Hiç uçan adam olur mu?

Televizyon ekranlarını insan görünümlü mutantlar sardı. “Bu da olur mu” dediğimiz,dalga geçtiğimiz “nayır nolamaz”lı türk filmi senaryoları yerini gerçek ötesi karakterlerle donatılmış oldukça batılı, az biraz da mistik filmlere,dizilere bıraktı. Büyük küçük tüm Türk halkının zevkle takip ettiği bir “sıradışı” dizi var artık.
Perilerin cirit attığı, sihirli parmakların şıklayıp durduğu saçma sapan çocuk dizilerinden tutun da, gelecekten ya da uzaydan gelen, uçan kaçan adamların dünyayı kurtardığı Heros, Smallville gibi popüler Amerikan dizilerinin müptelası olduk.
Birkaç yarım akıllının çılgın senaryolar ama eksik ve boş detaylarla kurguladığı bu tip dizilerde en önemli ortak amaçsa “dünyamızı daha iyi bir dünya haline getirmek”. Süper güçlü kahramanlarımızın hepsi ya iyilik için ya da dünyayı kurtarmak için savaşıyor.
İyilik kadar naif, temiz bir duygu, iyilik yapmak kadar basit bir eylem bu kadar mı hayal gücünü zorlayabilir?
Bez bebek, Sihirli Annem, Selena gibi çocukların sevgilisi haline gelen gerçek üstü dizilerle küçücük zihinlere geleneklerinde ve inançlarında olmayan motifler işleniyor. Hepsinde de dünyamızı farklı alemlerde yaşayan insansı, ama insana ait olmayan her türlü yeteneğe sahip garip kılıklı varlıklar yönetiyor. Hayatlarımızı yönlendiriyor ve iyi,kötü, zengin, fakir gibi zıtlıkların dünyadaki dağılımını organize ediyorlar. Bu dizileri daha çok 4 ve 12 yaş grubu arasındaki çocuklar izliyor. Ne tesadüftür ki bir çocuğun kişiliğinin temellerinin atıldığı dönemler de bu yaş aralığına denk geliyor. Çocuk izlediği dizilerdeki renkli karakterleri evdeki hayatıyla karşılaştırdığında güncel yaşantısı, aileden aldığı eğitim ve terbiye içinde bu tip ögelere rastlamayınca kafası karışıyor. Nitekim bir arkadaşımın bez bebek dizisine tutkun 4 yaşındaki oğlunun sorduğu soru durumun vehametini apaçık ortaya koyuyor:
Anne bizi Kulina mı yarattı? Tövbe estagfirullah….
Suç oranının gittikçe yükseldiği Amerika ve Avrupa’daki inançsız toplumlarda baştakiler, bireylerdeki inanç boşluğunu doldurmak, bencil, paylaşmayı bilmeyen ailelerin çocuklarına iyilik,arkadaşlık gibi kavramları aşılamak için stratejik olarak bu tip dizileri ekranlara taşıyorlar. Selena gibi karakterlerin iyilik savaşları batıdaki iyilik görmemiş çocukları bir hedefe, iyi insan olma amacına kitleyebiliyor. Aktif ya da pasif, zengin ya da fakir her çocuk ama her çocuk özel insan, seçilmiş insan olmaya teşvik ediliyor. Harry Potter’ın görünüşü her kolej çocuğu gibi gri pantolonlu, sıradan ve gözlüklü. Artık Süperman gibi, Heman gibi görünüşüyle de farklı, yakışıklı ya da çok güçlü tipler kullanmıyorlar. Süper güçleri sıradan insanların içlerine yerleştiriyorlar. Böylece her çocuğun toplum içinde pasif ya da aktif olmasına bakmadan içindeki iyi güçleri keşfetmesini sağlamaya çalışıyorlar. Bütün bunlar bozuk temeller üzerine inşa edilen binaların çökmesini engellemek için destek taktikler olabilir. Ancak bizim toplumumuzda bu tip ters aşılamalara gerek yok. Bizler zaten insanca yaşamayı, birliği beraberliği ve tüm iyi sıfatları öğütleyen,öğreten ve yaşatan bir dinin mensuplarıyız. Türk milleti olarak da örf ve adetlerimiz kendine dünyayı hayran edecek kadar incelikli ve özel. İnançsız toplumların bozuk temellerini tutsun diye dikilen destekler bizler için fazlalık. Fazlalıktan da ziyade zararlı. Çocuklarımızın aklını karıştırmaktan başka bir işe yaramıyor. Çocuklarımızı bu tip dizilerle büyütmek yerine, onları milli ve manevi değerlerimizle yetiştirmeli, merak ettikleri soruların cevaplarını dinimizi kaynak alarak cevaplamalıyız.
Ama hayal güçleri nasıl gelişecek? diye mırıldananları duyar gibiyim. Hayal gücü yalanlar seyrederek geliştirilmez. Yalanlarla gelişen hayal gücü ise, insanı hayalperest olmaktan ileri götüremez.
Hiç uçan adam olur mu? diye soran çocuğunuza, helikopteri ve paraşütü gösterin. Eğer hiçbir araç kullanmadan uçabilen birini arıyorsanız, evliyalarımızı anlatın… asıl olan ilim ve bilimdir. Hayal gücü böyle gelişir…


Deli Balta
www.saatlimaarif.com