi)

    --------------------------------------------------------------------------------

    Mühim tenbih...

    ŞİRK VE KÜFÜR

    Şirk, Allahü teâlâya ortak yapmak, benzetmek demektir. Benzeten kimseye müşrik, denir. Küfrün çeşitleri vardır. Hepsinin en kötüsü, en büyüğü şirktir. Bir şeyin her çeşidini bildirmek için, genelde, bunların en büyüğü söylenir. Bunun için, ayet-i kerime ve hadis-i şeriflerde bildirilen şirk, her cins küfür demektir. Kur'an-ı kerimde buyuruluyor ki: (Allahü teâlâ, şirki [her çeşit küfrü] asla afv etmez ve şirkten başka olan [büyük küçük bütün] günahları dilerse afv eder). [Nisa 48]

    Bir kâfir, bir kelime-i tevhid söylemekle mümin olduğu gibi, bir mümin de, bir söz söylemekle kâfir olur. Küfre düşürücü söz kullananın imanı gider de haberi olmaz. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Öyle bir zaman gelir ki, kişinin imanı gider de haberi olmaz. Hâlbuki ondan, gömleğin çıktığı gibi, iman çıkmış olur.) [Deylemî]

    Küfre düşenin bütün ibâdetlerinin sevapları yok olur, tövbe ederse, geri gelmez, ayrıca, nikahını da yenilemesi gerekir. Tövbe etmek için, yalnız Kelime-i şehâdet söylemeleri kâfî değildir. Küfre sebep olan o şeyden de tövbe etmeleri lâzımdır. Küfre düştüğü şeyleri bilmiyorsa, bilip bilmediğim bütün küfür söz ve işlerden tövbe ettim demesi kâfidir. Küfre düşüren söz ve işleri bilerek bunlardan sakınmalı ve küfre düşmekten korunmak için sabah-akşam (Allahümme innî eûzü bike min en üşrike bike şey'en ve ene a'lemü ve estağfirüke limâ lâ a'lemü inneke, ente allâmülguyûb) duâsını okumalıdır!

    -devamı var-

    [Türkiye Gazetesi]

    -------------------------------------------------------------------

    Not:
    İmsak vakti, oruca başlama zamanıdır. Sabah namazı imsaktan 15 dakika sonra kılınabilir.


    Diğer şehirler ve ülkeler için:
    www.turktakvim.com
    www.namazvakti.com


    Oruç, mümini Cehennemden koruyan kalkandır.
    Hadîs-i şerîf



    Herkim geldi cihâna ve herkim ki gelecektir,
    Hepsinin üstünde Sen, serdârsın yâ Resûlallah!


    Cihân bağında insan, ağaçtır gayriler yaprak,
    Nebîler meyvedir, özü Sen yâ Resûlallah!

    Şefâ’atin olmasa, hâlimiz hârâb günahdan,
    Herderdimize dermân, hep Sensin yâ Resûlallah



    Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
    "Oğlum sana üç öğüt vereyim!
    1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
    2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
    3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"



+ Konu Cevaplama Paneli
Sayfa 1 Toplam 4 Sayfadan 1 2 3 ... SonuncuSonuncu

Yetkileriniz

  • You may not post new threads
  • You may not post replies
  • You may not post attachments
  • You may not edit your posts

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150