nilgün´isimli üyeden Alıntı
İki kişi her rastladıkları yerde münakaşa ediyorlardı. Yüz yüze gelmekten o derece ürküyorlardı ki, âdeta yeryüzü onlara dar geliyordu. Bir gün ecel celladı geldi ve bunlardan birini alıp götürdü.
Düşmanının içini sevinç kaplamıştı. Bir süre sonra, ölenin kabrine uğradı. Zafer kazanmış kumandan edasıyle mezarın başucuna yanaştı ve güldü:
"Ne mutlu, düşmanı öldükten sonra yaşayıp sevdiğinin koynunda yatana! Düşmanından bir gün fazla yaşayan kimsenin ölümüne ağlanmamalı!" diye böbürlendi. Sonra, o adamın mezar tahtalarından birini hınçla kopardı. Baktı ki, vaktiyle ipek sarıklar giyen bu baş, toprakta cukur içinde yatıyor. Sağlığında dolunayı andıran yüzü hilâle çevrilmiş, serviyi andıran gövdesi çöp gibi incelmiş.
Düşmanının cesedini seyreden adamın kalbini, birdenbire öyle bir acıma duygusu kapladı ki, ağlamaktan mezar toprağını çamura döndürdü. Onun için söylediklerine büyük pişmanlık duydu. Hüzün içinde oradan ayrıldı ve ölümünden sonra mezar taşına şöyle yazmalarını vasiyet etti:
"Kimsenin ölümüne sevinme. Kader seni de fazla tutmayacaktır