+ Konu Cevaplama Paneli
Sayfa 3 Toplam 4 Sayfadan BirinciBirinci 1 2 3 4 SonuncuSonuncu
21 den 30´e kadar. Toplam 34 Sayfa bulundu

Konu: Merhabâ yâ şehr-i ramazân

  1. #21
    Süper Üyemiz dutkmd is an unknown quantity at this point dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    14.298

    Standart Elvedâ yâ şehr-i ramazân 19

    Hoşgeldin Huzur Ayı

    Gülbahçesinden...

    Hadis-i şerifte buyuruldu ki, (Zekâtı verilmiyen mal için kıyâmetde çok acı azâb vardır.)

    [Fâideli Bilgiler]

    --------------------------------------------------------------------------------

    Kâinatın Efendisi

    Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem"

    MUHAMMED ALEYHİSSELÂMIN FAZÎLETLERİ


    Muhammed aleyhisselâmın fazîletlerini bildiren yüzlerce kitap vardır. Fazîlet, üstünlük demektir.

    Üstünlüklerinden seksenaltı adedi aşağıda bildirilmiştir:

    28-Güneş ve ay ışığında yürüyünce, gölgesi yere düşmezdi.

    29-Bedenine ve elbisesine sinek, sivri sinek ve başka böcekler konmazdı.

    30-Çamaşırlarını ne kadar çok giyse, hiç kirlenmezdi.

    31-Her yürüdüğü zaman, arkasından melekler gelirdi. Bunun için, Eshâbını önünden yürütür, arkamı meleklere bırakın derdi.

    32-Taş üstüne basınca, taşta ayağının izi kalırdı. Kum üstünde giderken hiç iz bırakmazdı. Açıkta abdest bozduğu zaman, yer yarılıp bevl ve benzerleri toprak içinde kalırdı. Oradan etrâfa güzel kokular yayılırdı. Bütün Peygamberler de böyle idi.

    33-Hacâmat kanından içenler oldu. Bunu işitince, (Cehennem ateşi onu yakmaz) buyurdu.

    34-Büyük bir mucizesi de, mîraca götürülmesidir. Burak denilen Cennet hayvanı ile Mekkeden Kudüse götürüldü. Oradan göklere ve Arşa götürüldü. Kendisine acâib şeyler gösterildi. Allahü teâlâyı baş gözü ile bilinmeyen bir şekilde gördü. [Fakat bu görmesi, madde âleminin dışında yâni âhiret âleminde oldu.] Bir ânda tekrar evine getirildi. Mîraç mucizesi, başka hiçbir Peygambere verilmedi.

    35-Ona ömürlerinde bir kere salât ve selâm okumaları ümmetine farz oldu. Allahü teâlâ ve melekler de, Ona salât ve selâm etmektedir.

    36-İnsanlar ve melekler içinde, en çok ilim Ona verildi. Ümmî olduğu hâlde, yâni kimseden birşey öğrenmemiş iken, Allahü teâlâ Ona herşeyi bildirmiştir. Âdem aleyhisselâma herşeyin ismi bildirildiği gibi, Ona da herşeyin ismi ve ilmi bildirilmiştir.

    --devamı var-

    [Herkese Lazım Olan Îmân]

    --------------------------------------------------------------------------------

    Huzur Damlaları...

    İmâm-ı Rabbânî hazretleri (kuddise sirruh) buyuruyor ki,
    (Kalbde îmân bulunduğuna alâmet, islamiyetin emrlerini seve seve yapmakdır. Zekât niyyeti ile fakîre bir altın vermek, yüzbin altın sadaka vermekden dahâ sevâbdır. Çünki, zekât vermek, farzı yapmakdır. Zekât niyyeti olmadan verilenler ise, nâfile ibâdetdir. Farz ibâdetin yanında nâfile ibâdetlerin hiç kıymeti yokdur. Deniz yanında, damla kadar bile değildir. Şeytân aldatarak, farzları yapdırmıyor [kazâ namâzlarını kıldırtmıyor], nâfile kılmağı, [nâfile hacca ve ömreye gitmeği] güzel gösteriyor. Zekât verdirmeyip, nâfile hayrları, göze güzel gösteriyor.)

    [Müjdeci Mektûblar]

    --------------------------------------------------------------------------------

    Fıkıh Bilgileri...

    ZEKATLA İLGİLİ ÖZET BİLGİLER

    1- Zekât nisâbı, yirmi miskal, yani 96 gr altın veya bu değerde para veya ticaret eşyasıdır.
    2- Zekât nisâbına mâlik olan kimseye zengin denir.
    3- Zekâta tâbi malların veya paranın, sene içindeki azalıp çoğalmasına itibar edilmez. Nisâba mâlik olduktan bir sene sonra elde kalan mal, nisâbı buluyorsa kırkta biri zekât olarak fakirlere verilir. Nisaptan aşağı ise verilmez.
    4- Zekât, kârdan değil, ticaret malının veya paranın tamamından verilir.
    5- Senetli ve senetsiz alacaklar nisap hesabına dâhil edilir. Alacaklar tahsil edildikten sonra zekâtları verilir; almadan da verilebilir.
    6- Borçlar, mevcut paradan veya maldan çıkarılır. Geri kalanın zekâtı verilir.
    7- Zekât; câmi, hayır kurumları, dernek... gibi yerlere verilmez.
    8- Zekât, ticareti yapılan maldan verilir. Onun yerine başka maldan verilmez. Meselâ halıcı, gıda maddesi veremez. Bakkal da halı veremez.
    9- Zekâtı, ticareti yapılan maldan vermek câiz olduğu gibi, değerini altın olarak da vermek câizdir.
    10- Ticaret için olmayan evler, arsalar, vasıtalar, demirbaş eşyalar zekât nisâbına dâhil edilmez. (Redd-ül Muhtar; Hindiyye)

    --------------------------------------------------------------------------------

    Menkıbeler...
    Sa'lebe, Resûlullah efendimizden "aleyhissalâtü vesselâm" malının çok olması için düâ istedi. Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem", (Kanâ'at et!) buyurdu. Düâ için, tekrâr tekrâr ısrâr etdi. Düâ buyurunca malı, hayvânları çoğaldı. Onlarla uğraşıp namâza gelmez oldu. Resûlullahın gönderdiği zekât toplama me'mûrlarına zekât vermedi. Hakkında Tevbe sûresinin yetmişaltıncı âyeti nâzil oldu. Bunu işitince, sadakasını getirip yalvardı ise de, kabûl buyurulmadı. (Sa'lebeye yazıklar olsun!) hadîs-i şerîfine hedef olmak felâketine dûçâr oldu.

    -------------------------------------------------------------------

    Not:
    İmsak vakti, oruca başlama zamanıdır. Sabah namazı imsaktan 15 dakika sonra kılınabilir.


    Diğer şehirler ve ülkeler için:
    www.turktakvim.com
    www.namazvakti.com
    Sadaka vererek rızkınızı çoğaltınız! Zekât vererek de, mallarınızı koruyunuz!
    Cafer-i Sadık "Rahmetullahi Aleyh"
    www.huzurpinari.com



    Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
    "Oğlum sana üç öğüt vereyim!
    1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
    2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
    3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"



  2. #22
    Süper Üyemiz dutkmd is an unknown quantity at this point dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    14.298

    Standart

    ELVEDÂ YÂ ŞEHR-İ RAMAZÂN
    20

    Hoşgeldin Huzur AyıGülbahçesinden...

    Hadis-i şerifte (Ey ümmetim! Beni Peygamber olarak gönderen Allahü teâlâya yemîn ederim ki, fakîr akrabâsı varken, başkalarına verilen zekâtı, Allahü teâlâ kabûl etmez) buyuruldu. Kabûl olmaz demek; sahih olur, ya'nî zekat borcu ödenmiş olur ise de, sevâbı olmaz demektir.

    [Faideli Bilgiler]

    --------------------------------------------------------------------------------

    Kâinatın Efendisi

    Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem"

    MUHAMMED ALEYHİSSELÂMIN FAZÎLETLERİ

    Muhammed aleyhisselâmın fazîletlerini bildiren yüzlerce kitap vardır. Fazîlet, üstünlük demektir.

    Üstünlüklerinden seksenaltı adedi aşağıda bildirilmiştir:

    37-Ümmetinin isimleri ve aralarında olacak şeylerin hepsi kendisine bildirildi.

    38-Aklı, bütün insanların aklından daha çoktur.

    39-İnsanlarda bulunabilecek bütün iyi huyların hepsi Ona ihsân olundu. Büyük şair Ömer bin Fârıda, (Resûlullahı niçin medh etmedin) dediklerinde, Onu medh etmeye gücüm yetmiyeceğini anladım. Onu medh edecek kelime bulamadım demiştir.

    40-Kelime-i şehâdette, ezanda, ikâmette, namazdaki teşehhüdde, birçok duâlarda, bazı ibâdetlerde ve hutbelerde, nasihat yapmakta, sıkıntılı zamanlarda, kabirde, mahşerde, Cennette ve her mahlûkun lisanında Allahü teâlâ, Onun ismini kendi isminin yanına koymuştur.

    41-Üstünlüklerinin en üstünü, Habîbullah olmasıdır. Allahü teâlâ, Onu kendisine sevgili, dost yapmıştır. Onu herkesten, her melekten daha çok sevmiştir. Allahü teâlâ, hadis-i kudsîde, (İbrâhîmi Halîl yaptım ise, seni kendime Habîb yaptım) buyurmuştur.

    42-(Sana, râzı oluncaya kadar, [yeter deyinceye kadar] her dilediğini vereceğim) meâlindeki Duhâ sûresinin 5. âyet-i kerimesi, Allahü teâlânın, Peygamberine bütün ilimleri, bütün üstünlükleri, ahkâm-ı islâmiyyeyi, düşmanlarına karşı yardım ve galebe ve ümmetine fethler, zaferler ve kıyâmette her türlü şefaat ve tecellîler ihsân edeceğini vaat etmektedir. Bu âyet-i kerime nâzil olduğu [geldiği] zaman, Cebrâîl aleyhisselâma bakarak, (Ümmetimden birinin Cehennemde kalmasına râzı olmam) buyurdu.

    43-Gece, uyanık iken, uykuda iken, yalnız iken, çoklukta iken, yolculukta iken, evde iken, harbde iken, gülerken, ağlarken, mübârek kalbi hep Allahü teâlâ ile idi. Bazı zamanlarda ise, yalnız Allahü teâlâ ile idi. Dünyadaki vazîfelerini yapabilmek ve mübârek kalbini beşeriyyet âlemine döndürmek için, zevcesi Âişenin yanına gelip, (Ey Âişe! Birâz benimle konuş [da kendime geleyim]) buyurur, ondan sonra Eshâbına nasihat ve irşâd etmeye giderdi. Sabah namazının sünnetini evinde kılıp, Âişe ile bir miktâr konuştuktan sonra Eshâbına farzı kıldırmak için mescîde giderdi. Bu hal hasâis-i peygamberîdir. Âişe ile konuşmadan dışarı çıksa idi, ilâhî tecellîlerden ve nûrlardan dolayı, yüzüne kimse bakamazdı.

    --devamı var-

    [Herkese Lazım Olan Îmân]

    --------------------------------------------------------------------------------

    Hikmetler...

    TEVEKKÜL NEDİR?

    Tevekkül; sebeplere yapışmayıp, tembel tembel oturmak değildir. Çünkü, böyle olmak Allahü teâlâya karşı edepsizlik olur. Müslümanın meşrû olan bir sebebe yapışması lâzımdır. Sebebe yapıştıktan ve çalışmaya başladıktan sonra tevekkül edilir. Ya'ni istenilen şey, bunun hâsıl olmasına sebep olan şeyden beklenilmez. Allahü teâlâdan beklenir. Çünkü Allahü teâlâ sebebi, istenilen şeye kavuşmak için bir kapı gibi yaratmıştır. Bir şeyin meydana gelmesine sebep olan işi yapmayıp da, sebepsiz olarak gelmesini istemek edepsizlik olur.

    Tevekkül, dinin bildirdiği bütün sebeplere yapıştıktan sonra neticeyi sebeplerden değil, sebepleri yaratandan beklemektir.

    Tevekkül, değiştirilmesi insan gücünün dışında olan üzücü hâdiseleri, ezelde takdir edilmiş bilip, üzülmemek, Allahü teâlâdan geldiğini düşünüp, severek karşılamaktır.

    [Türkiye Takvimi]

    --------------------------------------------------------------------------------

    Fıkıh Bilgileri...

    ZEKAT NİSABI 96 GRAM ALTINDIR...

    İhtiyaç eşyası, insanı ölümden koruyan şeylerdir. Bunların birincisi nafakadır. Nafaka da üçdür: Yiyecek, giyecek ve evdir. Yiyecek deyince, mutfak eşyâsı da anlaşılır. Ev demek, ev eşyâsı da demekdir. Binek hayvanı veyâ arabası, silâhları, hizmetcisi ve san'at âletleri ve lüzûmlu kitâbları da ihtiyâç eşyâsı sayılır.

    İhtiyaç eşyasının ve borçlarının dışında nisâb miktârı malı, parası olan kimse dînen zengin sayılır. Altının nisâbı yirmi miskaldir. Miskal, ağırlık ölçü birimidir. Ağırlık, uzunluk, hacm, zamân ve kıymet [para] ölçü birimleri, şer'î birimler ve urfî [örfî] birimler olarak, ikiye ayrılır: Şer'î birimler, Peygamberimiz "sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem" zamânında kullanılan ve hadîs-i şerîflerde ismleri geçen birimlerdir. Bunlardan ba'zılarının mikdârları ne kadar olduğunu dört mezheb imâmları farklı bildirmişlerdir. Urfî birimler, kullanılması âdet olan veyâ hükûmetlerin kabûl etdikleri birimlerdir. Meselâ, hanefîdeki miskal ile şâfi'îdeki ve mâlikîdeki miskal birbirinden farklı olduğu gibi, çeşidli urfî miskaller mevcûddur. Hanefî mezhebinde, bir miskal, yirmi kırâtdır. Bir kırât-ı şer'î, kabuksuz, uçları kesilmiş, kuru beş arpadır. [Eczâhânedeki hassâs terâzî ile yapılan tecribelerle] böyle beş arpanın yirmidört santigram [0,24 gr.] ağırlığında olduğu görüldü. Böylece, bir şer'î miskal, yüz arpa, mâlikîde bir miskalin yetmiş iki arpa olduğu (Zahîre)de yazılıdır. Bir miskal, mâlikîde üçbuçuk [3,456] gram ve hanefîde, dört gram ve seksen santigram [4,80 gr.] ağırlığında olmakdadır. O hâlde, altının nisâbı, [96] gramdır. Osmânlı devletinde son kabûl edilen urfî miskal 24 kırât ve bir kırât da [20] santigram idi. Buna göre, urfî miskal 4,80 gram olmakdadır. Şer'î miskal ile urfî miskal aynı ağırlıkda olmakdadır.

    [Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye]

    --------------------------------------------------------------------------------

    Mühim tenbih...

    "ŞİRK, KARINCANIN AYAK SESİNDEN DAHA GİZLİDİR..."

    Müslümân, îmânın yok olmasına sebeb olacağı sözbirliği ile bildirilmiş olan şeyleri amden [istekle] söyler veyâ yaparsa, kâfir olur. Buna (Mürted) denir. Mürtedin, mürted olmadan önceki ibâdetleri ve sevâbları yok olur. Tekrâr îmâna gelirse, zengin ise, yeniden hac etmesi lâzım olur. Namâzlarını, oruclarını, zekâtlarını kazâ etmesi lâzım olmaz. Mürted olmadan önce, kazâya bırakmış olduklarını kazâ etmesi lâzımdır. Çünki, mürted olunca, önceki günâhlar yok olmaz. Mürted olanın nikâhı fesh olur, gider. Îmâna gelerek, tecdîd-i nikâh etmeden önceki çocukları veled-i zinâ [piç] olur. Kesdiği, leş olur, yinmez. Îmânının gitmesine sebeb olan şeyden tevbe etmedikçe, yalnız (Kelime-i şehâdet) söylemekle veyâ namâz kılmakla, müslümân olmaz. Mürted olacak şeyi yapdığını inkâr etmesi de tevbe olur. Tevbe etmeden ölürse, Cehennem ateşinde ebedî olarak azâb görür. Bunun için, küfrden çok korkmalı, az konuşmalıdır. Hadîs-i şerîfde, (Hep hayrlı, fâideli konuşunuz. Yâhud susunuz!) buyuruldu. Ciddî olmalı, latîfeci, oyuncu olmamalıdır. Dîne, kanûnlara, akla, insanlığa uygun olmıyan şeyler yapmamalıdır. Kendisini küfrden muhâfaza etmesi için, Allahü teâlâya çok düâ etmelidir. Hadîs-i şerîfde, (Şirkden sakınınız. Şirk, karıncanın ayak sesinden dahâ gizlidir) buyuruldu. Bu hadîs-i şerîfdeki şirk, küfr demekdir. Bu kadar gizli olan şeyden korunmak nasıl olur denildikde, (Allahümme innâ ne'ûzü bike en-nüşrike-bike şey'en na'lemühu ve nes-tagfirüke limâ lâ-na'lemühu düâsını okuyunuz!) buyuruldu. Bu düâyı sabâh ve akşam çok okumalıdır. Kâfirlerin, Cehennem ateşinde sonsuz azâb görecekleri, Cennete hiç girmiyecekleri söz birliği ile bildirilmişdir. Kâfir, dünyâda sonsuz yaşasaydı, sonsuz kâfir kalmak niyyetinde olduğu için, cezâsı da sonsuz azâbdır. Allahü teâlâ, herşeyin hâlikı, sâhibidir. Mülkünde dilediğini yapması hakkıdır. Ona, niçin böyle yapdın demeğe kimsenin hakkı yokdur. Bir şeyin sâhibinin, o şeyi dilediği gibi kullanmasına zulm denmez. Allahü teâlâ, Kur'ân-ı kerîmde, zâlim olmadığını, hiçbir mahlûkuna zulm yapmadığını bildirmekdedir.

    [İslâm Ahlâkı]

    -------------------------------------------------------------------



    Not:
    İmsak vakti, oruca başlama zamanıdır. Sabah namazı imsaktan 15 dakika sonra kılınabilir.


    Diğer şehirler ve ülkeler için:
    www.turktakvim.com
    www.namazvakti.com
    Oruç, mümini Cehennemden koruyan kalkandır.
    Hadîs-i şerîf
    www.huzurpinari.com



    Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
    "Oğlum sana üç öğüt vereyim!
    1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
    2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
    3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"



  3. #23
    Süper Üyemiz dutkmd is an unknown quantity at this point dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    14.298

    Standart Elvedâ yâ şehr-i ramazân 21

    Hoşgeldin Huzur Ayı

    Gülbahçesinden...

    Hadis-i şerifte buyuruldu ki, (Ölmeden evvel tevbe ediniz. Hayrlı işleri yapmaya mâni çıkmadan önce acele ediniz. Allahü teâlâyı çok hâtırlayınız. Zekât ve sadaka vermekde acele ediniz. Böylece Rabbinizin rızklarına ve yardımına kavuşunuz!)

    [İslâm Ahlâkı]

    --------------------------------------------------------------------------------

    Kâinatın Efendisi

    Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem"

    MUHAMMED ALEYHİSSELÂMIN FAZÎLETLERİ

    Muhammed aleyhisselâmın fazîletlerini bildiren yüzlerce kitap vardır. Fazîlet, üstünlük demektir.

    Üstünlüklerinden seksenaltı adedi aşağıda bildirilmiştir:

    44-Allahü teâlâ, Kur'an-ı kerimde, her Peygamberi ismi ile bildirmiştir. Muhammed aleyhisselâmı ise, (ey Resûlüm, ey Peygamberim) diyerek Onu yücelten vasfları ile bildirmiştir.

    45-Gayet açık, kolay anlaşılır olarak konuşurdu. Arabî lisanının her lehçesi ile konuşurdu. Çeşidli yerlerden gelip soranlara onların lügati ile cevap verirdi. İşitenler hayrân olurlardı. (Allahü teâlâ, beni çok güzel yetiştirdi) buyurdu.

    46-Az kelime ile çok şey anlatırdı. Yüz binden ziyâde hadis-i şerifi, Onun (Cevâmi-ul-kelîm) olduğunu göstermektedir. Bazı âlimler dediler ki, Muhammed aleyhisselâm, islâm dîninin dört temelini, dört hadis-i şerifle bildirmiştir. Bunlar:
    (Ameller niyetlere göre değerlendirilir) ve,
    (Helâl meydandadır, haram meydandadır) ve,
    (Davâcının şâhit göstermesi ve davâlının yemin etmesi lâzımdır) ve,
    (Bir kimse, kendine istediğini, din kardeşi için de istemedikce, îmanı kâmil olmaz).

    Bu dört hadis-i şeriften birincisi, ibâdet bilgilerinin, ikincisi, muâmelât bilgilerinin, üçüncüsü, husûmât, yâni adalet işlerinin ve siyâset bilgilerinin, dördüncüsü de, âdâb ve ahlâk bilgilerinin temelidir.

    47-Muhammed aleyhisselâm mâsum idi. Bilerek ve bilmiyerek büyük ve küçük, kırk yaşından evvel ve sonra, hiçbir günah işlememiştir. Çirkin hiçbir hareketi görülmemiştir.

    48-Müslümanların namazda otururken, (Esselâmü aleyke eyyühennebiyyü ve rahmetullâhi) okuyarak, Muhammed aleyhisselâma selâm vermeleri emrolundu. Namazda, başka bir Peygambere ve meleklere karşı söylemek câiz olmadı.

    49-Rütbeyi, saltanatı istememiş, Peygamberliği, fakirliği dilemiştir. Bir sabah, Cebrâîl aleyhisselâm ile konuşurken bu gece evimizde yiyecek bir lokmamız yoktu buyurdu. O anda, İsrâfîl aleyhisselâm gelip, (Allahü teâlâ söylediğini işitti ve beni gönderdi. İstersen her elini sürdüğün taş altun olsun, gümüş olsun, zümrüt olsun. İstersen melik olarak peygamberlik yap) dedi. Resûlullah üç kere (Kul olarak Peygamberlik istiyorum) dedi.

    50-Başka Peygamberler "aleyhimüssalevatü vetteslimat" belli bir zamanda, belli bir memlekette Peygamberlik yaptı. Muhammed aleyhisselâm ise, yer yüzündeki bütün insanlara ve cinne kıyâmete kadar Peygamber olarak gönderilmiştir. Meleklerin de, hayvanların da, nebâtların da, cansızların da, kısaca bütün mahlûkların Peygamberi olduğunu bildiren âlimler de vardır.

    51-Bütün varlıklara rahmeti, faydası yayılmıştır. Mü'minlere faydası meydandadır. Başka Peygamberlerin zamanındaki kâfirlere, dünyada azâblar yapılır, yok edilirlerdi. Ona îman etmiyenlere dünyada azâb yapılmadı. Birgün, Cebrâîl aleyhisselâma, (Allahü teâlâ benim âlemlere rahmet olduğumu bildirdi. Benim rahmetimden sana da nasip oldu mu?) buyurdu. Cebrâîl de, (Allahın büyüklüğü, dehşeti karşısında, sonumun nasıl olacağından hep korku içindeydim. Emîn olduğumu bildiren âyetleri [Tekvîr sûresindeki 20 ve 21. âyetleri] getirince, bu medh ile müdhiş korkudan kurtuldum, emîn oldum. Bundan büyük rahmet olur mu?) dedi.

    52-Allahü teâlâ, Muhammed aleyhisselâmın râzı olmasını istemiştir. [42. fazîlette bildirdiğimiz gibi, Allahü teâlâ O râzı oluncaya kadar istediğini verecektir. Bu husûs, Duhâ sûresinde bildirilmiştir.]

    --devamı var-

    [Herkese Lazım Olan Îmân]

    --------------------------------------------------------------------------------

    Hikmetler...

    Hurma, birçok hadîs-i şerîfle övülmüştür. Mübârek bir meyvadır. Sıcak ülke halkı için çok uygundur. Koruk, çağala, tâze meyva, kuru meyva ve şerbet ve şıra olarak ilâç gibi kullanılır.

    Meyvelerin en gıdalısıdır.
    Az yenilirse şifâ olur.
    Çok yenilirse gıda olur,
    Bedeni güçlendirir,
    Güç ve kuvvet verir,
    Kan yapar, şişmanlatır,
    Mideyi temizler ve kuvvet verir
    Böbrekleri kuvvetlendirir,
    Karaciğeri kuvvetlendirir,
    Bağırsaklara çok faydalıdır...

    [Türkiye Takvimi]

    --------------------------------------------------------------------------------

    Fıkıh Bilgileri...

    KAĞID PARALARIN ZEKATI ALTIN OLARAK VERİLİR...

    Kâğıd paraların zekâtını da vermek lâzımdır. [Altın ve gümüşden başka paralara (Fülûs) denir.] Nûr-i Osmâniyye kütübhânesi, [1968] numaralı (Tâtârhâniyye) kitâbının sâhibi "rahmetullahi teâlâ aleyh", doksanbeşinci sahîfede diyor ki, (Gümüş para gibi kullanılan Fülûs, yanî bakır [ve kâğıd] paraların kıymeti, ikiyüz dirhem gümüş veyâ yirmi miskal altın olduğu zamân, bu paranın zekâtını vermek lâzımdır. Ticâret niyeti ile kullanması şart değildir ve kıymeti, yanî değeri kadar altın verilir).

    (Miftâh-üsse'âde) kitâbının sâhibi "rahmetullahi teâlâ aleyh" arabî olarak diyor ki, (Fülûs denilen bakır paraların gümüş para ile hesâb edilen kıymetleri ikiyüz dirhem gümüş olursa, bu fülûsların değerlerinin kırkda biri kadar gümüş parayı zekât olarak vermek lâzım olur). Bundan anlaşılıyor ki, şimdi kâğıd liraların zekâtını altın lira olarak vermek lâzımdır. Kâğıd olarak verilemez.

    Dört mezheb ilmlerinde mütehassıs, büyük âlim, seyyid Abdülhakîm Arvâsî "rahmetullahi aleyh" buyurdu ki, (Kâğıd paraların kıymeti, kıymet-i i'tibâriyyedir. İ'tibârdan düşünce, kıymeti kalmaz. Bu sebebden, fıtra ve zekâtı, kâğıd para ile vermek câiz olmaz. Kâğıd ile, evvelce verilmiş zekâtlar, altın ile devr edilerek, kazâ edilmelidir. Hacdan başka, diğer mâlî ibâdetlerin kazâsı, devr yolu ile yapılır)...

    -devamı var-

    [Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye]

    --------------------------------------------------------------------------------

    Menkıbeler...

    ELİNDE BİRŞEY KALMAZDI

    Leys bin Sa'd hazretleri (rahmetullahi aleyh) (vefatı hicrî 175), çok cömert olup, malı çok fazla idi. Senelik geliri 80.000 dinardı. Bunların hepsini Allah rızâsı için fakirlere dağııtır, elinde bir şey kalmazdı. Bunun için kendisine hiç zekât farz olmadı. Her gün fakirlere 360 altın sadaka vermeden kimse ile konuşmazdı ve buyururdu ki: "Benden bir sadaka veya hediye kabûl eden kimsenin bende olan hakkı, benim onda olan hakkımdan daha büyüktür. Çünkü o, benden, benim için Allahü teâlâya yakınlık vesîlesi olan bir şeyi kabûl etmiştir."


    BUNU BİZE DİRİLT !

    Ali bin Vehb hazretleri (rahmetullahi aleyh), zirâat ile de uğraşır, tarlasını eker, çıkan mahsûlün onda birini öşür [uşur] zekâtı olarak ayırır, müslüman fakirlere dağıtırdı. Bir gün çift sürerken öküzün biri öldü. Öküzün boynuzundan tutup; "Yâ Rabbî! Bunu bize dirilt!" diye duâ etti. Allahü teâlâ, haram yemeyen, günah işlemiyen bu sevdiği kulunun hatırını kırmadı, duâsını kabûl edip öküzü diriltti. Ali bin Vehb sabanla toprağı sürerken sabanın kulpuna dokunmazdı. Tohumu toprağa atar atmaz, hemen çimlenerek boy vermeye başlardı...

    --------------------------------------------------------------------------------

    Mühim tenbih...

    "Hâlık [yaratıcı] ve mûcid [îcad eden] yalnız Hak teâlâdır..."

    Yaratmak Allahü tealaya mahsustur. Mecaz olarak da, meydana getirmek veya keşf etmek manasında da olsa, insanlar için yaratıcı demek yanlıştır. (Elektrik ampulünü Edison yarattı) diyenler oluyor. Fonograf, megafon, elektrik ampulü gibi aletleri ilk defa bulan Edison; bunları yaratmamış, sadece keşf etmiş yani yaratılmasına, icad edilmesine sebep olmuştur. Bunları yaratan, icad eden Allahü teâlâdır. Hadis-i şerifte, (Allah, her sanatkârın ve sanatının yaratıcısıdır) buyuruldu. (Buhari)

    Demek ki, Edison'u da, elektrik ampulünü de yaratan Allahü teâlâdır. Edison'un bunları yaratması şöyle dursun, mevcut maddeleri bir araya toplayıp, yeni aletlerin yaratılmasına sebep olurken, elinin, ayağının, gözünün, diğer duygularının, çeşitli hücrelerinin, kalbinin, ciğer, böbrek ve diğer organlarının işlemesinden ve kullandığı maddelerin, aletlerin yapısından, içlerindeki atom, proton kuvvetlerinden haberi yoktu. Böyle birine yaratıcı denilir mi? Yaratıcı; bunların en ufağını, en incesini, hepsini bilen, hepsini yapandır ki, bu da ancak Allahü teâlâdır.

    [Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye]

    -------------------------------------------------------------------

    İstanbul için İmsak ve İftar vakitleri...
    (21 Ramazân 1431 - 31 Ağustos 2010 Salı)

    İmsak: 04.34 İftar: 19.49

    Not:
    İmsak vakti, oruca başlama zamanıdır. Sabah namazı imsaktan 15 dakika sonra kılınabilir.


    Diğer şehirler ve ülkeler için:
    www.turktakvim.com
    www.namazvakti.com
    Oruç tutanın uykusu, oruç tutmayıp geceyi ibadetle geçirenin ibadetinden üstündür. Hadîs-i şerîf
    www.huzurpinari.com



    Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
    "Oğlum sana üç öğüt vereyim!
    1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
    2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
    3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"



  4. #24
    Süper Üyemiz dutkmd is an unknown quantity at this point dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    14.298

    Standart Elvedâ yâ şehr-i ramazân 21

    Hoşgeldin Huzur Ayı

    Gülbahçesinden...

    Hadis-i şerifte buyuruldu ki, (Ölmeden evvel tevbe ediniz. Hayrlı işleri yapmaya mâni çıkmadan önce acele ediniz. Allahü teâlâyı çok hâtırlayınız. Zekât ve sadaka vermekde acele ediniz. Böylece Rabbinizin rızklarına ve yardımına kavuşunuz!)

    [İslâm Ahlâkı]

    --------------------------------------------------------------------------------

    Kâinatın Efendisi

    Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem"

    MUHAMMED ALEYHİSSELÂMIN FAZÎLETLERİ

    Muhammed aleyhisselâmın fazîletlerini bildiren yüzlerce kitap vardır. Fazîlet, üstünlük demektir.

    Üstünlüklerinden seksenaltı adedi aşağıda bildirilmiştir:

    44-Allahü teâlâ, Kur'an-ı kerimde, her Peygamberi ismi ile bildirmiştir. Muhammed aleyhisselâmı ise, (ey Resûlüm, ey Peygamberim) diyerek Onu yücelten vasfları ile bildirmiştir.

    45-Gayet açık, kolay anlaşılır olarak konuşurdu. Arabî lisanının her lehçesi ile konuşurdu. Çeşidli yerlerden gelip soranlara onların lügati ile cevap verirdi. İşitenler hayrân olurlardı. (Allahü teâlâ, beni çok güzel yetiştirdi) buyurdu.

    46-Az kelime ile çok şey anlatırdı. Yüz binden ziyâde hadis-i şerifi, Onun (Cevâmi-ul-kelîm) olduğunu göstermektedir. Bazı âlimler dediler ki, Muhammed aleyhisselâm, islâm dîninin dört temelini, dört hadis-i şerifle bildirmiştir. Bunlar:
    (Ameller niyetlere göre değerlendirilir) ve,
    (Helâl meydandadır, haram meydandadır) ve,
    (Davâcının şâhit göstermesi ve davâlının yemin etmesi lâzımdır) ve,
    (Bir kimse, kendine istediğini, din kardeşi için de istemedikce, îmanı kâmil olmaz).

    Bu dört hadis-i şeriften birincisi, ibâdet bilgilerinin, ikincisi, muâmelât bilgilerinin, üçüncüsü, husûmât, yâni adalet işlerinin ve siyâset bilgilerinin, dördüncüsü de, âdâb ve ahlâk bilgilerinin temelidir.

    47-Muhammed aleyhisselâm mâsum idi. Bilerek ve bilmiyerek büyük ve küçük, kırk yaşından evvel ve sonra, hiçbir günah işlememiştir. Çirkin hiçbir hareketi görülmemiştir.

    48-Müslümanların namazda otururken, (Esselâmü aleyke eyyühennebiyyü ve rahmetullâhi) okuyarak, Muhammed aleyhisselâma selâm vermeleri emrolundu. Namazda, başka bir Peygambere ve meleklere karşı söylemek câiz olmadı.

    49-Rütbeyi, saltanatı istememiş, Peygamberliği, fakirliği dilemiştir. Bir sabah, Cebrâîl aleyhisselâm ile konuşurken bu gece evimizde yiyecek bir lokmamız yoktu buyurdu. O anda, İsrâfîl aleyhisselâm gelip, (Allahü teâlâ söylediğini işitti ve beni gönderdi. İstersen her elini sürdüğün taş altun olsun, gümüş olsun, zümrüt olsun. İstersen melik olarak peygamberlik yap) dedi. Resûlullah üç kere (Kul olarak Peygamberlik istiyorum) dedi.

    50-Başka Peygamberler "aleyhimüssalevatü vetteslimat" belli bir zamanda, belli bir memlekette Peygamberlik yaptı. Muhammed aleyhisselâm ise, yer yüzündeki bütün insanlara ve cinne kıyâmete kadar Peygamber olarak gönderilmiştir. Meleklerin de, hayvanların da, nebâtların da, cansızların da, kısaca bütün mahlûkların Peygamberi olduğunu bildiren âlimler de vardır.

    51-Bütün varlıklara rahmeti, faydası yayılmıştır. Mü'minlere faydası meydandadır. Başka Peygamberlerin zamanındaki kâfirlere, dünyada azâblar yapılır, yok edilirlerdi. Ona îman etmiyenlere dünyada azâb yapılmadı. Birgün, Cebrâîl aleyhisselâma, (Allahü teâlâ benim âlemlere rahmet olduğumu bildirdi. Benim rahmetimden sana da nasip oldu mu?) buyurdu. Cebrâîl de, (Allahın büyüklüğü, dehşeti karşısında, sonumun nasıl olacağından hep korku içindeydim. Emîn olduğumu bildiren âyetleri [Tekvîr sûresindeki 20 ve 21. âyetleri] getirince, bu medh ile müdhiş korkudan kurtuldum, emîn oldum. Bundan büyük rahmet olur mu?) dedi.

    52-Allahü teâlâ, Muhammed aleyhisselâmın râzı olmasını istemiştir. [42. fazîlette bildirdiğimiz gibi, Allahü teâlâ O râzı oluncaya kadar istediğini verecektir. Bu husûs, Duhâ sûresinde bildirilmiştir.]

    --devamı var-

    [Herkese Lazım Olan Îmân]

    --------------------------------------------------------------------------------

    Hikmetler...

    Hurma, birçok hadîs-i şerîfle övülmüştür. Mübârek bir meyvadır. Sıcak ülke halkı için çok uygundur. Koruk, çağala, tâze meyva, kuru meyva ve şerbet ve şıra olarak ilâç gibi kullanılır.

    Meyvelerin en gıdalısıdır.
    Az yenilirse şifâ olur.
    Çok yenilirse gıda olur,
    Bedeni güçlendirir,
    Güç ve kuvvet verir,
    Kan yapar, şişmanlatır,
    Mideyi temizler ve kuvvet verir
    Böbrekleri kuvvetlendirir,
    Karaciğeri kuvvetlendirir,
    Bağırsaklara çok faydalıdır...

    [Türkiye Takvimi]

    --------------------------------------------------------------------------------

    Fıkıh Bilgileri...

    KAĞID PARALARIN ZEKATI ALTIN OLARAK VERİLİR...

    Kâğıd paraların zekâtını da vermek lâzımdır. [Altın ve gümüşden başka paralara (Fülûs) denir.] Nûr-i Osmâniyye kütübhânesi, [1968] numaralı (Tâtârhâniyye) kitâbının sâhibi "rahmetullahi teâlâ aleyh", doksanbeşinci sahîfede diyor ki, (Gümüş para gibi kullanılan Fülûs, yanî bakır [ve kâğıd] paraların kıymeti, ikiyüz dirhem gümüş veyâ yirmi miskal altın olduğu zamân, bu paranın zekâtını vermek lâzımdır. Ticâret niyeti ile kullanması şart değildir ve kıymeti, yanî değeri kadar altın verilir).

    (Miftâh-üsse'âde) kitâbının sâhibi "rahmetullahi teâlâ aleyh" arabî olarak diyor ki, (Fülûs denilen bakır paraların gümüş para ile hesâb edilen kıymetleri ikiyüz dirhem gümüş olursa, bu fülûsların değerlerinin kırkda biri kadar gümüş parayı zekât olarak vermek lâzım olur). Bundan anlaşılıyor ki, şimdi kâğıd liraların zekâtını altın lira olarak vermek lâzımdır. Kâğıd olarak verilemez.

    Dört mezheb ilmlerinde mütehassıs, büyük âlim, seyyid Abdülhakîm Arvâsî "rahmetullahi aleyh" buyurdu ki, (Kâğıd paraların kıymeti, kıymet-i i'tibâriyyedir. İ'tibârdan düşünce, kıymeti kalmaz. Bu sebebden, fıtra ve zekâtı, kâğıd para ile vermek câiz olmaz. Kâğıd ile, evvelce verilmiş zekâtlar, altın ile devr edilerek, kazâ edilmelidir. Hacdan başka, diğer mâlî ibâdetlerin kazâsı, devr yolu ile yapılır)...

    -devamı var-

    [Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye]

    --------------------------------------------------------------------------------

    Menkıbeler...

    ELİNDE BİRŞEY KALMAZDI

    Leys bin Sa'd hazretleri (rahmetullahi aleyh) (vefatı hicrî 175), çok cömert olup, malı çok fazla idi. Senelik geliri 80.000 dinardı. Bunların hepsini Allah rızâsı için fakirlere dağııtır, elinde bir şey kalmazdı. Bunun için kendisine hiç zekât farz olmadı. Her gün fakirlere 360 altın sadaka vermeden kimse ile konuşmazdı ve buyururdu ki: "Benden bir sadaka veya hediye kabûl eden kimsenin bende olan hakkı, benim onda olan hakkımdan daha büyüktür. Çünkü o, benden, benim için Allahü teâlâya yakınlık vesîlesi olan bir şeyi kabûl etmiştir."


    BUNU BİZE DİRİLT !

    Ali bin Vehb hazretleri (rahmetullahi aleyh), zirâat ile de uğraşır, tarlasını eker, çıkan mahsûlün onda birini öşür [uşur] zekâtı olarak ayırır, müslüman fakirlere dağıtırdı. Bir gün çift sürerken öküzün biri öldü. Öküzün boynuzundan tutup; "Yâ Rabbî! Bunu bize dirilt!" diye duâ etti. Allahü teâlâ, haram yemeyen, günah işlemiyen bu sevdiği kulunun hatırını kırmadı, duâsını kabûl edip öküzü diriltti. Ali bin Vehb sabanla toprağı sürerken sabanın kulpuna dokunmazdı. Tohumu toprağa atar atmaz, hemen çimlenerek boy vermeye başlardı...

    --------------------------------------------------------------------------------

    Mühim tenbih...

    "Hâlık [yaratıcı] ve mûcid [îcad eden] yalnız Hak teâlâdır..."

    Yaratmak Allahü tealaya mahsustur. Mecaz olarak da, meydana getirmek veya keşf etmek manasında da olsa, insanlar için yaratıcı demek yanlıştır. (Elektrik ampulünü Edison yarattı) diyenler oluyor. Fonograf, megafon, elektrik ampulü gibi aletleri ilk defa bulan Edison; bunları yaratmamış, sadece keşf etmiş yani yaratılmasına, icad edilmesine sebep olmuştur. Bunları yaratan, icad eden Allahü teâlâdır. Hadis-i şerifte, (Allah, her sanatkârın ve sanatının yaratıcısıdır) buyuruldu. (Buhari)

    Demek ki, Edison'u da, elektrik ampulünü de yaratan Allahü teâlâdır. Edison'un bunları yaratması şöyle dursun, mevcut maddeleri bir araya toplayıp, yeni aletlerin yaratılmasına sebep olurken, elinin, ayağının, gözünün, diğer duygularının, çeşitli hücrelerinin, kalbinin, ciğer, böbrek ve diğer organlarının işlemesinden ve kullandığı maddelerin, aletlerin yapısından, içlerindeki atom, proton kuvvetlerinden haberi yoktu. Böyle birine yaratıcı denilir mi? Yaratıcı; bunların en ufağını, en incesini, hepsini bilen, hepsini yapandır ki, bu da ancak Allahü teâlâdır.

    [Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye]

    -------------------------------------------------------------------

    Not:
    İmsak vakti, oruca başlama zamanıdır. Sabah namazı imsaktan 15 dakika sonra kılınabilir.


    Diğer şehirler ve ülkeler için:
    www.turktakvim.com
    www.namazvakti.com
    Oruç tutanın uykusu, oruç tutmayıp geceyi ibadetle geçirenin ibadetinden üstündür. Hadîs-i şerîf
    www.huzurpinari.com



    Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
    "Oğlum sana üç öğüt vereyim!
    1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
    2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
    3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"



  5. #25
    Süper Üyemiz dutkmd is an unknown quantity at this point dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    14.298

    Standart Elvedâ yâ şehr-i ramazân 22

    Hoşgeldin Huzur AyıGülbahçesinden...

    Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem" buyurdu ki, (Beş vakt namâzınızı kılınız! Bir ayınızda oruc tutunuz! Mallarınızın zekâtını veriniz! Başınızda olan âmirlere itâ'at ediniz. Rabbinizin Cennetine giriniz.) Görülüyor ki, hergün beş vakt namâz kılan ve Ramazân ayında oruc tutan ve malının zekâtını veren ve Allahü teâlânın yeryüzünde halîfesi olan âmirlerin islâmiyyete uygun emrlerine itâ'at eden bir müslümân, Cennete gidecekdir. Bu hadîs-i şerîfi, imâm-ı Ahmed ve Tirmüzî bildirmişlerdir.

    [İslâm Ahlâkı]

    --------------------------------------------------------------------------------

    Kâinatın Efendisi

    Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem"

    MUHAMMED ALEYHİSSELÂMIN FAZÎLETLERİ

    Muhammed aleyhisselâmın fazîletlerini bildiren yüzlerce kitap vardır. Fazîlet, üstünlük demektir.

    Üstünlüklerinden seksenaltı adedi aşağıda bildirilmiştir:

    53-Başka Peygamberler, kâfirlerin iftirâlarına kendileri cevap vermiştir. Muhammed aleyhisselâma yapılan iftirâlara ise, Allahü teâlâ cevap vererek, Onun müdâfe'asını yapmıştır.

    54-Muhammed aleyhisselâmın ümmetinin sayısı, başka Peygamberlerin "aleyhimüssalevatü vetteslimat" ümmetlerinin sayıları toplamından daha çoktur. Onlardan daha üstün ve daha şereflidirler. Cennete gireceklerin üçte ikisinin bu ümmetten olacağı, hadis-i şeriflerde bildirilmiştir.

    55-(Mevâhib-i ledünniyye)de diyor ki, (Ümmetimin dalâlet üzerinde birleşmemelerini Rabbimden diledim. Kabûl eyledi) hadisi meşhûrdur. Başka bir hadis-i şerifte, (Allahü teâlâ sizi üç şeyden korumuştur. Bunlardan biri, dalâlet üzerinde birleşmekten korumuştur. İkincisi, sârî [bulaşıcı] hastalıktan ölen, şehit sevabına kavuşur. Üçüncüsü, iki sâlih müslüman, bir müslüman için, hayrlıdır [iyi biliriz] diyerek şâhit olursa, o müslüman Cennete gider) buyurdu. Bir hadis-i şerifte, (Eshâbımın ihtilâfı, sizin için rahmettir) ve (Ümmetimin ihtilâfı, [amelde mezheplere ayrılması], rahmettir) buyurdu. Onun ümmeti hakkı, doğruyu bulmak için çalışırlarken, ihtilâfa düşerler. Bu çalışmaları ise, rahmete sebep olur. Bu hadis-i şerifi iki kimse inkâr etmiştir: Biri mâcin, ikincisi mülhiddir. Mâcin, dîni dünya kazancına âlet eden hîlecidir. Mülhid de, âyet-i kerimelere dünya çıkarlarına göre mâna vererek kâfir olan sapıktır. Yahyâ bin Sa'îd diyor ki, İslâm âlimleri kolaylaştırıcıdırlar. Bir işe, birisi helâl demiş, başkası haram demiştir. Sâlih insanlar için helâl dediklerine, fesat zamanında haram demişlerdir.

    Yukarıdaki hadis-i şerifler gösteriyor ki, (İcmâ-ı ümmet) yâni, müctehid denilen âlimlerin sözbirliği, (Edille-i şer'ıyye)dendir. Yâni, din bilgilerinin dört kaynağından birisidir ve dört mezhep haktır. Mezhepler, müslümanlar için Allahü teâlânın rahmetidirler.

    56-Resûlullaha verilecek sevaplar, diğer Peygamberlere verilecek sevaplardan kat kat ziyâdedir. Makbûl bir ibâdet ve hayrlı bir iş işleyene verilen sevap kadar bunun hocasına da verilecektir. Hocasının hocasına dört misli, onun hocasına sekiz misli, onun da hocasına onaltı misli olmak üzere, Resûlullaha kadar her hocaya talebesinin iki misli sevap verilecektir. Meselâ, yirminci hocasına beşyüz yirmidört bin ikiyüzseksensekiz sevap verilecektir. Muhammed aleyhisselâma, Ümmetinin herbir işinden sevap verilecektir. Muhammed aleyhisselâma herbir işinden verilecek olan sevapların sayısı, bu hesaba göre düşünülürse, hepsinin miktârını Allahü teâlâdan başka kimse bilmez. Selef-i sâlihînin, sonra gelenlerden daha eftâl, daha üstün oldukları bildirildi. Sevap sayısı bakımından bu üstünlük meydandadır.

    57-Kendisini, ismi ile çağırmak, yanında yüksek sesle konuşmak, uzaktan kendisine seslenmek, yolda önüne geçmek haram edilmiştir. Başka Peygamberlerin "aleyhimüssalevatü vetteslimat" ümmetleri,kendilerini ismleri ile çağırırlardı.

    58-İsrâfil aleyhisselâm da Muhammed aleyhisselâma çok kere gelmiştir. Başka Peygamberlere "aleyhimüssalevatü vetteslimat" yalnız Cebrâîl aleyhisselâm gelmiştir.

    59-Cebrâîl aleyhisselâmı melek şeklinde iki kere görmüştür. Başka hiçbir Peygambere "aleyhimüssalevatü vetteslimat" melek şeklinde görünmemiştir.

    60-Kendisine Cebrâîl aleyhisselâm yirmidört bin kere gelmiştir. Başka Peygamberlerden "aleyhimüssalevatü vetteslimat" en çok olarak Mûsâ aleyhisselâma, dörtyüz kere gelmiştir.

    61-Allahü teâlâya Muhammed aleyhisselâm ile, yemin vermek câiz olup, başka Peygamberlerle ve meleklerle câiz değildir.

    --devamı var-

    [Herkese Lazım Olan Îmân]

    --------------------------------------------------------------------------------

    Huzur Damlaları...

    İslâm Ahlâkı kitâbında buyuruluyor ki:

    Nasîhatlerin birincisi, Ehl-i sünnet âlimlerinin, kitâblarında bildirdiklerine göre, i'tikâdı düzeltmekdir. Bu âlimler, kitâblarında Eshâb-ı kirâmdan işitdiklerini bildirmişler, kendi kafalarından hiçbirşey yazmamışlardır. Cehennemden kurtulan, yalnız bu âlimlere tâbi' olanlardır. Allahü teâlâ, o büyük insanların çalışmalarına, bol bol mükâfât versin! Dört mezhebin ictihâd derecesine yükselmiş âlimlerine ve bunların yetişdirdikleri büyük âlimlere (Ehl-i sünnet) âlimi denir. İ'tikâdı (Îmânı) düzeltdikden sonra, islamiyete uymak, ya'nî fıkh kitâblarının bildirdiği ibâdetleri öğrenmek ve yapmak ve yasak etdiklerinden kaçınmak lâzımdır. Beş vakt namâzı, üşenmeden, gevşeklik yapmadan, şartlarına ve ta'dîl-i erkâna dikkat ederek kılmalıdır. Nisâb mikdârı malı ve parası olan, zekât vermelidir. İmâm-ı a'zam buyuruyor ki, (Kadınların süs olarak kullandıkları altın ve gümüşün de zekâtını vermek lâzımdır.)

    ***
    (Zâdül-mukvîn) kitâbında diyor ki;
    (Eski âlimler yazmış ki, beş şeyi yapmıyan, beş şeyden mahrûm olur:
    1-
    Malının zekâtını vermeyen, malının hayrını görmez.
    2- Uşrunu vermeyenin, tarlasında, kazancında bereket kalmaz.
    3- Sadaka vermeyenin, vücûdünde sıhhat kalmaz.
    4- Düâ etmeyen, arzûsuna kavuşamaz.
    5- Namâz vakti gelince, kılmak istemeyen, son nefesde kelime-i şehâdet getiremez. Namâz kılmanın birinci vazîfe olduğuna inandığı hâlde, tenbellik ederek kılmıyan fâsıkdır. Sâliha kızın küfvü değildir. Ya'nî o kıza lâyık ve uygun değildir).

    [Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye]

    --------------------------------------------------------------------------------

    Fıkıh Bilgileri...

    ZEKAT, ASIRLARDIR ALTIN VE GÜMÜŞ OLARAK VERİLMİŞTİR...

    (Dürr-ül-müntekâ) kitâbının sâhibi "rahmetullahi teâlâ aleyh", Sarf bahsi sonunda diyor ki, (Fülûs [ya'nî kâğıd ve bakır paralar], geçer akça olduğu zemân, gümüş para gibidir. Geçmez ise, başka mallar gibidir. Sayısı veyâ ağırlığı belli olan, meselâ bir dirhem ağırlığında fülûs ile mal satın almak câizdir. Bir dirhem ağırlığında fülûs ödemesi lâzım olur. Fülûs, aslında para değildir. Gümüş dirhem parçalarının yerini tutmak için basılmış ma'den parçaları olup, satın almak için kullanılır.)

    Kâğıd paraların nisâbları, çarşıda kullanılan en ucuz altın para ile hesâb edilir. Çünki kâğıd paralar, altın karşılığı senedlerdir ve kendi kıymetleri azdır. Altın karşılığı olan i'tibârî kıymetleri hükûmetler tarafından konmuşdur. Her zamân değişmekdedir. Karşılıkları kadar altın liraların kırkda biri veyâ bunun ağırlığı kadar her çeşid altın verilmelidir.

    Fakîre altını teslîm etdikden sonra, ona kolaylık olmak için, altınları piyasadaki kıymetine göre ondan satın alıp, ona kâğıd para verilebilir. Nakdeynden, ya'nî altından ve gümüşden başka ticâret eşyâsını böyle satın alıp, kendisinin kullanması mekrûh olduğu (Buhârî)de yazılıdır. Kâğıd olarak verilen zekâtlar sahîh olmaz. Tekrâr vermek lâzımdır. Sonradan fakîr olan, az altın ile devr yaparak kazâ eder. Asrlardan beri müslümânlar, zekâtlarını altın, gümüş olarak vermişdir. Hiçbir din âlimi, fülûs denilen paraların ve borç senedinin zekât olarak verileceğini söylememişdir. Şâfi'îde câiz olmadığı (İkdül-ceyyid)de yazılıdır

    ZEKATI ALTIN OLARAK VERMEK ÇOK KOLAYDIR...

    Zekâtı altın olarak vermek, çok kolaydır. Hiç de güç değildir. Sarrafa gitmeğe, altın satın almağa lüzûm da yokdur. Zekâtını fakîrlere kâğıd para olarak dağıtmakda ısrâr eden bir zengin, (Eşbâh) ve (Redd-ül-muhtâr) kitâblarının sâhiblerinin "rahmetullahi teâlâ aleyhimâ", fakîrdeki alacağını, ona zekât olarak bırakmak istiyen bir zengin için bildirdikleri gibi yapar: Dağıtmak istediği nisâbdan az kâğıd paranın değerinde altını zevcesinden veyâ başkasından ödünç alır. Sâlih bir fakîre, (Birkaç tanıdığıma ve sana zekât vereceğim. Dînimiz zekâtın altın olarak verilmesini emr ediyor. Altınları kâğıd paraya çevirmekde size kolaylık olmak için senin zekâtını almak ve dilediği kimseye hediyye etmek üzere şunu vekîl yapmanı istiyorum. Böylece benim islâmiyyete uymamı sağlamış olacaksın. Bunun için de, ayrıca sevâb kazanacaksın!) der. Zenginin güvendiği bir kimse vekîl yapılır. Altınları fakîrin yanında olmıyarak, bu vekîle zekât niyyeti ile verir. Fakîrin bu vekîli, altınları teslîm alıp, birkaç dakîka sonra bu altınları zengine hediyye eder. Zengin de kâğıd paralarını o fakîre ve başka fakîrlere ve dîne hizmet eden müslümânlara dağıtır. Câiz olmayan kimselere ve namâz kılmıyanlara verirse, zekât vermemek azâbından kurtulursa da sevâblarına kavuşamaz. Altınları ödünç almış olduğu kimseye geri verir. Dahâ çok zekât vermesi îcâb ediyorsa, bu işi tekrâr eder. Îmânı kuvvetli olana, ibâdetler güç gelmez. Kolay ve tatlı gelir.

    [Faideli Bilgiler]

    [Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye]

    --------------------------------------------------------------------------------

    Mühim tenbih...

    ALLAH YERİNE TANRI DEMEK CAİZ MİDİR? TANRI NE DEMEKTİR?

    İmâm-ı Rabbânî hazretleri (kuddise sirrruh) buyuruyor ki,

    (Allahü teâlânın ismleri, (Tevkîfî)dir. Ya'nî dînin sâhibinin bildirmesine mevkûfdur, bağlıdır. İslâmiyyetin söylediği ismi söylemelidir. İslâmiyyetin bildirmediği ism söylenemez. Ne kadar kâmil, güzel isim olsa da, söylenmemelidir. Cevâd denir. Çünki islâmiyyet, Cevâd demekdedir. Fakat, yine cömerd ma'nâsında olan (Sahî) ismi söylenemez. Çünki islâmiyyet, Ona sahî dememişdir.) Şu hâlde, tanrı da denemez. Hele ibâdet ederken, ezân okurken, Allah ismi yerine, tanrı demek, çok günâh olur. Türkün asâleti ile islâmiyyetin şerefi bir araya gelmeden çok önce, Âsûrîler Türkistâna girerek, Türkleri, güneşe, yıldızlara tapınmağa alışdırmışdı). Tanyeri ağarınca, güneşe tapınırlardı. Bu sebebden, güneşin ismi, tanyeri ve nihâyet tanrı oldu. Kur'ân-ı kerîmde, (Benim ismim Allahdır. Beni Allah diye çağırınız. Allah diye ibâdet ediniz. Allah diye yalvarınız!) meâlinde müteaddid âyet-i kerîmeler vardır. Ona, Onun istediği ismi söylemeyip de, kâfirlerin, Onun en sevmediği ma'bûdlarına koydukları tanrı ismi ile Onu çağırmak, ne kadar yanlış ve ne büyük inâd olduğu meydândadır. Meselâ, bir hükümdâr, emri altında bulunan kimselere: (Benim ismim Ahmeddir. Beni, Ahmed diye çağırınız!) dese, onlar da, (Hayır efendim. Bizim canımız sana Ahmed demek istemiyor. Taş veyâ kurd, köpek veyâhud en aşağı, büyük düşmânının ismi ile çağırmak istiyoruz) deseler ve öyle çağırsalar, nasıl çok kızarsa, Allah ismi yerine, Onun emr etmediği, hattâ düşmanı olduğu tanrı ismini söyliyerek ezân okumak ve ibâdet etmek, Allahü teâlâyı gadaba getirir, düşmanlığa sebeb olur. [God, Dieu, tanrı... bunlar Allah anlamında değil, ilah, mabud anlamındadır. İlah, mabud manasında kullanmakta mahzur yoktur. Mesela, (Hindlilerin tanrıları inektir), (Birdir Allah, ondan başka tanrı yoktur), (Bizim tanrımız Allah'tır) demek caizdir. Fakat (Bizim Allah'ımız tanrıdır) demek caiz olmaz. Allah, her yerde Allah olarak yazılıp söylenmelidir.]

    (Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye; Türkiye Gazetesi)

    -------------------------------------------------------------------
    Not:
    İmsak vakti, oruca başlama zamanıdır. Sabah namazı imsaktan 15 dakika sonra kılınabilir.


    Diğer şehirler ve ülkeler için:
    www.turktakvim.com
    www.namazvakti.com
    Dünyada kim kimi severse, ahirette onun yanında haşrolacaktır.
    Hüseyn Hilmi bin Sâid "Rahmetullahi Aleyh"
    www.huzurpinari.com



    18:11 | Yorum ekle | Sabit Bağlantı | Bloga al | insan ve toplum



    Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
    "Oğlum sana üç öğüt vereyim!
    1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
    2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
    3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"



  6. #26
    Süper Üyemiz dutkmd is an unknown quantity at this point dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    14.298

    Standart Elvedâ yâ şehr-i ramazân 23

    Hoşgeldin Huzur AyıGülbahçesinden...

    Hadis-i şerifte buyuruldu ki, (Bir millet zekât vermezse, rahmetden mahrum kalır. Hayvanlar da olmasa hiç rahmet görmezler.)

    --------------------------------------------------------------------------------

    Kâinatın Efendisi

    Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem"

    MUHAMMED ALEYHİSSELÂMIN FAZÎLETLERİ


    Muhammed aleyhisselâmın fazîletlerini bildiren yüzlerce kitap vardır. Fazîlet, üstünlük demektir.

    Üstünlüklerinden seksenaltı adedi aşağıda bildirilmiştir:

    62-Muhammed aleyhisselâmdan sonra, mübârek zevcelerini "radıyallahü teâlâ anhünne" başkalarının nikâhla almaları haram edilmiş, bu bakımdan müminlerin anneleri oldukları bildirilmiştir.

    Başka Peygamberlerin "aleyhimüssalevâtü vetteslimât" zevceleri kendilerine yâ zararlı olmuş, veya faydasız olmuşlardır. Muhammed aleyhisselâmın mübârek zevceleri "radıyallahü teâlâ anhünne" ise, dünya ve âhiret işlerinde, kendisine yardımcı olmuşlar, fakirliğe sabr etmişler, şükretmişler ve islâmiyeti yaymakta çok hizmet etmişlerdir.

    63-Resûlullahın mübârek kızları ve zevceleri "radıyallahü teâlâ anhünne", dünya kadınlarının en üstünleridir. Eshâbının hepsi de, Peygamberlerden başka, bütün insanların en üstünleridir. Şehirleri olan Mekke-i mükerreme ve sonra Medîne-i münevvere, yer yüzünün en kıymetli yerleridir. Mescîd-i şerifinde kılınan bir rekât namaza, bin rekât sevabı yazılır. Başka ibâdetler için de böyledir. Kabri ile minberi arası, Cennet bahçesidir. (Öldükten sonra beni ziyâret eden, diri iken etmiş gibidir. Haremeynden birinde ölen bir mümin, kıyâmet günü emîn olarak diriltilir) buyurdu. Mekke ve Medîne şehirlerine (Haremeyn) denir.

    64-Neseb ve sebep bakımından, yâni kan ve nikâh bakımından olan akrabâlığın kıyâmette faydası yoktur. Resûlullahın "sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem" akrabâsı bundan müstesnâdır.

    65-Herkesin soyu oğlundan devam eder. Muhammed aleyhisselâmın soyu ise, Kızı Fâtımadandır. Bu husûs, hadis-i şerif ile de bildirilmiştir.

    66-Onun mübârek ismini taşıyan hakîkî müminler Cehenneme girmeyecektir.

    67-Onun her sözü, her işi doğrudur. Her ictihâdı, Allahü teâlâ tarafından doğrulanmıştır.

    68-Onu sevmek herkese farzdır. (Allahü teâlâyı seven, beni sever) buyurdu. Onu sevmenin alâmeti, dînine, yoluna, sünnetine ve ahlâkına uymaktır. Kur'an-ı kerimde meâlen, (Bana uyarsanız, Allahü teâlâ sizi sever) demesi emrolundu.

    69-Onun ehl-i beytini "radıyallahü teâlâ anhüm ecma'în" sevmek vâcibdir. (Ehl-i beytime düşmanlık eden münâfıktır) buyurmuştur. Ehl-i beyt, zekât alması haram olan akrabâsıdır. Bunlar, zevceleri ve dedesi Hâşimin soyundan olan müminlerdir ki, Alînin, Ukaylin, Câfer Tayyarın ve Abbâsın soyundan olanlardır.

    70-Eshâbının hepsini "radıyallahü teâlâ anhüm ecma'în" sevmek vâcibdir. (Benden sonra, eshâbıma düşmanlık etmeyiniz! Onları sevmek, beni sevmektir. Onlara düşman olmak, bana düşman olmaktır. Onları inciten, beni incitmiş olur. Beni inciten de, Allahü teâlâyı incitir. Allahü teâlâ, kendisini incitene azâb eder) buyurdu.

    71-Allahü teâlâ, Muhammed aleyhisselâma, gökte iki ve yerde iki yardımcı yaratmıştır. Bunlar Cebrâîl, Mikâîl ve Ebû Bekr ve Ömerdir "radıyallahü teâlâ anhüm ecma'în".

    72-Her insanın cinden bir arkadaşı vardır. Bu şeytan kâfirdir. Vesvese vererek, îmanını almaya, günah yaptırmaya çalışır. Resûl aleyhisselâm, arkadaşı olan cinnîyi îmana getirmiştir.

    73-Erkek, kadın, büyük yaşta vefât eden herkese kabrinde Muhammed aleyhisselâm sorulacaktır. Rabbin kimdir denildiği gibi, Peygamberin kimdir denilecektir.

    74-Muhammed aleyhisselâmın hadis-i şeriflerini okumak ibâdettir. Okuyana sevap verilir. Hadis-i şerif okumak için, abdest almak, temiz elbise giymek, güzel koku sürünmek, hadis-i şerif kitabını yüksek bir yere koymak, okuyanın dışarıdan gelenler için ayağa kalkmaması ve dinliyenlerin birbirleriyle konuşmamaları müstehâbdır. Hadis-i şerifleri devamlı okuyanların yüzleri nûrlu, parlak ve güzel olur. Kur'an-ı kerim okurken de, bu edebleri gözetmek lâzımdır.

    --devamı var-

    [Herkese Lazım Olan Îmân]

    --------------------------------------------------------------------------------

    Hikmetler...

    ORUÇ AYI

    Âşıklara edin salâ,
    Oruç ayı geldi yine.
    Rahmet denizi cûş edip,
    Âlemlere doldu yine.

    Kur'ânda Allah öğüdü,
    Cümle nebîler sevdiği,
    Ümmete Allah verdiği,
    Oruç ayı geldi yine.

    Aydın eden gönülleri,
    Mesrûr eden müminleri,
    Mamûr eden mescitleri,
    Oruç ayı geldi yine.

    Üftâde'nin canı sever,
    Oruç ayın dâim över,
    Dost iline edin sefer,
    Oruç ayı geldi yine.

    Üftâde Hazretleri

    --------------------------------------------------------------------------------

    Fıkıh Bilgileri...

    TOPRAK MAHSULLERİ ZEKATI (UŞR)

    Uşr vermek de farzdır. Toprakdan alınan mahsûlün zekâtına (Uşr) denir. Borcu olanın da uşr vermesi lâzımdır. İmâm-ı a'zam hazretleri buyuruyor ki: (Her sebze ve meyve, az olsun, çok olsun, mahsûl toprakdan alındığı zamân, onda birini, veyâ kıymeti kadar altın veyâ gümüşü, müslümân fakîrlere vermek farzdır). Hayvan gücü ile veyâ dolap, motör ile sulanan yerdeki mahsûl elde edilince, yirmide biri verilir. İster onda bir, ister yirmide bir olsun, hayvan, tohum, âlet, gübre, ilâç ve işçi masraflarını düşmeden evvel, vermek lâzımdır. Bir sâ'dan az mahsûlün uşru verilmez. Toprağın sâhibi çocuk, deli, köle olsa da, uşru verilir. Uşru vermiyenden hükûmet zorla alır. Ne kadar olursa olsun, ev bağçesindeki meyve ve sebzeler için ve odun ve ot ve saman için uşr verilmez. Balın [fennî te'sîsât ve masraflar yapılsa dahî], pamuğun, çayın, tütünün, dağdaki ağaç meyvelerinin [meselâ zeytinlerin, üzümlerin] onda biri, uşr verilir. Zift, petrol ve tuz için uşr yokdur. Uşru verilmiyen mahsûlü yimek harâmdır. Yidikden sonra da, vermek lâzımdır.

    UŞR NE ZAMAN VE NASIL VERİLİR?

    (İbni Âbidîn) buyuruyor ki: (Meyvenin ve ekinin uşru, İmâm-ı a'zama ve imâm-ı Züfere göre, bitki üzerinde meydâna geldikleri ve çürümekden emîn oldukları zamân farz olur. Toplanacak hâle gelmese de, fâidelenecek, yinecek hâle gelince uşrunu vermek farz olur. İmâm-ı Ebû Yûsüfe göre olgunlaşınca, toplamadan önce farz olur. İmâm-ı Muhammede göre ise, hasâddan sonra, ya'nî hepsini toplayınca farz olur. Hasâddan önce, yerinden koparıp yimesi veyâ başkasına yidirmesi câizdir. Fakat, İmâm-ı a'zama göre, bunun uşrunu da sonra verir. İki imâma göre, bunun uşrunu vermesi lâzım olmaz. Fakat, mahsûlün beş vesk olması için, bu da hesâba katılır. Olgunlaşdıkdan sonra koparmış ise, imâm-ı Muhammede göre, yine uşrunu vermek lâzım olmaz. Hepsini topladıkdan sonra telef olanın ve çalınanın uşrunu vermek lâzım olmaz). Fakîr olanlar, uşrlarını iki imâma göre hesâb edip verir. Zenginler, İmâm-ı a'zama göre vermelidir.

    [Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye]

    --------------------------------------------------------------------------------

    Mühim tenbih...

    DİNDE KOLAYLIK NE DEMEKTİR?

    "Dinde güçlük göstermeyiniz demek, kolayınıza geleni yapınız demek değildir. İslâmiyyetin izn verdiği, câiz olan kolaylığı yapabilirsiniz demekdir." Meselâ, hasta olduğu için veyâ çok soğuk olduğu için ayakları yıkamak güç olunca, mest üzerine mesh edilir. Çünki, islâmiyyet buna izn vermişdir. Fakat kolaylık olsun diye ayakları yıkamadan mest giyilmez. Çünki islâmiyyet bu kolaylığa izn vermemişdir. Hasta olan kimse, başkasının yardımı ile yıkar. Soğuk ise, suyu ısıtıp da yıkar. Mestlerini bundan sonra giyer. İslâmiyyet, bu kolaylığa da izn vermişdir. Din âlimlerinin sözlerine ehemmiyyet vermeyip de, fıkh kitâblarının gösterdiği kolaylıkların dışına çıkmak câiz değildir. İslâmiyyeti, kendi aklına, kendi görüşüne göre çevirmek isteyenlere (Dinde reformcu) veyâ (Zındık) denir.

    (Faideli Bilgiler)



    Not:
    İmsak vakti, oruca başlama zamanıdır. Sabah namazı imsaktan 15 dakika sonra kılınabilir.


    Diğer şehirler ve ülkeler için:
    www.turktakvim.com
    www.namazvakti.com
    Yâ Rabbî! Dostlarını ve evliyanı öyle gizledin ki, onları bulan sana kavuşuyor ve sana kavuşmayan, onları tanımıyor.
    İbni Atâullah “Rahmetullahi aleyh”
    www.huzurpinari.com



    Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
    "Oğlum sana üç öğüt vereyim!
    1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
    2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
    3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"



  7. #27
    Süper Üyemiz dutkmd is an unknown quantity at this point dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    14.298

    Standart Elvedâ yâ şehr-i ramazân 24

    Hoşgeldin Huzur Ayı

    Gülbahçesinden...

    Hadis-i şerifde buyuruldu ki, (Kadr gecesini, Ramazânın son on gününün 21, 23, 25, 27 ve 29 gibi tek gecelerinde veya Ramazânın son gecesinde arayınız. Sevâbını umarak Kadr gecesini ibâdetle geçirenin geçmiş ve gelecek günâhları afv olur.)

    [İmâm-ı Ahmed]

    --------------------------------------------------------------------------------

    Kâinatın Efendisi

    Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem"

    MUHAMMED ALEYHİSSELÂMIN FAZÎLETLERİ

    Muhammed aleyhisselâmın fazîletlerini bildiren yüzlerce kitap vardır. Fazîlet, üstünlük demektir.

    Üstünlüklerinden seksenaltı adedi aşağıda bildirilmiştir:

    75-Resûlullah "sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem" vefât edeceği zaman, Cebrâîl aleyhisselâm gelip, Allahü teâlâdan selâm getirdi ve hâtırını sorduğunu söyledi. Vefât edeceğini bildirdi. Kendisi ve ümmeti için çok müjdeler verdi.

    76-Mübârek ruhunu almak için, Azrâîl aleyhisselâm, insan şeklinde geldi. İçeri girmek için izin istedi.

    77-Kabrinin içindeki toprak, her yerden ve Kâbeden [ve Cennetlerden] daha eftaldir.

    78-Kabrinde, bilmediğimiz bir hayat ile diridir. Kabrinde Kur'an-ı kerim okur, namaz kılar. Bütün Peygamberler de "aleyhimüssalevâtü vetteslimât" böyledir.

    79-Dünyanın her yerinde Resûlullaha "sallallahü aleyhi ve sellem" salevât okuyan müslümanları işiten melekler, kabrine gelip haber verirler. Kabrini hergün binlerce melek ziyâret eder.

    80-Ümmetinin amelleri ve ibâdetleri her sabah ve akşam kendisine gösterilir. Bunları yapanları da görür. Günah işliyenlerin affolması için duâ eder.

    81-Kabrini ziyâret etmek, kadınlara da müstehâbdır. Başka kabirleri ise, yalnız tenhâ zamanlarda ziyâret etmeleri câizdir.

    82-Diri iken olduğu gibi, vefâtından sonra da, dünyanın her yerinde, her zaman Ona tevessül edenlerin, yâni Onun hâtırı ve hurmeti için istiyenlerin duâsını Allahü teâlâ kabûl eder. Bir köylü, türbesi yanına gelip, (Yâ Rabbî! Köle âzâd etmeyi emrettin. Bu senin Peygamberindir. Ben de, kölelerinden biriyim. Peygamberinin hâtırı için, Beni Cehennem ateşinden âzâd et!) dedi. (Ey kulum! Niçin yalnız kendinin âzâd olmasını istedin? Bütün kullarımın âzâd olmalarını niçin istemedin? Haydi git! Seni Cehennemden âzâd ettim) sesi işitildi.

    Evliyânın meşhûrlarından Hâtim-i Esam, Resûlullahın türbesinin yanında durup, (Yâ Rabbî! Peygamberinin kabrini ziyâret ettim. Beni, eli boş olarak çevirme!) dedi. (Ey kulum! Habîbimin kabrini ziyâret etmeni kabûl ettim. Seni ve seninle berâber ziyâret edenleri mağfiret ettim) sesi işitildi. [Hâtim-i Esam Belhî, 237 [m. 852] de vefât etti.]

    İmâm-ı Ahmed Kastalânî "rahmetullahi aleyh" diyor ki, birkaç sene hastalık çektim. Doktorlar çâresini bulamadı. Mekkede bir gece Resûlullaha çok yalvardım. O gece rü'yâda bir kimse gördüm. Elindeki kâğıdda, (Burada Ahmed Kastalânînin hastalığı için, Resûlullahın izni ile ilâcı yazılmıştır) okudum. Uyandığımda hastalığım kalmamıştı.

    Kastalânî yine diyor ki, bir kızcağız sârâ hastalığına yakalanmıştı. İyi olması için Resûlullaha çok yalvardım. Rü'yâmda bir kimse, kızcağızı hasta yapan cinnîyi bana getirdi. Bunu sana Resûlullah gönderdi dedi. Cinnîye darıldım, bağırdım. Kızcağızı incitmiyeceği için bana yemin verdi, uyandım. Kızcağızın sârâ hastalığından kurtulduğunu haber aldım.

    83-Kabirden ilk önce Resûlullah "sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem" kalkacaktır. Üzerinde Cennet elbisesi bulunacaktır. Burak üzerinde mahşer [toplantı] yerine gidecektir. Elinde (livâ-ül-hamd) denilen bayrak olacaktır. Peygamberler ve bütün insanlar bu bayrağın altında duracaktır. Hepsi, bin sene beklemekten, çok sıkılacaklardır. Önce Âdem, sonra Nuh, sonra İbrâhîm ve Mûsâ ve Îsâ peygamberlere "aleyhimüssalevâtü vetteslimât" gidip, hesaba başlanması için şefaat etmelerini dileyeceklerdir. Her biri, birer özür bildirerek, Allahü teâlâdan utandıklarını, korktuklarını söyliyecekler, şefaat edemiyeceklerdir. Sonra, Resûlullaha gelip yalvaracaklardır. Secde edip, duâ edecek ve şefaati kabûl olacaktır. Önce, Onun ümmetinin hesabı görülecek, önce sırâttan geçecekler ve Cennete gireceklerdir. Her gittiği yeri nûrlandıracaklardır. Fâtıma "radıyallahü anhâ" sırâttan geçerken (Herkes gözlerini kapasın! Muhammed aleyhisselâmın kızı geliyor) denecektir.

    84- Beş yerde şefaat edecektir.

    Birincisi, (Makam-ı Mahmûd) denilen şefaatı ile, bütün insanları mahşerde beklemek azâbından kurtaracaktır.
    İkincisi, şefaatı ile, çok kimseyi hesapsız Cennete sokacaktır.
    Üçüncüsü, günahı çok olan müminleri Cehennemden çıkaracaktır.
    Dördüncüsü, sevâbı ve günahı müsavi olup, (A'râf) denilen yerde bekliyenlerin Cennete gitmelerine şefaat edecektir.
    Beşincisi, Cennette olanların derecelerinin yükselmesine şefaat edecektir. Şefaat ile hesaptan kurtardığı yetmiş bin kimsenin her birinin şefaatleri ile de, yetmişer bin kişi hesapsız Cennete gireceklerdir.

    85- Hadis-i kudsîde, (Sen olmasaydın, hiçbirşeyi yaratmazdım) buyuruldu.

    86-Resûlullahın "sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem" Cennette bulunduğu makamın ismi (Vesîle)dir. Burası Cennetin en yüksek derecesidir. Cennette bulunan herkese birer dalı yetişecek olan (Sidret-ül-müntehâ) ağacının kökü oradadır. Cennettekilere her nîmet, bu dallardan gelecektir.

    [Herkese Lazım Olan Îmân]

    --------------------------------------------------------------------------------

    Huzur Damlaları...

    İmâm-ı Rabbânî hazretleri (kuddise sirruh) buyuruyor ki,

    Beş vakt namâzı üşenmeden, seve seve kılmalıdır. Malın zekâtını, emr edilen yerine, hevesle vermelidir. Ramazân-ı şerîf orucu, bir senelik günâhların afvına sebebdir. Oruc tutmakdan zevk almalıdır. Vera' ve takvâyı elden bırakmamalıdır. İçki içmemelidir. Serhoş yapan herşey, şerâb gibi harâmdır. Mûsikîden de kaçınmalıdır ki, lehv ve la'bdir. Ya'nî nefsin istediği fâidesiz işdir ve harâmdır. Bir hadîs-i şerîfde, (Mûsikî, zinâya yol açar) buyuruldu. Müslümânları gîbet etmek, ya'nî kötülemek niyeti ile çekişdirmek, iki müslümân arasında söz taşımak, mûsikîden dahâ büyük harâmdır. Bunlardan kaçınmak lâzımdır. Müslümânla alay etmek, kalbini kırmak da harâm olup, sakınmak lâzımdır.)

    [Müjdeci Mektublar]

    ***

    Dâvûd-i İskenderî hazretleri buyurdu ki, (Kadir gecesi, o senenin kalbidir. Îmân dolu bir kalb de, içinde bulunduğu cesedin kadir gecesidir.)

    --------------------------------------------------------------------------------

    Menkıbeler...

    Ebû Hasan Habbâz, Ebû Abbâs Sebtî'ye; "İnsanlar kuraklık ve pahalılık sebebiyle büyük bir sıkıntı içerisindeler" deyince, ona; "Cimriliklerinden dolayı, Allahü teâlâ onlara yağmur vermiyor. Eğer siz, elde ettiğiniz mahsûllerin zekâtı ile fakirlere sadaka verseydiniz, buna karşılık Allahü teâlâ da size yağmur verirdi." dedi. Ebû Abbâs'ın bu sözleri üzerine Ebû Hasan Habbâz, fakirlere sadaka verip, yardımda bulundu. Güneş pek kızgın, hava çok sıcaktı. Yağmurdan, ümîdini kesmişti. Ağaçların ve diğer bitkilerin kurumaya yüz tuttuğunu gördü. Bir müddet sonra, öyle bir yağmur yağdı ki, bütün her taraf suya kandı.

    --------------------------------------------------------------------------------

    Mühim tenbih...

    BU KİTAPLARI BULMAK ALLAHÜ TEALANIN BÜYÜK BİR İHSANIDIR...

    Dünyânın neresinde olursa olsun, her insana önce lâzım olan şey, dînini, îmânını öğrenmekdir. Din, eskiden islâm âlimlerinden kolayca öğrenilirdi. Şimdi, âhir zamân olduğu için, hiç biryerde hakîkî din âlimi kalmadı. Câhiller, din adamı olarak her tarafa yayıldı. Şimdi dîni, îmânı doğru olarak öğrenmek için tek çâre, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitâblarını okumakdır. Bu kitâbları bulmak, Allahü teâlânın büyük bir ihsânıdır. Hakîkî din kitâbı bulup okumak, çok güç oldu. Gençler, muhtelîf oyunlara bağlanıp, hakîki kitâb bulmakdan ve okumakdan mahrûm edilmekdedir. Birçok gencin, oyundan başka birşey düşünmediklerini görüyoruz. Bu hastalık, gençler arasında yayılmakdadır. Müslümân ana-babaların, çocuklarını bu hastalıkdan korumaları çok lâzımdır. Bunun için, çocuklarına dînini haber vermeleri ve din kitâbı okumağa alışdırmaları lâzımdır. Bunun için, çocuklarının zararlı oyunlara dadanmalarını önlemelidirler. Ba'zı ahbâblarımızın çocuklarının zararlı oyunları oynamakdan yemek yimeyi bile unutduklarını görmekdeyiz. Böyle çocukların, mekteb kitâblarını bile okuyup sınıf geçmeleri imkânsız olmakdadır. Anaların, babaların çocuklarına hâkim olmaları, kitâb okumağa alışdırmaları lâzımdır. Bunun için, (İslâm Ahlâkı) ve (Tam İlmihâl Se'âdet-i Ebediyye) kitâblarını okumalıdır. Bu kitâbları okuyan, dînini, îmânını öğrenir. Analar, babalar bu vazîfelerini yapmazlarsa, dinsiz, îmânsız bir gençlik hâsıl olacak, vatanımıza, milletimize çok zarar verecekdir.

    http://www.hakikatkitabevi.com

    -------------------------------------------------------------------

    Not:
    İmsak vakti, oruca başlama zamanıdır. Sabah namazı imsaktan 15 dakika sonra kılınabilir.


    Diğer şehirler ve ülkeler için:
    www.turktakvim.com
    www.namazvakti.com
    Ramazan ayında verilen bir sadaka, başka aylarda verilen bin sadakadan daha hayırlıdır. Hadîs-i şerîf
    www.huzurpinari.com



    Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
    "Oğlum sana üç öğüt vereyim!
    1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
    2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
    3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"



  8. #28
    Super Moderator ceylannur is on a distinguished road ceylannur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Mesajlar
    33.993

    Arrow

    ELVEDÂ YÂ ŞEHR-İ RAMAZÂN - 26


    Hoşgeldin Huzur Ayı

    Gülbahçesinden...

    Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Allah Kadir gecesini ümmetime hediye etmiş, ondan önce kimselere vermemiştir.) [Deylemî]



    Kâinatın Efendisi

    Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem"

    RESÛLULLAHIN GÜZEL AHLÂK VE ÂDETLERİ

    11-Eshâbından birini üç gün görmese, onu sorardı. Yolculuğa gitmiş ise, hayr duâ eder, şehirde ise, ziyâretine giderdi.

    12-Yolda karşılaştığı müslümana önce kendi selâm verirdi.

    13-Deveye, ata, katıra ve eşeğe biner, bâzan başkasını da arkasına oturturdu.

    14-Misâfirlerine, Eshâbına hizmet eder, (Bir kavmin efendisi, en üstünü, onlara hizmet edendir) buyururdu.

    15-Kahkaha ile güldüğü hiç görülmedi. Sessizce tebessüm ederdi. Bâzan gülerken mübârek ön dişleri görünürdü.

    16-Hep düşünceli, üzüntülü görünür, az söylerdi. Konuşmaya tebessüm ederek başlardı.

    17-Lüzûmsuz ve faydasız birşey söylemezdi. Lâzım olunca, kısa, faydalı ve mânası açık olarak söylerdi. İyi anlaşılması için bâzan üç kere tekrar ederdi.

    18-Yabancı ile ve tanıdıklarla ve çocuklarla ve ihtiyâr kadınlarla ve mahrem kadınlariyle latîfe, şaka yapardı. Fakat bunlar, Allahü teâlâyı bir an unutmasına sebep olmazdı.

    19-Heybetinden kimse yüzüne bakamazdı. Birisi gelip mübârek yüzüne bakınca terlerdi. (Sıkılma! Ben melik değilim, zâlim değilim. Kurumuş et yiyen bir kadıncağızın oğluyum) buyururdu. Adamın korkusu gidip, derdini söylemeye başlardı.

    20-Bekçileri, kapıcıları yoktu. Herkes kolayca yanına gelip, derdini anlatırdı.

    21-Hayâsı çoktu. Konuştuğu kimsenin yüzüne bakmaya utanırdı.

    22-Kimsenin aybını yüzüne vurmazdı. Kimseden şikâyet etmez, arkasından söylemezdi. Bir kimsenin sözünü veya işini beğenmediği zaman, (Bazı kimseler, acaba neden şöyle yapıyorlar?) derdi.

    23-Allahü teâlânın sevgilisi, resûlü ve makbûlü iken, (Allahü teâlâyı en iyi tanıyanınız ve Ondan en çok korkanınız benim) buyururdu. (Benim gördüğümü görseydiniz, az güler, çok ağlardınız) der, havada bulut görünce, (Yâ Rabbî! Bu bulutla bize azâb gönderme!) derdi. Rüzgâr esince, (Yâ Rabbî! Bize hayrlı rüzgâr gönder) diye duâ ederdi. Gök gürleyince, (Yâ Rabbî! Bizi gadabınla öldürme, azâbınla helâk etme ve bundan önce bize âfiyet ihsân eyle!) derdi. Namaza dururken, ağlıyan kimsenin içini çektiği gibi, göğsünden ses işitilirdi. Kur'an-ı kerim okurken de, böyle olurdu.

    24-Kalbinin kuvveti, şecâ'ati şaşılacak kadar çoktu. Huneyn gazâsında, müslümanlar, ganîmet toplamak için dağılıp, üç dört kimse ile kalmıştı. Kâfirler hep birden, hemen hücûm ettiler. Resûlullah onlara karşı durup kaçırdı. Birkaç defa oldu. Aslâ gerilemedi.

    --devamı var-

    [Herkese Lazım Olan Îmân]



    Fitre (fıtra) vermenin önemi

    Sual: Kimlerin fıtra vermesi gerekir?

    CEVAP

    İhtiyacı olan eşyadan ve borçlarından fazla olarak, zekât nisabı kadar malı, parası bulunan Müslümanın fıtra vermesi vacib olur. Nisaba malik değilse fıtra vermesi vacib olmaz; fakat vermesi iyidir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Ramazan orucu, gökle yer arasında durur. Sadaka-i fıtr verilince yükselir.) [Ebu Hafs]

    (Sadaka-i fıtr, oruçlunun, uygunsuz sözlerinden hâsıl olan günahları temizler.) [Beyheki]

    (Sadaka-i fıtr, zenginlerinize bir tezkiyedir. Fakirleriniz de verirse, Allahü teâlâ onlara daha çoğunu verir.) [Ebu Davud] (Tezkiye, temize çıkarma, temizleme demektir.)

    Diğer üç mezhepte, bir günlük yiyeceği olanın fıtra vermesi farzdır. Hadis-i şerifte, (Sadaka-i fıtrı, küçük büyük, zengin fakir herkesin vermesi gerekir) buyuruldu. (Ebu Davud)

    Dinen zengin olmayan herkes, fıtra, zekât alabilir. İhtiyacı olan eşya ve borçlarından fazla olarak, zekât nisabı kadar malı, parası bulunan Müslümanın, fıtra vermesi vacib olur. Fıtra, zekât alması, haram olur. Fıtra nisabına katılacak malın ticaret için olması şart olmadığı gibi, elinde bir yıl kalmış olması da gerekmez

    Sadaka-i fıtr, Ramazan-ı şerifte verilir. Ramazandan önce ve bayramdan sonra da vermek caizse de bayram namazından önce verilmiş olması daha çok sevabdır. Şafii’de Ramazandan önce verilmez. Bayramdan sonraya da bırakılmaz. Hastalık gibi herhangi bir özürden dolayı oruç tutamayan kimsenin de, zenginse fıtra vermesi gerekir.

    Ana babaya, dedeye, büyük anneye, evlada, toruna, hanıma ve kâfire fitre verilmez. Fakir olmak şartıyla geline, damada, kayınvalideye, kayınpedere, kayınbiradere, üvey çocuğa fitre verilir. Hala, amca, dayı, teyze gibi akrabaya fitre vermek daha çok sevab olur. İmameyn’e göre, borçlu ve fakir kimseye, hanımı fitre verebilir. (Mevkufat)

    Sadaka-i fıtrın miktarı her yıl değişmez. Fıtra miktarları ve TL olarak bugünkü değerleri yaklaşık olarak aşağıda bildirilmiştir. Ya bu ürünlerin kendisini veya tutarları kadar altın vermek gerekir.

    Fıtranın cinsi Miktarı (gr) Değeri (TL)

    Buğday 1750 1,5
    Un 1750 2
    Un (iyi) 1750 3
    Arpa 3500 2
    Kuru üzüm 3500 30
    K. üzüm (iyi) 3500 50
    Hurma 3500 18
    Hurma (iyi) 3500 140

    [Türkiye Gazetesi]



    Huzur Damlaları...

    Hazret-i Âişe "radıyallahü anhâ" buyurdu ki: (Resulullah "sallallahü aleyhi ve sellem" Ramazan-ı şerifin son on gününde her zamankinden daha fazla ibadet ederdi.) (Tirmizî)

    (Ey Oğul İlmihâli)nde buyuruluyor ki: (Gecenin en karanlık zemânında, ya'nî seher vaktinde ibâdet eyle ki, yarın sıratdan geçerken her tarafın aydınlık olsun. Bu ibâdetlerin en kıymetlisi ilmihâl kitâbı okumak, öğrenmek ve öğretmekdir. Kudretin yetdiği kadar câmi'lere sâlih imâm ve müezzin gelmesine çalış! Sâlih, günâh işlemiyen, çalgı dinlemiyen, karısını, kızlarını harâmlardan koruyandır.)

    ***

    Muhammed Ma'sûm Fârukî hazretleri (kuddise sirruh) buyurdu ki, (Mübâh olan lezzetleri bırakamazsanız, hiç olmazsa, haramlardan ve şüphelilerden kaçınınız. Böylece âhirette kurtulmak umulsun. Fakat, her türlü altın ve gümüş eşyânın ve çayırda otlayan hayvanların ve ticâret eşyâsının zekâtını, topraktan, tarladan, ağaçtan alınan mahsüllerin öşrünü de her hâlükârda vermek lâzımdır. Bunların verilecek mikdârları, fıkıh kitaplarında bildirilmiştir.)

    [Mektûbât-ı Ma'sûmiyye]



    ölümle nişanlıysak neden çeyiz hazırlamıyoruz









  9. #29
    Super Moderator ceylannur is on a distinguished road ceylannur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Mesajlar
    33.993

    Standart

    Hikmetler...

    KADİR GECESİNE RASTLAMIŞ OLAN BİR GECEYİ İHYA ETMEK...

    Peygamber efendimiz "aleyhisselam", daha önceki ümmetlerden bin sene cihad eden insanları düşünüp, benim ümmetimin ömrü kısadır, az ibadet ederler diye düşününce, Allahü teâlâ, (Kadir gecesi senin ve ümmetinindir) buyurup Habibinin kalbini ferahlandırdı. Hem de Kadir gecesi her Ramazanda gelir.

    Peygamber efendimize kendisinden önceki insanların ömürlerinin ne kadar olduğu bildirilince, kendi ümmetinin ömürlerini kısa buldu, uzun ömürlü olan diğerlerinin işledikleri salih amelleri işleyemezler diye düşününce. Allahü teâlâ, Ona bin aydan hayırlı olan Kadir gecesini ihsân etti. (İ. Mâlik)

    Resulullah efendimiz, (Beni İsrâil peygamberlerinden 80 yıl Allahü teâlâya ibadet eden oldu) buyurunca, Eshâb-ı kirâm hayret ettiler. Bunun üzerine Cebrâil aleyhisselam gelip; (Ya Resulullah, senin ümmetin bu peygamberlerin, 80 yıllık ibadetine şaşarlar. Allah sana ondan iyisini gönderdi) diyerek, (Kadir gecesi, bin aydan hayırlıdır) mealindeki âyeti okudu. (Tefsiri mugni)

    Kadir gecesi hakkındaki hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

    (Kadir gecesinde, bir kere Kadir suresini okumak, başka zamanda Kur'an-ı kerimi hatim etmekten daha sevaptır. Kadir gecesinde bir tesbih (Sübhanallah), bir tahmid (Elhamdülillah), bir tehlil (Allahü ekber) söylemek yedi yüz bin tesbih, tahmid ve tehlilden kıymetlidir. Bu gece koyun sağımı müddeti kadar [az bir zaman] namaz kılmak, ibadet etmek, bir ay bütün geceleri sabaha kadar ibadetle geçirmekten daha kıymetlidir.) [Tefsiri Mugni]

    (Kadir gecesinde Kadir suresini okuyan, Kur'an-ı kerimin dörtte birini okuma sevabına kavuşur.)

    (Sevabını Allah’tan umarak, Kadir gecesini ihya edenin geçmiş günahları affolur.) [Buhari]

    Ramazanı şerifin her gecesi Kadir suresini okuyan Kadir gecesinde okumuş olur. Kadir gecesinin günü de, gecesi gibi fazilette aynıdır. Resulullah, Kadir gecesinde, (Allahümme inneke afüvvün kerîmün tühıbbül afve fa’fü annî) duasını okurdu. (Ya Rabbi, sen affedicisin, kerîmsin, affı seversin, beni de affeyle) demektir.

    Hazret-i Ömer "radıyallahü anh" buyurdu ki: (Allahü teâlâ altı şeyi altı şeyde gizledi. Rızasını taatte, gazabını günahlarda, İsm-i a'zamı Kur'an-ı kerimde, Evliyayı insanlar arasında, ölümü, ömür içinde, Kadir gecesini Ramazan-ı şerif içinde gizledi ve orta namazı beş vakit içinde gizledi.)

    Mübarek vakitlerde, günâhlardan titizlikle uzak durmalı, tâatları, ibadetleri ve her çeşit hayratı artırmalıdır. Zirâ Allahü teâlâ tarafından sevilen kimse, faziletli vakitlerde faziletli amellerle meşgul olur. Buğzettiği kul ise; faziletli vakitlerde kötü işlerle meşgul olur. Kötü işlerle meşgul olanın bu hareketi azabının daha şiddetli olmasına ve Allahü teâlânın, ona daha çok buğzetmesine sebep olur. Çünkü o, böyle yapmakla vaktin bereketinden mahrum kalmış ve onun hürmet ve şerefini çiğnemiş olur. (Mev'ize-i hasene)

    İmam-ı a'zam hazretleri, Kadir gecesinin, Ramazanın 27. gecesine çok isabet ettiğini bildirmiştir. (Kadir gecesine rastlamış olan bir geceyi ihya eden, kadir gecesini ihya etmiş gibi sevap kazanır) hadis-i şerifini düşünerek sık sık vâki olan 27. gece ihya edilirse, o gece Kadir gecesi olmasa bile, büyük sevaba kavuşulur.

    Ramazanın her gecesini Kadir gecesi bilerek hareket edilirse Kadir gecesine rastlanmış olur. Her gün en az şunlar yapılmalı:

    1- Yatsı namazında Zammı sure olarak Kadir suresini okumalı.
    2- Kadir gecesi okunacak duayı okumalı.
    3- Bir iki sayfa Kur'an-ı kerim okumalı.
    4- İlmihalden bir iki sayfa okumalı.
    5- Az da olsa sadaka vermeli, kaza namazları kılmalıdır.
    6- Gece seher vakti, iki rekat namaz kılıp, Silsile-i aliyyeyi okuyarak, o âlimlerin hürmetine dua etmelidir.
    [Silsile-i aliyye, Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye'de ve Faideli Bilgiler kitabında yazılıdır.]
    7- Gündüzü de gecesi gibi kıymetli olduğu için gündüzleri de değerlendirmelidir.



    Fıkıh Bilgileri...

    ANADOLU TOPRAĞI UŞURLU DEĞİL MİDİR?

    Son zamânlarda mîrî erâzînin çoğu, devlet tarafından vakf edilmiş veyâ millete satılmış, her iki şeklde de, uşrlu olmuşdu. Böylece, Anadolu ve Rumelideki toprakların hemen hepsi, milletin mülkü olup, uşrlu olmuşdu. Görülüyor ki, tarladan uşr veyâ harâcdan birini vermek lâzımdır. [Zor ile alınıp da, kâfirlere bırakılan veyâ sulh ile alınıp, kâfirlerin olan toprakdan (Uşr) alınmaz, (Harâc) alınır.] Ba'zıları, Anadolu toprağı uşrlu toprak değildir, diyor. Hâlbuki, şimdi memleketimizde mîrî toprak yokdur. Herkesin tarlası, bostanı, kendi mülküdür, yâhud kirâcıdır. Mahsûlün uşrunu vermeleri farzdır. Osmânlılar zamânında beş dürlü toprak vardı:

    1 - Milletin mülkü olan topraklar olup, pek azı harâclı, pek çoğu uşrlu idi.
    2- Beyt-ül-mâlın toprakları, ya'nî mîrî topraklar. Memleketin çoğu böyle olup, kirâya verilirdi. Sonraları çoğu millete satıldı. Uşrlu oldu.
    3- Vakf topraklar olup, mahsûlü uşrlu idi.
    4- Umûma terk edilen meydânlar, çayır ve benzerleri.
    5- Beyt-ül-mâlın ve hiç kimsenin olmıyan dağlar gibi, ormanlar gibi yerler olup, buraları işletip mahsûl alan müslimân, uşr verir.

    [Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye]



    İstanbul için İmsak ve İftar vakitleri...

    (26 Ramazân 1431 - 5 Eylül 2010 Pazar)

    İmsak: 04.41 İftar: 19.41

    Not:
    İmsak vakti, oruca başlama zamanıdır. Sabah namazı imsaktan 15 dakika sonra kılınabilir.

    Diğer şehirler ve ülkeler için:
    www.turktakvim.com
    www.namazvakti.com

    (Huzur Pınarı Mail Grubu)
    Ramazan-ı şerifin her saniyesi, büyük devlet, büyük nimettir


    Huzur ayı, rahmet ayı, mağfiret ayı olan mübarek ramazan-ı şerif ayı geldi ve geçiyor.
    Allahü teala hepimizi, ramazan-ı şerifin şefaatine nâil eylesin, bereketlerine ve faziletlerine kavuştursun, ramazan-ı şerifde afv ve mağfiret edilen ve cehennemden azad olunan kullarından eylesin inşallah.

    Büyüklerimiz ramezân-ı şerif ayında dua ederlerken; "Ramezan-ı şerifin şefaatine nâil eyle, ramezan-ı şerifde afv ve mağfiret eddiğin, cehenneminden azad eddiğin kullarından eyle" diyerek dua ederlerdi. Onun için, dua ederken dahi, büyüklerimizi numune almalıyız. Sevgi bunu icabettirir. İnsan sevdiği ile beraber olacaktır. İnşallah cenab-ı Hak bize sevdiklerine kavuşmayı ve sevdikleriyle beraber olmamızı nasib etsin inşallah. İmam-ı Rabbani hazretleri mektubatta buyuruyorlar ki, eğer Allahü teala bir kuluna sevdiği bir kulunu tanıştırdıysa, Allahü teala sevdiği bir kulunu bir kuluna sevdirdiyse, ona her şeyi vermiştir. Hiç bir şeyi noksan bırakmamıştır. Büyükler buyuruyorki; “Ehl-i sünnet itikadı çok kıymetli bir cevherdir. Allahü teala bu kıymetli cevheri çöpe atmaz... Ancak kıymetli kalblere koyar.”

    Bu ayda, her gece, Cehenneme girmesi gereken, binlerce müslüman afvolur, âzâd olur. Bu ayda, Cennet kapıları açılır. Cehennem kapıları kapanır. Şeytanlar, zincirlere bağlanır. Rahmet kapıları açılır. Allahü teâlâ, bu mübârek ayda Onun şânına yakışacak, kulluk yapmağı ve Rabbimizin râzı olduğu, beğendiği yolda bulunmağı, hepimize nasip eylesin! Âmîn. Müslüman akıllı tüccar gibi olmalıdır, ne yaptığını bilerek yapmalıdır.

    Büyüklerimiz buyuruyorki, Ramazan-ı şerif 30 gün bayramdır, üç gün değil. Çünki bunun her gün ve gecesinde binlerce onbinlerce müminler afv olur. Öyle bir afv ayıdır bu ay... Ne mutlu, Allahu tealaya hamd olsun ki, Ehl-i sünnet itikadı üzere bu ayı ramazan-ı şerif ayı olarak idrak etmemizi bize nasip eyledi. Ramazan-ı şerif ayının kıymetini hepimiz çok iyi anlayıp ve idrak ederiz inşallah. Allahü teala bu ümmeti afv etmek istemeseydi, ramazan ayını yaratmazdı. Ramazan-ı şerif ayını Allahü teala bu ümmeti afv etmek için yaratmıştır. Bu ay Allahü tealanın bize hususi ihsanıdır. Ramazan ayı, nimetlerin en büyüklerindendir. Afvın, mağfiretin pekçok olduğu bir aydır. Bir günü, bine bedeldir, hele içinde bir de, bin aya bedel olan kadir gecesi vardır. Bir ayın tamamı, yani ramazanın her günü bayramdır; çünki her gün binlerce, yüz binlerce müslüman afva uğruyor, cennete gidiyor. Bu öyle mübarek bir aydır ki, bütün senenin pisliğine kefarettir ve mutlaka temizleyicidir. Orucunu tutan mümin, bayram sonuna kadar tertemiz olur. Bayramdan sonra, kirli havaya bağlı olarak yine kirlenmeye başlıyor. Bu kirli hava, salihlere de bulaşıyor. Çünki hava kirlenirse, bundan herkes rahatsız olur. Şimdi manevi hava çok kirli, temiz kimse bile, sokağa çıktığı zaman, bu kirli havayı teneffüs ettiği için kalbi kararır. Havanın kirliliği, haram ve helallerin karışmasından olmuştur. Eskiden haramlar ve helaller ayrıydı. Şimdi karmakarışık oldu.

    Peygamber efendimiz, (Bir hurmayla iftar ettirene de, yalnız suyla oruç açtırana da, biraz süt ikram edene de, bu sevab verilecektir. Bu ay öyle bir aydır ki; ilk günleri rahmet, ortası afv ve mağfiret, sonu da cehennemden azat olmaktır. Bu ayda dört şeyi çok yapınız! Bunun ikisini Allahü teâlâ çok sever. Bunlar, bu ayda çok kelime-i şehadet söylemek ve istiğfar etmektir. Diğer ikisini de zaten her zaman yapmamız lazımdır. Bunlar da, Allahü teâlâdan cennetini istemek ve cehenneminden ona sığınmaktır) buyurdu.

    Tam İlmihal Seâdet-i Ebediyye kitabında buyuruluyorki, Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem" efendimiz; Şa'bân ayının son günü hutbede buyurdu ki: (Ey Müslimânlar! Üzerinize öyle büyük bir ay gölge vermek üzeredir ki, bu aydaki bir gece [Kadr gecesi], bin aydan dahâ fâidelidir. Allahü teâlâ, bu ayda, hergün oruc tutulmasını emr etdi. Bu ayda, geceleri terâvîh nemâzı kılmak da sünnetdir. Bu ayda, Allah için ufak bir iyilik yapmak, başka aylarda, farz yapmış gibidir. Bu ayda, bir farz yapmak, başka ayda yetmiş farz yapmak gibidir. Bu ay, sabr ayıdır. Sabr edenin gideceği yer cennetdir. Bu ay, iyi geçinmek ayıdır. Bu ayda mü'minlerin rızkı artar. Bir kimse, bu ayda, bir orucluya iftâr verirse, günâhları afv olur. Hak teâlâ, onu cehennem ateşinden âzâd eder. O oruclunun sevâbı kadar, ona sevâb verilir).

    Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:

    “Allahü teâlâ Ramazan ayında günah işlemeyi terkeden kimsenin, onbir aylık günahını mağfiret eder.”
    “Dikkatli olun! Ramazan ayındaki sevap ve günahlar katlarıyla yazılır. Ramazanda çok namaz kılınız! Çok Kur’ân-ı kerîm okuyunuz! Çünki ramazan ayında okunan kur’ân-ı kerîmin her harfi için, Cenâb-ı Hak, cennet bahçelerinden bir bahçe ihsan eder.”
    “Ramazana çok hürmet etmelidir. Onun rahmeti müminleri sevindiricidir. O öyle bir aydır ki; ilk günleri rahmet, ortası mağfiret ve sonu cehennem ateşinden kurtulmaktır.”
    “Eğer kullar, ramazan-ı şerîf ayındaki fazilet ve ihsanları bilselerdi, bütün senenin ramazan olmasını isterlerdi. Çünkü bunda çok sevap vardır.”
    "Ramazan ayının gelmesine sevineni, Allahü teâlâ, kıyâmet gününün korkusundan muhâfaza eder."
    "Ramazan ayının gündüz ve gecesinde kur'ân-ı kerîmden bir âyet okuyana, her harfi için bir şehit sevabı verilir."
    "Ramazan-ı şerîfe hürmet eden, Allahü teâlâya hürmet etmiş olur."

    İki arkadaş varmış, biri şehit düşmüş, diğeride birkaç sene sonra vefat etmiş. O, sonra vefat eden adam önce şehit düşenden daha çok derecelere kavuşmuş, daha büyük makamlar elde etmiş. Bu nasıl olur diye şaşırmışlar... meğer ki, bunun üzerinden altıbin rekat namaz ve iki tane ramazan ayı geçmiş. Yani bu hayatta kaldığı sürede ramazan ayı geçti, o adam ecir ve sevabı yönünden o şehitin kazandığı sevaptan daha çok sevap kazandı. ... Dolayısıyle Ramazan-ı şerifin her saniyesi, her dakikası, her günü büyük devlet, büyük nimettir.

    Allahü tealaya emanet olunuz efendim.

    Ali Zeki Osmanağaoğlu

    Gözlerimi kapayıp, derin düşünüyorum,
    hayâlimde, rûhumda, bir Işık görüyorum.
    Kalbleri pak eden, bakışlar önündeyim,
    fakat bu, rü’yâ değil, bilmiyorum nerdeyim.

    Sevdamız bu Işığadır, rûhların tek matlûbuna...
    Yürekler dayanır mı Sizden ayrı kalmağa?

    Doğrusu bu cihanda, başkaca Işık yoktur,
    Olsa bile sönüktür, ziyasız ve donuktur.
    Sizi bilenler bilir, bilmeyene söz yoktur.
    Bu nadide sofrada, kırıntı bize çoktur.

    Bu Işık kavuşturmuş , âşıkları ma’şûka...
    Yürekler dayanır mı Sizden ayrı kalmağa?

    Bizden sadır olanlar, sizi sena edemez,
    boş laftan, yanlış sözden, daha öte gidemez.
    Hakire sükut düşer, karga nağme edemez!
    Sizi meth-ü senaya, diller kafi gelemez.

    Sevenlerin ne yapsın, zulmet dolu dünyada...
    Yürekler dayanır mı Sizden ayrı kalmağa?

    Ardınızdan yetim kaldı ciğerpareleriniz,
    yüreği parçalanan aşıklar sizin sevenleriniz.
    Kararan gönüllere ilim meşalesiydiniz,
    İlim, takva ehlinin şüphesiz reisiydiniz.

    Unutulmayan nursunuz, ehl-i sünnet yoluna.
    Yürekler dayanır mı Sizden ayrı kalmağa?

    (Huzur Pınarı Mail Grubu)
    GÜNÜN SÖZÜ

    “Peygamber efendimize kadar dayanmayan ilimde fayda yoktur.”



    ölümle nişanlıysak neden çeyiz hazırlamıyoruz









  10. #30
    Süper Üyemiz dutkmd is an unknown quantity at this point dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    14.298

    Standart Elvedâ yâ şehr-i ramazân 25

    Hoşgeldin Huzur Ayı

    Gülbahçesinden...

    Hadis-i şerifte buyuruldu ki, (Kadir Gecesini, inanarak ve sevabını bekleyerek ihyâ edenin, geçmiş bütün günâhlarını Allahü teâlâ mağfiret eder.)

    --------------------------------------------------------------------------------
    Kâinatın Efendisi

    Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem"

    RESÛLULLAHIN GÜZEL AHLÂK VE ÂDETLERİ

    Resûlullahın "sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem" ahlâkından ve âdetlerinden elli adedi aşağıda bildirilmiştir:

    1-Resûlullahın "sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem" ilmi, irfânı, fehmi, yakîni, aklı, zekâsı, cömertliği, tevâzuu, hilmi, şefkati, sabrı, gayreti, hamiyyeti, sadâkatı, emâneti, şecâ'ati, heybeti, yiğitliği, belâgati, fesâhati, fetâneti, melâheti [güzelliği], verâ'ı, iffeti, keremi, insâfı, hayâsı, zühdü, takvâsı bütün Peygamberlerden daha çoktu. Dostundan ve düşmanından gördüğü zararları, eziyyetleri affederdi. Hiçbirine karşılık vermezdi. Uhud gazâsında kâfirler mübârek yanağını kanatıp, dişlerini kırdıkları zaman, bunu yapanlar için, (Yâ Rabbî! Bunları affet! Câhilliklerine bağışla) diye duâ buyurmuştu.

    2-Şefkati çoktu. Hayvanlara su verir. Su kabını eliyle tutarak doymalarını beklerdi. Bindiği atın yüzünü ve gözünü silerdi.

    3-Her çağırana, lebbeyk (efendim) diyerek cevap verirdi. Kimsenin yanında, ayaklarını uzatmazdı. Diz çöküp otururdu. Hayvan üzerinde giderken, bir yaya görünce, arkasına bindirirdi.

    4-Kendisini kimseden üstün tutmazdı. Bir yolculukta, bir koyun kebâbı yapılacağı zaman, biri ben keserim dedi. Bir başkası, ben derisini yüzerim dedi. Diğeri, ben pişiririm dedi. Resûlullah da, ben odun toplarım deyince, Yâ Resûlallah! "sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem" Sen istirâhat buyur! Biz toplarız dediler. (Evet! Sizin herşeyi yapacağınızı biliyorum. Fakat, iş görenlerden ayrılarak oturmak istemem. Allahü teâlâ, arkadaşlarından ayrılıp oturanı sevmez) buyurdu. Kalkıp odun toplamaya gitti.

    5-Eshâbının "radıyallahü teâlâ anhüm ecmaîn" oturdukları yere gelince, baş tarafa geçmezdi. Gördüğü boş bir yere otururdu. Elinde bastonu olarak, birgün sokağa çıktıkta, görenler ayağa kalktılar. (Başkalarının birbirlerine saygı duruşu yaptıkları gibi, benim için ayağa kalkmayınız! Ben de, sizin gibi bir insanım. Herkes gibi yirim. Yorulunca, otururum) buyurdu.

    6-Çok zaman diz çökerek otururdu. Dizlerini dikip, etrâfına kollarını sararak oturduğu da görülmüştür. Yemekte, giymekte ve herşeyde hizmetçilerini kendinden ayırmazdı. Onların işlerine yardım ederdi. Kimseyi dövdüğü, sövdüğü hiç görülmedi. Her zaman hizmetinde bulunan Enes bin Mâlik diyor ki, Resûlullaha on sene hizmet ettim. Onun bana yaptığı hizmet, benim Ona yaptığımdan çok idi. Bana incindiğini, sert söylediğini hiç görmedim.

    7-Söküklerini, yırtıklarını kendi de yamar, koyunlarını kendi de sağar, hayvanlarına kendi de yem verirdi. Çarşıdan satın aldığını eve kendisi götürürdü. Yolculukta hayvanlarına yem verir, bâzan tımar da ederdi. Bunları bâzan yalnız yapar, bâzan da hizmetçilerine yardım ederdi.

    8-Bazı kimselerin hizmetçileri gelip kendisini çağırdıklarında, Medînenin âdetine uyarak, onlarla elele verip yürürdü.

    9-Hastaları ziyâret eder, cenâzelerde bulunurdu. Gönül almak için, kâfirlerin ve münâfıkların hastalarını da ziyâret ederdi.

    10-Sabah namazlarını kıldırdıktan sonra, cemaate karşı oturup, (Hasta olan kardeşimiz var mı? Ziyâretine gidelim!) buyururdu. Hasta yoksa,(Cenâzesi olan var mı? Yardıma gidelim!) derdi. Cenâze olursa, yıkanmasında, kefenlenmesinde yardım eder, namazını kıldırır, kabrine kadar giderdi. Cenâze yoksa, (Rü'yâ gören varsa anlatsın! Dinleyelim, tâbir edelim!) buyururdu.

    --devamı var-

    [Herkese Lazım Olan Îmân]

    --------------------------------------------------------------------------------

    Teravih namazı kılmak

    Sual: Teravih kaç rekâttır ve cemaatle kılmak sünnet midir, nasıl kılınır?

    CEVAP
    Peygamber efendimiz, 3–4 gün teravihi cemaatle kıldırdı, daha sonra evden çıkmadı. Sebebi sorulunca, (Teravih namazının size farz olacağından korktuğum için, evden çıkmadım) buyurdu. (Buhari)
    Teravihin 20 rekât oluşu ve cemaatle kılınması hadis-i şerifle bildirilmiştir. Sünnet olduğu icma ile sabittir. Peygamber efendimiz teravihi, 8, 12 ve 20 rekât olarak da kılmıştır. İbni Abbas hazretleri bildiriyor ki, Resulullah yatsıdan sonra, vitirden önce, 20 rekât namaz kıldıktan sonra, (Ramazanda 20 rekât teravih namazı kılanın, 20 bin günahı affolur) buyurdu. (İbni Ebi Şeybe)
    Teravihin 20 rekât olduğuna inanmayanın bid'at ehli olduğu, (Nur-ül-izah) şerhinde de yazılıdır
    İmam-ı a'zam hazretleri, (Teravih namazı sünnet-i müekkededir. Hazret-i Ömer, teravihin 20 rekât olarak cemaatle kılınmasını kendiliğinden ortaya çıkarmadı. O, elindeki sağlam esasa, yani Resulullahın sünnetine dayanarak emretti) buyuruyor. (El-İhtiyar)
    Resulullah teravihi hiç kılmasa bile, hulefa-i raşidinin kılması, sünnet olması için kâfidir. Hadis-i şerifte, (Sünnetime ve hulefa-i raşidinin sünnetine sımsıkı sarılın) buyuruldu. (Buhari)
    Teravihin cemaatle kılınması, (sünnet-i kifaye)dir. Yani bir mahallede cemaatle kılınınca, diğerleri evde kılsa da, sünnet ifa edilmiş olur.
    Erkeklerin camide cemaatle namaz kılmalarının, evde kıldıkları namazdan 27 derece daha fazla sevab olduğu, kadınlarınsa evde namaz kılmalarının, camide namaz kılmalarından daha çok sevab olduğu hadis-i şeriflerle bildirilmiştir. Kadınlar, zaruretsiz camiye gidemez; çünkü Redd-ül-muhtar'da buyuruluyor ki: (Genç ve yaşlı kadınların 5 vakit namaz için, Cuma, teravih ve bayram namazları için, vaaz dinlemek için camiye gitmeleri caiz değildir. Eskiden, yalnız çok yaşlı kadınların, akşam ve yatsı namazına gitmesine izin verilmişse de, şimdi bunların da gitmesi caiz değildir.)
    Teravih namazı iki veya dört rekâtta bir selam vererek kılınır; fakat iki rekâtta bir selam vermek daha iyidir. Teravih namazını on rekâtta bir selam vererek iki selamla bitirmek, caiz fakat mekruhtur. Şafii'deyse hiç sahih olmaz. Teravih, vitirden önce kılınır. Vitirden sonra da kılmak caizdir. Kılınamayan teravih namazının kazası gerekmez
    Bazı imamlar tadil-i erkâna riayet etmeyerek teravihi hızlı kıldırıyor. Hâlbuki Hanefi'de tadil-i erkân vacibdir. Vaciblerinden biri kasten terk edilerek kılınan namazı tekrar kılmak vacibdir. Unutularak vacib terk edilirse, secde-i sehv gerekir. Tadil-i erkân, Şafii'deyse farzdır. Farz terk edilince namaz sahih olmaz. Teravih de olsa, sahih olmayacak kadar hızlı kılmak caiz olmaz.

    [Türkiye Gazetesi]

    --------------------------------------------------------------------------------

    Hikmetler...

    ZEKAT SOSYAL ADALETİN TEMELİDİR...

    Zekât ibâdeti, hem şahıslara ve hem de topluma sayısız faydalar sağlar. Zekâtını veren zengin, Allahü teâlânın verdiği nîmetler karşısında şükretmiş olur. Şükür ise, nîmeti arttırır. Şükretmemek nîmetin elden gitmesine sebep olur. Zekât, insanlar arasında sevgi, saygı, birlik ve berâberlik bağlarını kuvvetlendirir. Zengin-fakir arasında meydana gelebilecek kin ve düşmanlığa engel olur. Fakir ve zengin arasındaki düşmanlığı ortadan kaldırır. Kardeşliği, muhabbeti arttırarak, cemiyete huzur sağlar. İnsanları isyankâr olmaktan, hak yiyici ve saldırgan olmaktan koruyup, topluma faydalı hâle getirir.

    ZEKAT VE SOSYAL ADALET...

    Müslüman olan zenginlerin, fakirlere zekât vermesini Allahü teâlâ emir buyurmuştur. Bu emir, sosyal adâletin temelini teşkil eder. Zenginin malından zekat vermesi, mevsiminde bir ağacın dallarını budamak gibidir. Ağacı budadığımız zaman görünüşte biraz küçülmüş gibi olur. Fakat zamânında budanan dalların arkasından daha gür ve daha genç dallar çıkar. Bu hâliyle ağaç daha verimli ve güzel görünür. Zengin de malının zekâtını bu şekilde zamânında verirse, parası ve malı biraz noksanlaşmış gibi görünür ama, Allahü teâlâ zekâtı verilen malın bereketini daha çok arttırır ve malın kazâdan, belâdan korunmasını sağlar. Zekât, malın kırkta birini hak eden fakirlere vermek demektir. Dînimizde eli, ayağı tutup da çalışabilenlerin dilenmesi haramdır...

    --------------------------------------------------------------------------------

    Menkıbeler...

    UŞRUNU TAM OLARAK VERDİ

    Abdurrahmân bin Muhammed es-Sekkâf hazretleri "rahmetullahi aleyh", haramlardan ve şüphelilerden şiddetle kaçınır, harama düşmek tehlikesinden dolayı mübâhların fazlasını bile terk ederdi. Malı varsa zekâtını, bahçesinden kalkan mahsüllerinin uşrunu eksiksiz verir, fazlasını tasadduk ederdi. Etrafında hurma bahçeleri bulunan bir bahçesi vardı. Bir defâsında çocuklar, bu bahçeler arasında oynarlarken ateş yaktılar. Sonunda ateş büyüyerek etrâfı sardı. Bahçelerdeki ağaçlar yanmaya başladı. Bütün ağaçlar bu yangında yandıkları hâlde, mahsüllerinin uşrunu tam olarak verdiği için, bu zâtın bahçesine hiçbir şey olmadı. Ağaçlardan biri bile zarar görmedi. İnsanlar hayret içinde kaldılar.

    NASİHAT

    Kılavuz dededen "kuddise sirruh" bir gün nasihat istediler.
    Buyurdu ki:
    - İnsan, ehli sünnet âlimlerinin kitaplarını okuyunca kalbine feyz akar. Feyz, nur demektir. Yani kalbi temizlenir. İbadetlerden zevk almaya başlar. Haramlar çirkin gelir. Halis kul olur...

    Şöyle devam etti:
    - Ehli sünnet kitaplarını okuyanın kalbinde, Müslümanlara karşı kötü düşünce varsa, onlar şefkat ve merhamete dönüşür. Kin ve hasetten kurtulup, halis kul olur.
    Sordular:
    - Halis mümin nasıl olur?
    Buyurdu ki:
    - Halis mümin, güzel ve tatlı sözlerle din kardeşlerine emr-i maruf yapar. Allahü teâlânın rızasını kazanmak için çırpınır. Günahlardan kaçıp, ibadetlere sarılır. İslamiyete tam uyabilmek için kılı kırk yarar.
    Şöyle bitirdi:
    - Halis mümin, günahından ötürü Allah'a karşı daima mahcup ve boynu büküktür. Her türlü ihtiyacını Ona arzeder. Onun azabından yine Onun merhametine sığınır...

    [Türkiye Gazetesi]

    --------------------------------------------------------------------------------

    Mühim tenbih...

    SEÂDETE KAVUŞMAK İÇİN...

    Allahü teâlânın sevgisini kazanmak için, islâmiyete uyana ve bir mürşidi sevene (Sâlih) [iyi insan] denir. Bu sevgiyi kazanmış olana (Velî) denir. Başkalarının da kazanmaları için çalışan Velîye (Mürşid) denir. (İslâmiyyetin aslı, temeli üçdür: İlm, amel, ihlâs.) İslâm ilmleri ikiye ayrılır. Din bilgileri, fen bilgileri. Dinde reformcular, din bilgilerine (Skolastik bilgiler), fen bilgilerine (Rasyonel bilgiler) diyorlar. Din bilgileri, ağaçdan armud düşer gibi, insanın kafasına bir yerden gelmez. Bir hakîkî mürşidin sözlerinden ve hâllerinden, hareketlerinden ve Ehl-i sünnet âlimlerinin (ilm-i hâl) kitâblarından öğrenilir. Kıyâmet yaklaşınca, hiçbir yerde hakîkî mürşid görülmiyecek, câhil, yalancı, fâsık din adamları çoğalacakdır. Bunlar Allahü teâlânın sevgisini kazanmak için değil, para, mevkı' ve şöhret kazanmak için çalışacaklar. Zenginlere, makam sâhiblerine yanaşacaklardır. Bu din hırsızlarına aldanmamak, se'âdete kavuşmak için, meşhûr Ehl-i sünnet âlimlerinin kitâblarını okumalıdır. Zararlı oyunları oynamak ve seyr etmek, din kitâbı okumağa mâni' oluyor. Gençler, din kitâbı okumayınca, din câhili oluyorlar. Dinsiz ve îmânsız yetişiyorlar. Müslümân ana-babaların, evlâdlarını bu felâketden kurtarmaları lâzımdır. Bunun için, Ehl-i sünnet âlimlerinin "rahimehümullah" kitâblarını neşr eden Hakîkat Kitâbevinin neşr etdiği kitâbları evine getirip, evlâdlarına okutmaları lâzımdır. Ana-babalar, bu vazîfelerini yapmazlarsa, evlâdları kâfir olur, Cehenneme gider.

    http://www.hakikatkitabevi.com

    -------------------------------------------------------------------

    Not:
    İmsak vakti, oruca başlama zamanıdır. Sabah namazı imsaktan 15 dakika sonra kılınabilir.


    Diğer şehirler ve ülkeler için:
    www.turktakvim.com
    www.namazvakti.com
    Allahü teâlâ şöyle buyurdu: "Kulum bir iyiliği yapmaya yönelince, ona yapmadan bir sevap yazılır. Yaparsa, 10 sevaptan 700 sevaba kadar sevap yazılır."
    Hadîs-i şerîf
    www.huzurpinari.com



    Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
    "Oğlum sana üç öğüt vereyim!
    1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
    2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
    3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"



+ Konu Cevaplama Paneli

Yetkileriniz

  • You may not post new threads
  • You may not post replies
  • You may not post attachments
  • You may not edit your posts

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150