+ Konu Cevaplama Paneli
Sayfa 4 Toplam 4 Sayfadan BirinciBirinci ... 2 3 4
31 den 34´e kadar. Toplam 34 Sayfa bulundu

Konu: Merhabâ yâ şehr-i ramazân

  1. #31
    Süper Üyemiz dutkmd is an unknown quantity at this point dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    14.298

    Standart Elvedâ yâ şehr-i ramazân - 26

    Hoşgeldin Huzur Ayı


    Gülbahçesinden...

    Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Allah Kadir gecesini ümmetime hediye etmiş, ondan önce kimselere vermemiştir.) [Deylemî]





    Kâinatın Efendisi

    Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem"

    RESÛLULLAHIN GÜZEL AHLÂK VE ÂDETLERİ

    11-Eshâbından birini üç gün görmese, onu sorardı. Yolculuğa gitmiş ise, hayr duâ eder, şehirde ise, ziyâretine giderdi.

    12-Yolda karşılaştığı müslümana önce kendi selâm verirdi.

    13-Deveye, ata, katıra ve eşeğe biner, bâzan başkasını da arkasına oturturdu.

    14-Misâfirlerine, Eshâbına hizmet eder, (Bir kavmin efendisi, en üstünü, onlara hizmet edendir) buyururdu.

    15-Kahkaha ile güldüğü hiç görülmedi. Sessizce tebessüm ederdi. Bâzan gülerken mübârek ön dişleri görünürdü.

    16-Hep düşünceli, üzüntülü görünür, az söylerdi. Konuşmaya tebessüm ederek başlardı.

    17-Lüzûmsuz ve faydasız birşey söylemezdi. Lâzım olunca, kısa, faydalı ve mânası açık olarak söylerdi. İyi anlaşılması için bâzan üç kere tekrar ederdi.

    18-Yabancı ile ve tanıdıklarla ve çocuklarla ve ihtiyâr kadınlarla ve mahrem kadınlariyle latîfe, şaka yapardı. Fakat bunlar, Allahü teâlâyı bir an unutmasına sebep olmazdı.

    19-Heybetinden kimse yüzüne bakamazdı. Birisi gelip mübârek yüzüne bakınca terlerdi. (Sıkılma! Ben melik değilim, zâlim değilim. Kurumuş et yiyen bir kadıncağızın oğluyum) buyururdu. Adamın korkusu gidip, derdini söylemeye başlardı.

    20-Bekçileri, kapıcıları yoktu. Herkes kolayca yanına gelip, derdini anlatırdı.

    21-Hayâsı çoktu. Konuştuğu kimsenin yüzüne bakmaya utanırdı.

    22-Kimsenin aybını yüzüne vurmazdı. Kimseden şikâyet etmez, arkasından söylemezdi. Bir kimsenin sözünü veya işini beğenmediği zaman, (Bazı kimseler, acaba neden şöyle yapıyorlar?) derdi.

    23-Allahü teâlânın sevgilisi, resûlü ve makbûlü iken, (Allahü teâlâyı en iyi tanıyanınız ve Ondan en çok korkanınız benim) buyururdu. (Benim gördüğümü görseydiniz, az güler, çok ağlardınız) der, havada bulut görünce, (Yâ Rabbî! Bu bulutla bize azâb gönderme!) derdi. Rüzgâr esince, (Yâ Rabbî! Bize hayrlı rüzgâr gönder) diye duâ ederdi. Gök gürleyince, (Yâ Rabbî! Bizi gadabınla öldürme, azâbınla helâk etme ve bundan önce bize âfiyet ihsân eyle!) derdi. Namaza dururken, ağlıyan kimsenin içini çektiği gibi, göğsünden ses işitilirdi. Kur'an-ı kerim okurken de, böyle olurdu.

    24-Kalbinin kuvveti, şecâ'ati şaşılacak kadar çoktu. Huneyn gazâsında, müslümanlar, ganîmet toplamak için dağılıp, üç dört kimse ile kalmıştı. Kâfirler hep birden, hemen hücûm ettiler. Resûlullah onlara karşı durup kaçırdı. Birkaç defa oldu. Aslâ gerilemedi.

    --devamı var-

    [Herkese Lazım Olan Îmân]





    Fitre (fıtra) vermenin önemi

    Sual: Kimlerin fıtra vermesi gerekir?

    CEVAP

    İhtiyacı olan eşyadan ve borçlarından fazla olarak, zekât nisabı kadar malı, parası bulunan Müslümanın fıtra vermesi vacib olur. Nisaba malik değilse fıtra vermesi vacib olmaz; fakat vermesi iyidir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Ramazan orucu, gökle yer arasında durur. Sadaka-i fıtr verilince yükselir.) [Ebu Hafs]

    (Sadaka-i fıtr, oruçlunun, uygunsuz sözlerinden hâsıl olan günahları temizler.) [Beyheki]

    (Sadaka-i fıtr, zenginlerinize bir tezkiyedir. Fakirleriniz de verirse, Allahü teâlâ onlara daha çoğunu verir.) [Ebu Davud] (Tezkiye, temize çıkarma, temizleme demektir.)

    Diğer üç mezhepte, bir günlük yiyeceği olanın fıtra vermesi farzdır. Hadis-i şerifte, (Sadaka-i fıtrı, küçük büyük, zengin fakir herkesin vermesi gerekir) buyuruldu. (Ebu Davud)

    Dinen zengin olmayan herkes, fıtra, zekât alabilir. İhtiyacı olan eşya ve borçlarından fazla olarak, zekât nisabı kadar malı, parası bulunan Müslümanın, fıtra vermesi vacib olur. Fıtra, zekât alması, haram olur. Fıtra nisabına katılacak malın ticaret için olması şart olmadığı gibi, elinde bir yıl kalmış olması da gerekmez

    Sadaka-i fıtr, Ramazan-ı şerifte verilir. Ramazandan önce ve bayramdan sonra da vermek caizse de bayram namazından önce verilmiş olması daha çok sevabdır. Şafii’de Ramazandan önce verilmez. Bayramdan sonraya da bırakılmaz. Hastalık gibi herhangi bir özürden dolayı oruç tutamayan kimsenin de, zenginse fıtra vermesi gerekir.

    Ana babaya, dedeye, büyük anneye, evlada, toruna, hanıma ve kâfire fitre verilmez. Fakir olmak şartıyla geline, damada, kayınvalideye, kayınpedere, kayınbiradere, üvey çocuğa fitre verilir. Hala, amca, dayı, teyze gibi akrabaya fitre vermek daha çok sevab olur. İmameyn’e göre, borçlu ve fakir kimseye, hanımı fitre verebilir. (Mevkufat)

    Sadaka-i fıtrın miktarı her yıl değişmez. Fıtra miktarları ve TL olarak bugünkü değerleri yaklaşık olarak aşağıda bildirilmiştir. Ya bu ürünlerin kendisini veya tutarları kadar altın vermek gerekir.

    Fıtranın cinsi Miktarı (gr) Değeri (TL)

    Buğday 1750 1,5
    Un 1750 2
    Un (iyi) 1750 3
    Arpa 3500 2
    Kuru üzüm 3500 30
    K. üzüm (iyi) 3500 50
    Hurma 3500 18
    Hurma (iyi) 3500 140

    [Türkiye Gazetesi]





    Huzur Damlaları...

    Hazret-i Âişe "radıyallahü anhâ" buyurdu ki: (Resulullah "sallallahü aleyhi ve sellem" Ramazan-ı şerifin son on gününde her zamankinden daha fazla ibadet ederdi.) (Tirmizî)

    (Ey Oğul İlmihâli)nde buyuruluyor ki: (Gecenin en karanlık zemânında, ya'nî seher vaktinde ibâdet eyle ki, yarın sıratdan geçerken her tarafın aydınlık olsun. Bu ibâdetlerin en kıymetlisi ilmihâl kitâbı okumak, öğrenmek ve öğretmekdir. Kudretin yetdiği kadar câmi'lere sâlih imâm ve müezzin gelmesine çalış! Sâlih, günâh işlemiyen, çalgı dinlemiyen, karısını, kızlarını harâmlardan koruyandır.)

    ***

    Muhammed Ma'sûm Fârukî hazretleri (kuddise sirruh) buyurdu ki, (Mübâh olan lezzetleri bırakamazsanız, hiç olmazsa, haramlardan ve şüphelilerden kaçınınız. Böylece âhirette kurtulmak umulsun. Fakat, her türlü altın ve gümüş eşyânın ve çayırda otlayan hayvanların ve ticâret eşyâsının zekâtını, topraktan, tarladan, ağaçtan alınan mahsüllerin öşrünü de her hâlükârda vermek lâzımdır. Bunların verilecek mikdârları, fıkıh kitaplarında bildirilmiştir.)

    [Mektûbât-ı Ma'sûmiyye]





    Hikmetler...

    KADİR GECESİNE RASTLAMIŞ OLAN BİR GECEYİ İHYA ETMEK...

    Peygamber efendimiz "aleyhisselam", daha önceki ümmetlerden bin sene cihad eden insanları düşünüp, benim ümmetimin ömrü kısadır, az ibadet ederler diye düşününce, Allahü teâlâ, (Kadir gecesi senin ve ümmetinindir) buyurup Habibinin kalbini ferahlandırdı. Hem de Kadir gecesi her Ramazanda gelir.

    Peygamber efendimize kendisinden önceki insanların ömürlerinin ne kadar olduğu bildirilince, kendi ümmetinin ömürlerini kısa buldu, uzun ömürlü olan diğerlerinin işledikleri salih amelleri işleyemezler diye düşününce. Allahü teâlâ, Ona bin aydan hayırlı olan Kadir gecesini ihsân etti. (İ. Mâlik)

    Resulullah efendimiz, (Beni İsrâil peygamberlerinden 80 yıl Allahü teâlâya ibadet eden oldu) buyurunca, Eshâb-ı kirâm hayret ettiler. Bunun üzerine Cebrâil aleyhisselam gelip; (Ya Resulullah, senin ümmetin bu peygamberlerin, 80 yıllık ibadetine şaşarlar. Allah sana ondan iyisini gönderdi) diyerek, (Kadir gecesi, bin aydan hayırlıdır) mealindeki âyeti okudu. (Tefsiri mugni)

    Kadir gecesi hakkındaki hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

    (Kadir gecesinde, bir kere Kadir suresini okumak, başka zamanda Kur'an-ı kerimi hatim etmekten daha sevaptır. Kadir gecesinde bir tesbih (Sübhanallah), bir tahmid (Elhamdülillah), bir tehlil (Allahü ekber) söylemek yedi yüz bin tesbih, tahmid ve tehlilden kıymetlidir. Bu gece koyun sağımı müddeti kadar [az bir zaman] namaz kılmak, ibadet etmek, bir ay bütün geceleri sabaha kadar ibadetle geçirmekten daha kıymetlidir.) [Tefsiri Mugni]

    (Kadir gecesinde Kadir suresini okuyan, Kur'an-ı kerimin dörtte birini okuma sevabına kavuşur.)

    (Sevabını Allah’tan umarak, Kadir gecesini ihya edenin geçmiş günahları affolur.) [Buhari]

    Ramazanı şerifin her gecesi Kadir suresini okuyan Kadir gecesinde okumuş olur. Kadir gecesinin günü de, gecesi gibi fazilette aynıdır. Resulullah, Kadir gecesinde, (Allahümme inneke afüvvün kerîmün tühıbbül afve fa’fü annî) duasını okurdu. (Ya Rabbi, sen affedicisin, kerîmsin, affı seversin, beni de affeyle) demektir.

    Hazret-i Ömer "radıyallahü anh" buyurdu ki: (Allahü teâlâ altı şeyi altı şeyde gizledi. Rızasını taatte, gazabını günahlarda, İsm-i a'zamı Kur'an-ı kerimde, Evliyayı insanlar arasında, ölümü, ömür içinde, Kadir gecesini Ramazan-ı şerif içinde gizledi ve orta namazı beş vakit içinde gizledi.)

    Mübarek vakitlerde, günâhlardan titizlikle uzak durmalı, tâatları, ibadetleri ve her çeşit hayratı artırmalıdır. Zirâ Allahü teâlâ tarafından sevilen kimse, faziletli vakitlerde faziletli amellerle meşgul olur. Buğzettiği kul ise; faziletli vakitlerde kötü işlerle meşgul olur. Kötü işlerle meşgul olanın bu hareketi azabının daha şiddetli olmasına ve Allahü teâlânın, ona daha çok buğzetmesine sebep olur. Çünkü o, böyle yapmakla vaktin bereketinden mahrum kalmış ve onun hürmet ve şerefini çiğnemiş olur. (Mev'ize-i hasene)

    İmam-ı a'zam hazretleri, Kadir gecesinin, Ramazanın 27. gecesine çok isabet ettiğini bildirmiştir. (Kadir gecesine rastlamış olan bir geceyi ihya eden, kadir gecesini ihya etmiş gibi sevap kazanır) hadis-i şerifini düşünerek sık sık vâki olan 27. gece ihya edilirse, o gece Kadir gecesi olmasa bile, büyük sevaba kavuşulur.

    Ramazanın her gecesini Kadir gecesi bilerek hareket edilirse Kadir gecesine rastlanmış olur. Her gün en az şunlar yapılmalı:

    1- Yatsı namazında Zammı sure olarak Kadir suresini okumalı.
    2- Kadir gecesi okunacak duayı okumalı.
    3- Bir iki sayfa Kur'an-ı kerim okumalı.
    4- İlmihalden bir iki sayfa okumalı.
    5- Az da olsa sadaka vermeli, kaza namazları kılmalıdır.
    6- Gece seher vakti, iki rekat namaz kılıp, Silsile-i aliyyeyi okuyarak, o âlimlerin hürmetine dua etmelidir.
    [Silsile-i aliyye, Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye'de ve Faideli Bilgiler kitabında yazılıdır.]
    7- Gündüzü de gecesi gibi kıymetli olduğu için gündüzleri de değerlendirmelidir.





    Fıkıh Bilgileri...

    ANADOLU TOPRAĞI UŞURLU DEĞİL MİDİR?

    Son zamânlarda mîrî erâzînin çoğu, devlet tarafından vakf edilmiş veyâ millete satılmış, her iki şeklde de, uşrlu olmuşdu. Böylece, Anadolu ve Rumelideki toprakların hemen hepsi, milletin mülkü olup, uşrlu olmuşdu. Görülüyor ki, tarladan uşr veyâ harâcdan birini vermek lâzımdır. [Zor ile alınıp da, kâfirlere bırakılan veyâ sulh ile alınıp, kâfirlerin olan toprakdan (Uşr) alınmaz, (Harâc) alınır.] Ba'zıları, Anadolu toprağı uşrlu toprak değildir, diyor. Hâlbuki, şimdi memleketimizde mîrî toprak yokdur. Herkesin tarlası, bostanı, kendi mülküdür, yâhud kirâcıdır. Mahsûlün uşrunu vermeleri farzdır. Osmânlılar zamânında beş dürlü toprak vardı:

    1 - Milletin mülkü olan topraklar olup, pek azı harâclı, pek çoğu uşrlu idi.
    2- Beyt-ül-mâlın toprakları, ya'nî mîrî topraklar. Memleketin çoğu böyle olup, kirâya verilirdi. Sonraları çoğu millete satıldı. Uşrlu oldu.
    3- Vakf topraklar olup, mahsûlü uşrlu idi.
    4- Umûma terk edilen meydânlar, çayır ve benzerleri.
    5- Beyt-ül-mâlın ve hiç kimsenin olmıyan dağlar gibi, ormanlar gibi yerler olup, buraları işletip mahsûl alan müslimân, uşr verir.

    [Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye]





    İstanbul için İmsak ve İftar vakitleri...

    (26 Ramazân 1431 - 5 Eylül 2010 Pazar)

    İmsak: 04.41 İftar: 19.41

    Not:
    İmsak vakti, oruca başlama zamanıdır. Sabah namazı imsaktan 15 dakika sonra kılınabilir.

    Diğer şehirler ve ülkeler için:
    6 Eylül Pazartesi - Türkiye Takvimi
    Dünya Namaz Vakitleri



    Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
    "Oğlum sana üç öğüt vereyim!
    1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
    2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
    3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"



  2. #32
    Süper Üyemiz dutkmd is an unknown quantity at this point dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    14.298

    Standart Elvedâ yâ şehr-i ramazân 27

    Hoşgeldin Huzur Ayı

    Gülbahçesinden...

    Hadis-i şerifte buyuruldu ki, (Bir kimse, Ramezân ayında oruc tutmağı farz bilir, vazîfe bilir ve orucun sevâbını, Allahü teâlâdan beklerse, geçmiş günâhları afv olur.) [Sahîh-i Buhârî]

    --------------------------------------------------------------------------------

    Kâinatın Efendisi

    Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem"

    RESÛLULLAHIN GÜZEL AHLÂK VE ÂDETLERİ

    25-(Mevâhib-i ledünniyye)de, üçüncü maksadın ikinci faslı sonunda diyor ki: Abdullah ibni Ömer, Fahr-i kâinâttan daha kuvvetli bir pehlivân görmedim dedi. İbni İshak diyor ki, Mekkede Rügâne isminde meşhûr bir pehlivân vardı. Resûlullah ile şehir hâricinde, karşılaştı. (Yâ Rügâne! niçin müslüman olmuyorsun?) buyurdu. Peygamber olduğuna bir şâhidin var mı dedi. (Seninle güreş edelim. Sırtın yere gelirse, îman eder misin?) buyurdu. Evet îman ederim dedi. Daha, başlangıçta, Rügânenin sırtı yere gelince, şaşkına döndü. Bir yanlışlık oldu. Tekrar edelim dedi. Böylece, üç kere, sırt üstü yıkıldı. (Şevâhid-ün-nübüvve)nin üçüncü cüz'ü başında diyor ki, (Îman etmeye niyetim yok idi. Sırtımın yere geleceği hâtırımdan bile geçmemişti. Şimdi, kuvvetinin benden daha çok olduğuna şaştım ve çok beğendim diyerek, sürüsünün yarısını Resûlullaha hediye edip, ayrıldı. Resûlullah, sürü ile Mekkeye doğru giderken, Rügâne koşarak geldi ve:

    - Yâ Muhammed! Mekkeliler, bu sürüyü nerden buldun? derlerse, ne cevap verirsin dedi.
    - Rügâne hediye etti derim buyurdu.
    - Ne için hediye etti derlerse,
    - Onunla güreş ettik. Sırtını yere getirdim. Kuvvetimi beğendi de verdi derim.
    - Amân öyle söyleme! Şânım şerefim yok olur. Sözlerim hoşuna gitti de verdi desen iyi olur.
    - Hiç yalan söylememek için Rabbime söz verdim buyurdu.
    - Öyle ise, sürüyü geri alırım dedi.
    - Alırsan al! Rabbimin rızası için, bin sürü feda olsun buyurdu. Rügâne Resûlullahın bu îmanına, doğruluğuna âşık olup hemen (Kelime-i şehâdet) söyleyerek müslüman oldu.) Ebül-Esvedil-Cümehî isminde bir pehlivân daha vardı. Sığır derisi üstünde ayakta durup, on kuvvetli kimse, deriyi etrâfından çeker, deri parçalanır, yerinden hareket ettiremezlerdi. Bu da, beni yenersen îmana gelirim dedi. Güreşince, sırtı yere geldi. Fakat îman etmedi.

    26-Çok cömert idi. Yüzlerle deve ve koyunlar bağışlar, kendisine birşey bırakmazdı. Nice katı kalbli kâfirler, bu ihsânlarını görerek îmana gelmişlerdir.

    27-Kendisinden birşey istendikte yok dediği hiç işitilmedi. Var ise verir, yok ise sükût ederdi.

    28-Allahü teâlâ, (iste vereyim) buyurmuşken, dünya servetini istemedi. Elenmiş buğday unu ekmeğini hiç yimedi. Hep elenmemiş arpa unu ekmeğini yerdi. Doyuncaya kadar yediği görülmedi. Ekmeği katıksız olarak veya hurma ile, sirke ile, meyva ile, çorba ile veya zeytin yağına batırıp yerdi. Tavuk, tavşan, deve, ceylan, balık ve pastırma etleri ve peynir de yerdi. Etin kol tarafını severdi. Elleri ile tutup ısırarak yerdi. Bıçakla kesip yimek de câizdir. Ekseriyâ süt veya hurma yerdi. Evde iki üç ay yemek pişmeyip, ekmek yapılmayıp, yalnız hurma yediği aylar da olmuştur. İki üç gün birşey yemediği de olurdu. Vefât ettiği zaman, bir demir zırh ceketi, otuz kilo arpa için, bir yahudide rehin bırakılmış bulundu.

    29-Bir yemeyi beğenmediği işitilmedi. Beğendiğini yer, beğenmediğini yemez ve birşey söylemezdi.

    30-Günde bir kere yerdi. Bâzan sabah, bâzan akşam yerdi. Eve gelince (yiyecek var mı?) der, yok denirse, oruç tutardı.

    Yemeği sofra bezi, tepsi, masa gibi birşey üstünde yemeyip, yere kor, diz çöker, bir şeye dayanmadan yerdi. Yemeye besmele okuyarak başlardı. Sağ eli ile yerdi.

    31-Dokuz zevcesine ve birkaç hizmetçisine bâzan bir senelik arpa ve hurma ayırır, bundan fakirlere de sadaka verirdi.

    32-Yemekler arasında koyun etini, et suyunu, kabağı, tatlıları, balı, hurmayı, sütü, kaymağı, karpuzu, kavunu, üzümü, hıyarı ve serin suyu severdi.

    --devamı var-

    [Herkese Lazım Olan Îmân]

    --------------------------------------------------------------------------------

    BUGÜN - KADİR GECESİ

    Kadir Gecesi, Ramazan-ı şerîf ayı içinde bulunan ve Kur'ân-ı kerîmde methedilen en kıymetli gecedir. Âyet-i kerîmede buyuruldu ki: “Kadir Gecesi, bin aydan hayırlıdır.” Kur’ân-ı kerîm, Resûlullaha bu gece gelmeye başladı.

    Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:

    “Allahü teâlâ indinde en kıymetli gece, Kadir Gecesi’dir.”

    “Kadir Gecesi’nde bir defa, Kadir sûresini okumak, başka zamanda Kur'ân-ı kerîmi hatmetmekten daha sevaptır. Bu gece koyun sağma müddeti kadar namaz kılmak, ibâdet etmek, bir ay her geceyi ibâdetle geçirmekten daha kıymetlidir.”

    “Kadir Gecesi'ni, inanarak ve sevabını bekleyerek ihyâ edenin, geçmiş bütün günahlarını Allahü teâlâ mağfiret eder.”

    Peygamber efendimiz, Kadir Gecesi’nde, “Allahümme inneke afüvvün kerîmün tühıbbül afve fa'fü annî.” duâsını okumayı bildirmiştir. Mânâsı şöyle: “Yâ Rabbî! Sen elbette affedicisin, affı seversin, beni de affeyle!”

    Bu geceyi ihyâ için; kazâ namazı kılmalı, Kur'ân-ı kerîm ve ilmihâl okumalı, duâ ve tevbe etmeli, sadaka vermeli, Müslümanları sevindirmeli, bunların sevaplarını ölü diri bütün Müslümanlara göndermelidir.

    [Türkiye Takvimi]

    --------------------------------------------------------------------------------

    Fıkıh Bilgileri...

    FITRA (SADAKA-İ FITR)

    İhtiyacı olan eşyadan, borçlardan fazla olarak, zekât nisâbı kadar malı ve parası bulunan her Müslümanın, Ramazandan önce, Ramazan içinde ve Bayram namazına kadar fıtra vermesi vâciptir. Bayramdan sonra da verilebilir. (İbni Âbidin) Misâfir olanın da fıtra vermesi lâzımdır.

    İhtiyaç eşyası demek; kıymeti ne kadar çok olursa olsun, bir ev, bir aylık yiyecek, her yıl üç kat elbise, çamaşır, evde kullanılan eşya ve âletler, binecek vasıtaları, meslek kitapları ve ödeyeceği borçlardır. Ticaret için olmayan, ihtiyacından artan eşya, kiradaki evler, evindeki süs eşyası, sanat ve ticaret âletleri, yere serili olmayan halılar, kullanılmayan fazla ev eşyası, fıtra ve kurban için nisâb hesabına katılır.

    Fıtra olarak; 1750 gr buğday veya buğday unu, 3.5 kg arpa, hurma veya kuru üzüm verilir. Bunların kıymeti kadar altın veya gümüş de verilebilir.

    [Tam İlmihâl Se'âdet-i Ebediyye]

    --------------------------------------------------------------------------------

    Menkıbeler...

    BİZİM MALIMIZ FAKİRLER İÇİNDİR

    Silsile-i aliyye büyüklerinden Ubeydullah-ı Ahrâr hazretleri (kuddise sirruh) yirmi dokuz yaşında iken, ilim tahsîlini tamamlayıp, tasavvufta yüksek derecelere kavuşmuştur. Yirmi dokuz yaşından sonra memleketine dönüp, helâl kazanmak için zirâatle ve insanlara doğru yolu göstermekle meşgûl olmaya başladı. Kısa zamanda mahsûlleri o kadar bereketli oldu ki idâresi için vekil tâyin etti. 1300'den fazla çiftliği vardı. Herbirinde üç bin amele çalışırdı. Allahü teâlâ onun mahsûlüne öyle bir bereket verdi ki, her sene sekiz yüz bin batman zâhire uşr verirdi. Anbarlarına konulan mahsûl, her çıkardıklarında, koyduklarından fazla geliyordu. Bu hâli görenler, Ubeydullah-ı Ahrâr hazretlerine hayrân kalıp, daha çok bağlanıyorlardı. Kendisi bu husûsta; "Bizim malımız, fakîrler içindir. Bunca malın hassası işte bu noktadadır" buyurmuştur.

    NEFSİN MAKSADI

    Zünnûn-i Mısrî hazretlerinin, on sene, canı mahallî bir yemek istedi. Yememesine rağmen bir bayram gecesi nefsi kendisine; "Ne olur, bayram günü olsun bana bu yemeği versen." deyince, Zünnûn-ı Mısrî hazretleri; "Ey Nefs! Şâyet bu gece bana yardım edip de, iki rekat namazda Kur'ân-ı kerîmi hatim edersen, sana bu yemeği veririm." dedi. Ertesi gün bayram namazından sonra nefsinin arzu ettiği yemeği getirdiler. Tabaktan bir lokma almasına rağmen tekrar geri koydu ve namaza durdu. "Niçin böyle yaptın?" deyince; "Tam yiyeceğim sırada nefsim bana en sonunda maksadıma ulaştım, dedi. Ben de, hayır ulaşmadın, diyerek lokmayı geri koydum." cevâbını verdi.

    -------------------------------------------------------------------
    Not:
    İmsak vakti, oruca başlama zamanıdır. Sabah namazı imsaktan 15 dakika sonra kılınabilir.


    Diğer şehirler ve ülkeler için:
    www.turktakvim.com
    www.namazvakti.com
    Allahü teâlâ, üstünlük taslamak için yükselmek isteyenleri alçaltır; tevazu gösterenleri ise yükseltir.
    Eyyûb-i Sahtıyânî "Rahmetullahi Aleyh"
    www.huzurpinari.com



    Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
    "Oğlum sana üç öğüt vereyim!
    1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
    2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
    3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"



  3. #33
    Süper Üyemiz dutkmd is an unknown quantity at this point dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    14.298

    Standart Elvedâ yâ şehr-i ramazân 28

    Hoşgeldin Huzur Ayı

    Gülbahçesinden...

    Hadis-i şerifte buyuruldu ki, (Rahmet kapıları dört gece açılır. O gecelerde yapılan düâ, tevbe, red olmaz. Fıtr [Ramezân] bayramının ve Kurban bayramının birinci geceleri, Şa'bânın onbeşinci [Berât] gecesi ve Arefe gecesi).
    [Kadr gecesi, birçok hadîs-i şerîflerde bildirildiği için burada da bildirilmeğe lüzûm görülmemişdir.]

    (Tam İlmîhâl Seadet-i Ebediyye)

    --------------------------------------------------------------------------------

    Kâinatın Efendisi

    Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem"

    RESÛLULLAHIN GÜZEL AHLÂK VE ÂDETLERİ

    33-Suyu yavaş yavaş, besmele ile başlıyarak üç yudumda içer, sonunda (Elhamdülillah) der ve duâ ederdi.

    34-Diğer Peygamberler gibi, zekât malı ve sadaka almazdı. Hediyeyi kabûl ederdi. Ekseriyâ karşılığını ziyâdesi ile verirdi.

    35-Giymesi câiz olanlardan her bulduğunu giyerdi. Kalın kumaştan ihram şeklinde dikilmemiş şeylerle örtünür, peştemal sarınır, gömlek ve cübbe de giyerdi. Bunlar pamuktan, yünden veya kıldan dokunmuştu. Ekseriyâ beyaz, bâzan yeşil giyerdi. Dikilmiş elbise giydiği de olurdu. Cuma ve bayramlarda ve yabancı elçiler geldikte ve cenk zamanlarında kıymetli gömlekler, cübbeler giyerdi. Elbiselerinin renkleri ekseriyâ beyaz olurdu. Yeşil, kırmızı ve siyah olduğu da olurdu. Kollarını bileklerine kadar, mübârek ayaklarını baldırın yarısına kadar örterdi.

    İmâm-ı Tirmüzînin "rahime-hullahü teâlâ" (Şemâil-i şerife) kitabında diyor ki, (Resûlullah, Kamîs, yâni gömlek giymeyi severdi. Gömleğinin kolları, bileklerine kadar uzundu. Gömleğinin kollarında ve yakasında düğme yoktu. Ayakkabısı deriden olup, bir tasması ve iki kubâlı vardı. Kubâl, bir ucu tasmaya, diğer ucu, ön uca dikilmiş kayıştır. İki parmak arasından geçmektedir. Elbise ve ayakkabı giymekte âdete uyulur. Âdetten ayrılmak, şöhrete sebep olur. Şöhretten kaçınmak lâzımdır. Mekkeye girdiği zamanda, mübârek başında siyah sarık sarılı idi).

    36-Ekseriyâ beyaz, bâzan siyah tülbenti başına sarık olarak sarıp, ucunu bir karış kadar iki omuzu arasına sarkıtırdı. Sarığı çok büyük ve pek küçük olmayıp, üçbuçuk metre kadar uzundu. Sarığını takkesiz sarar, bâzan sarıksız fitilli takke giyerdi.

    37-Arabistândaki âdete uyarak saçlarını kulaklarının yarısına kadar uzatır, fazlasını kestirirdi. Saçlarına yağ sürerdi. Yolculukta dahî şişe ile yağ götürürdü. Yağ sürdüğü zaman, başına önce tülbent kor, başlığını tülbentin üstüne giyerdi. Böylece, yağ sürdüğü dışardan belli olmazdı. Bâzan saçlarını uzatıp, iki ön yanına uzatırdı. Mekkeyi feth ettiği gün, böyle uzanmış iki saçı vardı.

    38-Ellerine, başına, yüzüne misk veya başka kokular sürer, ud ağacı, kâfûrî ile buhurlanırdı.

    39-Yatağı, içi hurma iplikleri ile dolu, dabağlanmış deriden idi. İçi yünle dolmuş bir yatak getirdiklerinde, kabûl etmedi ve (Yâ Âişe! Allaha yemin ederim ki, eğer istesem, Allahü teâlâ her yerde altın ve gümüş yığınlarını yanımda bulundurur) dedi. Bâzan hasır, tahta, döşek, yünden dokunmuş keçe veya kuru toprak üzerinde de yatardı.

    [İbni Âbidîn "rahime-hullahü teâlâ", orucu anlatmaya başlarken diyor ki, (Resûlullahın ve Ondan sonra dört halîfesinin devam üzere yaptıkları şeylere (Sünnet) denir. (Sünnet-i hüdâ)yı terk etmek mekruhtur. (Sünnet-i zâide)yi terk mekruh değildir).

    Abdülganî Nablüsî "rahime-hullahü teâlâ", (Hadîka) kitabında diyor ki, (Resûlullah "sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem", kendisinin ibâdet olarak yaptığı şeyleri terk edeni inkâr etmedi ise, yâni darılmadı ise, bu ibâdetlere (Sünnet-i hüdâ) denir. Bunları devamlı yaptı ise, (Sünnet-i müekkede) denir. Resûlullahın âdet olarak yaptığı şeylere (Sünnet-i zâide) veya (Müstehâb) denir. İyi işlere sağdan başlamak, sağ el ile yapmak, binâ yapmakta, yemekte, içmekte, oturmakta, kalkmakta, [yatmakta], elbisede, âletlerde yaptığı ve kullandığı şeyler böyledir. Bunları yapmamak ve un eleği, kaşık gibi (âdette bid'at) olan şeyleri, yâni sonradan ortaya çıkan âdetleri yapmak dalâlet olmaz. Günah olmaz.) Bundan anlaşılıyor ki, masada yemek, çatal, kaşık kullanmak, karyolada yatmak ve konferanslarda, mekteplerde ahlâk ve fen derslerinde, radyo, televizyon ve teyp kullanmak ve her çeşit nakil vâsıtalarına binmek, gözlük, hesap makinası gibi fen vâsıtalarından istifâde etmek câizdir. Çünkü bunlar, âdette bid'attirler. Sonradan meydana çıkan şeylere (Bid'at) denir. Âdette olan bid'atleri, yenilikleri haram işlemekte kullanmak haram olur. Namazda, ezanda ve câmideki vaaz ve hutbede radyo, hoparlör, teyp kullanmak husûsunda (Se'âdet-i Ebediyye) ve (İslâm Ahlâkı) kitaplarında geniş bilgi vardır. İbâdette bid'at yapmak, ufak değişiklik yapmak, çok büyük günah olur. İbâdetlerde, emrolunan şeyleri yapmaya yardımcı olan yenilikleri yapmak lâzımdır. Yasak edilmiş şeyleri yapmaya yardımcı olan yenilikleri, değişiklikleri yapmak bid'at olur. Meselâ, ezan okumak için minâreye çıkmak lâzımdır. Çünkü, yüksekte okumak emrolundu. Fakat, ezanı hoparlör ile okumak bid'attir. Çünkü, âlet ile okumak emrolunmadı. İnsanın okuması emrolundu. Namaz vakitlerini bildirmek ve başka ibâdetleri yapmak için, çan çalmak, boru öttürmek gibi, müzik âletleri kullanılması da Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem", tarafından yasaklandı.]

    --devamı var-

    [Herkese Lazım Olan Îmân]

    --------------------------------------------------------------------------------

    Hikmetler...

    Bir büyük zat talebelerine nasihatinde buyuruyor ki:

    Eshâb-ı kirâmdan bir zât diyor ki, "Peygamber efendimiz "sallallahü aleyhi ve sellem", Bayram günü hutbeye çıkıyordu. Merdiven üç basamakdı. Birinci basamağa çıktı. Bir şeyler söylüyordu. Kulak verdim işitdim. Buyuruyordu ki: (Yâ Rabbi, Sen, anasını-babasını gördüğü halde, onların hizmetinde kusur eden, kalblerini inciten, onların rızasını, düâsını almayan bir kulunu Cehenneme sok.) Ben de âmin dedim." O halde birbirimizi seveceğiz, ama, anamızın, babamızın da kıymetini bileceğiz, onların rızalarını, düâlarını alacağız, gönüllerini alacağız. Ananın, babanın evladına düâsı, Peygamberlerin ümmetine düâsı gibidir...

    BAYRAM GÜNLERİ

    Bayramlar; Müslümanların birbiriyle kaynaştığı, küs olanların barıştığı, fakir, fukarâ ve yetimlerin sevindirildiği sevinç ve neşe günleridir. Ramazan gittiği için değil, günahlarımız affolup nimete kavuştuğumuz için bayram yapıyoruz. Bayram günleri, Peygamber efendimizin "sallallahü aleyhi ve sellem" zamanından beri, husûsî bir şekilde kutlanmıştır. Bütün islâm devletlerinde özel bir suretle bugüne kadar kutlanarak gelmiştir.

    Bayram öncesi, yiyecek, giyecek ve temizlik gibi hazırlıklar yapılır. Bayram günlerinde herkes, temiz giyinir. Çocuklara yeni elbiseler alınır. Fakir, öksüz ve yetimler sevindirilir. Bayram namazından sonra, kabirler ziyâret edilir; geçmişlerin, akraba ve din büyüklerinin rûhu için Kur'ân-ı kerîm okunur, duâ edilir ve sadakalar verilir. Daha sonra da, aile büyükleri, dost, akraba, arkadaş ve tanıdıklar ziyâret edilir...

    [Türkiye Takvimi]

    --------------------------------------------------------------------------------

    Fıkıh Bilgileri...

    Bayram günü şunları yapmak sünnettir:

    1-Erken kalkmak.
    2-Gusül abdesti almak.
    3-Misvâk kullanmak.
    4-Güzel koku sürünmek.
    5-Yeni ve temiz elbise giyinmek.
    6-Namazdan önce tatlı yemek.
    7-Yüzük takmak.
    8-Câmiye erken gitmek.
    9-Giderken tekbîr söylemek.
    10-Müminlere selâm vermek.
    11-Güler yüzlü olmak.
    12-Müminlerle bayramlaşmak.
    13-Fakirlere sadaka vermek.
    14-Dargınları barıştırmak.
    15-Akrabayı ziyâret etmek.
    16-Din kardeşlerini ziyâret etmek.
    17-Ziyârette hediye götürmek.
    18-Kabirleri ziyâret etmek.
    19-Misâfirlere ikram etmek.
    20-Çok duâ ve tevbe etmek.

    --------------------------------------------------------------------------------

    Menkıbeler...

    BAYRAM

    İmam-ı gazali hazretleri (rahmetullahi aleyh) buyurdu ki: Hazret-i Ali (radıyallahü anh) bir kalabalığı eğlence içinde görüp böyle eğlenip neş'elenmelerinin sebebini sorduğunda onlar; "Bugün bayramımızdır" dediler. Bunun üzerine hazret-i Ali de; "Günâh işlemediğimiz günler de bizim bayramımızdır" buyurdu...

    ALLAHÜ TEALA DÜŞENLERİN YARDIMCISIDIR

    Mansûr es-Sayyâd isimli bir zât, bir bayram günü bayram namazını kıldıktan sonra Bişr-i Hâfî hazretlerine (rahmetullahi aleyh) geldi. Bişr-i Hâfî ona; "Bu erken vakitte niçin geldin?" buyurdu. Mansur; "Evde un ve ekmek yok onun için geldim." dedi. Bişr-i Hâfî; "Allahü teâlâ düşenlerin yardımcısıdır. Oltanı al ve dereye git. Abdest alıp iki rekat namaz kıl. Oltayı Bismillah diyerek at!" buyurdu. Mansûr es-Sayyâd onun dediklerini yaptı. "Bismillah" diyerek oltayı dereye attı. Büyük bir balık çıktı. Bişr-i Hâfî'ye geldi. Bişr-i Hâfî o balığı satmasını ve ihtiyaçlarını almasını istedi. O kimse balığı satıp ihtiyâcı olan yiyecekleri aldıktan sonra Bişr-i Hâfî hazretlerinin kapısını çaldı. Bişr-i Hâfî ona; "Kapıyı kapat. Elindekileri de hole bırak. Kendin de içeri gel." buyurdu. Mansûr es-Sayyâd içeri girince, Bişr-i Hâfî hazretleri; "Eğer bu isteği nefsimiz bize bildirseydi bu balık çıkmazdı." dedi.

    BEN RAMAZAN AYIYIM

    Fethullah-ı Verkânisî hazretlerinin (rahmetullahi aleyh) vefâtından bir sene kadar önceydi. Ramazan ayının otuzuncu günü sabah namazından döndükten sonra ocağın karşısına oturdu ve hanımına buyurdu ki: Bu gece ay, evliyânın sultanı Seyyid Abdülkâdir‑i Geylâni'ye gelerek; "Esselâmü aleyküm ey Allahü teâlânın veli kulu. Ben ramazan ayıyım. Sana geldim ve vedâ etmek istiyorum. Çünkü bu son bir araya gelişimizdir." dedi. "Bu sözleri söyledikten bir müddet sonra ertesi sene Ramazan ayına erişmeden vefât etti.

    -------------------------------------------------------------------

    Not:
    İmsak vakti, oruca başlama zamanıdır. Sabah namazı imsaktan 15 dakika sonra kılınabilir.


    Diğer şehirler ve ülkeler için:
    www.turktakvim.com
    www.namazvakti.com
    Bir insanın evlâdı ibâdet edince, kazandığı sevap kadar, babasına da verilir.
    Hadîs-i şerîf
    www.huzurpinari.com



    Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
    "Oğlum sana üç öğüt vereyim!
    1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
    2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
    3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"



  4. #34
    Süper Üyemiz dutkmd is an unknown quantity at this point dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    14.298

    Standart Elvedâ yâ şehr-i ramazân 29

    Hoşgeldin Huzur Ayı

    Gülbahçesinden...

    Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem" buyurdu ki, (Beş vakt namâzınızı kılınız! Bir ayınızda oruc tutunuz! Mallarınızın zekâtını veriniz! Başınızda olan âmirlere itâ'at ediniz. Rabbinizin Cennetine giriniz.) Görülüyor ki, hergün beş vakt namâz kılan ve Ramazân ayında oruc tutan ve malının zekâtını veren ve Allahü teâlânın yeryüzünde halîfesi olan âmirlerin islâmiyyete uygun emrlerine itâ'at eden bir müslümân, Cennete gidecekdir. Bu hadîs-i şerîfi, imâm-ı Ahmed ve Tirmüzî bildirmişlerdir.

    [İslâm Ahlâkı]

    --------------------------------------------------------------------------------

    Kâinatın Efendisi

    Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem"

    RESÛLULLAHIN GÜZEL AHLÂK VE ÂDETLERİ

    40-Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem", sakalını bir tutamdan fazla uzatmazdı. Fazlasını makasla kısaltırdı. [Bir tutam sakal uzatmak sünnettir. Sakal bırakması âdet olan yerde bulunanın bırakması vâcib olur. Bir tutamdan fazlasını kesmek de sünnettir. Bir tutamdan kısa yapmak bid'attir. Böyle kısa sakalı bir tutam uzatmak vâcibdir. Sakalı kazımak mekruhtur. Özürle kazımak câiz olur.]

    41-Her gece mübârek gözlerine üç kere sürme çekerdi.

    42-Evinde ayna, tarak, sürme kabı, misvak, makas, iğne, iplik eksik olmazdı. Yolculukta bunları berâber götürürdü.

    43-Her işinde sağdan başlamayı, sağ eliyle yapmayı severdi. Yalnız, sol eliyle tahâretlenirdi.

    44-Mümkün olduğu kadar, her işini tek sayıda yapardı.

    45-Yatsıdan sonra, gece yarısına kadar uyuyup, sonra sabah namazına kadar ibâdet yapardı. Sağ yanına yatar, sağ elini yanağı altına kor, bazı sûreler okuyup uyurdu.

    46-Tefe'ül ederdi. Yâni, ilk gördüğü, birden bire gördüğü şeyleri hayra yorardı. Hiçbir şeyi uğursuz saymazdı.

    47-Üzüntülü zamanlarında sakalını tutar, düşünürdü.

    48-Üzüldüğü zaman, hemen namaza başlardı. Namazın lezzeti, safâsı ile gammı giderdi.

    49-Gıybet edenin, yâni başkasını çekiştirenin sözünü aslâ dinlemezdi.

    50-Yürürken, yan tarafa ve arkasına bakmak icap etse, bütün bedeni ile dönüp bakardı. Yalnız başını çevirerek bakmazdı.

    TENBÎH: İslâm âlimleri "rahime-hümullahü teâlâ", Peygamber efendimizin "sallallahü aleyhi ve sellem" yaptığı yukarıda bildirilmiş olan şeyleri üçe ayırmışlardır. Birincisi, müslümanların da yapması lâzım olan şeylerdir. Bunlara (Sünnet) denir. İkincisi, Peygamberimize "sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem" mahsûs olan şeylerdir. Bunları başkalarının yapması câiz değildir. Bunlara (Hasâis) denir. Üçüncüsü, âdete bağlı şeylerdir. Bunları her müslümanın bulunduğu yerin âdetine uyarak yapması lâzımdır. Âdete uymayarak yapılırsa fitne uyanır. Fitneyi uyandırmak haram olur.

    Kimseye bâkî değildir, mülk-i dünya, sîm-ü zer,
    Bir harap olmuş gönül, tâmîr etmektir hüner.
    Buna fânî dünya derler, durmayıp dâim döner,
    Âdem oğlu, bir fenerdir, âkıbet bir gün söner.

    [Herkese Lazım Olan Îmân]

    --------------------------------------------------------------------------------

    Huzur Damlaları...

    (Tefsîr-i Mugnî) sâhibi "rahmetullahi teâlâ aleyh" diyor ki: (Kur'ân-ı kerîmde üç şey, üç şeyle berâber bildirildi. Bunlardan biri yapılmazsa, ikincisi kabûl olmaz. Peygambere "sallallahü aleyhi ve sellem" itâ'at edilmedikce, Allahü teâlâya itâ'at edilmiş olmaz. Anaya, babaya şükr edilmedikce, Allahü teâlâya şükr edilmiş olmaz. Malın zekâtı verilmedikce, namâzlar kabûl olmaz). [Se'âdet-i Ebediyye]

    --------------------------------------------------------------------------------

    Mühim tenbih...

    EVLİYANIN KALPLERİ AYNA GİBİDİR...

    Çok sevilen kimse, insanın kalbinden, hâtırından çıkmaz. Onun şekli, kalbine yerleşir. Feyz, kalbden kalbe gelen, insana Allahü teâlânın râzı olduğu şeyleri yapdıran nûrdur, bir kuvvetdir. Feyzler, Resûlullahın "aleyhisselâm" mubârek kalbinden yayılmakda, Evliyânın kalbleri vâsıtası ile, Evliyâyı çok seven kalblere gelmekdedir. Evliyânın kalbleri ayna gibidir. Bir aynadan fışkıran ışıklar, karşısındaki aynaya ve bundan da, bunun karşısındaki aynaya gelir. Böylece, Resûlullahın kalbinden fışkıran feyzler bizim zamânımızdaki Evliyânın kalblerine gelir. [Bir ayna gibidir. Aynaya gelen ışıklar ve karşısında bulunan cismler, karşı aynada görülür. Aynanın karşısında bulunan ikinci bir ayna ve bunun karşısındaki üçüncü aynada da görünürler. Resûlullahın "aleyhisselâm" mubârek kalbinden yayılan feyzler, ma'rifet nûrları da, bu kalbe bağlı olan kalblere gelir. Kalbleri bağlıyan bağ, muhabbetdir. Eshâb-ı kirâm, Resûlullahı çok sevdikleri için, bu nûrlara kavuşdular. Sevgi ne kadar çok olursa, gelen feyz de çok olur. Sevmek, inanıp ve işleri ve ahlâkı Onun gibi olmak demekdir. Eshâb-ı kirâmın kalblerine gelen feyzler, sonraki asrdaki gençlerin kalblerine de geldi. Bunların da islâmiyete uymaları kolay ve tatlı oldu. Her biri, birer Velî oldu. Uzak memleketde ve mezârda olan Velîden de feyzler yayılmakda, âşıklarının kalblerine gelmekde, kalbleri nûrlanmakdadır. Resûlullahın mubârek kalbinden yayılan feyzlere sonraki asrdaki âşıkların kalbleri de kavuşarak, zamânımızdaki Evliyânın kalblerine geliyor ve bunların kalblerinden, kendilerini sevenlerin kalblerine ve bu arada bizlere de geliyor.]

    -------------------------------------------------------------------

    Not:
    İmsak vakti, oruca başlama zamanıdır. Sabah namazı imsaktan 15 dakika sonra kılınabilir.


    Diğer şehirler ve ülkeler için:
    www.turktakvim.com
    www.namazvakti.com
    İnsanların en cömerdi, istenmeden veren, en asîli de intikâma gücü yeterken bağışlayandır.

    Hazret-i Hüseyin “Radıyallahü anh”
    www.huzurpinari.com



    Dâvud aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
    "Oğlum sana üç öğüt vereyim!
    1- Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
    2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
    3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"



+ Konu Cevaplama Paneli
Sayfa 4 Toplam 4 Sayfadan BirinciBirinci ... 2 3 4

Yetkileriniz

  • You may not post new threads
  • You may not post replies
  • You may not post attachments
  • You may not edit your posts

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150