Bediüzzaman hazretleri;

" Bu seyrü sülük-i kalbinin hareket-i ruhaniyesinin anahtarları, vesileleri
zikr-i ilahi ve tefekkürdür." buyuruyor.


Bu zikir ve fikrin faydaları anlatılamayacak kadar çoktur.
Zikir ve fikir kalbi işletir. " Allah Allah" zikri ile kalp çalışır ve Allah'a ünsiyet kazanır.
Kul, şu kainatın dağdağalı, binbir türlü ezalı, cefalı, inişli yokuşlu hayatında,

" Zikrettiğim Allah Teala bana hazır ve nâzır, dertlerime devadır.
Zikretmekle kainatta yanlız değilim. Derviş olarak hem insanlar, hem cinlerin müslüman
olanlarıyla, hem meleklerle, hem mükevvenattaki nebatat ve hayvanatla zikirde müşterekim"
diyerek kalbinde geniş bir huzur bulur ve Allah'a şükreder.


Peki, Allah Teala'ya nasıl dua ve niyazda bulunulmalı ki, Allah'ın katında makbul olsun?
Bu yolda zikretmek çok kıymetlidir. Allah'ın esma-i hüsnasını yâd etmekle beraber,
fayda olarak kalbe indiremezsek ve letaiflerimizi çalıştıramazsak, o zaman zikirden beklediğimiz
neticeler hasıl olmaz. Zikrin meyveleri elimize geçmez ve ahlak-ı hamidemiz değişmez.


İnsan bilmeli ki bu kalp, pekçok kapısı olan bir saraya, her tarafı gösteren bir aynaya,
içine pekçok su akan bir havuza benzer. Kalbi bir havuz gibi düşünürsek göz, kulak,
burun gibi beş koldan duygular gelir. Zahirden ve batından kalbe hatıralar akar.
İşte o insanın mizacından meydana gelen ahlak, gazap ve hayal kuvvetleri,
kalbi her an bir halden bir hale çevirir.


Hatıra/havâtır dediğimiz şeyler, değişik düşünce ve değişik zikirlerden meydana gelir.
İnsanın hayatı boyunca kalbinde pekçok havâtır teşekkül eder. Bunlar, niyet,
azim, irade gibi hallerden geçer, kudrette intikal eder. Kudret eli, kolu, ayağı,
vücudu harekete geçirir. Bundan fiiller meydana gelir. Şu ahlde fiillerin teşekkülatı,
hatıraların mahiyet ve cinsine göre insanı ya mesul eder, Allah katında hesabı çetin
bir duruma sokar veya insana rahmet kapısını açar, ahirette nimet-i ilahiyeye ulaştırır.
Demek ki hatıralar iki kısımda meydana geliyor:
Bir kısmı isanı kötülüğe diğer bir kısmı da ileride faydası dokunacak iyiliklere sevk ediyor.


İşte kalbe akan bu iki değişik ırmağın biri melekten diğeri şeytandan olup
melekten akana ilham, şeytandan akana vesvese denir. Kalp, hayırlı hatıralara döndüyse
ve böylece yaptıkları şeriata ve sünnete uyduysa, şeytanın vesvese vermekteki
kolu kısalıyor, zararı azalıyor. Ama kalp şer olan işlere meyl edip Allah'ın emirlerine
uymadıysa, haram işlere yöneldiyse, şeytana bir fırsat düşmüş oluyor.
O zaman vesvesesini artırarak kin ve öfkemizi, garazımızı tahrik eder.
Şeytanın hakim olduğu kalp, nefisle birleşen kalptir. İtaatle Allah'a yaklaşan ve
meleğin ilhamından istifade eden insanın kalbini Allah muhafaza/tevfikini ikram eder.


Melek Allah Teala'nın öyle bir mahlukudur ki, o daima hayrı ifa eder. Hakk'ı keşfeder.
Yani Allah meleği kalbe muallim gibi koymuştur. Hiçbir ücret istemez.
İmam Gazâli Hz., bir insanın vücudunda360 meleğin bulunduğunu bildirir.
Şeytan ise meleğin tamamen zıddı olup şerii ve kötülüğü emreder;
insan hayır ve hasenat yapacağı zaman ona değişik korkularla vesvese verir.
Şeytanın verdiği bu vesvesesinin sonunda kalpte " hızlan"* meydana gelir.


Şu halde insan, bu iki çetin işin ortasındadır. Unutmayalım ki, bir otlaktaki koyunların
bir kısmı otlarken diğer bir kısmı da mezbahaya gider! Allah Teala kulu,
efaline göre bir halden bir hale koyar. Her insanın kalbi, yaratılış itibariyle
hhem hayrı hemde şerri kabul etmede aynı derecede yaratılmıştır. Şu halde kalp,
şeytanın iğvasını kabul ettiği gibi melaikenin ilham ettiği güzellikleri de yapmaya hazırdır.


Bir kul, Allah Teala'nın emirlerine riayet ediyorsa, mesela şehveti iffet derecesinde
evlilik ve nikah ile teskin ediyorsa; gazabını da merhametle adilâne kullanıyorsa,
o zaman nefsani kuvvetler zayıflar. Kalp, Allah'ın zikri ile meşgul olur.
Eğer insan, nefsani arzulara uyar ve dünya sevgisi kalbidne üstün gelirse
şeytanda vesvese vermeye imkân bulmuş olur. Şeytan ve meleğin